26 Mayıs 2012 Cumartesi
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Bir bascıdan bir bascının yaşam öyküsü; Jaco Pastorius...

 

 

Yazar: Raci Pişmişoğlu

 

1970'lerin ortalarıyla, elektro bas popüler müziğin kurulumunda vazgeçilmez bir hal almış ve upright bas çalan basçılar yavaş yavaş elektro bası incelemeye başlamış, müziklerine sokma çabasına girişmişlerdi. Upright bass statüsü o yıllarda elektro bas yüzünden yavaşlamış ve basçıların çoğu elektro bas incelemesine ve çalışmalarına başlamışlardı.

 

Eğer gerekli tekniği almamışlarsa, profesyonel upright basçıların çoğu elektro basta iki misli zorlanırlardı. Bu yüzdendir ki bazı müzisyenler upright bastan tamamıyla vazgeçti ve çalışmalarını olduğu gibi elektro basa yönlendirdi. Tanınmış basçılar için, kendi sanatsal ifadelerini yaratmanın zamanı geldiğinde ünlü bas gitaristlerin çoğu da, upright basa, uzun yıllar kendini sanatsal olarak kanıtlamış bu alete geri döndüler. Müzik listelerindeki popülaritesine rağmen elektro bas bu müzisyenlerin arasında hala kalitesiz ve rağbet görmeyen bir enstrümandı. Jazz’ın önde gelenleri arasında bir inanış vardı, bu inanış; elektro bastan gelen sanatsal anlamdaki ifadelerin, derece olarak upright bas’tan gelen sanatsal ifadelerin yarısı kadar olduğu ve asla o güzelliğe ulaşamayacağı kanısında birleşmeleriydi. Elektro bas, rock, R&B, funk kayıtlarına altı çizili olan koyu desteği sağlamak için mükemmeldi. Fakat acaba bu alet, eleştiriye daha açık daha da anlamlı bir yön gösterebilir miydi? Walking bas teknikleri, skipler ve upright bas teknikleri elektro basta kendini nasıl gösterebilecekti, hatta o kadar esprili bir walking lezzetini elektro basla dinleyicilere aktarabilecekler miydi ya da her şeyden önce bu walking tekniklerini yaparken, çalarken kendileri tatmin olacaklar ve keyif alacaklar mıydı? Elektronik bas bir blues sanatçısı gibi heyecan vermede, bir saksofoncu ya da trompetçi yetkisiyle melodi türetmede, bir piyanistin ya da gitarcının gurubu melodik ve armonik olarak taşımalarında onlar kadar yetenekli miydi? Veya tam tersi destekleyici rolüyle sınırlı mıydı? Müzisyenler hep buna kuşku ile bakıyorlar ve bunu denemek istememekten de daha öte, bu şekilde olamaz bu denenirse zaten sonuç başarısız olur diye düşünüyorlardı.

Bu önemli müzisyenleri cesaretlendirerek ileriye atacak onlara örnek olacak bir lider gerekiyordu. Bu adam onların elektro basa karşı olan tutumlarını değiştirmeliydi. Zaten de çok çok özel bir kişi vardı. Bu çok özel kişi ebedi olarak tüm basçılara örnek olacak biriydi. İnanılmazdı. Bu özel kişinin adı Jaco Pastorius idi.       

“Florida mükemmeldi. Çünkü orada müzikal önyargı yoktu. 7 yaşından beri Florida da yaşıyorum. Sert drum kayıtları, Kübalıların kayıtları, Miami’de iltica eden Kübalı grupların kulüp kayıtları, Beatles gibi grupların kayıtları. Bunların çoğunu radyodan bol bol dinledim. Bu yüzden Florida benim için bir müzik cenneti. Her tür müziği dinleme ve çalma cenneti. Müziğin ve harika melodilerin her taraftan bir akarsu gibi aktığı başka bir cennet nasıl düşünebilirsiniz? Örneklerle harika melodilerle insanin melodik yapısını arttıran bir cennetten insan nasıl yararlanmaz? Bu kadar melodinin, sert davul kayıtlarının, harika radyo istasyonlarının, mükemmel ve harika örnekler olan melodilerin, Latin groove’ların, Küba ya da Beatles gibi kayıtların, bestelerin iç içe uçuştuğu başka bir cennet var mıdır sizce? İşte ben 7 yaşından beri bunlarla büyüdüm ve tıka basa doldurdum içimi...” Jaco Pastorius 

 

 

Jaco kimdi?

