26 Mayıs 2012 Cumartesi
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa

Sanatı kucaklayan mimaride Renzo Piano imzası

 

Paul Klee’nin sanatı için “güvenli bir cennet” olarak tanımlayan da var bu yapıyı, “forma feda edilmiş” bir mimarlık ürünü olarak kıyasıya eleştiren de…

Renzo Piano, bir sanat merkezinin vurguya gereksindiğini ileri sürerek yapının güçlü mimari dilini savunuyor.

 

bu dünyada kavranılamaz biriyim ben çünkü ölülerin arasında olduğu kadar daha doğmamışların da arasındayım…

yaratılışa alışılmıştan biraz daha yakın ve yine de çok uzakta…

Paul Klee

 

 

Bern’i keşfetmek için yola çıktığım güneşli bir Ekim öğleden sonrasında, belediye otobüsünün beni taşıdığı son durakta inip karşıma çıkan patikayı izlemeye karar verdiğimde, yeşillikler içindeki bu yolun beni Renzo Piano’nun yeni yapılarından biri olan Paul Klee Merkezi’ne çıkaracağını bilmiyordum. Sözün özü, şehrin doğusundaki Schöngrün’de, oldukça gözlerden uzak bir noktada konumlanıyor bu merkez…

Kamu ve özel ortaklığında yapılan 86 milyon dolarlık merkezin projesi, çocukluğunun ve ömrünün son yıllarının çok büyük bir bölümünü Bern’de geçirmiş ve 1940 yılında burada ölmüş olan Klee’nin ailesinin sanatçının yapıtlarını sergilemek istemeleri ile gündeme gelmiş. 1997 yılında Klee’nin gelini Livia Klee-Meyer, Bern Belediyesi’ne 2006 yılında böyle bir merkez açabildikleri takdirde Klee’nin 638 adet eserini bağışlamayı önermiş. Klee’nin torunu Alexander Klee 650 adet işi kalıcı olarak vermeyi teklif edince, çoğu çizim olan 4.000 adet eser şehrin kendine ait koleksiyonunda toplanmış.

Merkezin tasarlanmasında Piano ve ortağı Bernard Plattner, Kurt Aellen tarafından yönetilen ARB Mimarlık ve Arup’un müzeyi üç tepeli bir forma kavuşturacak olan bölünme fikrini öne süren Londra ayağı ile çalışmış.

Klee*nin resim ve heykellerinden oluşan 4000’den fazla çalışmasını barındıran merkez aynı zamanda bir oditoryum, eğitim merkezi, arşiv ve yönetim kanadı, kafe ve dijital merkeze ev sahipliği yapıyor.

 

Bern tepelerinden esinlenen dalgalı form

Yapının batı cephesine ulaştıran yol boyunca yürürken, alt kotla da görsel olarak ilişki kuran rampalı ana giriş gözünüze çarpıyor. Ana girişin hemen karşısında konumlanan devasa kırmızı heykel, bir Klee çalışmasının büyük ölçekli ve üç boyutlu bir versiyonu. Yapının bir diğer girişi de, Güney Tepesi’nin alçak kenarında konumlanan yönetim kanadına ulaşılan güney girişi.

Yapının, merkezin logosuna kadar yansıyan üç parçalı dalgalı formunun Bern tepelerinden esinlendiği hemen göze çarpıyor. Yapının tek cephesi mevcut, kütleler doğu yönünde topografyayla bütünleşiyor, dahası topografya içinde yok oluyor.

Yapının Kuzey, Orta ve Güney olarak adlandırabileceğimiz üç kütlesi de farklı etkinlikleri barındırıyor ve 160 metre uzunlukta bir lobiyle birbirine bağlanıyor. Sirkülasyon alanı oldukça büyük bir yer kaplıyor. Meşe kaplama zemin ve kemerli tavanın altındaki dişbudak kontrplaktan akustik paneller, eğrisel formuyla öne çıkan çelik konstrüksiyonun etkisini yumuşatıyor.

 

Forma feda edilmiş bir yapı mı?

Dalgalı çelik konstrüksiyondan oluşan yapı, özellikle hem içeriden hem dışarıdan algılanan güçlü görselliği sebebiyle mimari çevrelerce eleştiriliyor. Hem barındırdığı “sanat objeleri”ne odaklanmayı zorlaştırdığı için, hem de 300 koltuklu oditoryum dışında -ki o da zeminin altında konumlanmış- barındırdığı hiç bir fonksiyonun bu kadar geniş, kolonsuz-kemerli mekanlara gereksinmemesi sebebiyle…

Piano ve Plattner, bir kültür merkezi olarak kendini destekleyebilmesi ve yenileyebilmesi için gerekli ilgiyi toplaması gerektiğini ileri sürerek, yapının güçlü mimari dilini savunuyor: “Bu merkez, onun ismini taşısa da,  sadece Paul Klee için yapılmış bir yapı değil. Bu sebeple daha güçlü bir vurguya ihtiyacı var.” Merkezin açılışında konuşan Piano ise, konunun “Paul Klee bunu yapardı, o halde mimar da bunu yapmalı” noktasına indirgenmemesi gerektiğini belirtmişti.

 

Piano ve Plattner, bir kültür merkezi olarak kendini destekleyebilmesi ve yenileyebilmesi için gerekli ilgiyi toplaması gerektiğini ileri sürerek, yapının güçlü mimari dilini savunuyor

 

 

Yapının, merkezin logosuna kadar yansıyan üç parçalı dalgalı formunun Bern tepelerinden esinlendiği hemen göze çarpıyor. Yapının tek cephesi mevcut; kütleler doğu yönünde topografyayla bütünleşiyor, dahası topografya içinde yok oluyor.

