26 Mayıs 2012 Cumartesi
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Gelecek de bir gün gelecek…

 

 

Yazı/Text: TANSEL TÜZEL

Fotoğraflar/Photos: SERVET DİLBER

 

Yaşlılık insanın son mevsimi, son evresi, ama çoğu zaman ilerleyen yaşlarla birlikte hastalıklar ve yaşama zorlukları başgösteriyor. Zayıflayan bellekler, artan

tansiyonlar, şekerle gelen bir ömür dilimi. Zamanla yaşlılığın getirdikleri yaşlı yakınlarını da depresyona sokuyor… Unutmayın herkes yaşlı, ya da yaşlı adayıdır. Onlara iyi bakmak gerek.

 

Yaşlılık kabullenilse de sağlıkta meydana gelen değişimler sürekli bakımı zorunlu kılıyor. 

 

Yıllar akıp gittikçe, bir zamanların küçümsenen belleği, bizim için değer kazanmaya başlar. Anılar, biz farkına varmadan üst üste yığılır. Bir de bakarız ki, bir arkadaşımızın, bir yakınımızın adını boşu boşuna arayıp duruyoruz (…) Tüm yaşamımızı şekillendirenin bu bellek olduğunun farkına varabilmemiz için, çok az da olsa belleğimizi yitirmeye başlamış olmamız gerekir. (…) Belleğimiz bizim uyumumuz, varlık nedenimiz, davranışlarımız ve duygularımızdır. Onsuz bir hiçiz…” diye yakınıyor sinemanın gelmiş geçmiş en iyi yönetmenlerinden Luis Bunuel ölümüne az kala…

Çoğunluğun, ömrünün son demlerinde yazdığı ‘Bir Dinozorun Anıları’ adlı anı kitabı ile tanıdığı Prof. Mina Urgan’sa fazla yaşamaktan biraz utanarak, “Bu dinozor öyle bir yaşa geldi ki artık, bunca genç bunca çocuk ölürken, daha fazla yaşamak biraz ayıp gelmeye başladı ona. İsteği, çevresine ve kendisine bir baş belası haline gelmeden, bu dünyadan göçüp gitmek. Kalanlara sonsuz sevgiler,” diyerek veda ediyor hayata.

Yaşlılık; ömrün son evresi, son baharı… Ama dertlerle, hastalıklarla geliyor ve en fenası yanında kendine yetememeyi getiriyor… Zamanla öyle bir evreye geliniyor ki, yaşlılığın getirdikleri yaşlı yakınlarını da hasta ediyor. Zamanın bütün yakınlıklara, bütün sevgilere rağmen dayattıkları hem yaşlıları üzgün ve yapayalnız, hem de yaşlı yakınlarını sorumluluklarını yerine getiremedikleri kaygısıyla hasta ediyor. Ve huzurevleri Türkiye’de de, artık evin her ferdinin okumak ya da çalışmak amacıyla tüm gününü dışarıda geçirmesi nedeniyle, yavaş yavaş da olsa hayata geçiyor. 

Doktor Tülin Öztürk de bir hasta yakını. Bir insanın babası Alzheimer olunca neler yaşayabileceğini sonuna kadar biliyor. Tüm aileyi birlikte yıkan ve yorulduğunuzda kimsenin yardımcı olamayacağı, gelip de elinizden tutamadığı bu durum onu düşünmeye ve çareler aramaya zorlamış. Çünkü babası henüz yaşarken onu, kısa bir süreliğine de olsa emniyet edip de bırakabileceği bir yer bulamamış. Babasının hastalığı süresince ilgilenmeye başladığı yaşlılıkla ilgili hastalıklar, katıldığı uluslararası konferanslar sonrasında bu işe soyunmaya karar vermiş. Önce yalnızca Alzheimer’lı hastalar için bir bakım merkezi, ardından da hastalığın ilk evresindekiler ve farklı hastalıkları olan yaşlılar için bir huzurevi açmış. Huzurevi, Göztepe’de Tevfik Efendi Konağı’nda yaşlı konuklarını ağırlıyor. Çiçeklerle bezeli bu tarihi mekanın her odası farklı anlayışla döşenmiş. Muhabbet kuşları, çiçekleri, tertemiz hemşireleri, bakıcıları ve her tür tıbbi cihazın yer aldığı huzurevinin sakinleri yaşıtları ile birarada bir yaşam paylaşmaktan mutlu.

85 yaşındaki Rana teyze, “Çok memnunum burada olmaktan. Burada arkadaşlar buldum. Evde yalnızdım, tek başına değildim ama yaşıtım yoktu. Sağlığım sokağa çıkmaya ve dolaşmaya müsait değil. Asansör yok apartmanda. İki merdiven çıkmak zorlaştı. Ailem kalabalık ama çoğu yaşlandı, gençler işe gidiyorlar. Çocukları, torunları var. Bunlar buraya gelmeme neden oldu. Çok memnunum, kendi isteğimle geldim. Öyle getirilme, bırakılma filan yok. Yaşlılıktan memnunum, mühim sağlık problemlerim yok, kalp kapakçığımda biraz açıklığım var. Bronşitim var ama iyiyim. Yaşlılık kabullenirseniz güzel bir dönem. Kabullenmezseniz olmaz. Huzurum yerinde. Gözümden rahatsız olmam beni üzüyor bir tek, çünkü örgü örüyordum bir gözümü kaybedince öremez oldum, bu beni üzüyor. Gözlüklerim değişirse belki örgü örebilirim. Onun haricinde güzel. Beyefendiler, hanımefendilerle birlikte yaşıyoruz. Çevremizde iyi insanlar, güzel geçiyor. Yazı bulursak daha iyi olacak belki biraz sokağa çıkarız. Evim de yakın. Gidebilirim de daha gitmedim. 85 bitti, ayın 8’inde 30 kişi birlikte çok güzel bir yaşgünü yaptılar bana. Torunlarım da geldi. Evladımı yitirdim ben 1.5 sene önce o beni bitirdi ama Allah takdiri ne yapacaksınız,” diyor.

