PRESTIGE
MALL
Bahçeşehir’de konumlanan
Prestige Mall’un mimarları Emir Uras ve Durmuş Dilekçi, mimaride özgünlüğün
yanı sıra kütlesel yapıların çevreyle kurduğu ilişki üzerine düşüncelerini
bizimle paylaştıktan sonra, söz konusu yapıyı kütlesel, mimari kurgu, malzeme
ve tasarım yaklaşımı bağlamında değerlendirdi.

Özgünlüğü nerede aramalı! Yapı
ne zaman özgünlüğe en azından bir adım daha yaklaşır; sonra gelenlere,
yeryüzüne ekleyecekleri yapılar için yeni bir kolaylık ya da fikir
verebiliyorsa.... Yapınızın içinde, dışında olma hallerini deneyimleme
durumunda, düşünce ya da duygularınızda bir değişiklik, uyandırıyorsa; sevinç,
güven, tatmin gibi duygular uyandırıyorsa…
Şehirlere eklenen mega nesneler kentlere farklı ölçekleri, yeni çekim
merkezlerini ve tansiyonlarını beraberlerinde getirirler. Alışveriş merkezleri,
günümüzün içe dönük, dışa kapalı mikro ölçekli yaşam alanlarını oluşturmaktadır.
Bu yapılar literatürde “big box” olarak tanımlanan büyük fonksiyon kutularıdır.
İçe dönüklüğün verdiği etki ile iç mekan, görsel bir şölen alanı gibi tasarlanırken,
yapının kentsel alanda algılanır yapısal ölçeğini, çevresine kazandıracağı veya
kaybettireceği anlamları mimarlar çoğunlukla unutuyor ya da önemsemiyor. Oysa
bu yapıların iç mekanları kadar yakın çevreleri ile kurdukları ilişkiyi tanımlamak
en önemli problemdir. Yapılar çevrelerine yeni ve farklı bir ölçek getirirler. İyi
tasarlanmazlarsa, ağır, hantal ve sıradan olmaktan öteye gidemezler. Özgün
olamazlar.
Bu yapılarda projelendirmeye etki eden faktörler tek yapı tasarımından farklılık
arz etmektedir. Bu çoklu fonksiyon talepleri modern yaşamın gereklilikleri
üzerine şekillenmiş yeni yaşam modellerini oluşturmaktadır. Bu yaşam modeli,
hayatı, zamanı verimli, etkili, faydalı kullanmak üzere yaşamın kendi içinden çıkarılmıştır.
Büyük kent dokularının içinde farklı alanlarda geliştirilmiş çekim alanları, bu
yapı gruplarına entegre edilerek tekrar ele alınmış olup, insanların mikro yaşam
alanları olarak bu yapı komplekslerinde vücut bulmaktadır.
Mimarlar çoğunlukla karanlık ve siyah kullanımından kaçınır ve malzemeler ışıkla
doldurulmuş parlak mekanlarda sunulurken, biz karanlık içinde cesurca objeleri
peçeleyen renk olan siyahı kullandık. Siyah; asaleti, narinliği, geceyi,
gizlenmeyi, kaybolmayı ve bitimsizliği simgeler.
Yapı; rekreatif bir gölet alanının parçası haline gelebilecek, yeşil alanın
kenarına yanaşmış bir gemi gibi tasarlandı. Yeşil alanla ve çevresinin mimarisi
ile ilişki kurduğu bir formal yapılanmayı barındıran yapı cephesinin yatay ve
düşey hareketlerini oluşturan çerçeve hareketi yapı boyunca uzanmakta, yumuşak
geçişleri ile yapının algılanabilir boyutunu küçültmekte. Bu hareketin akıcılığı
yapıya dinamik bir duruş kazandırarak, insanın ilgisini aynı zamanda yapının dışına
taşıyor. Bu çerçevenin içinde kalan cam yüzeylerin yansıma etkisi yapıyı
hafifletmede önemli bir tasarım kriteri olarak ele alındı. Bu yüzeylerin
parlaklığı parkın yeşili ile buluşarak aynı zamanda cepheyi yok ediyor.

“Bizim için mimari kendi kendine kazandığı bir farkedilebilirlik, ilkesini,
nedenini bulduğu düşünsel bir altyapı üzerine kurgulanmalıdır. İçinde ‘ne,
nerede, neden, niçin’ sorularını barındıran...”
Bu tip büyük ticari yapılarda
çok fazla sayıda malzemenin bir arada kullanıldığını görürsünüz. Bu yapı;
mimaride az sayıda malzeme ile de mekansal zenginlik elde edilebileceğini
göstermekte. Seçilen malzemelerdeki yüzey etkileri, renkleri, ışıkları ve yansımaları
ortaya çıkartmakta, yapının sahip olmadığı renkler, yapının mekanını
betimlemekte.
Yapının iç mekan tasarımının
yalınlığın zengin etkisini yarattığı yapıda siyah yüzeyler iç mekana derinlik
verirken, yansımalarla gizemli mekan tecrübeleri yaşatıyor. Malzeme niceliğindeki
azlık ve bundan doğan dinginlik, yansımaları ön plana çıkartıyor.

“Gerçekten özel bir karaktere ve atmosfere sahip olan yapının tavan ve
zemininde kullanılan siyah parlak renkler bitimsizliği amaçlıyor. Paralel
görünüş etkisi ve tek yöne yönleniş gerçekte beyazla elde edilebilecek aydınlık
hacmin etkisinden daha güçlü bir etki yaratıyor.”
Gerçekten özel bir karaktere
ve atmosfere sahip olan yapının tavan ve zemininde kullanılan siyah parlak
renkler bitimsizliği amaçlıyor. Paralel görünüş etkisi ve tek yöne yönleniş
gerçekte beyazla elde edilebilecek aydınlık hacmin etkisinden daha güçlü bir etki
yaratıyor. Mağazaların canlı yanar döner renkleri bu yüzeylerde yansıdıkça, bu
da mekanın kendi yansıması olmaktadır.

Sinemanın fuayesinden görünüş...

Işığı yansıtma özelliği yüksek malzemelerden yapının her köşesinden
yararlanılmış.
uras+dilekci architects
Yenilikçi, modern tasarım ve proje
anlayışıyla İstanbul’un önde gelen mimarlık ofislerinden biri olan uras+dilekci
architects’in kurucuları Emir Uras ve Durmuş Dilekçi, bu mimari oluşumu
kurmadan önce yaklaşık on yıl boyunca kendi şirketlerinde faaliyet göstermişler.
Proje deneyimi olarak uras+dilekci, Türkiye’de ve yurt dışında konut projeleri,
ofis ve iş merkezleri, sağlık yapıları, otel ve sergi mekanları, eğlence
tesisleri projeleri yapmakta olup, ayrıca iç mekan düzenlemesi olarak
restaurant, eğlence merkezleri, mağaza projelerine de imza atmaktadır.