26 Mayıs 2012 Cumartesi
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Biri bizi gözetliyor...

 

 

Gümüşyaka Koyu- Halfeti

 

Yazı/Text: TANSEL TÜZEL

 

THY’de uzun yıllar uçuş uzmanı olarak çalışırken gökyüzü ile fotoğraf tutkusunu birleştiren Alp Alper Türkiye’yi yukarıdan karış karış tarayarak müthiş bir değişimi gözler

önüne seriyor.   

 

Aydın yakınlarında tarlalarda çalışan işçiler

 

Birkaç yıldan beri yukarıda biri var; sulak alanların hızla tüketildiğini, tarihi eserlerin restorasyon adı altında mahvedildiğini o biliyor. Pek çok değerimizi yitirişimizi kare kare belgeliyor. Tuz Gölü’nü rant uğruna feda edenlerden nadide flamingolar kadar şikayetçi. Her yeni yokoluşla derinden sarsılsa da tutkuyla sarıldığı görevini sürdürüyor.

Alp Alper’in uçmak gibi bir tutkusu Türk Hava Yolları’nda işe girene dek hiç olmadı. Ve işiyle birlikte gökyüzünün derinliklerini milim milim ölçebileceği bilgiye ulaştı. İşi gereği her ay 30-40 saati kaptanlarla birlikte uçarak geçiyordu. Uçmak güzeldi. Yukarıdaki onca trafiği işler kılmak da… Fotoğraf ise üniversite yıllarından itibaren sevdiği, benimsediği bir uğraşı… Sonra deprem oldu. O büyük travma ve büyük yokoluş… Ve arkadaşlarından oluşan bir grup gönüllüyle işe girişti. Gökyüzünden yeryüzünü görüntüleyerek ilk kitabına ulaştı. Her biri tarihe kalacak belge niteliğindeki fotoğraflarından oluşan, Yunanca yayımlanan ilk kitabı görevle gittiği Yunanistan’da çoksatanlar listesine girdi. Türkçe-İngilizce versiyonu da Türkiye’ye ithal edildi. Fotoğraflarından pek azını içeren sergisini ise İstanbul Atatürk Havalimanı’nda THY ve TAV’ın katkılarıyla gerçekleştirebildi. Alp Alper, Türkiye’yi her şeyiyle belgelemeyi sürdürüyor. Pek çok projesi var. Çocuklarına ne ev, ne de araba bırakmayı düşünüyor. Onun düşü kitapları. 15 yıldır çalıştığı işinden kazandığı her şeyini bir görev gibi üstlendiği tutkusu uğruna harcamaktan kaçınmayan Alp Alper anlatıyor… “Projeyi 1999 yılında tasarladım ve ekibi oluşturduk, beş ayrı ekip kurduk, birinde de ben vardım. Haritadan olmuyor. Yerden bir tarama yaptık ve bilgi birikimi oluşturduk. Bazı yerlere gidiyorum bir kilisenin peşinde ve vardığımda görüyorum ki kilise filan kalmamış, ama onun yanında kayıtlarda olmayan bambaşka bir kilise buluyorum. Sonra depremi yaşadık ve o büyük yokoluşla birlikte hızlı hareket etmeye karar verdik. Çünkü zamanımızın kalmadığını düşündük. Çekebildiğimiz her fotoğraf bizim için bir belge. Sonra hızla bu işlere giriştim. Tam 5.5 yıl oldu. Tek kare bile çekemediğim yerler var hala. Mesela Sivas Divriği, çünkü Dünya Mirası’na dahil. Bunları çocuklarımıza bırakmamız gerek. Bugün bizim Ayasofya’yı kendi kültümüz olarak kabul etmemiz mümkün değil ama bir başkasının kültürünü de korumamız gerek. Bu topraklardaki her şeyi korumamız gerek. Bugün ben Atina’daki Akropol’e Yunanlıların kültürü olarak bakmıyorum, çünkü o kültürün olduğu yerde Osmanlı da yaşamış. Dünya değerleri önemli… Bugün ülkemize kim gelirse gelsin, İshak Paşa Sarayı’nı koruyabildiğimizi görmeli. O muhteşem kütlesel yapıyı, yapıldığı zamanı düşünerek algılaması önemli. Benim için de bu bir çelişki. Çünkü 1998’e kadar ben de hep yurtdışında çekimler yaptım, özellikle National Geographic benim gözümdeki perdeyi kaldırdı. 1999 yılında THY’nin İstasyon Müdürü olarak Atina’da çalışmaya başladım. Orada National Geographic’e bütün portfolyomu götürdüm. 30’a yakın ülkeden fotoğraflarım vardı. ‘Peki, Türkiye nerede? Bunları zaten bizim dünyanın dört bir yanındaki fotoğrafçılarımız çekiyor, biz sizden Türkiye isteriz’ dediler ve ben de ülkeme ne büyük bir haksızlık yaptığımı anladım ve buraya yöneldim ama ağırlık hep tarih ve arkeoloji oldu. Bilinmeyen yerler var. Yani biliniyor ama üzerinde ışık yok. Anadolu’da bugün bilinebilen üç bin tane antik kent var. Bilinmeyen daha çok şey olduğuna inanıyorum. Belki insanlar belki de deprem çıkarır ortaya. Bizim ülkemizde hiçbir yerde olmayan bir kültürel miras var. Hurraları, Hattileri, Hititleri, Frigleri kimse bilmiyor.”

