26 Mayıs 2012 Cumartesi
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Cape Town, Johannesburg Jazz Şehirleri “West’in” Tarihçileri yine “Rest’i” Yazıyor

    

 

 

Genelde jazz müziğinin başlangıç noktası kolonileşme döneminde köleleştirilen Afrikalıların Kuzey Amerika kıtasına gelip, buradaki insanlarla kültürlerini ve müziklerini birleştirmeleri olarak kabul edilir. Burada merak edilecek soru; 16, 17, 18 ve 19. yüzyıllarda Afrika’da yaşayan tüm siyahların Amerika’ya ya da Avrupa’ya mı gittikleridir? Kolonileşme ve köleleştirmenin en önemli merkezlerinden biri olan günümüz Güney Afrikası da yukarıda sorulan soruya cevap bulmak için iyi bir model olabilir. Tabiki de sorunun cevabının evet olması imkansız olduğu için cevap tabiki hayırdır. İspanyolların ve İngilizlerin Afrika’yı kolonileri haline getirdikleri dönemde de burada Afrika müziğinin varolduğundan söz edilebilir. Ancak bu müzikler ya da parçalar sadece İngiliz tarihçilerin yazdıkları oranda günümüze ve tarihe yansımıştır. Oldukça ilkel olan Afrika toplumu 1900’lü yıllara kadar baskı ve güçsüzlüğü nedeniyle tarihin sayfasına kendi adına çok birşey yazdıramamıştır. Aynı durum maalesef müzik için de geçerlidir. Bu nedenle ?Afrika müziği acaba Kuzey Amerika ya da Avrupa gibi bir coğrafi bölgede başka insanlarla buluşmayıp Afrika coğrafyasında kalsaydı, günümüz jazz müziğine dönüşebilir miydi? sorusuna cevap bulmak oldukça zor bir hal alır. Bunun neden yukarıda belirttiğim gibi West’in tarihçilerinin Rest’i yazmasından kaynaklanıyor. Bu durumun sadece müzik için geçerli olmadığı düşünülürse Afrika eski tarihinin ne kadar taraflı yazıldığı hala önemli bir tartışma konusudur.

 

Güney Afrika: Deniz ve İyi bir Coğrafya

Güney Afrika’nın kolonileşmesinin önemli iki ana nedeni vardır: Birincisi Ümit Burnu’nun eşsiz coğrafik avantajı, ikincisi ise zengin pırlanta yatakları. Bu nedenle 15. yüzyıldan itibaren sırayla İspanya ve Hollanda’nın, 19. yüzyılın sonunda nihayet İngiliz İmpartorluğu’nun tamamen eline geçmiştir. Yüzyıllar boyu özellikle Johannesburg, altın ve pırlanta madenleri olduğu için ve Cape Town, denize yakınlığı ve jeografik önemi için İspanya, Hollanda ve İngiltere arasında bir çekişme haline gelmiştir. Bu bölgede müziğin gelişmemesinin başlıca iki neden altında toplayabiliriz. Bunlardan birincisi şehirler her imparatorluğun değişiminin ardından kültür ve dilde farklılıklar ile karşılaşıyorlardı. Böylece gelen her imparatorluk baskı ile kendi dilini ve kültürünü Güney Afrika toplumuna yerleştirmek amacındaydı. İkinci neden ise birinciye bağlı olarak özellikle siyahların ağır çalışma saatleri sırasında başka hiçbir iş ile uğraşmaya zaman bulamamalarıdır. Bunun sonucu olarak daha çok madenlerde çalışan binlerce işçi Amerika’da olduğu gibi Pazar günleri kiliselerde rahatça kültürlerinin ritüellerini uygulamıyorlardı. Bir diğer neden de siyahların sürekli gerekli köle işçi ihtiyacı duyulan çeşitli şehirlere gönderilmesi sayılabilir.

 

Salvation Army, Ama Bu Müzik Bizim Değil mi?

Salvation Army 1865 yılında Londra’da kurulan bir organizasyondur. Bu organizasyonun amacı dünyadaki tüm insanları İsa’nın fikirleri doğrultusunda birleştirmektir. Bu misyoner kurum 1890 yılında Güney Afrika’ya Johennesburg’a gelmiştir. Gelişinin en önemli sebebi de yavaş yavaş tüm Afrika’nın İngiliz Kolonisi altına girmeye başlamasıdır. Salvation Army’nin bünyesinde ilk jazz müziği olarak nitelendirilen ve daha Amerika’da bile yeni yeni başlayan Brass Band müzik eğitimi de vardı. Aslında bakıldığında Johannesburg, jazz ile Paris, Varşova ve Stockholm’den daha önce tanışmıştır. Ancak ilginç olan konu Brass Band’in vurmalı tempoları ve vuruşları Johannesburg’da bu müziği dinleyen Siyah Afrikalılara oldukça tanıdık gelmişti. Bunun en önemli nedeni kuzeyde bu müziğin kendi kardeşlerinin etkisiyle oluşmaya başladığını anlamış olmalarıdır. Ancak bu benzerliğe rağmen kötü yaşama koşulları hiçbir zaman Afrikalıları müziğe odaklanmaya itememiştir.

