Sanatı
kucaklayan mimaride Renzo Piano imzası
Paul Klee’nin sanatı için “güvenli bir cennet” olarak
tanımlayan da var bu yapıyı, “forma feda edilmiş” bir mimarlık ürünü olarak
kıyasıya eleştiren de…
Renzo Piano, bir sanat merkezinin vurguya gereksindiğini ileri
sürerek yapının güçlü mimari dilini savunuyor.

bu dünyada kavranılamaz biriyim ben çünkü ölülerin
arasında olduğu kadar daha doğmamışların da arasındayım…
yaratılışa alışılmıştan biraz daha yakın ve yine de çok
uzakta…
Paul Klee

Bern’i keşfetmek için yola çıktığım güneşli bir Ekim öğleden
sonrasında, belediye otobüsünün beni taşıdığı son durakta inip karşıma çıkan
patikayı izlemeye karar verdiğimde, yeşillikler içindeki bu yolun beni Renzo
Piano’nun yeni yapılarından biri olan Paul Klee Merkezi’ne çıkaracağını
bilmiyordum. Sözün özü, şehrin doğusundaki Schöngrün’de, oldukça gözlerden uzak
bir noktada konumlanıyor bu merkez…
Kamu ve özel ortaklığında yapılan 86 milyon dolarlık
merkezin projesi, çocukluğunun ve ömrünün son yıllarının çok büyük bir bölümünü
Bern’de geçirmiş ve 1940 yılında burada ölmüş olan Klee’nin ailesinin
sanatçının yapıtlarını sergilemek istemeleri ile gündeme gelmiş. 1997 yılında
Klee’nin gelini Livia Klee-Meyer, Bern Belediyesi’ne 2006 yılında böyle bir
merkez açabildikleri takdirde Klee’nin 638 adet eserini bağışlamayı önermiş.
Klee’nin torunu Alexander Klee 650 adet işi kalıcı olarak vermeyi teklif
edince, çoğu çizim olan 4.000 adet eser şehrin kendine ait koleksiyonunda
toplanmış.
Merkezin tasarlanmasında Piano ve ortağı Bernard Plattner,
Kurt Aellen tarafından yönetilen ARB Mimarlık ve Arup’un müzeyi üç tepeli bir
forma kavuşturacak olan bölünme fikrini öne süren Londra ayağı ile çalışmış.
Klee*nin resim ve heykellerinden oluşan 4000’den fazla
çalışmasını barındıran merkez aynı zamanda bir oditoryum, eğitim merkezi, arşiv
ve yönetim kanadı, kafe ve dijital merkeze ev sahipliği yapıyor.
Bern tepelerinden esinlenen dalgalı form
Yapının batı cephesine ulaştıran yol boyunca yürürken, alt
kotla da görsel olarak ilişki kuran rampalı ana giriş gözünüze çarpıyor. Ana
girişin hemen karşısında konumlanan devasa kırmızı heykel, bir Klee
çalışmasının büyük ölçekli ve üç boyutlu bir versiyonu. Yapının bir diğer
girişi de, Güney Tepesi’nin alçak kenarında konumlanan yönetim kanadına ulaşılan
güney girişi.
Yapının, merkezin logosuna kadar yansıyan üç parçalı dalgalı
formunun Bern tepelerinden esinlendiği hemen göze çarpıyor. Yapının tek cephesi
mevcut, kütleler doğu yönünde topografyayla bütünleşiyor, dahası topografya
içinde yok oluyor.
Yapının Kuzey, Orta ve Güney olarak adlandırabileceğimiz üç
kütlesi de farklı etkinlikleri barındırıyor ve 160 metre uzunlukta bir lobiyle birbirine bağlanıyor. Sirkülasyon alanı oldukça büyük bir yer
kaplıyor. Meşe kaplama zemin ve kemerli tavanın altındaki dişbudak kontrplaktan
akustik paneller, eğrisel formuyla öne çıkan çelik konstrüksiyonun etkisini
yumuşatıyor.
Forma feda edilmiş bir yapı mı?
Dalgalı çelik konstrüksiyondan oluşan yapı, özellikle hem
içeriden hem dışarıdan algılanan güçlü görselliği sebebiyle mimari çevrelerce
eleştiriliyor. Hem barındırdığı “sanat objeleri”ne odaklanmayı zorlaştırdığı
için, hem de 300 koltuklu oditoryum dışında -ki o da zeminin altında
konumlanmış- barındırdığı hiç bir fonksiyonun bu kadar geniş, kolonsuz-kemerli
mekanlara gereksinmemesi sebebiyle…
Piano ve Plattner, bir kültür merkezi olarak kendini
destekleyebilmesi ve yenileyebilmesi için gerekli ilgiyi toplaması gerektiğini
ileri sürerek, yapının güçlü mimari dilini savunuyor: “Bu merkez, onun ismini
taşısa da, sadece Paul Klee için yapılmış bir yapı değil. Bu sebeple daha
güçlü bir vurguya ihtiyacı var.” Merkezin açılışında konuşan Piano ise, konunun
“Paul Klee bunu yapardı, o halde mimar da bunu yapmalı” noktasına
indirgenmemesi gerektiğini belirtmişti.

Piano ve Plattner, bir kültür merkezi olarak kendini
destekleyebilmesi ve yenileyebilmesi için gerekli ilgiyi toplaması gerektiğini
ileri sürerek, yapının güçlü mimari dilini savunuyor


Yapının, merkezin logosuna kadar yansıyan üç parçalı
dalgalı formunun Bern tepelerinden esinlendiği hemen göze çarpıyor. Yapının tek
cephesi mevcut; kütleler doğu yönünde topografyayla bütünleşiyor, dahası
topografya içinde yok oluyor.