Alper, fotoğrafı çekenin beyin ve beyindeki birikim olduğuna inanıyor ve yukarıdan bakmanın her şeyi tüm detaylarıyla görmeye neden olduğunu düşünüyor, “Öncelikle fotoğrafı çeken beyindir ve birikiminiz yoksa çekemezsiniz. Yamaç paraşütüne başladığım zaman çektiğim fotoğraflar müthiş oldu. Adrenalin de hoşuma gitti. Kuş gibisiniz. Heyecanı müthiş. Orada bu işleri yapan paraşütçü arkadaşlara açtım konuyu. Ölüdeniz, Kaş, Demre, Gökova gibi yerleri öyle çektik. Kokpitteki gibi değil, kuş gibisiniz. Daha sonra paragliding, paramotor, mikroline, Chessna uçakları ile çıktım çekimlere. Doğu Anadolu bizi çok yordu. Çünkü yasaklar var, ayrıca meydanlarda mesaili çalışılıyor ayrıca yakıt da yoktu. Ekipler kurduk, bir ekip yerden arabayla gitti, bir ekip havadan gitti. Bunlar benim arkadaşlarım. Merak eden arkadaşlarım, arkeologlar, tarihçiler, pilotlar var. Benim arkamda koskoca bir ekip. O ekiple değerlendirdik her şeyi. Ağırlıklı olarak... İstanbul, Ege, Akdeniz, İç Anadolu ve Karadeniz var. Es geçtiğimiz bölgeleri de çekmeye devam edeceğiz. 12 bin kare çekmişiz ve bunların içinden 220 tanesi seçip bir kitap yaptık. İshak Paşa Sarayı’na kadar gittik. Ama bir Ani Harabeleri’ni yukarıdan çekmek istiyorum. O kütleyi düşünüyorum, Artvin’i. Sümela’nın da yoktu üstten fotoğrafları, biz o bölgeyi yardık geçtik. Ama bunları yaparken bedeli çok ağır oldu. Arkamdan benimle gelen insanların masraflarını karşıladım. Proje benimdi. Evi ve arabayı sattım, yurtdışında biriktirdiğim üç beş şey vardı bunlar da gitti. Ama her şeyin bedeli var eğer inanıyorsan. İnandığın şeyin sonuna kadar git, bedeli ne olursa olsun. Sponsor buluruz diye umutlandım ama olmadı.” Gökyüzünden yeryüzünü görüntülemeyi ise ‘tanrısal bir bakış açısı’ olarak nitelendiriyor ve çekim yaptığı 5.5 yıl boyunca Türkiye’nin doğasının nasıl büyük bir değişim yaşadığının en önemli tanığı, “Sürenin kısalığına karşın değişim çok fazla. Sulak alanlarımızı büyük bir hızla kaybediyoruz. Kitabımda bir hayvan var, Türkiye’yi temsil edebileceğini düşündüğümüz flamingolar. Flamingolar burada ürüyor, sodalı su seviyorlar, o yüzden Gediz Deltası ve Tuz Gölü onların yerleşim merkezleri. Gediz Deltası’nı kurutup kurutup yavaş yavaş ele geçiren kooperatifler var. Mahkeme kararları alınıyor önlemek için bu durumu ama her geçişte biraz daha kurutulduğunu ve adamların hep yeni katlar çıktığını görüyorsunuz. Küçük bir bedelle kurtarıyorlar. Tuz Gölü’nün değişimi de inanılmaz, büyük bir kirlilik var, Şereflikoçhisar’ın bütün kirli suları o göle dökülüyor. O çevredeki tüm kirlilik o göle akıyor. Flamingoların son kalelerini mahvediyorlar. Orası onların üredikleri yer. Çekilmeye başladılar, 60-70 bin olan flamingo sayısı bugün 20 binlere düştü. Bu en bariz gözlemlediğimiz şey. Bir İshak Paşa Sarayı’na gittiğimiz zaman restorasyon adına yapılan büyük katliamı gördük. Güzelim sarayın üstünü siyah ondülinle kaplamışlardı. Üstten her şeyi görüyorsunuz. Rant her şeyin üstünde. Değerlerimizi koruyamıyoruz. Göllerin kuruması, tarihi eserlerin yanlış restorasyonu bizi çok üzüyor. Bugüne bakın. En kötü yer Konya. Meke gölünün olduğu alanlar çok zor durumda.”

 

Apolyond Gölü-Bursa

 

Flamingolar -Tuz Gölü

 

Hititlerin başkenti Hattuşa- Çorum

 

Kahta Nehri

 

Şanlıurfa

 

Hüsrev Paşa Cami-Van

 

Ağrı dağı etekleri - Ağrı

 

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


67485 - unknown - 38.107.179.237