26 Mayıs 2012 Cumartesi
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Nilüfer Verdi’den 10 yıl süren bir İzhar

    

İzhar Nilüfer Verdi’nin on yıllık uzun bir suskunluğun ardından yaptığı ikinci albümü için seçtiği isim. Farsça olan bu kelime açığa vurma, meydana çıkartma ve göstermek gibi anlamların yanı sıra toplayıp biriktirmek anlamına da geliyor.

 

 

Nilüfer bu kelimeye çok büyük bir ilgiyle okuduğu Mevlana’nın Mesnevi’sinde rastladığını söylüyor. Ama kelimenin Nilüfer’e söylettiklerinin öyküsü ise oldukça uzun, tam on yılın birikiminden bahsediyoruz.

Albümü yayınlayan A.K Müzik yedi yıldan beri başta kültür ve sanat alanlarında olmak üzere düzeyli ve kaliteli faaliyetlerde bulunmak üzere kurulmuş bir şirket. Nilüfer’in albümü için gönderdikleri basın bildirisinde şu ifadelere yer vermişler:

İzhar Nilüfer Verdi’nin sessizliğinin bittiğinin ve bu süreçte toplayıp biriktirdiklerinin açığa çıkması için doğru zamanın geldiğinin habercisi. Müzikte katı kurallara takılıp kalmaktansa jazz’ın özgürlük boyutlarına yaklaşan bir özgürlükle hazırlanmış olan bu albüm sadece jazz müziğine duyarlı kulaklara değil hayatın dertlerini müzikle çözmeye çalışan herkese ulaşabilecek bir albüm. Zaten Nilüfer Verdi’de jazz’ı herhangi kalıplaşmış ifade ile tanımlamaktansa bir duygu olarak adlandırıyor. İzhar’ın çekim kuvvetinin merkezinde Nilüfer Verdi’nin hayalleri ve yarın beklentisini bulmak mümkün.

Basın bildirilerine her zaman itibar ederim ama benim için asıl olan bildirinin ardındaki değerleri yaratan insandır. Bu insanı aramak için Tünel meydanının en güzel köşesi olan Cafe Gramofon’da Nilüfer ile buluşup kendimizi bu güzel mekânın yaratıcısı Mert Aybek’in misafirperverliğine teslim ettik. Aramızda bir masa, iki fincan kahve ve bir minik teyp kaldı, söz geldi, bant döndü ve İzhar başladı:

Bu albümümün 10 yıl önce çıkan Mana albümümle hiç bir alakası yok. Yeni bir albüm çıkartmam için beni fiştekleyen kişi Kerem Görsev oldu. Bir gece Nardis’te Kamil Özler, Kağan Yıldız ve Nedim Ruacan ile çalacaktık, o konser için bir iki parça yazmıştım, çaldık, hoşumuza gitti, parçaları kayıt etmeye karar verdik ve yola çıktık. Bir iki defa daha birlikte çaldık, Afyon Jazz Festivalinde çaldık, hepsi bu. Ama albüm yayınlandıktan sonra konserlerde çalacağız.

Bu kaydı yapmaya karar verdiğimiz zaman bütçemizin kısıtlı olması dolayısıyla uzun kayıt saatleri yapamayacağımızdan dolayı evde prova yaptık.  Daha sonra da 3 gün içerisinde kayıtlar bitti. 

Kayıtlar Türkiye’nin olduğu kadar Ortadoğu ve Balkanların da en önemli stüdyolarından birisi olan MİAM-İTÜ Dr. Erol Üçer Ses Kayıt Stüdyosunda yapıldı. Kayıt mühendisimiz Aykut Şahlanan oldu.

Kerem Görsev’in önerisi albümün Ercan Saatçi tarafından yayınlanmasıydı ama Lale Plak’ın sahibi Hakan Atala’nın önerisiyle gayet rafine çalışmalar yapan A.K Müzik'te karar kildik.

Dinleyicilerimiz bunu fark edecek mi bilmiyorum. Müzisyenler olarak en ufak bir rahatsızlık veya olumsuz duygu olmadı. Ve hep birbirimize iltifatlar ederek çalıştık,  doğal olarak böyle bir duygu oluştu ve bunun oluşması benim için çok değerli idi.

 

 

 Aramızda asla bir hiyerarşi olmadı. Umarım insanlar bunu hissederler.

