|
Biri bizi
gözetliyor...


Gümüşyaka Koyu- Halfeti
Yazı/Text: TANSEL TÜZEL
THY’de uzun yıllar uçuş uzmanı olarak çalışırken
gökyüzü ile fotoğraf tutkusunu birleştiren Alp Alper Türkiye’yi yukarıdan karış
karış tarayarak müthiş bir değişimi gözler
önüne seriyor.

Aydın yakınlarında tarlalarda çalışan işçiler
Birkaç yıldan beri yukarıda biri var; sulak alanların hızla
tüketildiğini, tarihi eserlerin restorasyon adı altında mahvedildiğini o
biliyor. Pek çok değerimizi yitirişimizi kare kare belgeliyor. Tuz Gölü’nü rant
uğruna feda edenlerden nadide flamingolar kadar şikayetçi. Her yeni yokoluşla
derinden sarsılsa da tutkuyla sarıldığı görevini sürdürüyor.
Alp Alper’in uçmak gibi bir tutkusu Türk Hava Yolları’nda
işe girene dek hiç olmadı. Ve işiyle birlikte gökyüzünün derinliklerini milim
milim ölçebileceği bilgiye ulaştı. İşi gereği her ay 30-40 saati kaptanlarla
birlikte uçarak geçiyordu. Uçmak güzeldi. Yukarıdaki onca trafiği işler kılmak
da… Fotoğraf ise üniversite yıllarından itibaren sevdiği, benimsediği bir
uğraşı… Sonra deprem oldu. O büyük travma ve büyük yokoluş… Ve arkadaşlarından
oluşan bir grup gönüllüyle işe girişti. Gökyüzünden yeryüzünü görüntüleyerek
ilk kitabına ulaştı. Her biri tarihe kalacak belge niteliğindeki
fotoğraflarından oluşan, Yunanca yayımlanan ilk kitabı görevle gittiği
Yunanistan’da çoksatanlar listesine girdi. Türkçe-İngilizce versiyonu da
Türkiye’ye ithal edildi. Fotoğraflarından pek azını içeren sergisini ise
İstanbul Atatürk Havalimanı’nda THY ve TAV’ın katkılarıyla gerçekleştirebildi.
Alp Alper, Türkiye’yi her şeyiyle belgelemeyi sürdürüyor. Pek çok projesi var.
Çocuklarına ne ev, ne de araba bırakmayı düşünüyor. Onun düşü kitapları. 15
yıldır çalıştığı işinden kazandığı her şeyini bir görev gibi üstlendiği tutkusu
uğruna harcamaktan kaçınmayan Alp Alper anlatıyor… “Projeyi 1999 yılında
tasarladım ve ekibi oluşturduk, beş ayrı ekip kurduk, birinde de ben vardım.
Haritadan olmuyor. Yerden bir tarama yaptık ve bilgi birikimi oluşturduk. Bazı
yerlere gidiyorum bir kilisenin peşinde ve vardığımda görüyorum ki kilise filan
kalmamış, ama onun yanında kayıtlarda olmayan bambaşka bir kilise buluyorum.
Sonra depremi yaşadık ve o büyük yokoluşla birlikte hızlı hareket etmeye karar
verdik. Çünkü zamanımızın kalmadığını düşündük. Çekebildiğimiz her fotoğraf
bizim için bir belge. Sonra hızla bu işlere giriştim. Tam 5.5 yıl oldu. Tek
kare bile çekemediğim yerler var hala. Mesela Sivas Divriği, çünkü Dünya
Mirası’na dahil. Bunları çocuklarımıza bırakmamız gerek. Bugün bizim Ayasofya’yı
kendi kültümüz olarak kabul etmemiz mümkün değil ama bir başkasının kültürünü
de korumamız gerek. Bu topraklardaki her şeyi korumamız gerek. Bugün ben
Atina’daki Akropol’e Yunanlıların kültürü olarak bakmıyorum, çünkü o kültürün
olduğu yerde Osmanlı da yaşamış. Dünya değerleri önemli… Bugün ülkemize kim
gelirse gelsin, İshak Paşa Sarayı’nı koruyabildiğimizi görmeli. O muhteşem
kütlesel yapıyı, yapıldığı zamanı düşünerek algılaması önemli. Benim için de bu
bir çelişki. Çünkü 1998’e kadar ben de hep yurtdışında çekimler yaptım,
özellikle National Geographic benim gözümdeki perdeyi kaldırdı. 1999 yılında
THY’nin İstasyon Müdürü olarak Atina’da çalışmaya başladım. Orada National
Geographic’e bütün portfolyomu götürdüm. 30’a yakın ülkeden fotoğraflarım vardı.
‘Peki, Türkiye nerede? Bunları zaten bizim dünyanın dört bir yanındaki
fotoğrafçılarımız çekiyor, biz sizden Türkiye isteriz’ dediler ve ben de ülkeme
ne büyük bir haksızlık yaptığımı anladım ve buraya yöneldim ama ağırlık hep
tarih ve arkeoloji oldu. Bilinmeyen yerler var. Yani biliniyor ama üzerinde
