“Sponge” Sünger İstanbul
2056
Strüktürün Beyoğlu üzerindeki kısmi kesiti. Su pullarla
temas ederek iç hazneye çekilir, ayrıca kıskaçlar vasıtasıyla zemin üstündeki
su da emilir.
Mimar Yamaç Korfalı bu
kurgusal projesinde, yarım yüzyıl sonraki İstanbul’a ilişkin bir çözüm önerisi
getirmek yerine, yakın bir geleceği, tanıdık bir çevre ve belirli bir tema
içerisinde, farklı bir bakış açısıyla karikatürize ederek ifade etmeye çalışıyor.

Cephe arkasında filtre işlevi gören katmanlar suyu arındırır.
Yamaç Korfalı n “The Sponge, İstanbul 2056” projesini, 2006 yılında ertelenen İstanbul Mimarlık Bienali kapsamında tasarlamaya başladım.
Teması “Su ve Asfalt” olarak açıklanan bienal, geçmişte deniz ve nehirlerin,
yani “su”yun, şehirlerin gelişiminde, kültürel ve coğrafi oluşumlarında
oynadığı rolü; sanayi devrimi sonrasında otoyol ve araçlar ile “asfalt”ın,
şehirlerin yapılanmaları ve birbirleriyle olan ilişkilerine olan etkisini; su
ile asfaltın karşıtlıkları, çekişmeleri ve etkileşmelerini, özellikle de bir su
şehri olan İstanbul’da bıraktıkları izleri irdelemektedir.
Bienal teması çerçevesinde İstanbul’da geçmişin izlerini
inceleyerek, su ile asfaltın yaptığı güreşi gelecekte farklı bir platformda
sergileme fikrinin ortaya çıkmasında, o günlerde medyada, küresel ısınma ve
mevsimlerin değişmesi ve bu değişimin İstanbul, Londra, Rotterdam gibi su
şehirleri üzerindeki etkilerinin tartışılıyor olması etkin oldu.
Küresel ısınmanın, dolayısıyla buzulların erimeye
başlamasının başlıca nedenlerinden biri olarak, endüstri devrimi sonrası fosil
yakıtlarının tüketilmeye başlaması ve bunun atmosferdeki sera gazlarının
miktarını artırması gösteriliyor. “Küresel ısınma, uluslararası terörizmden
daha büyük bir tehdit” diye açıklama yapan, İngiliz hükümetinin bilimsel konulardaki
başdanışmanı Sir David King, konuyla ilgili olarak, buzulların erimesinin
aslında yavaş gelişen bir süreç olduğunu, fakat küresel ısınmayla birlikte
artan hava sıcaklığının bu süreci hızlandırdığını ve Grönland buz tabakasının
erimesi halinde deniz seviyesinin 6-7 m yükseleceğini ileri sürdü.
Eski medeniyetlerin tarihlerine baktığımızda, doğal
felaketlerle karşı karşıya kaldıklarını görüyoruz. Columbia Üniversitesi’nden
Jeolog Dr. William Ryan ve Dr. Walter Pitman, günümüzden yaklaşık 7.500 yıl önce
Marmara’da çok büyük bir doğa felaketinin meydana geldiğine dair kanıtları
olduklarını açıkladılar. Karadeniz ve Boğaz sularının derinliklerinde
yaptıkları incelemeler doğrultusunda, Karadeniz ile Akdeniz arasında baraj
görevi yapan boğazın, MÖ 5600 yıllarında buzulların erimesi ve Akdeniz’in su
seviyesinin yükselmesinden ötürü, açılarak Karadeniz’e taştığını ve yaklaşık
155.000 m2’lik bir alanın sular altında kaldığını belirttiler. (W. Ryan, W.
Pitman, Noah’s Flood, Simon & Schuster, London, 1999)
Kısaca bahsettiğim bu veriler doğrultusunda, 50 sene sonra
İstanbul’da deniz seviyesinin 7.500 sene öncesi gibi tekrar yükseldiğini
varsayarak, burada yaşayan insanların geçmişteki gibi Mezopotamya’ya göç
etmeden İstanbul’da su ile beraber günlük hayatlarına devam ettikleri ve bu
yeni düzene uyum sağladıkları bir ortamı çizmeyi düşündüm. Galata ve çevresine
odaklanarak, mesafelerin adımla değil kulaçla aşıldığı, öğrencilerin üniforma
yerine dalgıç kıyafetleriyle okula gittiği, tramvay yerine denizaltıların kullanıldığı
bir senaryo üzerine spekülasyon yapmaya çalıştım. Asfaltın suya yenik düştüğü
bir raund ya da öyle sanılan.
Resim 6 ve 7’deki “Sponge” adlı şekilsiz kütle, İstanbul’da
yükselen deniz seviyesiyle değişen sokak dokusunu ve yaşantısını, suyu içine emip
hapsederek, tekrar eski haline dönüştürmeye yönelik tasarlanmıştır. 2 m kalınlığında kesit içerisindeki katmanlar kurgusu, insan derisindeki terleme (perspirasyon)
işlevine benzer bir yöntemle suyun içeri alınmasını sağlar ve bu geçiş
sürecinde filtre ederek suyu arındırır. Su, cepheyle temasa geçtiğinde, cephe
üzerine giydirilmiş esnek pullar vasıtasıyla kütlenin iç haznesinde emilir.
Kütle elastik bir yapıya sahiptir ve cephe üzerine basınç uygulandığında buna
karşı reaksiyon gösterir. Suyun şekil vermeye çalıştığı bu “şekilsiz kütle”,
yerleştirildiği sokak dokusuna adapte olarak farklı amaçlara –ulaşım gibi–
hizmet verebilir. Kütlenin başlangıcı ve sonu belirsizdir ve aslında bunun
fazla da önemi yoktur, çünkü odağı fiziksel yapısına değil de duruma çekmek
ister.
Kurguya dayalı olan bu projeyi, bir çözüm önerisi yerine,
yakın bir geleceği, tanıdık bir çevre ve belirli bir tema içerisinde, farklı
bir bakış açısıyla karikatürize ederek ifade etmeye çalıştım. n Y.Mimar Yamaç
Korfalı, YTÜ, Bartlett.

Cephedeki pullar, insan derisinin yaptığı terleme işlevinin
tersini gerçekleştirerek suyu cepheden içeri alırlar.
Strüktürün Beyoğlu üzerinde farklı açılardan görünüşü.

Haliç’in günümüzdeki hali ile 50 sene sonra suların
yükselmesiyle kaybolmuş dokusu, suların asfaltla bütünleşmesi.

Galata kulesinden bakıldığında, strüktürün, yerleştirildiği
sokak üzerindeki görüntüsü.