Oğlunla çalmak nasıl bir duygu diye sorduğumda su cevabı verdi Nilüfer:

Sahnede müzik kalır geri kalan her şey sahneyi terk eder. Yıllarca Neşet Ruacan, Nükhet Ruacan, Selim Selçuk’ la birlikte çaldık, akraba olmanın en büyük avantajı birbirimizi sınırsızca eleştirebilme özgürlüğüne sahip olmamız, buda her zaman olumlu neticeler sağlamıştır.

Albümde 10 parça var. Bunlardan 6 tanesi bana ait, bir tane Kamil Özler’e, bir tane Duke Ellington, bir tane Aşık Veysel, bir tane de Franco Cerri’nin bestesi var. Türkiye’nin en iyi jazz besteci ve aranjörlerinden birisi olan Kamil Hoca’nın benim için yazmış olduğu Mrs. Waterlilly Nilüfer anlamına geliyor. Üç parçanın yaylı aranjmanlarını şefim Kamil Özler yaptı.

Nilüfer Verdi albümdeki parçaların öyküsünü ve geçmişini tek tek anlattı:

Albümün giriş parçası ‘Özle’ bir ballad, sanıldığı gibi Kamil hoca için yazmış olduğum bir beste değil ama daha sonra onun soyadına atfen bu ismi verdim. Bu parçayı Nardis’e gittiğimiz gece yazmıştım, öylesine bir parça idi ama Kamil “dur ben sana bir güzel yaylılar yazayım “dedi ve parça bir şeye benzedi!

‘İzhar’ albüme adını veren parça, bir jazz parçası.

 Âşık Veysel’in bestesi ‘Kara Toprak’. Âşık Veysel’in bütün sözlerine aşığım, kendisine aşığım, ben onun doğuştan Allah vergisi yüksek bir ruh olduğuna inanıyorum. O müthiş bir filozof. Kara Toprak da en sevdiğim Asık Veysel bestelerinden. Kamil de yaylılarını tam hayal ettiğim gibi yazdı.

Zerrin Özerin söylediği ve Erdal Kızılçayın aranjmanlarını yapmış olduğu ve içinde Âşık Veysel’inkiler de dâhil birçok türkü olan bir albüm var. Böylesine önemli bir çalışmanın çok ses getirmiş olmasını isterdim.

Duke Ellington’dan seçtiğim parça ‘Prelude to a Kiss’, onun bütün parçalarını severim, ama neden bu parçayı seçtiğimi bilmiyorum. Her halde o aralar bu parçaya takılmışım. Bu da albümdeki jazz standardı.

‘Su Gülü’nün kendi aramızda bir hikâyesi var, Kamil Hocayı bilirsin komik bir adamdır, provalar sırasında İngilizce argo bir söz söylemişti. O kelimeye takıldık, çok müstehcen bir kelime idi ama biz onu kısalttık, evirip çevirip Türkçeye çevirdik. Kelimenin aslını sakın sorma, çok ayıp söyleyemem.

‘Mrs. Waterlilly’ Kamil hocanın benim için yazmış olduğu parça. Türkçesi Nilüfer. Orijinalinde soyadım da vardı ama arkadaşlarım uyarınca bu adı da kısalttık.

‘Kakanine Blues’ bizim adlarımızın baş iki harfi olan Kamil, Kaan, Nilüfer ve Nedim’in bir araya getirilmesinden türetilen bir kelime. Bu da albümümüzdeki bizim blues yorumumuz.

‘Oggigiorno’ İtalyan besteci Franco Cerri’nin bir parçası. Güzel bir parça olduğu için seçtik.

‘Zeyt’ şimdiki eşimin filmcilik okumuş olan oğlunun yaptığı bir film için bestelenmişti. Shawn Zeytinoğlu Kanada’da yaşarken kendi soyadını kolaylık olsun diye Zeyt olarak kullanıyor, .

Albümün bana göre en önemli parçası Nilüfer Verdi’nin Berrin Çağlar’ın namus cinayetleri için yazmış olduğu ‘Unutmayın’ adlı şiir için yapmış olduğu beste. Nilüfer bu parçanın öyküsünü anlatırken aslında kendisinin hayata nasıl baktığını da anlatmış oldu:

‘Unutmayın’ Bir ağıt. Berrin bu şiiri benim isteğim üzerine yazdı. Berrin Çağlar çok kıymetli bir şair ama şairliğini henüz dünyaya açmıyor, gizli tutuyor. Namus cinayetleri hepimizin yarasıdır, bir insanlık ayıbı ve vahim bir durum. Bir kadın olarak bunu görmemezlikten gelmeme imkân yok.  Keşke bazı radikal caydırıcı yasalar uygulamaya sokulsa, eminim birtakım olumlu neticeler alınır, eğitim tabiî ki her şeyden önemlisi, bir de şehirli kadınların duyarlılık göstermesi şart diye düşünüyorum.

