26 Mayıs 2012 Cumartesi
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Beyoğlu’nun sesleri…

 

 

Yazı/Text: SİBEL KİLİMCİ
Fotoğraflar/Photos: NURCAN VOLKAN

 

Müzik hayatın nabzıdır… İstanbul’un nabzı

Beyoğlu’nda bazen 9-8 bazen 2-4’lük atıyor…

Bazen de ritimsiz… Tıpkı İstanbul gibi… Hayatı

anlamak için sokak müzisyenlerine kulak verin, müzisyenleri anlamak içinse İstanbul’a…

 

Beyoğlu’nun sesleri genellikle yerde konumlanıyor ve caddeyi müzikleriyle şenlendiriyorlar.

 

Beyoğlu, debisi yüksek bir nehir gibi akar, sizi önüne katıp sürükler. Bu yüksek hızlı akışa kapıldığınızda, dünyanın bütün dilleri kulağınıza ilişir, dünyanın en ilginç yüzleriyle karşılaşır, her türlü ten rengi, her türlü güzellik ve çirkinlikle yüzleşirsiniz…

Restoranlardan çevreye yayılan iştah açıcı yemek kokuları kitap ve albüm satan dükkanlardan yükselen müzik sesi ile Beyoğlu yaşayan bir varlık gibidir ve herkese eşit davranır. İnsanlık, yasalarla yapamadığını yapmış, sokakta eşitlemiştir sizi… Bu eşitlik ve barış insanlara saygı gösterdiğiniz, beden dillerinden, ruh hallerinden, arızalı insan durumlarından anladığınız sürece sürer. Egzotik ve eğlenceli bir cennete düştüğünü sanan, karşılaştığı her şeyi kabullenmeye hazır iyi niyetli sarhoş turistler, kulağı kesik serseriler, ailelerinin değer yargılarından kurtulmaya çalışan çılgın gençler, entelektüeller, varoş çocukları, travestiler, cepçiler ve Gucci, Dolce Gabana insanlarının birarada olmaları zor olduğu kadar, eğlencelidir de. Sokak kendi ruhunu her şeye yansıtır. Müzik de özgürdür Beyoğlu’nda, engellemek isteyenlere rağmen. Kuytu barlarda hiç dinlemediğiniz daha önce denenmemiş müzikleri deneyen genç müzisyenlerle, yepyeni seslerle karşılaşabilirsiniz sokaklarda. Fatih Akın’ın ‘İstanbul’un Sesleri’ adlı belgeselinde “Hiçbir şey bilmiyorlar, görmek istemiyorlar, şu cahillere bak, dünyanın sahibi onlar, onlardan değilsen sana zalim derler Hayyam dostum” diye hayata ve sisteme meydan okuyan Siya Siyabend’e mesela… Siya Siyabend, özgür yaşamayı seçmiş, kendi sözlerini özgürce söyleyen müziği alaşağı eden, geleneksel ve gelenek dışını harmanlayan her üyesi bir roman kahramanı gibi vakur 1994 yılında kurulmuş bir grup. Repertuarının ağırlığını deyişler, semahlar ve kendi besteleri oluşturuyor. Grubun kurucusu Bizon Murat ve Dede Murat… İstanbul’un, Beyoğlu’nun, sistemin hızlı akışının sürükleyiciliğine inat, kendi bildiklerini okuyorlar. Onlara göre para kazanmak utanılacak bir şey, para ancak günü kurtarmak için. Onlar, hayattan sıkıntısı olanlara göre cesur dervişler, kolluk kuvvetlerine göre serseri… Müzik endüstrisine karşı olan ve müziklerini sokakta dinletmeyi tercih eden grubun, kayıtlarını kendi yaptıkları birkaç albümü de var.

Siya Siyabend’in müzik kardeşi Karagüneş (Amargi) adlı grup da aynı ruhla çıkabilir karşınıza. Karagüneş 1997’de Ankara’da kurulmuş. İstanbul’da Siya Siyabend ile birlikteler. Kendi albümlerini yapıp, sokak konserleri sırasında satıyorlar. Grubun ana damarı Kardeş Önder ve Kardeş Özgür, Ceyhun, Gencer. Ancak enstrümanını alan ve aynı ruhu taşıyan başka müzisyenler de aralarına katılıyor zaman zaman. Dinlemek istiyorsanız, Tünel’e doğru yürümeyi göze almalı, şansınıza dua etmelisiniz.

