İpuçları
Kırmızılar diyarı DENVER

Amerika’nın ortasında ‘Kırmızılar’ diyarındayım. ‘Colored
red’ yani kırmızı renkli anlamına gelen Colorado eyaletinin, kırmızı
kayalarıyla ünlü en büyük şehri ve başkenti Denver’dayım. Büyük çoğunluğunuzun
“koskoca Amerika’da gezecek bir sürü yer varken Denver şehri de nereden çıktı”
diyeceğini tahmin ediyorum. Anlatayım efendim; Denver şehrine aşinalığım yıllar
önce dünyanın en ünlü müzisyenlerine evsahipliği yapmış, adı gibi devasa
kırmızı kayaların ortasında kurulmuş muhteşem Red Rocks amfi tiyatroda Björk’ün
çok istememe rağmen göremediğim konseri. İçimde ukte olarak kalan bu anıdan
yıllar sonra bir arkadaşımın düğünü vesilesiyle sonunda bu şehirdeyim işte!
Deniz seviyesinden 1 mil yükseklikte olması nedeniyle ‘The High-mile city’ Türkçe mealiyle Amerika’nın en yüksek noktası olan bu şehir
düşündüğümün aksine dağın tepesinden ziyade dümdüz, neredeyse ova kıvamında bir
görüntüye sahip. Amerika’nın 10. en büyük ‘downtown’ yani şehir merkezi olan
sokaklarında turladığımda havanın serin olmasına rağmen güneşin pırıl pırıl
parladığı dikkatimi çekiyor, oksijenin iliklerime kadar işlediğini hissediyor
ve ciğerlerime temiz havayı olabildiğince çekiyorum. Temiz havanın şokunu
atlatmadan yılın 300 günü güneşin eksik olmadığını öğrendiğim bu şehir beni
kendine aşık etti bile. Şehir merkezinde 600 bin olan toplamda 3 milyonu bulan
nüfusuyla, geçmişinde kovboyların ve dünyada Amerikan parasının en çok
üretildiği yer olan darphanesi ile önemli yer tutmuş. Günümüzde sanatın her dalının
sergilendiği ve açıkhava festivallerinin merkezi konumuyla geleceğin sanat ve
kültür başkenti olmaya aday. Sadece 24 kilometre uzaklıktaki Rocky dağlarına yakınlığını da unutmamak gerekir.
Buralara gelip de Red Rocks amfi tiyatrosuna gitmemek
olmazdı. Björk’ü canlı seyredemesem de kırmızı devasa kayalarla kaplı amfi
tiyatronun koltukarında oturmuş kulağımda Björk’ün ‘Possibly maybe’ şarkısını
dinliyorum. Konseri kaçırsam da, gözlerimi kapatıp tek kişilik
konserdeymişcesine kırmızılar diyarında bir gün canlı olarak onu
seyredebilmenin olasılığıyla kendimden geçiyorum. Tavsiye ederim çok iyi
geliyor.
Denver hakkındaki şaşırtıcı gerçekler:
•Denver 200’den fazla parkla Amerika’nın en geniş park
sistemine sahip. Başka bir deyişle New York’un Manhattan adasından daha büyük.
•Denver, olimpiyatları reddetmesiyle de tarihe geçmiştir.
1976 yılında olimpiyatlara evsahipliği yapmaya hazırlanırken, tüm eyalette
yapılan oylama sonucunda halkın yüzde 62 gibi çoğunluğunun ‘hayır’ demesiyle
olimpiyatlar yapılamamıştır. Halkın gerekçeleri; maliyetlerin yüksekliği,
gelecek kalabalık ve havanın kirlenme riski oldu.
•Yılın 300 günü boyunca güneş Denver’ı hiç terk etmiyor. Bu
da Miami Beach ve San Diego’dan daha fazla saat güneş alıyor anlamına geliyor.
•Denver International Airport Amerika’nın en büyük havaalanı
konumunda.
•Denver spor başkenti olarak da anılıyor. Amerikan
futbolundan NBA’a dört büyük spor dalı bu şehirde. Ki ‘soccer’ yani bizim
bidiğimiz futbol takımı da cabası.
•Dünyanın en düz tepeli dağı Grand Mesa da Denver’da yer
alıyor.
Görülmesi gerekenler; Colorado History Museum, Denver Art
Museum, Downtown, Denver Botanic Gardens, Denver Museum of Nature & Science
City Park.

Kovboylar, kırmızı kayalar, altın arayıcıları; Denver’ı
Denver yapan özellikler.