Usta
şef, müzisyen Süheyl Denizci’nin ardından…
Uzun zamandır kendisi ile röportaj yapmaya çalışıp da
yapamadığımız, daha doğrusu binbir katakulli ile bizi atlatmayı beceren TRT
Jazz Orkestrasının kurucusu ve şefi, saksofoncu ve vibrafoncu ağabeyimiz Süheyl
Denizci’yi kaybettik.

Aşağıda okuyacağınız röportaj 2002 yılında TRT Ankara
Televizyonu yapımcılarından Bahtiyar Demirci tarafından hazırlanmış olup, TRT
Jazz Orkestrasının kuruluşunun 20. yılı nedeniyle yapılmış. Röportaj malesef
TRT arşivlerinde bulunamadı ama bize binbir zorlukla bu kaydı kendi arşivinden
bulup getiren Cemil Kıvanç’a çok teşekkürler ederiz.
2002 yılında Süheyl Denizci ile yapılan TRT kayıtlarından
deşifre ettiğimiz bu röportaj yarım saat sürüyor, Süheyl Denizci’nin ilk müzik
çalışmalarını ve yaşam hikayesini anlattığı, arada orkestranın prova
kayıtlarını da içeren ve TRT tarafından Süheyl Denizci’ye plaket verilen özel
bir konserden de kısa bölümler içeriyor.
SD- O dönem piyasaya reklam müzikleri yapıyoruz niye plak
yapmayalım, Ayten (Alpman) “ben de sizin solistiniz olurum” dedi. Derken Ayten
Alpman’a plaklar yapmaya başladık. “Memleketim”, “Tek Başına” gibi plaklar
yaptık ancak bizim plaklar çok kaliteli ama masraflı olmaya başladı. Bu
masrafların da karşılığını alamadık. Mesela plak piyasada 12.5 liraya
satılıyordu, ondan kalıp çıkartıp kopya yapıp satmaya başladılar. Maliye birgün
geldi “defterleri görelim” dedi; “oo dedi yalan beyan var burada” dedi.
Memleketim, Kıbrıs filan ortalık yıkılıyor bu arada. Meğer bu kalpazanlar aynı
renk ve logoda “Ses” olan şirketimizin adını “Set Prodüksiyon” olarak
değiştirip plakları satıyormuşlar. Biz para filan kazanamadık tabii.
Ses Prodüksiyon’un en önemli işi reklam müzikleri idi.
Bunların arasında hala bugünlerde bile bilinen, hatırlananlar var, 200’den
fazla reklam müziği yaptık. İlk hatırlanabilecek olan “Vim müziği”ydi, bunun
blues tarzında bir melodisi vardı.
Sonraları 1982’de ilk TRT’nin Hafif Müzik ve Caz
Orkestrasını kurduk. Ama böyle bir orkestrayı hadi kuralım deyince hemen kuramazsınız.
Bunun önceden hazırlanılması, çalışması gereken 1-1.5 yıl bir süre oldu bu.
Dışarıda kolay görünebilir ama Türkiye’de zaten bu konuda çalabilen az müzisyen
var, bu kadroyu yaparken çok tereddütlerim oldu ama sonra kotardık.
Mine Çalışal (TRT müzik dairesi başkanı)- O yıllarda (1970)
Ankara’da bir TRT Oda orkestramız vardı, müzikseverler hatırlayacaklardır;
Gürer Aykal, Suna Kan’ın da yer aldığı bir yıldızlar topluluğu idi. 70’li
yılların sonuna doğru 80’li yılların başında Ankara’da yönetimden “böyle klasik
orkestramız var, İstanbul’da da daha farklı formatta bir orkestra kuralım
fikri” gündeme geldi. Dönemin yönetim kurulu üyelerinden Rıza Rit bu işi çok
ciddiye alarak, yönetim bünyesinde kadrolar çıkarttı. Daha sonra orkestranın
formasyonu üzerinde çalışıldı, neye hizmet edeceğiz, bu orkestranın amacı nadir
gibi işin projelendirme safhası geldi. O dönem her zaman saygı ile andığımız
büyük müzisyenler Ergican Saydam, İrkin Aktüze ile birlikte oturup konuştuk.
