“Şili” Doğanın eşsiz bileşkesi

Yaz/Text: OYA BERK Fotoğraflar/Photos: ERSİN DEMİREL
Sanat hayatı amatör tiyatrolarda başlayan; dublaj,
dizi film ve sinemayla süren Şenay Gürler iki yıl hasret kaldığı sahneye
yeniden kavuştu. Sanatçı iki dizi ve dublaj çalışmalarının yanında, Özen
Yula’nın Kenter Tiyatrosu’nda sergilenen oyunu ‘Kocamı Nasıl Pişirdim’de büyük
bir mutlulukla sahne alıyor.

Ay Vadisi doğanın yarattığı muhteşem şekillerle bezeli.
Rapa Nui heykelleri volkanik taşlardan yapılıyor.
Latin Amerika yolculuğumuzun ilk durağı Şili, yerli
karakteri yoğun olmayan bir nüfusa sahip… Ülkenin güneyindeki topraklar, dağlar
ve çöllerden oluştuğu için, büyük kentlerin nüfusu oldukça fazla. Başkent
Santiago, yemyeşil parklarıyla büyük şehrin olumsuz etkilerini ortadan kaldıran
bir kent. Metropolitano Parkı kentin en büyük parklarından biri. Yukarı
tırmanan vagonlarla San Cristobal tepesine çıkıp başkenti tepeden seyrediyoruz.
Santa Lucia Tepesi ve hemen yakınındaki Torres Mirador günlük koşturmacanın ardından
yorgunluk atmak için ideal. Bütün Latin Amerika şehirlerinde olduğu gibi,
burada da tüm önemli yapılar merkezdeki Plaza de Armas meydanının etrafında
toplanmış. Ulusal Tarih Müzesi’nde, yüzlerce yıl öncesinden ülkenin yakın
tarihine kadar uzanan bir zaman kesiti içerisinde Şili sergileniyor.
Orta ve Güney Amerika’da Kolomb öncesi uygarlıklarla ilgili
buluntuların sergilendiği Chileno de Arte Pre-Colombino Müzesi, And
kültürlerinin zenginliğini ortaya koyan etkileyici bir mekan. Müzedeki
kaynaklardan, mumyalama tekniğinin Mısırlılardan iki bin yıl önce Güney
Amerika’da Chincorro uygarlığı tarafından kullanıldığını öğreniyoruz. Üstelik
mumyalama işlemi Mısır’da olduğu gibi soylular için değil, her sosyal tabakadan
insan için yapılıyor ve ölümden sonraki yaşama yapılan yolculuğa bir hazırlık
olarak görülüyor.
Şilili ünlü ozan Pablo Neruda’nın Santiago’daki evi müzeye
dönüştürülmüş ve kentin önemli ziyaret noktalarından biri haline gelmiş. Evin
adı ‘La Chascona.’ Şiirleriyle iç dünyamıza konuk olan şairin evini, mimarisi
ve iç yerleşimiyle seçkin bir zevkin ürünü olan bu mekanı dolaşırken
heyecanlanıyorum. Şairin küçük bir sahil kasabası olan Valparaiso’da da bir evi
bulunuyor. Bu evin adı ‘La Sebastiana.’ Evin tümüne bir gemi teması hakim.
Daracık merdivenler, küçük kamaralara benzeyen odalar, yuvarlak pencereler,
çeşit çeşit deniz kabukları ve muhteşem bir deniz manzarası...
Şairin ‘Kara Ada Şiirleri’ adlı kitabını yazdığı Isla
Negra’ya, Valparaiso’dan otobüslerle ulaşmak mümkün. Gerçekte bir ada değil burası,
küçük bir sahil kasabası. Neruda’nın buradaki evi rehber eşliğinde
gezilebiliyor. Evdeki her detayla ilgili bilgiler veriyor rehberimiz.
Neruda’nın gemi merakı bu evde de kendini göstermiş. Salonda eski gemilerin ön
kısmına konulan kocaman ahşap kadın heykellerinden birkaç tane var. Yemek
odası; aralarında eski devlet başkanı Allende’nin de olduğu yüzlerce konuk
ağırlamış bir zamanlar. Koleksiyonların bulunduğu ayrı bir bölüm var evde,
Neruda sıkı bir koleksiyoncu imiş. Masklar, şişeler, kelebekler, müzik
aletleri, pipolar, heykeller, deniz kabukları, gemi maketleri gibi onlarca
nesneyi özenle biriktirmiş yıllar boyu.
Başkent Santiago’dan yaptığımız otobüs yolculuğuyla, ülkenin
orta kesiminde bulunan ve ‘Göller Bölgesi’ olarak anılan bölgenin merkezi olan
Puerto Montt’a geliyoruz. Puerto Montt, Şili Patagonyası’na veya Arjantin’e
geçmek isteyen gezginlerin de uğrak yeri aynı zamanda. Göller bölgesi irili
ufaklı birçok doğal parka evsahipliği yapıyor. Turizm ülke için önemli bir
gelir kaynağı olduğundan, doğal parklar broşür ve haritalarla son derece iyi
