26 Mayıs 2012 Cumartesi
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

JAZZARAZZI

    

 

Yahu bu aşk denen şey nedir?

İnsanlık var olduğundan beri aşkın ne olduğunu keşfetmeye çalıştı, hala da çalışıyor, peki netice ne oldu deseniz şunu söyleyebilirim; insanlar da asırlardan beri aşkı körlerin fili tarif etmesi gibi tarif etmeye devam ediyorlar. Herkesin aşk anlayışı diğerlerininkinden farklı. Cole Porter ölümsüz şarkısı ‘What is is this thing Called Love’da sorunun cevabını vermiyor ama aşkın neden kendisini aptal durumuna düşürdüğünü sorarak olaya farklı bir boyuta getiriyor.

 

Bana gelince, benim gerçek aşkım jazz.

Peki bu jazz denen şey nedir? Bence jazz denen şey aşkın ta kendisi. Bir çok kişi de benim gibi düşünüyor. Gene de çok kişi diyerek sizi yanıltmayayım, ne yazık ki çok kalabalık değiliz.

Buna rağmen son günlerde Türkiye’de jazz denen şeye olan ilgi artıyor. Festivaller, konserler, sponsorluklar ve kulüpler birbiri ardından mantar gibi çoğalıyor.

Geçenlerde NTV Radyoda sürdürdüğüm ‘Evde Çalamadıklarım’ radyo programının 250.sinde konuğum olan Lloyd Chisholm’dan öğrendim. Dünyada Amerika ve Fransa’dan sonra jazz ile tanışan 3. ülke Türkiye olmuş. Lloyd’a göre Sidney Bechet jazz’ın Amerika’da ortaya çıkmasından sonra dünyayı dolaşan ilk jazz müzüsyeni olmuş. Önce Fransa’ya gitmiş, ardından da 1928 yılında Atatürk’ün huzurunda, Türk alfabesinin tanıtıldığı sırada Sarayburnu’nda bir konser vermiş. Lloyd bunu okumuş olduğu Sidney Bechet’in otobiyografisine ve Lord Kinross’un ünlü Atatürk kitabına dayanarak söylüyor. Demek ki jazz rüzgarının bu topraklarda esmesi bir tesadüf değil.

Peki bu hikaye gerçek olabilir mi? Bence olabilir. Buna benzer bir örnek daha vereyim. Dünyada ilk serbest bölgeyi kurduran kişi de Atatürk idi. Şimdiki Tophane semtinde Ford otomobillerin parça halinde getirilerek monte edildiği bir fabrika vardı. Bu bir varsayım değil, ben bu gerçeği bizzat orada yaşamış ve o fabrikada çalışmış bir İngiliz’den öğrendim. Sarayburnu’nda jazz çalınmış olması bu gerçeğe bakınca olamaz diye gözükmüyor. Bu rüzgarın devamı olarak 1956 yılında Dizzy Gillespie Türkiye’ye geldiğinde onu Ankara Havaalanında karşılayanlar arasında be-bop çalan Türk müzisyenleri olan Cüneyt Sermet, Maffi Falay ve rahmetli Erol Pekcan varmış. Peki o devirde bizimkiler nasıl oluyor da çok yeni bir akım olan be-bop çalmayı biliyorlardı. Muhakkak ki bu işin bir kökü olmuş.

Dizzy’i karşılayanlar arasında yer alan Süheyl Denizci ağabeyimiz de ne yazık ki geçtiğimiz günlerde aramızdan ayrıldı. Onunla bir röportaj yapabilmek için Gerek Ali Sönmez kardeşim gerek ben çok uğraştık. Ben Süheyl ağabeye yalvardım, rica ettim, tehdit ettim, araya ailesini koyarak istedim ama ne yaparsam yapayım onunla bir röportaj yapmaya muaffak olamadım. Allah çabalarımın şahididir.

Jazz’a ilgi artıyor dedik. Son günlerde jazz dinlenecek hoş yerler çoğaldı. Tüneldeki Cafe Gramofon bu konuda benim ilk göz ağrımdır. Elimde olsa o mekanı satın alır evim yapar içinde oturur daha sonra da oturma odamda jazz çaldırarak insanlarla paylaşırdım. Sevgili arkadaşım Mert Aybek de buna benzer bir şey yapıyor ama bildiğim kadarıyla o akşamları başka bir evde uyuyor.

