Keith
Jarrett The Carnegie Hall Concert

Keith Jarrett son yılların en önemli albümlerinden biri ile
tekrar karşımızda... Jarrett 1970’li yılların başlarından bu güne değin Miles
Davis, Art Blakey ve Charles Lloyd ile ortak projeleri, Dewey Redman, Charlie
Haden ve Paul Motion’un katılımı ile oluşturduğu “Amerikan Dörtlüsü”,
sonrasında Jan Garbarek, Palle Danielson ve Jon Christiansen ile birlikte
kurduğu “Avrupalı Dörtlü”, sonrasında solo konserleri ve Gary Peacock ve Jack
deJohnette ile birlikte oluşturduğu Standards Trio ile hep gündemde olan bir
piyanist ve besteci…Barok müzikten, 20.yy müziğine, gospel ve blues’dan free
jazz’a uzanan son derece geniş bir müzikal spektrumda muazzam bir teknik,
inanılmaz bir tuşe ve müzikalite ile gezinen, her ne kadar kökten jazz’cılara
pek yaranamasa da yaşayan en önemli piyanist, besteci ve doğaçlamacılardan biri
olarak kabul edilen Jarrett uzun bir aradan sonra yine solo konserler çalmaya
başladı. Önce 2005 yapımı Radiance, sonra da Carnegie Hall…
Jarrett ilk solo albümü Facing You (1973) dahil olmak üzere
bugüne kadar toplam 18 solo performans kaydetti. Bunlardan birçoğu tamamen
serbest doğaçlamalardan oluşan konser kayıtları idi. Özellikle 3 milyon kopya
satan Köln Concert tarzının en klasik örneği olarak Keith Jarrett hayranlarının
en gözde albümlerinden biridir.
Son yıllarda müziğe yaklaşımında belirgin bir şekilde yeni
arayışlara giden Jarrett, eski konserlerinin aksine uzun ve meditatif
emprovisyanlardan kaçınıyor, yakaladığı bir müzikal fikri yeterince işlediğine
ikna olduğu anda çaldığı doğaçlamayı hemen bitiriyor. Köln Concert, Sun Bear
Concerts, Vienna Concert, La Scala ve birçok diğer konserinde 20-30 dakika,
bazen daha uzun emprovizasyonlar yapan Jarrett, bir önceki solo çalışması olan
Radiance’tan itibaren bu yeni yaklaşım ile çalıyor.
“Çalmaya başladıktan yarım veya bir dakika sonra parçanın
bittiğini hissediyorum. Bu, bitirmenin doğru olduğunü düşündüğümde çalmayı
kesmenin özgürlüğü…Daha önce kendi kendime koyduğum kuralların beni yönettiğini
ve bazen de zor durumlara düşürdüğünü ve adeta kilitlediğini farkettim. Artık
bunun aksine basit kurallar belirliyor ve onların beni yeni yerlere götürmesini
deniyorum”. Keith Jarrett bir söyleşisinde yeni müzikal dilini bu kelimeler ile
anlatıyor. Kanımca Keith’in Amerika’nın belki de dünyanın en prestijli konser
salonlarından biri olan Carnegie Hall’da 25 Eylül akşamı çaldığı konser, 30 yıl
öncesinde çaldığı Köln Konseri’ni aratmayacak, hatta belki de bazı anlarında o
konserden bile daha yoğun, daha etkileyici…
İki CD’den oluşan albümde Keith Jarrett uzunlukları üç ile
dokuz dakika arasında değişen on serbest doğaçlama çalıyor. Part I-X…Bu
doğaçlamalarda son 35 yılda kaydettiği Dimitri Shostakowich’in prelüd ve
füg’lerinden, Köln Concert’e, Trio kayıtlarından, A Melody At Night With You’ya
ve At The Deer’s Head Inn’e değişik anları ve kesitleri yakalamak mümkün. Son
derece modern ve serbest tınlayan Part I, oldukça yalın bir motif üzerine
çalınan oriental etkiler taşıyan kısa bir doğaçlama, Part II… Sonrasında çok yoğun
bir lirizm, basit ve buruk bir melodi, dalga dalga gelen akorlar. Keith
Jarrett’in Part III’te piyanodan çıkardığı sesin güzelliğini tarif etmeye
kelimeler gerçekten yetmiyor. Atonal ve hızlı bir Part IV’ten sonra yine sakin
ve post romantik, bir yarı klasik doğaçlama olan Part V ile ilk CD
tamamlanıyor.
İkinci CD yine soyut, Jarrett’in üstün tekniğini sergileyen
ve György Ligeti’nin solo piyano parçalarını andıran bir emprovizasyon, Part VI
ile açılıyor. Sonrasında bundan önceki parçalar ile ciddi bir kontrast teşkil
eden, fakat yine de garip bir şekilde bütünlük içinde yeralan bir gospel blues
geliyor. Part VII, en basit akor dizilerinin büyük bir ustanın açık kalpli ve
samimi ifadesi ile ne boyutta bir güzellik ve anlam kazanabileceğini, ne kadar
yoğun bir atmosfer yaratılabileceğini kanıtlıyor. Carnegie Hall’u 25 Eylül 2005
akşamı dolduran müzikseverlerin tanık oldukları sıradışı performans Part
VII’den itibaren kendini göstermeye başlıyor. Jarrett, yedi dakika otuzbir
saniye süren blues’da enerjiyi ve tansiyonu bilinçli bir şekilde kademe kademe
yükseltiyor. Sonunda seyircilerden yükselen müthiş alkış ile gerilim yerini
sükunete bırakıyor (bu albümde müzik dışında yüksek volüm ile tüm uzunluğu ile
kaydedilmiş ve fade-out edilmemiş alkışlar da inanılmaz bir etki bırakıyor).
Sonrasında yine meditatif ve karanlık, ama yine de iyimser bir hava salonu
kaplıyor. Ve Part X: Köln Concert havası taşıyan, Jarrett’ın sol ile kendini
tekrarlayan bir motifin üzerine çaldığı muhteşem solo ile emprovizasyonlar tamamlanıyor.
Sonrasında seyirciler Jarrett’i beş kez bis yapmaya davet ediyor. Yeni
besteler, The Good America ve Paint My Heart Red’i, 1977’de Garbarek ile
birlikte çaldığı My Song’un nefis bir solo piyano yorumu takip ediyor. Bir
Boogie Woogie olan True Blues’un sonrasında Jarrett son bis olarak
Youmans/Adamson/Gordon bestesi bir standart, Time On My Hand çalarak bu müthiş
konseri bitiriyor.
Keith Jarrett’in solo konserleri her zaman etkileyici
olmuştur. Jarrett’in uzun yıllar sonrasında Amerika’daki ilk performansı olan
Carnegie Hall konseri, bence diğerlerinden çok daha farklı ve etkileyici… Sanki
otuzbeş yıllık müzikal birikimin iki saatlik bir özeti, kendi ile bir yeniden
buluşma, yeniden doğuş… The Carnegie Hall Concert, tüm Keith Jarrett
severlerin, aslında tüm müzikseverlerin arşivinde mutlaka olması gereken bir
başyapıt…
Herkese müzik dolu günler dilerim.