tanıtılıyor. Yılın büyük bölümünde yağmur alan bölge, fiyortları, volkanları,
yemyeşil ormanları ve gölleriyle doğaseverler için bir cennet adeta.
Puerto Montt terminalinden kalkan otobüslerle günübirlik bir
tura çıkıyoruz. Volkan Calbuco manzarası eşliğinde sahil kasabası Puerto
Varas’tan Ensenada’ya doğru ilerliyoruz. Adı gibi yemyeşil Laguna Verde’yi,
rengarenk dağ evlerini ve çiçek bahçeleriyle kaplı Ensenada’yı ardımızda
bırakıp Vicente Perez Rosales Doğal Parkı’na varıyoruz. Parkın içindeki
Petrohue Şelaleleri, iki büyük gölün, Todos los Santos ile Llanquihue Gölü’nün
arasında yer alıyor. Suyun büyüleyici güzelliğine ardımızdaki Osorno
Volkanı’nın muhteşem manzarası eşlik ediyor.
Şili’nin en çok ziyaret edilen bölgelerinden biri Chiloe
adası ve adadaki Castro kasabası. Adadaki ‘palafito’ adı verilen evler,
okyanusta çok sık yaşanan gel-gitler nedeniyle ahşap ayaklar üzerine inşa
edilmiş. Gelir gelmez el sanatları pazarını geziyoruz. Rengarenk yünlerden
örülmüş Chiloe bebekleri, atkılar, bereler, eldivenler tezgahları süslüyor.
Dönüşte, 19. yüzyılda Şili’ye yerleşmiş Alman kolonilerinin bulunduğu Frutillar
kasabasında, Colonial Aleman müzesini ziyaret ediyoruz.
Şili Patagonyası’na ulaşmak için, Navimag şirketinin
gemileriyle, Puerto Montt-Puerto Natales arasında üç gece, dört gün süren bir
deniz yolculuğu yapıyoruz. Gemi dar kanalların ve fiyordların arasında
ilerlerken, denize dökülen şelaleler, sularla oynaşan yunuslar bize eşlik
ediyor. Puerto Natales’te konaklayıp, dünyanın en önemli trekking
parkurlarından biri olan Torres del Paine Ulusal Parkı’nda yürüyeceğiz.
Kaldığımız pansiyondan parka ulaşmak için otobüs bileti alıp yürüyüş boyunca
kullanacağımız çadırı kiralıyoruz. Yürüyüş güzergahının ve doğal parkın
ayrıntılı haritalarını kentteki çoğu dükkanda bulmak mümkün. 4 günlük kısa
parkuru (W-circuit) ya da yedi gün süren uzun parkuru kapsayan yürüyüşlerde,
parkın belli bölgelerine yerleştirilmiş kamplarda çadır kuruluyor ya da önceden
rezervasyon yaptırılan dağ evlerinde kalınıyor. Yürüyüşe başladığımız sabah
hava oldukça ılık olmasına rağmen öğlene doğru neredeyse dört mevsimi birarada
yaşıyoruz. Turkuaz renkli göller arasında dolaşırken güçlü rüzgarlarla
savrulup, şelalelerde verdiğimiz yorgunluk molası sırasında serinlemek için
suyun altına giriyoruz. Uzun ve dik bir patikadan yukarı tırmanırken ansızın
dolu bastırıyor. İlk günkü yürüyüşün sonunda ünlü devasa granit taş kulelerin
yanıbaşındayız. Yorucu rotanın dördüncü ve son gününde, muhteşem Grey buzulunun
gri-mavi silueti karşılıyor bizi. Gölün üzerinde yüzen mavimsi buz parçaları
yüzlerce yılın oluşturduğu kocaman buzul kitlesinin kırıntıları gibi.
Şili’nin kuzeyindeki San Pedro Atacama kasabası, jip-safari
ile üç günlük Uyuni Tuz Çölü (Bolivya) geçişimizin başlangıç noktası oluyor.
Sabah erkenden San Pedro Atacama civarını gezmek için yola koyuluyoruz. Hava
inanılmaz soğuk ve dört bin metrelerdeki El Tatio geyserlerindeyiz. Sıcak magma
tabakası soğuk yeraltı sularıyla karşılaşınca oluşan buhar yerkabuğunu delerek
püskürüyor. Bir sonraki durağımız Valle de la Luna, yani Ay Vadisi. Toprak, tuz, yağmur ve rüzgarın şekillendirdiği oluşumlar ay yüzeyini andırdığı için buraya
Ay Vadisi adı verilmiş. İki yanı uçurum gibi uzanan kumdan bir tepenin üzerinde
yürüyoruz. Gece nefis bir günbatımı ve Licancabur volkanının manzarası
eşliğinde veda ediyoruz Şili’ye.

Şili’de kiliseler de çok özel. Hediyelik eşyalar arasında
yerlilerin yüz tasvirleri büyük ilgi görüyor.

Ay Vadisi

Şili’nin başkenti Santiago

Okyanustaki martı yuvası; bir gemi enkazı