Nardis ise bir başka alem. Benim anlayışıma en yakın jazz mekanı, sıcak mı sıcak bir yer. Zuhal ve Önder Focan burayı yoktan var ettiler ve bir çok genç Türk jazz müzisyeni fidelikte yetişen çiçekler gibi burada serpilip büyüdüler. “Jazz Kulüpte Dinlenir” sloganını hiç taviz vermeden sürdüren bu mekan geçtiğimiz günlerde dünyanın en iyi jazz kulüpleri arasında gösterildi. Bütün kalbimle bu tesbite katılıyorum.

Babylon’a gelince, bu ilginç mekanın sahipleri Mehmet ve Ahmet Uluğ kardeşler ve Cem Yegül burayı bir jazz kulübü olarak nitelendirmeseler de burası da dünyanın en iyi jazz kulüpleri arasında gösteriliyor. Jazz buraya az uğruyor ama uğradığında ise çok keyifli şeyler oluyor. Benim gönlüm daha çok jazz, daha az cuzz istiyor ama işin içine ticari hayatın gerçekleri girince saf bir dünyada olmadığımızı hatırlıyoruz.

İstanbul Jazz Center daha varlıklı bir müşteri kitlesine hitap etmesine rağmen canlı örnekler veren bir wikipedia ansiklopedisi gibi İstanbullu jazz severleri birbirinden güzel jazz müzisyenleri ile buluşturuyor. Kerem Görsev, Süha Kurultay ve Aytek Şermet jazz’ın finans ve basın ilişkileri yönlerini çok iyi beceren arkadaşlarım. Geçtiğimiz ay orada Ernie Watts’ı dinledim. Biraz da sohbet etme fırsatım oldu. Ernie ha bire albümlerimizden alın diyordu, etrafa bakıp albümleri bulamıyınca garsona sordum. Meğer eşi albümleri kendi çantasına doldurmuş set aralarında bizzat satarmış. Baktım baba Ernie hanımının yanında tıpkı süt dökmüş bir kedi gibi masum masum bakıyor. Albümleri ve paraları hanıma kaptırmanın rahatlığı içerisinde oturuyor. Dünyanın en önemli jazz müzisyenlerinin de bizler gibi birer insan olduğunu görmek hoş bir duygu.

Aşkın Arsunan son yıllarda İstanbul’un incisi Nişantaşı’nın göbeğinde Niş’i jazz ile tanıştırmaya devam ediyor. Buna da çok seviniyorum çünkü dünyadaki her türlü güzel şeyin var olduğu ve kafe kültürünün en güzel örneklerinin bulunduğu Nişantaşında jazz’ın olmaması gerçekten bir görgüsüzlük olacaktı.

Geçtiğimiz aylarda Beyoğlu’nda bir de Ghetto diye yer açıldı. Buraya davetli olduğumu sanarak yanlışlıkla gitmiştim, içeride bir tane bile jazz dünyasından arkadaşıma rastlamadım. Yavuz Baydar ile karşılaştığımda önce sevindim ama daha sonra onun da jazz’cı değil gazeteci kontenjanından geldiğini öğrendim. Ayakta kalmamak için kendime bir köşe bulmuştum, sonra bir garson geldi ve burası sponsorların diyerek beni kaldırdı, benim yerime yeni yetme bir iş adamı kılıklı tıfıl bir oğlanı oturttu. Yanlış adreste olduğumu fark edince mekanı clubbar’lara terk ederek balık pazarının aşina sokaklarından uzayıp gittim. Bir rivayete göre buranın sahipleri de aslında jazz seviyorlarmış, hatta buraya jazz müzisyenleri de geliyormuş. Bir daha bakmak lazım.

Festivallere gelince, bu konuda söylemek istediğim şeyleri gelecek sayıya bırakıyorum, hele şu İstanbul Jazz Festivali başlasın ona göre konuşalım istiyorum.

Jazz nedir sorusuna dönersek henüz ilk çıktığımız yerden uzaklaşmadık ama şurası muhakkak ki Türkiyede jazz denen şey var. Zaten jazz’ın özüne bakarsak böyle olması da normal, jazz da bizim topraklarımız gibi bir göç yolu, her gelen bir şey bırakıyor, her giden bir şeyler almış oluyor. Belki de bu noktada jazz nedir sorusunun cevabını da bulmuş oluyoruz.

Jazz bana göre Türkiye’dir, deli dolu, kıpır kıpır, renkli, canlı, herşeye açık, herşeyi etkileyen bir kavram. Sonsuz bucaksız bir fil, ve dostlar biz bu file bayılıyoruz.

Bizlerle paylaşmak isteidğiniz görüşleriniz ve duygularınız olursa çok memnun oluruz.

Sevgiyle ve jazz’la kalın...

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


67529 - unknown - 38.107.179.237