 

Afrika Kurtuluş Marşı: Nkosi Sikelel’iAfrika

1800’lü yılların ikinci yarısında siyah Afrikalılar yaşam koşulları ve üzerlerindeki baskıdan kurtulmanın yolunu aramaya başladılar. Bazılarına göre Afrika artık özgürlüğüne kavuşmalı ve siyahların çoğunukta olduğu bir hükümet kurulmalıydı. Bunun için Afrika Ulusal Kongreleri toplanmaya ve örgütlenmeye başlamıştır. Bu tarihsel süreç içerisinde 1897 yılının kritik bir önemi vardır. Yıllar sonra Güney Afrika’nın milli marşı olarak kabul edilecek Nkosi Sikelel’ iAfrika (God Bless Africa, Tanrı Afrika’yı kurtarsın) şarkısı Johannesburg ‘da Enoch Sontonga tarafından İngiliz baskısı altında olan bir evde Xhosa dilinde kaleme alınmıştı. 1912 yılın Afrika Ulusal Kongresi’nin resmi marşı olarak kabul edilen şarkı Afrikalıların da şarkı yapabilmelerini göstermek açısından bir mihenk taşı olarak kabul edilebilir. 1909 yılında ise Reuben Caluza ilk defa gizli olarak Afrika’da Zulu koro müziği hakkında eğitimler vermiştir. Böylece geleneksel Afrika müziği kendi içinde gelişme göstermeye başlamıştır. 1920’lerde Caluza Amerika’ya gidip eğitimine burada devam edecektir. Caluza ayrıca Afrikada org ve piyanonun kullanımında da etkili olmuştur, böylece Marabi müziği olarak adlandırılan ve Amerika Ragtime tarzının başlangıç noktası olarak kabul edilen müzik ortaya çıkmaya başlamıştır.

 

Marabi Jazz’a Yaklaşıyor

1920’nin hemen başında Johannesburg bir kanun çıkartır. Bu kanuna göre siyahların artık beyazların yanında çalışmaları bile sınırlandırılmıştır ve siyah beyaz ayrıştırma politikaları başlamıştır. Amerika’nın Harlem’i gibi siyahlar endüstrinin geliştirildiği modern Johannesburg’dan şehir dışına, gelişmemiş bölgelere tamamen sürülmeye başlamışlardır. Bu da Afrikalıların kendi mikro kültürlerini daha kolay yaşayabilecekleri bir ortamı hazırladı. Sophiatown orta sınıf fakir işçilerin sokakta Marabi kültürünün öğelerinden dans ve müzik şovlarını yaptıkları önemli kasabalardan birisi olarak kabul edilir. 1930’lu yıllarda Marabi müziği kendini geliştirerek yavaş yavaş Afro-Amerikan ve Vaudville müziğine doğru kayma gösterdi. Ancak yapılan bu müziklerin çoğunun eğlenceli ve hareketli müzikler olduğunu söylemek oldukça zordur. Bunun en önemli nedeni toplumun baskı ve zorluklar içerisinde yaşamasıdır. 

 

 

Manhattan Brothers ve Amerikan Etkileşimi

Siyah-Beyaz ayrıştırma politikalarının daha fazla etkisini gösterdiği dönemlerde müzik siyahlar için bir nefes alma aracı olmaya başladı. Manhattan Brothers’ın amacı kötü durumda yaşayan Afrikalıların hayatlarına biraz renk katmaktan geçiyordu. Ancak kasabalarda çalan gruba siyahlar tarafından talep beklenildiğinden çok daha fazla oldu ve grup 1933 İngiliz bir şirket ile anlaşıp stüdyoya girdi. Kendilerini Amerikan müziği ile birleştirdiklerini söyleyen grubun müziği stüdyoda ingilizler oldukça çağ dışı gelmişti. Ekonomik kriz ve savaşın etkisiyle bir albüm hiçbir zaman yapılamadı. Ancak jazz kültürü yerini almaya başladı; Amerikan jazz’ından, Afrika geleneksel müziğine, Hristiyan koro geleneğinden Afrika vurmalıların kadar geniş bir yelpaze oluşmaya başladı. Johannesburg’da doğan ve Güney Afrika’nın süperstarı olarak kabul edilen Miriam Makeba da 1950’de Manhatten Brothers grubunda kendini göstermiştir. Makeba, Afrika halkının acılarını anlatan bir anne gibi görülmektedir. Günümüzde hala yaşamını sürdüren sanatçı yaptığı tüm açıklamalarda ve şarkılarda Afrika halkının ayrıştırma politkalarında çektiği acıları anlatmaktadır. 1967 yılında kendi grubu ile çıkardığı “Pata Pata” şarkısının daha sonra salsa müziği ile birebir örtüştüğü görülmektedir.

