26 Mayıs 2012 Cumartesi
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Nehirlerin anasıyla kucak kucağa…

 

 

Yazı/Text-Fotoğraflar/Photos: MUSTAFA ÖNDER

 

Altı ülkeden geçen, çevresinde 90 milyon insanın yaşadığı ve bereketiyle 300 milyon insanı beslediği tahmin edilen Mekong Nehri Güneydoğu Asya’yı ucuza keşfetmek isteyenlerin de gözdesi.

 

 

Kaç saattir bu teknedeyim bilmiyorum. İki yanımızdan durmaksızın akan yeşil nehir suyunu yara yara ilerliyoruz. Bu tuhaf ve alışılmadık yol boyunca balık tutan ve dik yamaçlardaki tarlalarında çalışan insanlara rastlıyoruz. Burası Mekong Nehri, pek çok ülkenin insanı için ‘Nehirlerin Anası.’ Dünyanın en uzun 12. (4.900 kilometre) ve en geniş 10. akarsuyu. Nehir yeryüzüne Çin-Yunnan’da yer alan Mekong Myanmarda’dan (eski adıyla Burma) sonra Tayland ile Laos arasında sınır oluşturuyor ve Laos’un güneyinden Kamboçya’ya, oradan da Vietnam’a geçiyor. Mekong bu altı ülkenin bereketi, ekmek parası ve ulaşım aracı. Özellikle dağlık Laos için bir hazine. Çin’den Vietnam’a Mekong’un çevresinde tam 90 milyon insan yaşıyor. Ve çevresinde yetişen ürünle 300 milyon insan besleniyor. Nehir yalnızca çevresindekilerin değil Avrupa ve Amerika’nın da büyük ilgisini çekiyor. Ünlü yönetmen Francis Ford Coppola’nın 1979 tarihli ve Vietnam Savaşı’na bambaşka, eleştirel bir mantıkla bakan şaheser filmi ‘Kıyamet’in ana karakterlerinden biri de Mekong. Ancak nehrin Batı dünyasının ilgisini çekmesi çok eskilere dayanıyor.

Portekizli Antonio de Faria tarafından 1540’ta keşfedilen Mekong, Avrupalılar tarafından çizilen haritada deltadan yukarıya akan küçük bir nehir olarak tanımlanmış. Avrupalıların burayla ilgilenmesi Avrupalı etnik grup Spaniardlarla Portekizlilerin dinlerini buralara yaymak amacıyla bu bölgeye yolculuk yapma isteğiyle belirmiş. Bu düşünceyi ilk gerçekleştirense 1641-42 yıllarında Laos’un şu anda başkenti olan Vientiane’e giden Hollandalı Gerrit van Wuyshoff olmuş. Fransızlar ise bölgeyle 19. yüzyıl ortalarında ciddi olarak ilgilenmeye başlamış, 20. yüzyılın ilk 10 yılında Laos’u kolonileri konumuna getirmiş. Amerika ve Fransa arasında birinci ve ikinci koloni savaşları sonuna kadar iki ülkenin ilgileri devam etmiş. Vietnam Savaşı’ndan sonra, Amerika destekli Tayland hükümeti ile diğer ülkelerin yeni komünist hükümetleri arasında oluşan gerilim sonucunda Mekong Nehri’nin ortak kullanılmasına karar verilmiş.

Nehirlerin anası insanı devasa bir coğrafyada istediği yere götürüyor. Laos’un eski başkenti Luang Prabang özellikle sırt çantalarıyla ucuza dolaşan genç turistlerin uğrak yeri; bunun en önemli nedeni yine Mekong. Benim amacım da onlardan farklı değil. Sabahın erken saatlerinde Tayland’ın Chiang Kahong adlı sınır kasabasında “hızlı tekne mi, yavaş tekne mi?” sorusuna yanıt bulmaya çalışıyorum. Hızlısı altı saatte, yavaşı iki günde aynı mesafeyi katediyor. Normal mantık çerçevesinde hızlı olanı tercih etmek gerek ancak bu hızlı tekneye inanılmaz bir gürültü, bitimsiz bir sarsıntı ve ölümcül kaza olasılıkları eşlik ediyor. Uzun uzun düşündükten sonra kararımı veriyorum; seçimim yavaş olandan yana.