ışık yok. Anadolu’da bugün bilinebilen üç bin tane antik kent var. Bilinmeyen
daha çok şey olduğuna inanıyorum. Belki insanlar belki de deprem çıkarır
ortaya. Bizim ülkemizde hiçbir yerde olmayan bir kültürel miras var. Hurraları,
Hattileri, Hititleri, Frigleri kimse bilmiyor.”
Alper, fotoğrafı çekenin beyin ve beyindeki birikim olduğuna
inanıyor ve yukarıdan bakmanın her şeyi tüm detaylarıyla görmeye neden olduğunu
düşünüyor, “Öncelikle fotoğrafı çeken beyindir ve birikiminiz yoksa
çekemezsiniz. Yamaç paraşütüne başladığım zaman çektiğim fotoğraflar müthiş
oldu. Adrenalin de hoşuma gitti. Kuş gibisiniz. Heyecanı müthiş. Orada bu
işleri yapan paraşütçü arkadaşlara açtım konuyu. Ölüdeniz, Kaş, Demre, Gökova
gibi yerleri öyle çektik. Kokpitteki gibi değil, kuş gibisiniz. Daha sonra
paragliding, paramotor, mikroline, Chessna uçakları ile çıktım çekimlere. Doğu
Anadolu bizi çok yordu. Çünkü yasaklar var, ayrıca meydanlarda mesaili
çalışılıyor ayrıca yakıt da yoktu. Ekipler kurduk, bir ekip yerden arabayla
gitti, bir ekip havadan gitti. Bunlar benim arkadaşlarım. Merak eden
arkadaşlarım, arkeologlar, tarihçiler, pilotlar var. Benim arkamda koskoca bir
ekip. O ekiple değerlendirdik her şeyi. Ağırlıklı olarak... İstanbul, Ege,
Akdeniz, İç Anadolu ve Karadeniz var. Es geçtiğimiz bölgeleri de çekmeye devam
edeceğiz. 12 bin kare çekmişiz ve bunların içinden 220 tanesi seçip bir kitap
yaptık. İshak Paşa Sarayı’na kadar gittik. Ama bir Ani Harabeleri’ni yukarıdan
çekmek istiyorum. O kütleyi düşünüyorum, Artvin’i. Sümela’nın da yoktu üstten
fotoğrafları, biz o bölgeyi yardık geçtik. Ama bunları yaparken bedeli çok ağır
oldu. Arkamdan benimle gelen insanların masraflarını karşıladım. Proje benimdi.
Evi ve arabayı sattım, yurtdışında biriktirdiğim üç beş şey vardı bunlar da
gitti. Ama her şeyin bedeli var eğer inanıyorsan. İnandığın şeyin sonuna kadar
git, bedeli ne olursa olsun. Sponsor buluruz diye umutlandım ama olmadı.”
Gökyüzünden yeryüzünü görüntülemeyi ise ‘tanrısal bir bakış açısı’ olarak
nitelendiriyor ve çekim yaptığı 5.5 yıl boyunca Türkiye’nin doğasının nasıl
büyük bir değişim yaşadığının en önemli tanığı, “Sürenin kısalığına karşın
değişim çok fazla. Sulak alanlarımızı büyük bir hızla kaybediyoruz. Kitabımda
bir hayvan var, Türkiye’yi temsil edebileceğini düşündüğümüz flamingolar.
Flamingolar burada ürüyor, sodalı su seviyorlar, o yüzden Gediz Deltası ve Tuz
Gölü onların yerleşim merkezleri. Gediz Deltası’nı kurutup kurutup yavaş yavaş
ele geçiren kooperatifler var. Mahkeme kararları alınıyor önlemek için bu
durumu ama her geçişte biraz daha kurutulduğunu ve adamların hep yeni katlar
çıktığını görüyorsunuz. Küçük bir bedelle kurtarıyorlar. Tuz Gölü’nün değişimi
de inanılmaz, büyük bir kirlilik var, Şereflikoçhisar’ın bütün kirli suları o
göle dökülüyor. O çevredeki tüm kirlilik o göle akıyor. Flamingoların son
kalelerini mahvediyorlar. Orası onların üredikleri yer. Çekilmeye başladılar,
60-70 bin olan flamingo sayısı bugün 20 binlere düştü. Bu en bariz
gözlemlediğimiz şey. Bir İshak Paşa Sarayı’na gittiğimiz zaman restorasyon
adına yapılan büyük katliamı gördük. Güzelim sarayın üstünü siyah ondülinle
kaplamışlardı. Üstten her şeyi görüyorsunuz. Rant her şeyin üstünde.
Değerlerimizi koruyamıyoruz. Göllerin kuruması, tarihi eserlerin yanlış
restorasyonu bizi çok üzüyor. Bugüne bakın. En kötü yer Konya. Meke gölünün
olduğu alanlar çok zor durumda.”

Apolyond Gölü-Bursa

Flamingolar -Tuz Gölü

Hititlerin başkenti Hattuşa- Çorum

Kahta Nehri

Şanlıurfa

Hüsrev Paşa Cami-Van

Ağrı dağı etekleri - Ağrı
|
|