Boğaz’ın son durağı
Rumelikavağı

Yazı/Text: YELİZ ERKOÇ Fotoğraf/Photos: FATİH PINAR
Rumelikavağı’ndayım… Hala İstanbul’da mıyım? Az önce
trafikle boğuşmuştum. Birdenbire nasıl bu cennette buldum kendimi? Rumeli
yakasının son iskelesi olan Rumelikavağı, İstanbul’a yakınlığı ve hala balıkçı
köyü tadındaki sakinliği ile ziyaretçilerini şaşırtıyor.

Deniz Rumelikavağı’nda hayatlar kuruyor, midye ve
balıkçılık pek çok semt sakininin geçim kaynağı.
Zümrüt denizi ve sırtlarından seyre dalınan nefis boğaz
manzarası ömre bedel. Sıcacık güneşin altında Anadolukavağı’yla kavuşamayan iki
sevdalı gibi karşılıklı bakışıyorlar.
Rumelikavağı’na Bizans döneminde verilen isim Hieoron
Romelias. Söylenceye göre Kavak bu ismi, kalenin bulunduğu yerdeki Bizans mabedinden
almış. Semtin Kavak isminin ise çarşı içinde bulunan çınar ağaçlarından geldiği
anlatılıyor. Çünkü halk arasında çınar ağaçlarına kavak ağacı da denilirmiş.
İsmin gerçeğe en yakın kökeni şöyle açıklanabilir: Osmanlılar döneminde deniz
geçişlerini kontrol etmek amacıyla yapılan çarşı içindeki Kale (Kavak hisarları
deniliyor) nedeni ile Kavak adını almış. Rumeli yakasında olduğu için de
Rumelikavağı olarak isimlendirildiği söylencesi yaygın. Evliya Çelebi’nin
1630’da Rumelikavağı hakkındaki izlenimleri şöyle, “Boğaz’ın iki yakasındaki
kadim kaleler zaman ile harap olduğundan IV. Sultan Murad asrında Boğaz’dan
içeri girip Yeniköy, Tarabya, Büyükdere, Sarıyer kasabalarını vurup yağma
ettikleri Murad Han’a aksettiklerinde divan ve meşveret idüb Kaptan Recep
Paşa’nın ve Kozlulu Ali Ağa’nın rey ve tedbirleri ile Boğaz’ın ağzında iki
tarafa kal’alar inşa olunması münasip görüldü.”
Rumelikavağı'nın yerli halkı Rum'du. Bizans döneminde
boğazın büyük yerleşim bölgelerinden biri olan Rumelikavağı, aldığı göçlerle
kalabalıklaştığı gibi Türk nüfus da arttı. Osmanlılar döneminde ise Rum nüfus
azaldı. Rus Savaşı (1877, yani 93 harbi) ile başlayan büyük göçte de
Rumelikavağı Sarıyer'in büyük köylerinden biri oldu.
Rumelikavağı, Antikçağ’dan Bizans’a, Osmanlılar’dan Cumhuriyet
dönemine kadar her dönem askeri bölge olma özelliğini korudu. Yine savunma
amacı ile inşa edilen Rumelikavağı Kalesi köyün üst kısmında, şimdiki
Garipçe-Fener yolunun alt tarafında bulunuyordu. Kale, gümrük noktalarının
kontrol altına tutulması amacıyla 12. yy.da I. Manuel Kommenos tarafından inşa
edildi. Bu kalenin eşi 100 yıl kadar sonra karşı Kavak'ta, yani
Anadolukavağı'nda yapıldı. Karşılıklı iki kalenin yapılmasından amaç, karşıdan
karşıya zincir çekilerek ticaret gemilerinin geçişini önlemek ve gümrük parası
almaktı. Kale 14. yüzyılda Cenevizlilerin, 1452 yılında da Osmanlıların eline
geçti. Bugün kalenin sadece kalıntıları var. Bu kaleye Polikhion Kalesi,
Asomaton Kalesi, İmros Kalesi, Osmanlılar döneminde ise Ceneviz Kalesi ile
birlikte Eski Kale de deniliyordu.
Manzaraya doyamadığım tepeden aşağı doğru inerken arabasını
deniz yönünde park etmiş bir aile ile karşılaşıyorum. Küçük kızları Başak üç
köpekle oynuyor sarmaş dolaş. Köpekler samimiyetle sokuluyorlar küçük kıza.
Annesi hemen anlatıyor durumu. “Biz fırsat buldukça buraya kaçarız,
Rumelikavağı’na. Doğa harikası bir yer, sessiz, sakin. Bütün sorunlardan
uzaklaşıyoruz burada. Kızım da kendine yeni arkadaşlar edindi. Bu üç köpeği
beslemek onun en büyük zevki. Kavak belki Başak’a gelecekteki mesleğini hediye
etti. Veteriner olmak istiyor şimdi.” diyor. Baba Selçuk Bey ekliyor,