Radyo Süheyl Beyi bizden daha iyi tanıyordu, o daha önceden radyoya periyodik
işler yaptığından bize gelen teklifde Süheyl Denizci yönetiminde kurulmasıydı
bu orkestranın. Yani o dönemde bu işi yapacak başka kimse yoktu. Kimseye de o
olduğu için ihtiyaç yoktu zaten. Onun liderliğinde orkestrayı oluşturmaya
başladık.
SD - Bu orkestranın yapısı hafifi müzik ve caz türleri
üzerine kurulmuştur. Jazz dediğimiz zaman belirli bir kadrosu olması
gerektiğinden yani 4 ya da 5 trompet, yine 4 ya da 5 trombon, saksofon, bas,
piyano ve davul ve gitar olmak üzere bir ritim grubundan oluşmalıdır. Ama başka
türleri icra edeceği zaman da senfoni orkestrasından gerekli yaylı sazları
almak suretiyle kadroyu 50 kişiye çıkararak o tür müzikleri de çaldık.
Başlangıçta müzisyenler nasıl seçildi? Başlangıçta müzisyenler sınavla seçildi.
Bugün için de aynı şey geçerli. 82’de kuruldu (bu röportaj 2002’de
yapıldığından) bugün bu orkestra kurulalı 20 yıl oldu. Bu arada emekli olan
müzisyenler oldu. Ya da başka işlerde çalışma fırsatlarından dolayı ayrılanlar
oldu, onların yerine bugün de aynı sistemle müzisyen alıyoruz. Beni bu konuda
en sevindiren şey artık gençlerin gelmesi. Günümüzde konservatuarlardan artık
çok parlak müzisyenler yetişiyor. TRT Jazz Orkestrası olarak da bunlardan
birkaçına biz sahip olduğumuz için ben çok kıvançlıyım.
Leyla Uzman (TRT çok sesli müzik dairesi başkanı) - TRT Jazz
Orkestrasını kuran Süheyl Denizci gerçekten çok iyi bir müzisyen, çok titiz bir
müzisyendir. Onun için sadece mükemmel vardır. İdare etmek onun bilmediği bir
kavramdır. Ne yapacaksa en mükemmelini yapar ya da en mükemmele yakın olanı
yapar. Yaptığı müzik türünden hiçbir zaman ödün vermemiştir. Onunla birlikte
çalıştığım için çok mutluyum. Böyle nitelikli seçkin ve saygın bir insanla
çalışmaktan son derece gurur duyuyorum.
Kamil Özler (TRT Orkestrası gitaristi) – Onun orkestra
şefliği benim için çok ilginçtir. Çünkü o çok iyi bir çalıştırıcıdır. Bu tip
orkestralarda şefin en büyük görevi elini kolunu sallamaktır. Bir konserde
ondan beklenen orkestrayı iyi prova ettirmesidir. Varsa hataları düzeltmesidir.
Mesela bazı aranjmanlar vardır, bunlar bizim kapasitemizin üstünde veya altında
olur ona göre bir takım düzeltmeler yapmak gerekir, bütün bunların hepsini
yapmış biridir o. Hatasız denecek şekilde bizi çalıştırmıştır.
SD - Orkestramız bütünüyle yurtdışında konser vermedi fakat,
her yıl Avrupa Yayın Birliği kısa adı EBU’nun değişik ülkelerde konserleri
oluyor. Bu oluşturulan orkestralara da bizden de eleman isteniyor. Hattta artık
son senelerde ismen istemeye başladılar. Bu bizim için bir başarıdır. İstanbul
Jazz Festivalinde, TRT’nin düzenlediği büyük organizasyonlarda,
üniversitelerdeki konserlerde, diğer şehirlerdeki etkinliklerde çalmak
orkestramızın görevleri arasında yer almaktadır. Ama en çok İstanbul Radyosu’na
hizmet ediyoruz. Ben 1997 yılında emekli oldum. Tabi emekli oldum darken
tamamen elimi eteğimi çekmedim. Çünkü bu orkestra benim çocuğum sayılır. Benden
sonra kumandayı Neşet Ruacan aldı ve başarıyla yürütmektedir.
Programın bu kısmında Süheyl Denizci’ye 20. yıl anısına bir
plaket verilir ve orkestra çalar.
SD - Orkestra şefliğinden başka orkestra kurulmadan önce
başka görevler de yaptım bu kurumda. Mesela denetim kurulları üyeliği,
Eurovizyon yarışmalarında jüri üyeliği, yurtdışı konserlerine uzman olarak
katıldım. Çaldığım enstrümalanlar, flüt, tenor saksofon, vibrafon, zaten piyano
ile başlamıştım, ki her müzisyenin en azından yardımcı enstrüman olarak onu
bilmesi gerekir.
