Akdeniz foklarının yurdunda...

Yazı/Text-Fotoğraflar/Photos:BORA EŞİZ
Eski Foça, güzelliğini kimilerine göre derin maviliği
ile ün salmış denizine, kimilerine göre tarihi taş evlerine, kimilerine göreyse
coğrafyasının ona sunduğu benzersiz ayrıcalığa borçludur.

Masmavi bir deniz ülkesinin son kalesi gibidir Eski Foça.
Antik mitolojilerden kalma deniz tanrılarının son sığınağı, son saklanma
yeridir sanki… Beyaz köpüklü dalgaların hakimi, denizlerin sahibi kudretli
Poseidon’un ülkesi, sanki Eski Foça’da su yüzüne çıkmış; kıyılara, sahillere
yerleşmiş gibidir. Denizler altındaki masalsı yaşamdan, Eski Foça’nın parlak
göğüne uzanan yolculuk sabahın erken saatlerinde, daha tan yeri sökmeden
balıkçıların umut dolu rasgeleleriyle başlar. Tekneler birbiri ardına Ege’nin
bin bir söylenceli denizine doğru yol alırken, tan yerinin mor ve kızılla
renklendirdiği masmavi Foça denizi yeni bir güne hazırdır.
Eski Foça’da foklar, turkuaz koylar ve eski evler yaşar.
Antik adı Phokaia olan Foça’ya adını veren Akdeniz fokları, ülkemizde birkaç
yerde ve özellikle Foça’da yaşıyorlar. Şanslı gezginler, Ege Denizi’nin tüm
cömertliğiyle şımarttığı Foça’nın kristal berraklığındaki sularında, hiç
beklenmedik bir anda bir çift sevimli ve ürkek göz ile karşılaşabiliyorlar. Sakin
koylarındaki doğal ortam, Foça’nın foklar tarafından olduğu kadar, yerli ve
yabancı turistlerce de tercih edilmesinin en önemli nedeni.
Küçükdeniz olarak bilinen ilk liman, Eski Foça’nın kalbinin
attığı yer. Yan yana sıralanmış lokantaların arasındaki küçük kafeler, romantik
bir serenadın akıp giden notaları arasındaki es işaretleri gibi, küçük ve
keyifli molalara çağırıyor. Çoğunluğu eski olan iki katlı binaların ve daracık,
Arnavut kaldırımlı sokakların oluşturduğu çarşı, küçük bir kasabaya ait tüm özellikleri
taşıyor. Çarşının üstünü boydan boya kaplayan asma ve sarmaşıklar, yarattıkları
koyu gölgenin yanı sıra, eski zamanların açık hava çarşılarına ait özellikleri
yansıtıyorlar. Yaz güneşinin yakıcılığından korunarak, serin bir ortamda Eski
Foça çarşısının tadını çıkartırken bu gölgelik, insana tazelenmişlik hissi
veriyor. Küçük bir koy etrafındaki asırlık taş evlerle ve balık restoranlarıyla
süslü bu Küçükdeniz Koyu, Foça’nın gerçek bir Egeli olduğunu kanıtlıyor. Eski
Foça’nın sahili de, İzmir Kordonu’nun ilk hallerini akla getiriyor ister
istemez. Eski taş evler, onlara yıllardır eşlik eden palmiyeler ve sahil…
Eski Foça’nın taş evleri, taş işçiliğindeki özen, kapı
tokmakları ve sanat eseri niteliğindeki kapı süslemeleri ilgi çekiyor. Taş
evlerden sarkan teneke saksılı, rengârenk sardunyalara eşlik eden yaseminler ve
begonviller, Eski Foça panoramasına tüm canlılıklarıyla renk katıyorlar.
Foça’nın neredeyse bütün şirin ve küçük otelleri, pansiyonları Küçükdeniz
sahiline dizilmişler. Otelden ya da pansiyondan çıktıktan sonra, denizle
aranızdaki yolu iki adımda geçip insanın kendisini, Ege’nin mavi sularına
bırakabiliyor olması Eski Foça’yı özel kılan ayrıcalıklardan bir başkası.
