“Mutluluk sahnede”

Yaz/Text: TANSEL TÜZEL
Fotoğraflar/Photos: SERVET DİLBER
Sanat hayatı amatör tiyatrolarda başlayan; dublaj,
dizi film ve sinemayla süren Şenay Gürler iki yıl hasret kaldığı sahneye
yeniden kavuştu. Sanatçı iki dizi ve dublaj çalışmalarının yanında, Özen
Yula’nın Kenter Tiyatrosu’nda sergilenen oyunu ‘Kocamı Nasıl Pişirdim’de büyük
bir mutlulukla sahne alıyor.

enay Gürler sahne sevdasına tutulduğunda küçük bir çocuktu.
Sevgili babası, onu yaşı yetmediği için paltosunun içine saklayarak sinemaya
götürür, gerçek sanatçıların kimler olduğunu tek tek anlatırdı. Araya giren
hayatın tatsız sürprizleri, erkenden evlenmesine neden oldu. Erken gelen bir de
bebek vardı. Lise yılları boyunca amatör tiyatrolarla söndürdüğü ateşi yüreğinde
kalırken anne ve babasını art arda yitirdi. Evli, çocuklu ve çok gençti.
Gençliğin dayattığı cesaretle yeniden okula başladı, bu kez amacına çok daha
yakındı. Sinema-Televizyon bölümünden mezun olduğunda zorunlu olarak yaptığı
sekreterlik ve muhasebecilik, memuriyet gibi işlere veda ederek İzmir Sanat
Tiyatrosu’na adım attı. Bütün karşı çıkmalara rağmen… Asıl ve gizil isteği
sinemada kameranın arkasına geçebilmek, yönetmen olmaktı. TRT’ye dublaj
yapıyor, ekmeğini sesiyle kazanıyordu. Bir gün çok zor bir karar vererek
evliliğini noktaladı, İzmir’i ve çok sevdiği kızını geride bırakarak, hiç
kimseyi tanımadığı İstanbul’a adım attı. İstanbul onu da büyülemişti. İlk işi
yine dublaj oldu. Teknik koşulların zorluğu kayıtların saatler boyunca
sürmesine neden olsa da Gürler hayran olduğu pek çok sanatçıyla biraradalığın
keyfini çıkarıyordu. Dublaj televizyon dizilerinin, televizyon dizileri de
tiyatro ve sinemanın kapılarını açtı. Sahne her zaman kendisini en mutlu
hissettiği yer oldu, “Ben çok utangaç biriyim aslında. O utangaç birinin çıkıp
sahnede kendi dışında bambaşka biri olabilmesi çok güzel. Çok mutlu olduğum bir
alan. Çok zor, çalışması zor bir alan... O rol çıkıyor mu, çıkmıyor mu diye
kendini yiyip bitirmek belki de biraz mazoşistçe ama mutluluk verici bir şey.
Acı çekiyorsunuz ama içinizden bir şeyler bulup çıkartıyorsunuz. Bir de alkış
alıyorsunuz ki bu çok önemli. İnsanların sizi beğenmesi çok güzel… Bir sürü
şeyi yenip, oraya çıkıp bambaşka birini canlandırıyorsunuz. Kendinizle
uğraşmayı da seviyorsanız, tiyatro çok önemli… Ben kendimle uğraşmayı çok
severim. Ne yapıyorum, neredeyim, içeride neler var, şöyle bir durup bakmak
gerekiyor. Hayatta nerede durduğumla ilgilenirim. Arada durup kendime bakmayı
severim. Yoksa sıradanlaşırsınız. Ben çok sıradan bir insanım aslında ama ben
sormalıyım kendime bir sürü soruyu. Sormazsam kendimden çok taviz vermiş
oluyorum, çünkü biz hayatın her anında aslında taviz vermekteyiz.”
Gürler sinemayı da çok seviyor, sinema da onu; geçen yıl
Reha Erdem’in çok sevilen pek çok ödül alan filmi ‘Korkuyorum Anne’deki rolü
ona SİYAD’ın ‘En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu’ ödülünü getirdi. Sinemayı çok
sevmesine rağmen Şenay Gürler bütün tiyatrocular gibi, “Tiyatronun keyfi başka”
diyor, “Çünkü canlı, birebir bir performans, hata kabul etmez. Sinema
yönetmenindir ama tiyatro oyuncunundur. Çünkü orada oyuncu seyirciyle karşı
karşıya kalıyor. Adrenalin tavan yapıyor. O anı yaşıyorsunuz. Sinemada her şeyi
yönetmen kurar. Her şeyi belirler. Siz istediğiniz gibi oynayın ama yönetmen
yapar her şeyi. Korkuyorum Anne’yi ilk seyrettiğimde çıkıp ağladım,
inanamıyorum ben neymişim, çok kötüyüm diye. Çünkü sadece kendinize
baktığınızda sürüyle hata görüyorsunuz ama bir bütüne baktığınız zaman orada
bir eser var ve siz de orada bir parçasınız. Ne kadar bencil düşündüğümü ve ne
kadar kendime baktığımı görüyorum sonra. Sinemayı sevmemde babamın çok etkisi
var. Televizyonsa tüketime yönelik olarak oluşturuluyor ve para kazanıyorsunuz.
Avrupa Yakası’nda da Acemi Cadı’da çok eğleniyoruz. Eğlenmesek seyirci de
eğlenmez.”
Tiyatroya iki yıl ara vermek zorunda kalan ünlü oyuncu iki
aydır Özen Yula’nın Kenter Tiyatrosu’ndan sahnelenen ‘Kocamı Nasıl Pişirdim’
adlı oyunuyla yeniden sahnede.
13 yıl önce geldiği İstanbul’da en kıymetli varlığım dediği
kızıyla birlikte yaşayan Gürler de “benim şehrim İstanbul” diyenlerden,
“İstanbul çok zor, trafik çok fazla ama inanılmaz bir şehir. Şurada çok kötü
bir şey var, arkanızı dönüyorsunuz burada bambaşka güzellikte bir şey
görüyorsunuz. Her anında sürpriz var, olumlu ya da olumsuz. İzmir çok rahat bir
şehir… Daha ekonomik, her yer yürüme mesafesinde, daha yumuşak bir şehir,
sayfiyeymiş gibi geliyor. İstanbul’dan sonra nerede yaşamak istersiniz derseniz
yine İstanbul derim. Eski İstanbul akıllara durgunluk veriyor. Her yeri başka…
Anadolu yakası biraz daha farklı… Orada oturanlar vazgeçemiyorlar, ben de orada
oturmayı düşünemiyorum.”