Vibrafonda bir talihsizlik yaşadım. Çok iyi bir hocam vardı,
bugün ne çalıyorsan ondan öğrendim. 1959 yılında Berklee School of Music’in o
zaman hem sahibi hem de hocalarından biri benim çalıştığım yere geldi. Yanında
Arif Mardin vardı. Sanıyorum Cüneyt Sermet de vardı. Burs vermek için Avrupa’ya
çıkmışlar, dolaşırken Arif “Türkiye’de de bir takım insanlar var, onları da bir
dinleyelim, bulabilirsek onlara da burs verelim” demiş. Geldiler dinlediler
Laurance Berk, Berklee’nin sahibi, geldi bana “sizi okulda görmek istiyorum,
burs verecegim” dedi. Ben tabii ilk ağızda uçtum, bulunmayacak bir fırsat. Hele
de bu vibrafon konusunda olduğu için, Türkiye’de vibrafon hocası da
bulunmadığından gidip yerinde en iyisini öğrenmek muhteşem birşey olacaktı.
Kalktılar gittiler. Sonra bir takım kağıtlar filan geldi, burs ile birlikte.
Yanlız şöyle bir takım detaylar var, dışarıda çalışmanıza izin yok. Öyle olunca
ben bir duraladım. Kızım yeni doğmuştu, daha bir yaşında bile değildi. Ben
nasıl onları annesi ile bırakıp gidecektim. Oraya götürsem bakamayacaktım.
Teşekkürler ederek o bursu geri iade ettim.
Neşet Ruacan (TRT Jazz Orkestrası Şefi) - Aslında Süheyl
Denizci bir multi enstrümantalist. Saksofon, flüt, vibrafonda profesyonel
piyano, bandoneon, cello, bas, davulu da amatör olarak çalabilen bir
müzisyendir. Özellikle saksofon ve vibrafondaki 1950’li yıllardaki şöhreti
şefliğinden önce gelmektedir.
SD- Bir Siirt maceramız vardır. Babamın beni sürgüne
göndermesi; ortaokul 7. sınıftayım, sene ortasındaydık, bir gün müdür beni
odasına çağırdı. Dedi ki, “Süheyl siz İstanbul’da da yapmışsınızdır, okulda
sene sonunda bir gösteri düzenlenir, bu sene bu gösterinin sorumlusu sensin”.
Ben de peki dedim ama kaynakları nereden bulacağız. O da “okulun
kütüphanesinden istifade edebilirsiniz” dedi. “Bu gösterinin içinde bir oyun
olacak. Bir müzikal gösteri olacak, hatta bir de becerebilirsen aynı sahne de
bir de spor gösterisi olursa çok iyi olur” dedi. Ben de “peki efendim” dedim.
Kütüphaneyi karıştırdım ama pek de dişe dokunur birşey bulmadım. Sonunda Yunan
klasiği Antigone’yi buldum. Bu ağır bir eserdir. Yani bir ortaokul kadrosunun
oynayabileceği bir eser değildir. Sarayın önünde geçiyor, kralın oğlu yaralanıp
geliyor, ben kral rolündeyim, oğlum da benim sınıfımdan veya bir sınıf aşağıdan
bir arkadaşım. Fakat başta da çok uzunca bir tirad var. Aşağı yukarı bir 10
dakikayı buluyor. Fakat bu tiradı da yaralı oğlumu da kucağıma alıp söylemem
gerekiyor. Başladım tiradı okumaya, ama kucağımdaki oğlan gittikçe ağırlaşmaya
başladı. Ağırlaştı, ağırlaştı, tirad bir türlü bitmek bilmiyor, en sonunda
oğlanın kafasını koydum basamaklara, geri kalanını da öyle okudum. 2. kısımda
müzik olayı var. Ben akordiyon çalıyorum ama akordiyonum yok. Dediler ki
“askeri hapishanede bir yüzbaşı var, onun akordiyonu var”, onu alalım, gerekli
izinleri aldık gittik, çok efendi bir adamdı. Çok memnun oldu ve onu bir kaç
günlüğüne bana verdi. Derken bir de mandolin çalan birisi çıktı. Bir de bağlama
çalan çıkınca tamam dedim bu iş olacak. Bakın bir şey daha var ki, 1940’lı
yıllarda Siirt Orduevinin camları kırık odasında bir yarım kuyruk piyano vardı.