 

 

Dollar Band, Afrika Jazz’ı Dünyaya Açılıyor

Cape Town’ın jazz ile tanışması Johannesburg’dan biraz daha geç olmuştur. Dolar Brand İslam dinine geçmesine kadar müzikle oldukça fazla ilgilnemiştir. 1950’li yıllarda Afrika jazz’ının gelişiminde söz sahibi olmuştur. Willie Max Big Band ile birleşmesinin ardından, 7 yaşından itibaren piyano çalması ve müzik eğitiminin devam etmiş olmasının da etkisiyle Afrika’da bir star haline gelmiştir.

Afrika’nın ünlü trompetçilerinden Hugn Maskela da Dollar Band ile birleşip ayrı bir quartet oluşturmuştur. Maskela’nın Grazing in the Grass albümü 1968 yılında Amerika listelerinde 1. sıraya oturmuştur. Birkaç yıl sonra Afrika’yı kasıp kavuracak bebop hareketinin ünlü temsilcisi Jonas Gwangwa da Quartet’ın üyeliğini kabul etmiştir. Jazz Afrika’da etkisini öyle bir göstermiştir ki maden işçileri federasyonu kendi için de amatör bir jazz grubu bile kurmuştur.

1950’lerin başında Afrika’da radyonun yayılması da jazz’ı etkileyen önemli faktörlerden sayılabilir. Her ne kadar politik söylemler siyahlar için yasak olsa da müzikleri radyo yayınlarında dinleyici karşısına çıkıyordu. 1963 yılı Dollar Brand ve Afrika jazz’ı için bir dönüm noktasıdır. Çünkü Brand Avrupa turnesine katımıştır ve burada Duke Ellington tarafından sahneye takdim edilmiştir.

 

 

Jazz’cılar Birer Politik Figür

Zakes Nkosi, Elijah Nkwanyana ve Michale Zabu’dan oluşan grupta yaptığı müziklerde hep Afrika’da yaşayan siyahların kötü dürümünü anlatmaya çalışıyorlardı. Chris McGregor ise Afrika müziğinin gelişimini sağlayan bir beyaz İngilizdir. McGregor 1940’lı yılların başında Afrika’ya gelir ve buradaki müzikten çok etkilenir ve Afrika’da kalmaya karar verir. Hayatının bir çoğunu önyargıları yıkmak ve siyah beyaz toleransını arttırmak için politik bir figür olarak çalışmıştır. İlk başlarda siyahlarla iletişim kurmakta zorlanan Gregor 1970’lerde siyahlarla beyazların beraber eğitim alabileceği Cape Town Üniversitesi’nde eğitim vermeye başlamıştır.  1980’li yıllar Johanesbourg ve Cape Town için dayanılmaz yıllar olarak nitelendirir. Nelson Mandela’nın liderliğini yaptığı siyah ayaklanmaları sokaklara taşmıştır ve huzur tamamen kaybolmuştur. Hem Miriam Makeba hem de Dollar Brand (Abdullah İbrahim) Amerika’ya taşınmak zorunda kalmışlardır. Jazz müziği yapan onlarca kişi de Avrupa’nın çeşitli bölgelerine akın etmiştir. 1990’lı yıllar ise dönüş yıllarıdır 1991’de Makeba 20.000 kişiye, 1992’de ise Abdullah İbrahim 10.000 kişiye Cape Town ve Johannesburg’da konserler vermiştir.

 

 

Baskı ve Ayrışma Politikaları Arasında Büyüye(meye)n Jazz

Cape Town ve Johannesburg’da jazz’ın gelişimi İngiliz baskısı ve 1940’lardan itibaren başlatılan siyah-beyaz ayrıştırma politikaları ile sürekli sekteye uğramıştır. Bunlara rağmen Güney Afrika jazz’ının kendi içinde büyüdüğünü söylemek yanlış olmaz. Jazz’ın ölü hayatlarda bir nefes olduğu da doğrudur. Günümüzde Cape Town’da dört jazz kulübü vardır ve uluslararası bir jazz festivali yapılmaktadır. Johannesburg’da ise ufak jazz organizasyonlarının dışında 2 adet jazz kulübü bulunuyor.

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


67527 - unknown - 38.107.179.240