Aslında yaşam,  düzen ve gayeleri taklit etmek üzerine kurulu, olumsuz şey görünce olumsuzluk taklit ediliyor, köşe dönücülük görüldü, o taklit edildi. Son 5 yıldır namus cinayetlerindeki artış gözden kaçmıyor. Umarım bu insanlık ayıbına göz yummayacak yönetimlerin idaresi altında oluruz.

Yasama hakki en doğal haktir hele hem mağdur olup hem yasama hakkinin elinden alınması hiç bir şekilde kabul edilemez.

Bir toplumu vezir de eden rezil de eden başındaki yöneticileri ve o yöneticilerin tavırlarıdır. 

Toronto Film festivalinde 24 yaşında Hintli bir oğlanın yaptığı bir filmden esinlendim. O filmde bizim Namus Cinayetleri benzeri bir konu işleniyordu. Filim o kadar etkili olmuş ki çok ses getirmiş ve kendi memleketinde bazı yasaların bu konuda değişmesine sebep olmuş. Bu kadar genç yaşta bir insanın yarattığı etkiden çok etkilendim. Bizlerde üzerimize düşenleri yapmalıyız diye düşünüyorum. Kadın hakları, hayvan hakları, tabiat hakları, birçok ilgi isteyen konu var.

Mesela Hrant Dink’in cenazesine gidemedim zaturreden yatıyordum, ama iyi olsaydım mutlaka giderdim.  Sessiz kalmak, fikrini söylememek iştirak etmek anlamına geliyor. Artık böyle düşünüyorum. Bu dünyada ne kadar zamanımız var ki, ne kadar yaşayacağımız aşağı yukarı belli. Bu dünyanın daha yaşanılır bir yer olması için elimizden ne geliyorsa yapmamız gerekir diye düşünüyorum.

Albümde çalanların dışında ayrıca Nilüfer’in birçok arkadaşının da emeği var. Fotoğrafları Sedal ve Sedat Antay kardeşler çekmişler. CD kapak fotoğrafını ise yeğeni Neslihan Ad çekmiş. Unutmayın adli parçada olağan üstü bir tınısı olan Yaşar Taner mey çalmış ve Nilüferin aklından geçenleri tam istediği gibi ses haline dökmüş.

Şiirin İngilizceye tercüme edilmesi Serra Akkaya tarafından gerçekleştirilmiş.

Nilüferin kıyafeti ise tasarımcı, Mimar, Betül Yenen'inmiş.

Bununla da bitmemiş. Albümün kaydında Evrim Doğ, Cem Oyal ve Nedim Ruacan’ın emeği var. Kayıt sırasında Nilüfer şarkiyi bin bir çaba ve şekilden şekle girerek söylemeye çalışırken bu üç genç adam onun karşısında gülme krizlerine giriyorlarmış. Bu vesileyle Nilüfer şarkı söylerken bir tek doğru ses çıkartmanın bile ne zor bir iş olduğunu öğrenmiş. Unutmayın’ parçasının Mixini ise Ozan Yılmaz yapmış Nilüfer bu gençlere çok şey borçlu olduğunu düşünüyor:

 

 

Bu gençlerin desteği olmadan hiç bir şey gerçekleşemezdi, zira ben asla bir şarkıcı değilim, sadece bu şarkıyı söylemeye çalıştım, zaten onu da kendim söyleyeceğim diye yazmamıştım. Bazı imkânsızlıklardan dolayı bir şarkıcının söylemesi mümkün olamadı. Umarım bundan sonra söyleyen birisi olur.

Nilüfer 2004 yılında tanıştığı Levent Zeytinoğlu ile evlenmiş. Kanada ile Türkiye arasında gidip geliyor. Bundan sonra projelerin neler diye sorduğumda:

Bundan sonra ne istiyorum biliyor musun? Türkiye’yi çok yakından tanımak için dolaşmak istiyorum. Her bölgeye, köylere seyahat etmek ve görmek istiyorum. Televizyonda sürekli bu tip Anadolu’yu tanıtım programları izliyorum.  Şoray Anadolu’da, Tayfun Talipoğlu ve Banu Avar’in programlarının abonesiyim.