“Ailemizde iki ciddi hastamız var. Durumları ağır. Onları getirdik buraya.
İkisi de eve dönmek istemedi. Nasıl iyi geldi onlara bilemezsiniz.”
Akşam güneşi semtten yavaş yavaş elini eteğini çekerken
kahvehane kalabalıklaşmaya başlıyor. Sandalyeler birer ikişer sokağa diziliyor.
Beş çayına ve ona eşlik eden ballı sohbete katılmamak olmaz. Doğma büyüme
Rumelikavağı sakini gazeteci İrfan Terzioğlu başlıyor anlatmaya, “Burası
İstanbul’un hem içinde, hem dışında. Yazın neredeyse günde on bin kişi gelir
Kavağa. Altınkum, Gümüşkum, Elmaskum adında birbirinden güzel plajlarımız var.
Tabii bir de Telli Baba var ünlü. Onu söylemeden Rumelikavağı’nı anlatmak
olmaz.”
Aslında Telli Baba’nın mezarında Türk balıkçıya aşık olan
bir Rum rahibe kızın bulunduğu söylencesi yaygın. Rahibe kız Rumelikavağı’ndaki
manastırdan deniz yolu ile kaçarken, kayığının batması üzerine boğularak ölmüş,
cesedi kıyıya vurmuş ve bulunduğu yerin az yukarısında gömülmüş, mezarı üzerine
de gelin teli konulmuş. Fakat zamanla söylenceler değişikliğe uğramış ve Telli
Gelin, Telli Baba olmuş. Neredeyse tüm ülke Telli Baba’yı bilir. Çünkü bu
türbeye gelip evlenmek için dua edenlerin dileklerinin kabul olacağına
inanılır.
Rumelikavağı, bol ziyaretçisinin dışında yerleşik semt
sakinlerinin birbirini çok iyi tanıdığı bir yer. Günümüzde pek rastlamadığımız
bu durumu açıklayan iki neden var Kavak’ta. Birincisi Boğaziçi imar kanununa
göre yeni bina yapımı yasak. İkinci neden ise yerleşiklerin evlerini kolay
kolay satmaması. Semt sakinlerinin özen gösterdiği bu durum hem insan
ilişkilerini, hem de semtin kültürünü korumak açısından önem taşıyor. Muhtar
Cevdet Bayraktar, semtte oturanların neredeyse yüzde doksanının Karadeniz
kökenli olduğunu söylüyor. Balıkçılık ve lokantacılığın Rumelikavağı’nın en
önemli iki sektörü olduğu ekliyor Muhtar. Ayrıca son yıllarda artan gazinolar
da oldukça ünlü ve semtte bir geçim kapısı.
Balık, Rumelikavağı’nda anahtar kelime. Ve tabii ki
balıkçılık. Otuz yaşındaki Nihat Bey baba mesleği olan balıkçılığı on beş
yaşından beri sürdürüyor. Üç ay boyunca denizde kalan balıkçılar İstanbul’un en
taze balığını bizzat elleriyle tuttuklarını anlatıyorlar gururla. Balık
cephesinin ikinci neferi balık lokantaları. Taze balık yemek için şehrin diğer
ucundan kalkıp gelen müdavimlerine özenle hizmet ediyorlar. Lokantaların
girişinde yeni tutulmuş kalkanlar gösterişle dizilmiş. Elli beş yaşındaki
Necati Karadeniz’le müşterisine yarım ekmek midye hazırlarken tanışıyoruz.
Rumelikavağı’nı hala çok seviyor Necati Bey. Ama yine de eski tadı aradığından
dem vuruyor. En çok imar yasasından memnun olduğunu belirten lokantacı, “İnşaat
yasağı olmasa İstanbul gibi burayı da tanıyamazsınız,” diyor.
Rumelikavağı’nın kente balık konusundaki vazgeçilmez
hediyesi midye. Özel midye teknelerinin denizden çıkardığı midyeler tek tek
elle açılıyor, temizleniyor ve dolma haline getiriliyor. Bu işle uğraşan otuz
bir yaşındaki Emine Hanım, balıkçı eşinin getirdiği midyeleri elini otomatik
bir makine gibi kullanarak açıyor. Günde üç bin ile beş bin arasında midye
temizleyen Emine Hanım halinden hiç şikayetçi değil. Aksine evine ve eşine
yardımcı olmaktan mutlu olduğunu söylüyor.
Rumelikavağı’nda bir gün daha sona ererken en güzel veda, o
günün favori balığı ve rakı ile birlikte yapılıyor. İnsan, Boğaz’ın
manzarasıyla mı rakıyla mı sarhoş olduğunu bilemiyor nedense…

Most of people Rumelikavağı’nda yaşayanların çoğu
Karadeniz kökenli ve denizle iç içe bir yaşam sürüyor.