Açılın,
Mark Murphy geliyor!

İstanbul Mayıs ayında, jazz vokalin gelmiş geçmiş en iyi
erkek seslerinden birini konuk ediyor. 50 küsür senelik kariyerinde 6 kez
Grammy’ye aday gösterilen ve Downbeat dergisi tarafından defalarca yılın en iyi
erkek şarkıcısı seçilen Mark Murphy, 23-24-25-26 Mayıs tarihleri boyunca, İstanbul
Jazz Center sahnesinde.

Aslına bakarsanız Ella Fitzgerald gibi bir efsanenin “O
benim dengim.” (He is my equal) dediği biri için, başka ne söylenebilir
bilinmez. Ama en azından kendisini dünya gözüyle görmeden ve dinlemeden önce,
geçmişine şöyle bir göz atabiliriz.
Pek çok müzisyen gibi, Mark Murphy de müzikle oldukça iç içe
bir ailede büyümüş. Büyükannesinin ve teyzesinin org çaldığı kilise korosunda
şarkı söylemiş, 7 yaşında piyano dersleri almaya başlamış. Syracuse
University’de müzik ve oyunculuk eğitimi aldıktan sonra New York’ta amatör
performanslar vermeye başlamış.
Mark Murphy’yi 1953’te henüz yeni yetme bir şarkıcı iken bir
jam session sırasında keşfeden kişi, Sammy Davis Jr olmuş. Daha sonra onu kendi
şovuna da davet ederek sahneye çıkaran Sammy Davis Jr’ın Mark Murphy’nin
kariyerindeki etkisi büyük.
Mark Murphy, oldukça genç sayılabilecek bir yaşta, 24
yaşında ilk albümünü çıkarmış: ‘Meet Mark Murphy’. Bu albümü 1960’larda
kaydettiği, zamanla bir klasiğe dönüşen ‘Rah’, kendi albümleri içinde favorisi
olan ‘That's How I Love the Blues’ gibi albümler izlemiş. 1963’te ilk kez
Downbeat dergisi tarafından 'New Star of the Year' kategorisinde aday
gösterilmiş. Daha sonra ‘Nat King Cole Songbook Vol. I and II’, ‘Bop for
Kerouac I and II’, ‘Living Room’,’ Satisfaction Guaranteed’, ‘Beauty And the
Beast’ ve ‘Stolen Moments’ gibi albümlerle 6 kez Grammy’ye aday gösterilmiş ve
dünyanın dört bir yanından geniş bir hayran kitlesi kazanmış.
Performanslarında bir vokalist gibi değil tamamen bir
müzisyen gibi düşünen Mark Murphy’nin geniş ses aralığı, güçlü entonasyonu,
sınır tanımayan yaratıcılığı ve inanılmaz ritm duygusunun dışında es
geçilemeyecek bir yönü de vocalese konusundaki ustalığı ve vocalese efsaneleri
Eddie Jefferson ve Jon Hendricks gibi isimlerden sonra akla gelen ilk
vokallerden biri olması. Kendisi başlıbaşına bir vaka iken bir de 2002 yılında
Kurt Elling, Jon Hendricks ve Kevin Mahogany ile bir araya gelen Mark Murphy,
Four Brothers adını taşıyan bu ütopik grupla birçok konser verdi ve bu
konserlerde dakikalarca ayakta alkışlanarak 2002’nin unutulmazları arasına
girdi.
Konuşmacı olarak katıldığı panellerden birinde dinleyenlere
“Dünyanın en az popüler olan müziğiyle ilgilendiğimizin farkında mısınız?” diye
soran Mark Murphy bu popüler olmayan müzikteki başarısını 50 senedir koruyor.
Çok yakında, kendisi ile ilgili bir DVD de piyasaya sürülüyor. Youtube’da
yapabileceğiniz minik bir araştırmayla promo görüntülerini izleyebileceğiniz
DVD’de Mark Murphy’nin canlı performanslarının yanısıra Jon Hendrics, Kurt
Elling, Denna DeRose gibi isimlerle yapılan röportajlar da var.
Mark Murphy’yi piyanoda İtalyan müzisyen Giovanni Mazzarino,
basta Kağan Yıldız ve davulda Cengiz Baysal ile sahnede kanlı canlı izlememize
az kaldı. Umarız Stolen Moments’tan girer, My foolish heart’tan çıkar, belki
Bye Bye Blackbird’le Miles’a, Parker’s Mood ile Charlie Parker’a göz kırpar,
kimbilir belki de Duke Ellington’s Sound of love, I Remember Clifford ya da
Goodbye Porkpie Hat gibi haysiyetli balladlardan birini söyler, ruhumuzda ve
kulaklarımızda ölümsüz izler bırakır.
Liza Minelli’nin söylediği gibi, ‘Mark Murphy’nin kafasının
içinde bir parti var. Ve ben o partiye mutlaka katılmak istiyorum!’ ('There's a
party goin' on in Mark's head, and I want to go to it!')
Partide görüşmek üzere...