Etrafıma faydalı olabileceğim her şeyde yer almak istiyorum. Bunu çalarak yapabilirsem ne mutlu bana.  Her şeyi olduğu gibi kabul etmek ve bir film gibi seyretmeye başladım. Hayatın içerisine dalıp gidiyorum, her yaşadığım gün bana yeni bir deneyim ve pencere açıyor.

Ayrıca Türkiye’nin tanıtımı kapsamında yapılan konserlere katılmak isterim, bu işlerin organizasyonundan hiç anlamam, menajere ihtiyacımız var! Bu kim olur bilemem... Bu konuda güzel bir örnek Hüseyin Başkadem’in düzenlemiş olduğu Afyon Jazz Festivali. Çok başarılı, bence bu proje bütün Anadolu’ya gitmeli ve yayılmalı. Türkiye’nin imaj çalışmalarında umarım bizleri de kullanırlar, Kültür Bakanlığı geçmiş senelerde festivallere filan yollardı. Kültürel konulara mali kısıtlamalar yüzünden bunlar hiç kalmadı. Kanada’ya gittiğim zaman çalıyorum, orada bazı festivaller oluyor, yakında gene gideceğim ‘Do it for Dan’ adıyla yapılacak bir konserde yer alacağım, kaza geçirmiş ünlü bir atlet için yapılacak ‘fund raising’ konseri.

Bütün bu konuşmalar aklıma şu soruyu getirdi ve kendisine sordum. Peki, jazz tüm bunların neresinde? O hiç düşünmeden cevap verdi:

Jazz bunun her yerinde. Jazz aslında bir baş kaldırış müziği. Zenci, Klasik bati müziği, Kızılderili müziği, Halk müzikleri hepsinin bir karmaşasıdır. Bu karmaşa bir başkaldırı müziği olarak doğdu zaten. Jazz’ın bana hitap ettiği bölüm de bu.

Unutmayın parçası jazz normları dışında sayılır ama günümüzde jazz festivallerinde bile birçok değişik müzik türü yer alıyor. Bu parça jazz mıdır diye sorarsan şunu söyleyebilirim. Bu çok önemli değil. Ben müziğin kategorize edilmesine inanmıyorum. Müzik müziktir. Nasıl ki yüzyıllarda ileride din diye bir şey kalmayacak. Müzikte de kategoriler bir birine geçecek.

Bence müzik piyasası günümüzde müzisyenlerin de elinde değil. Çok vahim bir dönemdeyiz. Dünyamız ciddi bir yozlaşma içinde, bu başta doğa dengeleri olmak üzere sanattan, ahlağa herşeye yansıyor. Günümüzde piyasaya çıkan albümlerin mühim bir yüzdesi müzisyen olmayan insanlar tarafından yapılıyor. Bir takım bilgisayar freak’lari makinelerinin başına oturup kaydediyorlar ve bu müzikler piyasaya giriyor. Bugün hangi müzik müzisyenler tarafından hangisi makineler tarafından çalınıyor bilinmiyor. İşin acıklı tarafı genel dinleyicinin bunu hiç umursamaması. İyi şeyleri değerlendirme yeteneklerimiz azalıyor.

Teyp bitmek üzere idi. Karşımdaki insana baktım ve onun karamsar olup olmadığını düşündüm. Değildi, olmadığının en büyük delili de elimde tutuğum albümdü. Ayrılmadan önce son bir söz daha istedi:

Şunu söylemek isterim, yaşadığınız ülkedeki namus cinayetlerini görmemezlikten gelmeyelim, elinizden gelen bir şey varsa mutlaka yapalım.

Bu konuda birçok şey yapıldı tabiî ki, daha da çok yapılması gereken var anlaşılan.

Bir söz de ben ilave etmek istiyorum. Umarım bir sonraki albüm için Nilüfer Verdi 10 yıl daha beklemez. Öyle görülüyor ki geçtiğimiz 10 yılda birikenler tek bir albüme sığmamış, insanın yaratıcılık küpü bir kere coşmaya görsün, sanırım bu albümün devamı çok yakında sizlerle buluşacak. 

 

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


67534 - unknown - 38.107.179.237