 

 

 

Renzo Piano kimdir?

 

 

Renzo Piano 1964'te Milano Politeknik Mimarlık Okulu'ndan mezun oldu. 1967-70 yılları arasında İngiltere ve ABD'ye yaptığı seyahatlerle mesleki deneyimlerini zenginleştirdi. Bu sırada Jean Prouvé ile tanıştı, bu dostluk meslek yaşamını derinden etkiledi. 1971'de Piano & Rogers ortaklığını kurarak Richard Rogers ile birlikte Paris'te Centre Pompidou projesini gerçekleştirdi. 1977'de "l'Atelier Piano & Rice"ı kurdu, inşaat mühendisi Peter Rice ile birlikte Rice'ın 1993'te ölümüne kadar çeşitli projeler üretti. Daha sonra, Paris ve Cenova'da büroları bulunan Renzo Piano Building Workshop'ı kurdu. Burada halen 100'ü aşkın mimar, mühendis ve çeşitli dallarda uzman çalışıyor. Renzo Piano, aralarında RIBA Altın Madalyası (1989), Neutra Prize (1991), Praemium Imperiale (1995), Erasmus Ödülü (1995), Pritzker Mimarlık Ödülü'nün de (1998) bulunduğu çok sayıda uluslararası ödülün sahibi.

 

İsviçreli ressam Paul Klee: “Gnothi Seuaton!” (Kendini tanı!)

 


Klee’nin yaşamı boyunca izlediği kişisel özdeyişi, onun çok boyutlu sanat anlayışının asıl temelini oluşturur: Onun asıl arzusu kendi benliğini geliştirip bir “insan” olmaktır. Aslolan kendini tanımaktı ve bu düşünce fiziksel benle ruhsal ben ayrımında yatmaktaydı.

 


1879-1940 yılları arasında yaşayan ve 20. yüzyılın en önemli sanatçılarından biri olan Klee’nin bir resim öğrencisi olarak Münih’teki yılları, yaşamının “Kariyerimi müzik mi yoksa resim mi belirlemeli?” sorusuna yanıt aradığı dönemi olmuş. Ailesi oğullarının resme daha kabiliyetli olduğunu fark ederek onu Münih Akademisi’ne göndermiş.

Klee’nin sanat yaşamının taklit etmekle ifade etmek arasındaki gerilimde yattığı söylenebilir. İtalya gezisi sırasında karşılaşacağı Rönesans ustaları aracılığıyla doğadan çizmenin yalnızca bir taklit olmadığını, aynı zamanda bir içsel ifade olduğunu da fark eden Klee aynı gerekçelerle Münih Akademisi’nde akademik bir ressam olan Franz von Stuck’un öğrencisi olarak da huzursuz olmuş. Çünkü sanat yaşamı boyunca akademik eğitimin temel ilkeleri olan  renk ve deseni sorgulamış.

Klee’nin bu yıllarda öne sürdüğü ve yaşamı boyunca izlediği kişisel özdeyişi ise, onun çok boyutlu sanat anlayışının asıl temelini oluşturur: Klee, bir ressam, bir müzisyen, bir şair hatta bir romancı olabileceğinin farkındadır; ama onun asıl arzusu kendi benliğini geliştirip bir “insan” olmaktır. Aslolan kendini tanımaktır ve Klee sonraları bu çabasına antik bir deyiş de bulacaktır “Gnothi Seuaton” (Kendini tanı!). Klee’nin daha sonra temellendireceği gibi bu düşünce fiziksel benle/ruhsal ben ayrımında yatmaktaydı. Fiziksel ben gündelik uğraşlar peşinde olabilirdi, ama ruhsal ben işlenmesi, üzerinde çalışılıp ortaya çıkarılması gereken bir özdü. Klee’ye göre önce insan olunmalıydı, sanat ise o özün içinden kendiliğinden çıkmalıydı.

Klee, 1920 yılında endüstriyel tasarımı gündelik alana taşıma hedefiyle Walter Gropius adlı mimar tarafından kurulan “Bauhaus” okuluna eğitmen olarak çağrılır. Sanatçı 1931 yılına kadar Bauhaus atölyelerinde çağdaş sanat ve biçim üzerine dersler verir; ve bu dersler 1925 yılında Pedagojik Taslaklar Kitabı (Pedagogisches Skizzenbuch) adıyla yayımlanır. 1931 yılında “Bauhaus”tan ayrılan Klee, Düsseldorf Devlet Sanat Akademisi’ne girer; fakat devir Hitler devri olmaya yüz tutmuştur. Birinci Dünya Savaşı sonrası kurulan Weimar Cumhuriyeti yerini 1933 yılında Naziler’e bırakır. Nazi hücum kıtası tarafından Klee ailesinin evi aranır ve bu olaydan sonra Klee ailesiyle birlikte Bern*e döner ve inzivaya çekilir. Ölümünden sonra mezar taşının kocaman taş bloğu üzerine şu şiiri yazılır: “Bu dünyada kavranılamaz biriyim ben / çünkü ölülerin arasında olduğu kadar / daha doğmamışların da arasındayım / yaratılışa alışılmıştan biraz daha yakın / ve yine de çok uzakta.”

 

 

 

Bauhaus’da geçirdiği dönem dahil en verimli yıllarını Almanya’da geçirmiş olsa da, Klee çocukluğunu ve son yıllarını İsviçre’nin başkenti Bern’de geçirmiş. Sanatçının mezarı merkeze yürüyüş mesafesinde bulunuyor.

 

 

<< Önceki Sayfa


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


67380 - unknown - 38.107.179.237