Renzo Piano kimdir?

Renzo Piano 1964'te Milano Politeknik Mimarlık Okulu'ndan
mezun oldu. 1967-70 yılları arasında İngiltere ve ABD'ye yaptığı seyahatlerle
mesleki deneyimlerini zenginleştirdi. Bu sırada Jean Prouvé ile tanıştı, bu
dostluk meslek yaşamını derinden etkiledi. 1971'de Piano & Rogers
ortaklığını kurarak Richard Rogers ile birlikte Paris'te Centre Pompidou
projesini gerçekleştirdi. 1977'de "l'Atelier Piano & Rice"ı
kurdu, inşaat mühendisi Peter Rice ile birlikte Rice'ın 1993'te ölümüne kadar
çeşitli projeler üretti. Daha sonra, Paris ve Cenova'da büroları bulunan Renzo
Piano Building Workshop'ı kurdu. Burada halen 100'ü aşkın mimar, mühendis ve
çeşitli dallarda uzman çalışıyor. Renzo Piano, aralarında RIBA Altın Madalyası
(1989), Neutra Prize (1991), Praemium Imperiale (1995), Erasmus Ödülü (1995),
Pritzker Mimarlık Ödülü'nün de (1998) bulunduğu çok sayıda uluslararası ödülün
sahibi.
İsviçreli
ressam Paul Klee: “Gnothi Seuaton!” (Kendini tanı!)

Klee’nin yaşamı boyunca izlediği kişisel özdeyişi, onun
çok boyutlu sanat anlayışının asıl temelini oluşturur: Onun asıl arzusu kendi
benliğini geliştirip bir “insan” olmaktır. Aslolan kendini tanımaktı ve bu
düşünce fiziksel benle ruhsal ben ayrımında yatmaktaydı.

1879-1940 yılları arasında yaşayan ve 20. yüzyılın en önemli
sanatçılarından biri olan Klee’nin bir resim öğrencisi olarak Münih’teki
yılları, yaşamının “Kariyerimi müzik mi yoksa resim mi belirlemeli?” sorusuna
yanıt aradığı dönemi olmuş. Ailesi oğullarının resme daha kabiliyetli olduğunu
fark ederek onu Münih Akademisi’ne göndermiş.
Klee’nin sanat yaşamının taklit etmekle ifade etmek
arasındaki gerilimde yattığı söylenebilir. İtalya gezisi sırasında
karşılaşacağı Rönesans ustaları aracılığıyla doğadan çizmenin yalnızca bir
taklit olmadığını, aynı zamanda bir içsel ifade olduğunu da fark eden Klee aynı
gerekçelerle Münih Akademisi’nde akademik bir ressam olan Franz von Stuck’un
öğrencisi olarak da huzursuz olmuş. Çünkü sanat yaşamı boyunca akademik
eğitimin temel ilkeleri olan renk ve deseni sorgulamış.
Klee’nin bu yıllarda öne sürdüğü ve yaşamı boyunca izlediği
kişisel özdeyişi ise, onun çok boyutlu sanat anlayışının asıl temelini
oluşturur: Klee, bir ressam, bir müzisyen, bir şair hatta bir romancı
olabileceğinin farkındadır; ama onun asıl arzusu kendi benliğini geliştirip bir
“insan” olmaktır. Aslolan kendini tanımaktır ve Klee sonraları bu çabasına
antik bir deyiş de bulacaktır “Gnothi Seuaton” (Kendini tanı!). Klee’nin daha
sonra temellendireceği gibi bu düşünce fiziksel benle/ruhsal ben ayrımında yatmaktaydı.
Fiziksel ben gündelik uğraşlar peşinde olabilirdi, ama ruhsal ben işlenmesi,
üzerinde çalışılıp ortaya çıkarılması gereken bir özdü. Klee’ye göre önce insan
olunmalıydı, sanat ise o özün içinden kendiliğinden çıkmalıydı.
Klee, 1920 yılında endüstriyel tasarımı gündelik alana
taşıma hedefiyle Walter Gropius adlı mimar tarafından kurulan “Bauhaus” okuluna
eğitmen olarak çağrılır. Sanatçı 1931 yılına kadar Bauhaus atölyelerinde çağdaş
sanat ve biçim üzerine dersler verir; ve bu dersler 1925 yılında Pedagojik
Taslaklar Kitabı (Pedagogisches Skizzenbuch) adıyla yayımlanır. 1931 yılında
“Bauhaus”tan ayrılan Klee, Düsseldorf Devlet Sanat Akademisi’ne girer; fakat
devir Hitler devri olmaya yüz tutmuştur. Birinci Dünya Savaşı sonrası kurulan
Weimar Cumhuriyeti yerini 1933 yılında Naziler’e bırakır. Nazi hücum kıtası
tarafından Klee ailesinin evi aranır ve bu olaydan sonra Klee ailesiyle
birlikte Bern*e döner ve inzivaya çekilir. Ölümünden sonra mezar taşının
kocaman taş bloğu üzerine şu şiiri yazılır: “Bu dünyada kavranılamaz biriyim
ben / çünkü ölülerin arasında olduğu kadar / daha doğmamışların da arasındayım
/ yaratılışa alışılmıştan biraz daha yakın / ve yine de çok uzakta.”


Bauhaus’da geçirdiği dönem dahil en verimli yıllarını
Almanya’da geçirmiş olsa da, Klee çocukluğunu ve son yıllarını İsviçre’nin
başkenti Bern’de geçirmiş. Sanatçının mezarı merkeze yürüyüş mesafesinde
bulunuyor.

