|
Yorularak çoğalıyor...

Yazı/Text: CEREN ÜNLÜ
Fotoğraflar/Photos: GÜRCAN ÖZTÜRK
İstanbul Film Festivali’nde gösterilen ‘İyi Seneler
Londra’ adlı filmde izlediğimiz Zuhal Olcay bir yandan da dizi ve tiyatro
oyununa devam ediyor. Yeni şarkılarını ise çok beklemeyeceğiz, Olcay albüm hazırlıklarına
çoktan başlamış bile...

Ona hayran olmamın sebeplerini gayet iyi bildiğimi
düşünürken görür görmez yeni bir nedenin varlığını keşfettim. Uzak ama duyarlı,
hüzünlü ama üzgün olmayan bakışları sevdiğim oyunlarının, filmlerinin ve
şarkılarının hep içindeymiş meğer. Onun meslek yaşamındaki duruşunun en
dolaysız ve en yalın yansıması olarak... Bugünlerde ne iyi ki Zuhal Olcay’ı hem
tiyatro sahnesinde, hem sinemada hem de ekranlarda izleyebiliyoruz. Şu an
içinde olduğu albüm çalışmasını tamamladığında ise onu yepyeni şarkılarla
dinleyebileceğiz. İşte bu yoğunluk içinde çok yorulduğunu ama bu yorgunluktan
çok da zevk aldığını anlatarak başlıyor söze. Yaptığı tüm işlerin onun için bir
bütün olduğunu anlatıyor. Eğitimini aldığı, ilk göz ağrısı olan tiyatronun
aklına düşmesi ise epey gerilere uzanıyor. “Ben tiyatrocu olmaya ilkokul
sıralarında karar verdim. Ama gerçekten karar verdim, yani ciddi ciddi bundan
sonra ne yapacağım, konservatuara gidene kadarki süreç nedir, ne yapmam lazım
diye düşündüm, böyle bir plan yaptım. İlkokul çağındaki bir çocuk için bayağı
cesur ve erken yola çıkılmış bir hayat planı. Bildiğim bir tek şey var
istediğimi yaptım.” Son olarak İstanbul Film Festivali’nde gösterilen, Berkun
Oya imzalı ‘İyi Seneler Londra’ adlı filmde oynayan Olcay her zaman Türk
sinemasının önemli yapımlarında yer aldı. Çalıştığı yönetmenler arasında en
sevdiği ismi sorduğumda, vereceği cevabın duygusal olabileceğini hatırlatıyor
önce, “Benim sinema yapmama neden olan, gerçekten iyi bir yönetmen olduğuna
inandığım ve çalışırken en çok haz aldığım isim Okan Uysaler. ‘Gecenin Öteki
Yüzü’ ve ‘Parmak Damgası’. Benim sinema kariyerimin başlangıcı bu filmlerdir.
İlki de ‘Sönmüş Ocak’tır. Reşat Nuri Güntekin’in hikayesini film yapmıştık.
Sinemada da çok değerli yönetmenlerle çalıştım. Benim için yine Okan’ın yanına
koyabileceğim diğer isim, maalesef o da aramızda değil, çok sevdiğim bir
dostum, arkadaşım olan Ömer Kavur.” Peki onlarca film ve tiyatro oyununun
sahnesiyle gerçek yaşamındaki sahnelerin örtüştüğü, kesiştiği olmuş muydu hiç?
“Oluyor bazen. Orda biraz psikiyatriye dalmak lazım. Oyuncular bazen
oynadıkları rol modelin çok fazla etkisinde kalabiliyor. Daha çok güçlü ve
baskın kadın karakterleri oynayan bir oyuncu bazen bu rolün çok fazla etkisinde
kalıp bilinçdışı, bunu çok fazla amaçlamadan hayatında da bu role soyunabilir.
Filmlerdeki, oynadığım karakterin içinde bulunduğu duygu durumuna çok benzer
durumları bir şekilde hayatımda yaşadığım dönemler oldu. Bunu bilincimde mi yaratıyorum,
bilmiyorum, o kadar derinine gitmedim. O da olabilir. Biraz şizoid bir iş
yapıyoruz çünkü. Bazen rolün gerçekliğine kendini çok fazla kaptırıp an an da
olsa öyle yaşamaya başlayabiliyorsun. O sahneyi birebir yaşayamazsın,
oynuyorsun çünkü, bu bir meslek. Ama bilinçdışında bir yerde sana oynadığın
karakteri gerçekmişçesine yakınlaştıran şeyler oluyor gerçek hayatında. Buralar
karışık. Bu kadar derine girmeyelim. O kadar kolay değil bunları izah etmek.
Deli filan derler sonra.” Oyunculuk tüm hızıyla devam ederken Zuhal Olcay yeni
bir albüm hazırlığına çoktan girmiş bile. En son Bülent Ortaçgil’le ortak
çalışmaları ‘Başucu Şarkıları’nda dinlediğimiz Olcay bu defa ilk albümü ‘Küçük
Bir Öykü’den hatırladığımız Mehmet Teoman ve Vedat Sakman gibi isimlerle
çalışıyor. Olcay’ın şarkıcılık kariyerine başlamasına da oynadığı bir film
vesile olmuş; Nisan Akman’ın yönettiği ‘Dünden Sonra Yarından Önce’.
“Müziklerini Onno Tunç yapmıştı. Ne güzel bir tesadüftü ki yıllar sonra onunla
da bir albüm yapma şansım oldu. Nisan dedi ki ‘biliyorum sesin çok güzel ve
şarkı söylemeyi seviyorsun. Bu filme bir tane şarkı sözü yazalım, bu filmin
şarkısı olsun, söyler misin?’ Ondan sonra Erinç Akman’la oturduk sözleri
yazdık. Onno besteledi, ben de söyledim. O benim aslında şarkıcılık kariyerimin
başlangıcıymış, ben farkında değildim. Yalan söylemeyeyim, bir taraflarda hep
şarkı söyleyen bir oyuncu olma düşüncesi vardı ama bu müzikallere kadar uzanan
bir hayaldi. Hiçbir zaman bir albüm yapmak aklıma gelmedi. Daha sonra tam hayal
ettiğimle paralel Evita müzikalinde oynadım. Evita’nın ardından ‘Küçük bir
Öykü’ albümüm ve diğerleri geldi.” Olcay şarkıcılıktan da heyecanla bahsediyor
ama oyunculuğu anlatırken hissettirdiği coşkunun yanında biraz sönük kalıyor
gibi. Nedenini şöyle açıklıyor:
“İlk işim, benim hamurum oyunculukla ilgili olduğu için
hiçbir şey beni oyunculuk kadar heyecanlandırmıyor ama şarkıcılıkta beni
heyecanlandıran şey şu, ben şarkıcılığa da oyunculuk gibi bakıyorum, ben
şarkıyı bir teks gibi düşünüp yorumluyorum, oynuyorum, hissediyorum, yaşıyorum.
Belki de beni şarkıcılıkta biraz daha farklı yapan şey bu. Seven olur, sevmeyen
olur, ama benim tarzım bu. Ben bir metni yorumlar gibi yorumlayamıyorsam tat
almıyorum yoksa bir şarkıyı güzel söylemek, doğru notalarla, vibrasyonla, çok
güzel bir şey ama duygunun olmadığı bir şeyin benim için anlamı yok. Zaten
duygusuz bir şey olmaz ki...”
|
|