O dönemde? Camlar kırık, bakılmamış, edilmemiş, içine güvercinler yuva yapmış.
Güvercinleri kovaladım, piyanonun içini dışını temizledim, fakat akort etmek
lazım. Akort anahtarı filan yok, olsa da ben bilmiyorum. Sonunda düşündüm
taşındım bir kerpeten buldum, yapabildiğim kadar yaptım ama olmadı, zaten o
gece de kullanamadık. Benin için en önemli şey o yıllarda bu piyanonun orada
bulunmasıydı. Siirt’te Türkçe Arapça karışık bir dile konuşuluyor, bütün
veliler gelip oturdu. Bitirdik, Vali ayağa kalktı, ardından salon, alkışlamaya
başladılar, bu Siirt’teki rejisörlük denememi hiç unutmam.
Kendimi bildiğimden beri spora meraklıyımdır, pekçok sporu
da yaptım. Ortaokulda voleybol oynadım, gülle attım, daha sonraları Beşiktaş’ta
atletizm yaptım. 3000 ve 5000 koşuyordum. Beşiktaş’ta atletizm yaptığım
dönemlerde bir yakınımız da Galatasaray kürek takımında deniz sporlarının
kaptanıydı. Buralarda koşup duracağına Galatasaray’a gel de kürek çek dedi.
Bunda da epeyce başarılı oldum. Yaptığım sporların içinde en çok başarıyı kürekte
elde ettim. Bunun yanında avcılık merakım vardır, bu da Siirt dönemimden
kalmadır. Ama 10 yıldır avcılık yapmıyorum. Bilardo çok severim. Hollanda’da
çok komik bir olay geldi başıma, her akşam bilardo oynamaya giderdik, bir akşam
gittiğimde her zaman orada oynadığım insanlar yoktu. Iri yarı Hollandalı birisi
“oynar mısın” dedi, iyi dedim, kaç çekelim 250 dedik, top attık ben kazandım,
25 çektik ben kaçırdım, adam aldı, pıtır pıtır masayı dolaştı 250yi çekti, ben
yahu dedim sen çok güzel oynuyorsun, e dedi ben geçen senenin Hollanda
şampiyanu, Avrupa 2.siyim. dedi, “aman” dedim “tam çatmışım yani”.
Bundan sonra TRT orkestrasının Süheyl Denizci’ye plaket
verilen günde kaydedilen, kendisinin de saksofon çaldığı parça çalarken jenerik
akmaya başlıyor.
Müzisyen olarak başlıbaşına bir okul, bir ekol,
çevresindekiler için doğru örnek, yönlendirici, iyi bir öğretmen, inanılmaz
derecede titiz… inandığı ve kendi kabul ettiği değer ölçülerinden taviz
vermeyen ustamız Süheyl Denizciyi kaybettik. Işıklar içinde yatsın.


Biyografi
TRT İstanbul Hafif Müzik ve Jazz Orkestrası kurucularından
olan Süheyl Denizci, müziğe genç yaşta piyano ile başladı. 1957'de kendi
grubunu kuran Denizci, yurtdışında da çok sayıda festivale katıldı. 1982
yılında, kurulmasında da büyük emeğinin geçtiği TRT İstanbul Hafif Müzik ve
Jazz Orkestrası şefliğine atandı. 15 yıl kesintisiz süren yoğun bir çalışma
dönemi sonunda Orkestrayı teknik, müzikal ve repertuar olarak uluslararası
standarda ulaştıran Süheyl Denizci, 15 Şubat 1997'de emekli oldu. Orkestra
şefliğinin yanı sıra piyano, tenor saksofon, flüt ve vibrafon da çalan Süheyl
Denizci, zaman zaman Orkestranın teknik ve repertuar çalışmalarını da
yönlendirmiştir. 11. İstanbul Jazz Festivali'nin 2004 yılı yaşam boyu başarı
ödülüne layık görüldü. TRT Caz Orkestrası olarak yayınlanmış bir CD’si
bulunmaktadır.
1,5 ay gibi bir zaman içinde konulan kanser teşhisinin
sonunda 25 Mart günü, 75 yaşında iken aramızdan ayrıldı.