Yüzerek denizde açıldıktan sonra, Eski Foça’nın güzelliği bir kez daha gözler
önüne seriliyor. Sahilde palmiyelerin gölgesinde yürüyüş yapanlar, asırlık
zarafetleriyle göz okşayan taş evler ve zeytin ağaçlarının süslediği dağlar,
kusursuz bir bulmacanın parçaları gibi Eski Foça’nın güzelliğini tamamlıyorlar.
Büyükdeniz ve Küçükdeniz adıyla anılan iki koy, Eski
Foça’nın yerleşiminde önemli yer tutuyor. Bu görüntüye bir de masmavi deniz
eklenince Foça’nın seyrine doyum olmuyor. Büyükdeniz denilen koy,
Küçükdeniz’den daha büyük ve daha sessiz. Marina işlevi gören bu koy, yerli
yabancı yatların demirlediği doğal korunaklı bir koy. Bu koyun etrafındaki
geniş bahçeli görkemli taş evler ise görenleri büyülüyor. Sık çam ağaçlarıyla
süslü bahçeler, anıtsal kapılar ve gizemli sokaklarıyla burası, aynı zamanda
Küçükdeniz’den başlayan yürüyüş yolunun da devamı. Foça’nın bir ucundan, diğer
ucuna yürürken yolda; Osmanlı Kalesi’nin kayıkhane bölümü olan Beşkapılar,
Osmanlı Surları ve Kibele açık hava tapınağı ziyaret edilebiliyor.
Antik tiyatrodan ve beyaz badanalı Ege evlerinden sonra Eski
Foça, kendi mitolojisinin en özel yerine çağırır ziyaretçileri. Söylenceye göre
kuş bedenli ve kadın başlı yaratıklar olan Sirenler, gemicileri söyledikleri
büyülü şarkılarla baştan çıkartarak, gemilerinin kayalara çarparak batmasına
neden olurlarmış. Mitolojik bir kahraman olan Odysseius da bu kayalıklardan
geçmek zorunda kalmış. Kulaklarını balmumu ile tıkayarak ve kendisini gemisinin
direğine bağlayarak şarkıların etkisinden kurtulmuş. Bu efsanenin geçtiği yer
olarak kabul edilen Siren Kayalıkları, Foça açıklarındaki Orak Adası’nda
bulunuyor. Volkanik oluşumlarla meydana gelen bu kayalıklar, değişik ve özel
görüntüler oluşturuyorlar. Siren Kayalıkları’nın diğer bir önemi de Akdeniz
Fokları’nın yaşadıkları yer olması. Siren Kayalıkları’na gitmek için
Küçükdeniz’deki kiralık teknelere danışmak yeterli. Günübirlik düzenlenen tekne
turlarında, Orak Adası dahil olmak üzere irili ufaklı adalarda demir atılarak
yüzme molası veriliyor.
Eski Foça’da gece yaşamı için en iyi başlangıç
Küçükdeniz’deki balık restoranlarında yenecek bir akşam yemeğiyle olur. Ege’nin
Foça’ya sunduğu çeşit çeşit balık arasında kuşkusuz en çok çupra ilgi görüyor.
Ayrıca her zaman taze ahtapot, karides, midye ve kalamarla dost sohbetleri
eşsiz lezzet şölenlerine dönüşüyor. Foça, çeşitli deniz ürünlerinin yanı sıra,
ot yemekleriyle de beğeni topluyor. Yerel otlar arasında şevketi bostan,
radika, turp otu ve ısırgan otu damak zevkine düşkün olanlara hitap ediyor.
Deniz börülcesi salatası ise Foça akşamlarının vazgeçilmez mezesi olarak
karşımıza çıkıyor. Eski Foça ayrıca, yoğurdu ve zeytinyağıyla da ünlü.
Zeytinyağı konusunda en önemli uğrak yeri ise Phokaia Zeytinhome adlı dükkân.
Çeşitli zeytin ve zeytinyağı seçenekleri ile Eski Foça için özel bir mekân olan
bu dükkânda, zeytinyağı, karanfil ve defneden yapılmış halis sabunlar da
satılıyor.

Büyükdeniz ve Küçükdeniz koyları Foça’yı maviden öte bir
maviye taşıyor.