Beyoğlu’nun sokak müzisyenlerince en sevilen noktalarından biri de Odakule… Odakule’nin Haliç’ten gelen sert rüzgarını Beyoğlu’na taşıyan geçitte her zaman bir müzik sesi yükselir. Genellikle Türkçe sözlü rock bir şarkıdır bu. İhtimal, bir grup genç yere kümelenmiştir, bir iki tanesinin ellerinde gitar, şarkı söylüyordur. Odakule’de rastlayacağınız gençlerden ikisi Eren ve Şahin… İkisi de Uludağ Üniversitesi İşletme Fakültesi’nde okuyor. Çevrelerini saran gençler ise genellikle Kasımpaşa Lisesi’nin öğrencileri… Yani, hayranları bile var.

Eren, “Para kazanmak için buradayız” diyor. Öğrenci harçlıklarını çıkarıyorlarmış hafta sonları. Şahin ile yedi yıldır arkadaşmışlar ve 4 yıldır gitar çalıyorlarmış. Havanın durumuna, insanlık hallerine, hatta rüzgara göre kazandıkları değişiyormuş. Eren’in bir alternatif rock grubu varmış, adı İyimsert. Beste de yapıyormuş ama bestelerini çalmıyormuş sokakta, noterden tasdik yaptırmadığı için. Sokak onlara okulun öğretemediklerini de öğretmiş: “İnsanları neredeyse çözdük” diyor, “Tinercisinden cepçisine, zengininden fakirine her tür insanla karşılaşıyoruz…”

Caddenin en ilginç insanlarından biri de Fırat Çağla. Onu, Odakule’nin aşağısında bir bankanın önünde elinde gitarıyla otururken görebilirsiniz. Başı bağlı, üzerinde uzun bir pardösü var, sanki evde pişirdiği yemeğin altını açık bırakmış, az sonra dönecek...

