26 Mayıs 2012 Cumartesi
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


Sonraki Sayfa >>

PRESTIGE MALL

Bahçeşehir’de konumlanan Prestige Mall’un mimarları Emir Uras ve Durmuş Dilekçi, mimaride özgünlüğün yanı sıra kütlesel yapıların çevreyle kurduğu ilişki üzerine düşüncelerini bizimle paylaştıktan sonra, söz konusu yapıyı kütlesel, mimari kurgu, malzeme ve tasarım yaklaşımı bağlamında değerlendirdi.

Özgünlüğü nerede aramalı! Yapı ne zaman özgünlüğe en azından bir adım daha yaklaşır; sonra gelenlere, yeryüzüne ekleyecekleri yapılar için yeni bir kolaylık ya da fikir verebiliyorsa.... Yapınızın içinde, dışında olma hallerini deneyimleme durumunda, düşünce ya da duygularınızda bir değişiklik, uyandırıyorsa; sevinç, güven, tatmin gibi duygular uyandırıyorsa…
Şehirlere eklenen mega nesneler kentlere farklı ölçekleri, yeni çekim merkezlerini ve tansiyonlarını beraberlerinde getirirler. Alışveriş merkezleri, günümüzün içe dönük, dışa kapalı mikro ölçekli yaşam alanlarını oluşturmaktadır. Bu yapılar literatürde “big box” olarak tanımlanan büyük fonksiyon kutularıdır. İçe dönüklüğün verdiği etki ile iç mekan, görsel bir şölen alanı gibi tasarlanırken, yapının kentsel alanda algılanır yapısal ölçeğini, çevresine kazandıracağı veya kaybettireceği anlamları mimarlar çoğunlukla unutuyor ya da önemsemiyor. Oysa bu yapıların iç mekanları kadar yakın çevreleri ile kurdukları ilişkiyi tanımlamak en önemli problemdir. Yapılar çevrelerine yeni ve farklı bir ölçek getirirler. İyi tasarlanmazlarsa, ağır, hantal ve sıradan olmaktan öteye gidemezler. Özgün olamazlar.
Bu yapılarda projelendirmeye etki eden faktörler tek yapı tasarımından farklılık arz etmektedir. Bu çoklu fonksiyon talepleri modern yaşamın gereklilikleri üzerine şekillenmiş yeni yaşam modellerini oluşturmaktadır. Bu yaşam modeli, hayatı, zamanı verimli, etkili, faydalı kullanmak üzere yaşamın kendi içinden çıkarılmıştır. Büyük kent dokularının içinde farklı alanlarda geliştirilmiş çekim alanları, bu yapı gruplarına entegre edilerek tekrar ele alınmış olup, insanların mikro yaşam alanları olarak bu yapı komplekslerinde vücut bulmaktadır.
Mimarlar çoğunlukla karanlık ve siyah kullanımından kaçınır ve malzemeler ışıkla doldurulmuş parlak mekanlarda sunulurken, biz karanlık içinde cesurca objeleri peçeleyen renk olan siyahı kullandık. Siyah; asaleti, narinliği, geceyi, gizlenmeyi, kaybolmayı ve bitimsizliği simgeler.
Yapı; rekreatif bir gölet alanının parçası haline gelebilecek, yeşil alanın kenarına yanaşmış bir gemi gibi tasarlandı. Yeşil alanla ve çevresinin mimarisi ile ilişki kurduğu bir formal yapılanmayı barındıran yapı cephesinin yatay ve düşey hareketlerini oluşturan çerçeve hareketi yapı boyunca uzanmakta, yumuşak geçişleri ile yapının algılanabilir boyutunu küçültmekte. Bu hareketin akıcılığı yapıya dinamik bir duruş kazandırarak, insanın ilgisini aynı zamanda yapının dışına taşıyor. Bu çerçevenin içinde kalan cam yüzeylerin yansıma etkisi yapıyı hafifletmede önemli bir tasarım kriteri olarak ele alındı. Bu yüzeylerin parlaklığı parkın yeşili ile buluşarak aynı zamanda cepheyi yok ediyor.


“Bizim için mimari kendi kendine kazandığı bir farkedilebilirlik, ilkesini, nedenini bulduğu düşünsel bir altyapı üzerine kurgulanmalıdır. İçinde ‘ne, nerede, neden, niçin’ sorularını barındıran...”

Bu tip büyük ticari yapılarda çok fazla sayıda malzemenin bir arada kullanıldığını görürsünüz. Bu yapı; mimaride az sayıda malzeme ile de mekansal zenginlik elde edilebileceğini göstermekte. Seçilen malzemelerdeki yüzey etkileri, renkleri, ışıkları ve yansımaları ortaya çıkartmakta, yapının sahip olmadığı renkler, yapının mekanını betimlemekte.

Yapının iç mekan tasarımının yalınlığın zengin etkisini yarattığı yapıda siyah yüzeyler iç mekana derinlik verirken, yansımalarla gizemli mekan tecrübeleri yaşatıyor. Malzeme niceliğindeki azlık ve bundan doğan dinginlik, yansımaları ön plana çıkartıyor.


“Gerçekten özel bir karaktere ve atmosfere sahip olan yapının tavan ve zemininde kullanılan siyah parlak renkler bitimsizliği amaçlıyor. Paralel görünüş etkisi ve tek yöne yönleniş gerçekte beyazla elde edilebilecek aydınlık hacmin etkisinden daha güçlü bir etki yaratıyor.”

Gerçekten özel bir karaktere ve atmosfere sahip olan yapının tavan ve zemininde kullanılan siyah parlak renkler bitimsizliği amaçlıyor. Paralel görünüş etkisi ve tek yöne yönleniş gerçekte beyazla elde edilebilecek aydınlık hacmin etkisinden daha güçlü bir etki yaratıyor. Mağazaların canlı yanar döner renkleri bu yüzeylerde yansıdıkça, bu da mekanın kendi yansıması olmaktadır.


Sinemanın fuayesinden görünüş...


Işığı yansıtma özelliği yüksek malzemelerden yapının her köşesinden yararlanılmış.

uras+dilekci architects
Yenilikçi, modern tasarım ve proje anlayışıyla İstanbul’un önde gelen mimarlık ofislerinden biri olan uras+dilekci architects’in kurucuları Emir Uras ve Durmuş Dilekçi, bu mimari oluşumu kurmadan önce yaklaşık on yıl boyunca kendi şirketlerinde faaliyet göstermişler.
Proje deneyimi olarak uras+dilekci, Türkiye’de ve yurt dışında konut projeleri, ofis ve iş merkezleri, sağlık yapıları, otel ve sergi mekanları, eğlence tesisleri projeleri yapmakta olup, ayrıca iç mekan düzenlemesi olarak restaurant, eğlence merkezleri, mağaza projelerine de imza atmaktadır.

Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


70436 - unknown - 38.107.179.238