Huzurevinin doktoru, yöneticisi, sahibi ve işletmecisi Dr. Tülin Öztürk, tek bir bakıcı elinde kalan yaşlıların yaşamdan daha çabuk koptuklarına dikkat çekiyor ve anlatıyor, “Biz kendi tecrübemiz nedeniyle daha çok Alzheimer’lı yaşlılara göre planladık her şeyi ama baktık ki akıl sağlığı yerinde ama bakıma muhtaç pek çok yaşlı insan var, kendi ihtiyacını zor karşılayabilen, bakıcının elinde kalmış yaşlıları hedefledik. Sosyal bir yaşam alanı burası… Bu sosyal yaşam alanı içerisinde hem tedavilerini öngörüyoruz, ozonterapi, fizyoterapi, psikoterapi gibi tüm terapilerini yapıyoruz. Gelen kişinin burada ömrünün son kısmını çabuk bitirmeyecek, tam tersine yaşam kalitesini artıracak yöntemleri kullanıyoruz. Büyük bir asansörümüz var, sedye için ideal. Hastane altyapılı bir huzurevi burası… Bize gelen yaşlıların zaman zaman ajitasyonları olmuş, tek başına kalmak istememişler, bakıcıları istememişler. Çünkü genellikle bakıcılar ne kadar iyi olurlarsa olsunlar eğitimli değiller. Bir yerde çaresiz kalıyorlar. Çocuklar daha rahat etmek istiyorlar. Bir kadına baktırdığınız zaman da mutlaka her gün uğramanız, ilaçlarını kontrol etmeniz, doktora götürmeniz gerekiyor, yani sorumluluk bitmiyor. Onlara hem bir ev tahsis ediyorlar, hem yanlarına bir bakıcı tutuyorlar, ekonomisini de düşündükleri zaman burası daha ekonomik geliyor. Hem ekonomik hem de sürekli doktor hizmetinden yararlanıyorlar. Tüm ihtiyaçları görülüyor ve tüm tedavileri yapılıyor. Psikoterapi yapılıyor. Gelen hemen tüm yaşlılarda depresyon oluyor. Yaşlılığa bağlı depresyonlar geçiriyorlar. Bir de ne kadar dikkat edilirse edilsin, çağa göre daha başka yaşadığımız için herkesin bir iş alanı var, akşama kadar da çalıştığımıza göre çalışan bir toplumuz sonuçta ve anneye ve babaya yeterince zaman ayıramıyoruz. Bu sevgiyle alakalı değil, tamamiyle zamanla alakalı. Farklı bir Türkiye’deyiz artık. Huzurevleri de televizyondakiler gibi değil gerçekten huzur olan yerlere çok ihtiyacımız var yaşlılar için. Huzurevlerinde de sadece bakılması değil tedavilerinin de olması gerekiyor. Genelde hep ticari gözle bakılıyor bu işlere.

Yaşlılık geriye dönüş aslında. Artık o kadar çok ilgi ve bakıma ihtiyaçları var ki onların, bebeklik gibi. Ve bebeklikten çok daha zor elbette. Kişi anne ve babasını öyle gördüğü zaman, bir zamanlar onu büyüten, üzerinde yaptırımları olan bir kişi bebekleşince ruh sağlığı bozuluyor. ‘Annem, babam böyle mi olacaktı?’ diye depresyona giriyorlar. O anlamda o kişilerin kendi anne ve babalarına bakmaları çok zor oluyor ve bunu da bizim gibilere bırakıyorlar. Yaşlılık bir çocukluk ama çocukluktan biraz daha farklı. Alzheimer daha farklı kişinin zaman zaman akıl sağlığı yerine gelebiliyor. Kendi yaşadıklarının farkına varınca daha da üzülüyor, ben bu duruma mı düştüm diye, zamanında ben böyle değildim. Her açıdan ve herkes açısından çok zor bir hastalık. Bu insanlara hizmet vermek gerekiyor.

Yaşlıların en çok ilgiye ve paylaşıma ihtiyacı var. Onun için huzurevlerine geliyorlar. Gelini ve torunlarıyla oturan bir misafirimiz var, tam yaşlılık hastalığı diye tabir ettiğimiz hastalıkları var; görme zorluğu, hipertansiyon gibi... Ama torunlar ona eşlik edemiyor çünkü yaşadıkları zaman dilimleri farklı. Aynı evde o onu rahatsız ediyorum diye düşünüyor, diğerleri de onu rahatsız ettikleri düşüncesindeler. Bu ince düşünceyle buraya geldi kendisi. Böyle de olmalı, çünkü bu kez herkesin yaşantısı kısıtlanıyor aynı ev içerisinde, bu da sorunlara yol açıyor. Burada paylaşım var, istedikleri zaman aynı odada televizyon seyrediyorlar istemedikleri zaman herkes kendi odasına çekiliyor. Her bakımdan özgürler. Hem yalnız kalabiliyorlar hem de sosyal alanları var.”

www.bukethuzurevleri.com

 

Tevfik Efendi Konağı bugün pek çok yaşlıya kaliteli yaşam imkanı sunuyor.

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


67238 - unknown - 38.107.179.239