Boğaz’ın en güzel
Osmanlısı…

Yazı/Text: OYLUM YILMAZ
Fotoğraflar/Photos: UMUT KAÇAR
Ne Nişantaşı ne Etiler ne de Bağdat Caddesi… Hiçbiri
boy ölçüşemez Bebek’le… Çünkü Bebek; Osmanlı adabını; insanı büyüleyip avucunun
içine alan ve bu büyülenişte benliği ezmeden,
küçümsemeden, küçültmeden bırakan Osmanlı estetiğini
halen taşıyan son birkaç semtten biridir.

Sırtını İstanbul’un en güzel bahçelerine, en bakımlı
korularına vermiş rahatça… Önündeyse boğazın gümüş suları… Adını, iri kıyım
koca bir adamın lakabından, Fatih’in komutanlarından biri olan Bebek Çelebi’den
alıp, zaman içinde o güzelim kasrını ve daha nice yalısını köşkünü yıktırıp,
iki tarihi kilise ile bir camii ve dört büyük, anıtsal çınar ağacıyla günümüze
varmış. İstanbul’un hemen her semti bir telaş, bir yokoluş ve yeniden doğuş
çabasıyla dönüşümün girdabına sürüklenirken onda bir rahatlık, bir kendinden
eminlik hasıl olmuş zamanla. Ve Bebek, hem şairin, hem de cümle İstanbullunun
gönül tahtına, bir daha hiç inmemek üzere keyfince kurulmuş. Eğer onun için
başka bir isim düşünseydi İstanbullu, adı kesinlikle ‘müstesna’ olurmuş…
Ne Nişantaşı, ne Etiler ne karşı yakadan Bağdat Caddesi…
Hiçbiri boy ölçüşemez Bebek’le… Ne zevkte, ne de lükste, zenginlikte… Çünkü
Bebek; Osmanlı adabını; insanı büyüleyip avucunun içine alan ve bu büyülenişte
benliği ezmeden, küçümsemeden, küçültmeden bırakan Osmanlı estetiğini halen
taşıyan son birkaç semtten biridir. Ve zaten gerçekte de en zenginidir. Her şey
Boğaz’ın etkisindendir belki kimbilir… Bebek koyunun dalgın suyunda İstanbul’un
en güzel aksi ta derinde, İstanbullular halen bu aksin peşinde… Bundandır ki
hangi eğitim ve kültür sevi-yesinden olursa olsun hemen her gerçek
İstanbullunun en azından o meşhur Bebek Kahvesi’nde bir kahvaltı yapmışlığı
vardır muhakkak. Bebek Kahvesi ki, köşkleri, yalıları, lüks pastaneleri, sanat
galerileri, daha çok yabancı dillerde yazılmış kitaplar satan kitapçıları,
insanın başını döndüren çınar ağaçlarının bulunduğu parkı bir yana, semtin hiç
şüphesiz en meşhur mekanıdır. Eskiden yola bakan tarafı pastane, şimdilerde
McDonalds olan kahvede, çay içip börek yeme adeti devam etmektedir. Günün hangi
saatinde olursa olsun Bebek Kahvesi, herhangi bir hafta arası gününün, her
türlü telaştan azade ikindi vaktine aittir…
Ama yine de Bebek’de kahvaltı yapmak öyle lafla söylendiği
kadar kolay değildir. Normal bir insan olarak canınızın çektiği alelade bir
yiyeceğe ulaşmak, ulaşsanız da o yiyeceği satın almak, güçtür açıkçası. Çünkü
son derece alçakgönüllü ve sevimli görünen semt merkezindeki herhangi bir
dükkandan, yemek dahil satın alacağınız hemen her şeyin fiyatı, diğer yerlerin
en az beş katı olacaktır.
Semtin bugünkü zenginliğine, mamurluğuna, bir semt olarak
bugünkü güzelliğine ulaşmasının başlangıcı, 18. yüzyılın ilk çeyreğine, III.
Ahmet dönemine dayanır. Bu dönemden önce semt, eşkıyanın, büyüklü küçüklü
Osmanlı haydutlarının yatağıdır. III. Ahmet, Bebek Bahçesi’nde Hümayunabad
Kasrı’nı, Bebek Camii’ni inşa ettirir. Semte mektep, değirmen, hamam, çeşmeler
ve dükkanlar ilave eder. Böylelikle Bebek yavaş yavaş şenlenmeye başlar.
Dönemin ileri gelenleri de burada konaklar, yalılar, köşkler yaptırırlar. 19.
yüzyılın ortalarında vapurun ve tramvayın semte gelmesiyle Bebek bir sayfiye
bölgesi olmaktan çıkar. O artık Osmanlı zenginlerinin oturmayı tercih ettiği
dörtbaşı mamur bir İstanbul semtidir.
Valide Paşa, Boğaziçi, Ayşe Sultan Koruları Bebek’e yeşilini
veren, genellikle de eski güzelliğini aşağı yukarı taşıyan korulardır. Yılanlı
Yalı, Valide Paşa Yalısı (Mısır Konsolosluğu) ve Kavafyan Konağı, Bebek
semtinin günümüze gelen tarihi yapılarındandır. Kasrı yıkılsa da ayakta duran
Bebek Camii, Fransız Yetimhanesi, biri Rum Ortodoks, biri Katolik Kilisesi, bu
küçücük koy-semti tarihi olarak da zenginleştirir. Ancak diğer boğaz
semtlerinin aksine Bebek tarihi değil, daha modern bir yüze sahiptir. Binaları
ya yepyeni yapılmış ya da yüzleri muhakkak yenilenmiştir. Genellikle
yerli-yabancı diplomatlardan, iş adamlarından / kadınlarından oluşan semt
sakinleri aslında son derece içe kapalıdır. Para, semti ve insanlarını doğal
olarak yalıtmıştır ki Bebek’in başta söylediğimiz dönüşüme karşı duruşunun
temelinde de bu yatar biraz. Kısacası ne ülkede ne şehirde ne de semtte pek
karşılaşmadığımız, karşılaşamayacağımız sakinleri bir yana, Bebek yaşanası
değil bakılasıdır daha çok…

Bebek Kahvesi’nde vakit, okuyarak, söyleşerek keyifle
geçer.

Yemyeşil Bebek denizin mavisiyle kucaklaşırken
dinlendirir.