Önce Chiang Kahong’dan küçük bir tekneyle karşıya yani Laos’un sınır kasabası Huay Xa’ya geçip vizelerimizi işletiyoruz. Birçok farklı milletten 25 kişiyiz. Luang Prabang’a doğru manzarayı seyrederek ilerliyoruz. Başlarda mesafeli bir nezaketimiz var. Öyle sıkışık bir konumda oturuyoruz ki giderek samimiyet koyulaşıyor. İlk beş saat içinde İsveç, Avustralya, Amerika, Yeni Zelanda ve Kanada’dan bir sürü arkadaşım oluyor. Teknemiz ilerlerken biraz huşu, çokça korkuyla bakıyorum yanından geçtiğimiz yamaçlara. Korkumun nedeni yerlilerden duyduğum efsaneler. Arada tek tük nehre ağlarını atan balıkçılara rastlıyoruz. Dünyanın en büyük yayın balığı bu sularda yakalanmış ve literatüre adı ‘Giant Mekong Catfish’ olarak geçmiş. Hayalet, dev balık filan derken geceyi geçireceğimiz Pakbeng köyüne ulaşıyoruz.  Köyün yerlileri şölen havasında… Herkes pansiyonunun güzelliğini anlatıyor. Küçük bir köy olmasına karşın seçenek bol… Küçük bir kız çocuğunun peşine takılarak çok yakın dediği pansiyona iki kilometre yürüyerek ulaşıyorum. Nehir kenarında tertemiz bir çiftlik görünümündeki pansiyona önce gelenler çoktan odalarına yerleşmiş. Duş, tuvalet bahçede. Haşhaş satmaya çalışan gençler de çevrede. Odama yerleştikten sonra buğulu güzelliği ile Mekong’u seyretmeye nehir kıyısına iniyorum. Açlık bastırınca kenarı lokanta haline getirilmiş bir eve yanaşıp yaşlı bir Laoslu kadının sunduğu hoş görünümlü her şeyi tadıyorum. Avuç içinde sıkılarak top haline getirilen ve et ya da balık yahnisine banılarak yenilen pilav çok lezzetli. Köyün içinde bir evin önünde biriken kalabalık dikkatimi çekiyor ve yanaşıyorum. Burası ev değil elektronik eşya dükkanı. Dükkan sahibi köylüsüne jest yaparak televizyonlardan birini açık bırakmış, herkes onu seyrediyor. Köyde sayılı insanın evinde jeneratör olduğundan köyün sakinleri mutlu mutlu film seyrediyor. Televizyon her yerde aynı etkiyi yaparak insanları büyülüyor. Gece sivrisineklerle geliyor. Cibinlik olmasa perişanız. Rüyamda dev balıkların dans ettiği Mekong’dayım.  Sabah kahvaltı ve erzak için halk pazarına dalıyorum. Kızartılmış hamurlar, muz yaprağına sarılı yapışkan pila ve meyve alıyorum. Acılı ‘noodle’ çorbası midemi ısıtıyor. Mekong yeni uyanmış bizleri bekliyor. Ve kaptanımız demir alırken konuksever Pakbeng halkı bizi uğurluyor. Kaptanımız sakin bir Laoslu. Arada küçük çaplı şelale ve girdaplardan sağ salim çıkmamızı onun eşsiz deneyimine borçluyuz. Ancak bu deneyimler yolculuğumuza heyecan katıyor. Nehirde büyük bir sükunetle ilerlerken büyük bir gürültüyle sarsılıyoruz. İki dakika sonra yanımızdan hızlı tekne ve mağdurları geçiyor. Onları gören ekibin tüm üyeleri engel olamadıkları bir sevinçle birbirine bakıyor. Yakınından geçtiğimiz yamaçlardan birinde minik bir koya rastlıyoruz. Yaklaştıkça pazar yerini anımsatan tezgahları ile pek çok kişinin bizi heyecanla beklediğini görüyoruz. Süremiz kısa, 10 dakikalık alışverişten sonra yeniden nehirdeyiz. Bu kez nehir kenarında hoplayıp zıplayarak yüzen küçük çocuklar neşemiz oluyor. Kimi yamaçların üzerinden bize el sallarken kimisi en yüksekten atlama gösterisi sunuyor.

Yanımızdan geçen teknelerle ve nehrin iki yanındaki yamaçlarda görmeye başladığımız yerleşim alanlarının sayısındaki artışla Luang Prabang’a yaklaştığımızı hissediyoruz. Ve iki günlük yemyeşil yolculuğumuzun ardından nihayet  şehir tümüyle karşımızda.

Hayatımın en sakin, en huzurlu, en pastoral, en heyecanlı, biraz yavaş çekim biraz da belgesel film tadındaki yolculuğu burada noktalanıyor. Şaşırtıcı ama iki gün önce kafamda bir sürü soru işaretiyle, kararsız ve bilinmezlere gebe, ürkek ve ayaklarım geri geri giderek başladığım bu yolculuğu çok özleyeceğim.

 

Laos’da bir Budist tapınağı… Gizemli görünüşüne karşın gelen herkese açık…

 

Human scenes from Chiang Kahong to Luang Prabang…

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


67493 - unknown - 38.107.179.240