Gitarla ilişkiyi yeni kurduğu, çalmaya çalışırken öğrendiği belli. 44 yaşında, yıllarca sahnelerde türküler, deyişler okumuş, Türkü barlarda çalışmış. Şimdi Beyoğlu’nun akıntıdan uzak bir köşesinde türkü söylüyor. Her şey hızla değişirken o da direnmeye, uzak kaldığı sahnelerde yaptığı müziği sokaktan geçenlerle paylaşmaya çalışıyor. Gürültünün içinde, Selda Bağcan’a benzeyen sesinin tınısı kulağa çalınıyor arada sırada… Tek derdi kimseye muhtaç olmadan istediği gibi türkülerini söylemek. Eski fotoğraflarını, gazetelerde hakkında çıkan yazıların fotokopilerini yanında taşıyor arada bir ilgilenenlere göstermek için. Fotoğraflarda saçları açık, kısa kollu giysiler içinde bir kadın var. Tesettüre benzeyen kıyafetini soruyoruz, ne zaman kapandığını… “Sokakta, bir yıldır böyleyim” diyor… “Kahrettim bir şeylere, sonra kapattım kendimi…” Kim bilir nelere kahretti, sormuyoruz, duymak herkese ağır gelebilir. Kahrettirenler kahrolsun diyoruz. Dertli bir türkü kalıyor gerimizde, Davut Sulari’den… “Bir güzelin aşığıyım erenler, onun için taşa tutar el beni, gündüz hayalimde, gece düşümde, kumdan kuma savuruyor yel beni…” Sokak müzisyenlerinin en sevdiği yerlerden biri de Yapı Kredi Kitabevi’nin önü. Orada elinde gitarı olan birine her an rastlayabilirsiniz. Bu kaldırımı konak yeri tutanlardan biri de Uğur Yıldırım. Silivri’de yaşayan ailesiyle birlikte İstanbul’a yerleşmiş. Bazen Odakule’de, bazen Beşiktaş dolmuşlarının yakınında çalıyor. Sigorta parasını dışarıdan ödeyerek, sigorta sistemine girmiş. Düzenli bir işte çalışmaya inanmıyor. Askerden döndükten sonra ruh hali oldukça değiştiğinden, sokakta müzik yapmayı seçmiş. Onu rahatsız eden çalışmak değil, çalışırken üzerinde hissettiği baskıymış. “Şu anda hayattaki hedefimin en kral yerindeyim” diyor. “Ünlüler de insanlara şarkı söylüyor, ben de aynısını yapıyorum.”  Uğur’un az ötesinde bir yere konuşlanan ve gitarı, siyah paltosu, uzun ve dağınık beyaz sakallarıyla dikkat çeken biri var… Cem Karaca’dan, MFÖ’den şarkılar söylüyor ve gençlerin tercih ettiği yeni popüler parçalar yerine klasikleşmiş olanları tercih ediyor. Adı Kazım. Gelen geçen Kazım Abi diye sesleniyor, şans diliyor… O Cem anlaşılmaz kelimelerle… Bazen genç bir kız oturuyor yanına, bazen yaşlı bir adam dikilip, gençliğinin o meşhur şarkısını dinliyor… Kazım Abi de Beyoğlu’nun demirbaşlarından… Müzik verip, ekmek alıyor. Türkay Akaş Beyoğlu’nda karşınıza çıkacak ilginç müzisyenlerden… Trompet çalıyor ve klasikleşmiş şarkıları tercih ediyor, eskiden düğün salonlarında çalarmış. Bir orgla müzik yapanlar türeyince, salonlarda iş kalmamış. Ona, arada bir ‘Borazancı’ diyen çıksa da insanların yavaş yavaş trompet dinlemeye alışacağını düşünüyor. 20 yıldır trompet çalıyor ama asıl işi resim. İki yıldır sokakta müzik yapıyor. Yazın işlerin daha iyi olduğunu söylüyor, ne de olsa soğukta metal enstrüman üflemek kolay değil. Zorluklar yaşasa da, arada bir sevgilisine telefon edip şarkısını dinletmek isteyen çıktığında ya da müziğine eşlik edildiğinde, zorlukları unutuyor. Zaman zaman saksafoncu bir arkadaşı da ona katılıyor. Siyah gözlükleriyle Blues Brothers ekibini çağrıştırıyorlar. Keyfi iyi ama arada bir “Müslüm babadan da çalsana” diyenler olmasa daha da iyi olacak.

Beyoğlu’nun en neşeli karakterlerinden biri Mecit Çinel… Kemençe çalan Mecit, Karadeniz ruhunu caddeye yayıyor. Etrafında toplanıp horon çekenler, hüzünlü türkülerine eşlik edenler onu yalnız bırakmıyor. Sekiz aydır İstanbul’daymış ve sokakta çalıyormuş. Babasıyla girdiği bir iddia sonucunda kemençe çalmayı öğrenmiş, şimdi ondan ekmek kazanıyor. Zonguldak’tan çocukluk arkadaşı Baran Eroğlu ile birlikte kader birliği yapmışlar. Birlikte tiyatro yapıyor, dizilerde rol alıyorlar. Karadeniz müziğine hasret kalanların coşkusu onları ayakta tutuyor. Flütünü alan, bağlamasını kapan Beyoğlu’nda ekmek peşinde… Müzik para getiriyor mu derseniz, “Allaha şükür” diyorlar. Hepsinin kendine göre hayalleri, hedefleri var; bazen de sadece yaşamak için sarıldıkları tek şey enstrümanları… Eğer yolunuz düşerse, bir müzisyenin yanına oturup, caddeyi onların bakış açısından izleyin… Nasıl göründüğünüz, ne olduğunuz ya da ne olacağınızın önemli olmadığı o kaldırımlarda var olmanın hiç de kolay olmadığını anlayacak, sıradan olmanın ayrıcalığını da yaşayacaksınız…

 

İşte Beyoğlu’nun çocukları; kimi davul çalarak hayatını kazanırken, kimi de seyrederek hayata hazırlanıyor.

 

Beyoğlu’nun sesleri genellikle gecenin koruyucu kalkanının ardında müzik yapıyorlar.

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


67484 - unknown - 38.107.179.236