Jaco 20. yüzyılın en son jazz müzisyeni olabilirdi. John Francis Pastorious ya da  “Jaco” elektro basın ilk virtüözü, baş öğretmeniydi. O bu enstrümanın kullanımına karşı geniş bir yaklaşım önererek, elektro bası yeniden düzenledi. O elektro basın ilk virtüözüydü. Bu aletin sanatsal anlamda iyi bir seviyeye ulaşması için yoğun araştırmalar yaptı. Jaco, dünyaya bir pop enstrümanı olarak gelen elektronik basın, bir davulcu kadar ritmik, bir nefesli saz kadar melodik bir piyano ya da gitar kadar da chordal olduğunu vurgulayarak, aynı zamanda da; potansiyelindeki büyük patlamayı ortaya çıkartarak muazzam bir derinliğe sahip olduğunu gösterdi. O elektro basın olumlu yönlerine yepyeni bakış açıları getirerek tüm basçıların ortak vicdanını arttırdı. Onun müzik dünyasına, jazz dünyasına ve elektro basa olan katkıları bu aletin müzikal gelişim zirvesinde oturduğunu gösterir. Jaco, kısa bir süre içinde; Pat Metheny, Joni Mitchell, Weather Report ile solo kayıtları kadar iyi olan birçok kayıt yaptı. 1975–1979 yıllar arası Jaco’nun en üretken yılları arasında sayılmaktadır. Böylece Jaco mükemmel bir basçı olmanın standartlarını yükseltti.

Hepsinin yanı sıra Jaco 1. sınıf bir ritim gitaristiydi. R&B, Funk, Motown, Rock, Reggae gibi 1960’larda radyolarda olan her tarzın altyapısından geliyordu. Onun ilk etkileri Paul Mc Cartney, Bernard Odum (James Brown), Fred Thomas (James Brown) Duck Donn, James Jamerson, Tommy Cogbill, Ray Brundidge (James Brown) ve Jerry Jemmot’da (James Brown) görüldü. Jaco kompozisyonlarında, doğaçlamalarında, kapak seçimlerinde ve daha birçok unsurda bu tarzı benimsemişti. Bu da alt yapısının kuvvetli olmasına sebep olmuştu. Yani müzikal altyapı yanısıra sanatsal altyapısını da geliştirmiş ve müziğine, tarzına, çalımına, swingine yansıtmıştı. Jazz da dinlemiş ve bu jazz müzisyenlerinden öğrendiği, aldığı fikirleri kendi konseptine dahil etmişti. Örneğin, bas bir ritim bölümü enstrümanıydı fakat aynı zamanda melodik bir enstrüman da olabilirdi. Jaco daha melodik bir yaklaşımla, üflemeli sazlardaki replikleri, elektrik basa uyarladı (buna en iyi örnek Donna Lee’dir). Bu etkileme onun bası kullanışına bir de üflemeli sound’unu kattı (basın sound’unda ne çok alt ne de tiz olmalıydı). Başka türlü üflemeliyi dahil etse bile içindekilerin, yapmak istediklerinin anlamı kuvvetlenemezdi. O da daha çok bu sound’a yaklaşabilmek adına daha orta renk sound’ları tercih etti (şimdi yazacağım cümle bence gözümüzden kaçan küçük bir ayrıntı gibi görülse de Jaco’nun çalışı ve söylediği şeyler bunun hiç de küçük olmadığını aksine çok çok önemli olduğunu bize gösteriyor. Bu yüzden üzerinde durmamız gereken bir cümle olduğunu belirtmek isterim). Jaco, ilgi duyduğu her şarkının sadece bas repliğini değil aynı zamanda söz ve melodisini de öğreniyor ve incelemeye alıyordu. Üflemelideki sololara uygun bas repliklerini alarak doğaçlamaya çalışıyordu. Sadece armonik değil melodik olarak da analizini yapıyor hatta sözlerinin melodik olarak chordlar üzerine oturuşu yanısıra cümlelerdeki nefes alış ve verişi de basıyla melodileri çaldığı sırada dikkate alarak değerlendiriyordu.

 

 

 

Jaco’dan İnciler...

 

                                                                                                                                                                                                                                              

Ben daima en altı hissederim ve duyarım. Çalarken de sürekli en altı düşünürüm. Benim çaldığım basları dikkatle dinleyenler zaten bunu duyarlar ve hissederler. Bas ve davul bir trenin rayları gibidir ve trenin ağırlığı ne olursa olsun onu taşır götürürler, bu yüzden bir basçının çalarken hep bunu hissetmesi gerekli. Müzik çok çok önemli bir şey. Ben çalarken daima hep en altı duyarım.

Elbette Jimmy Blanton, Scott La Faro, Oscar Pettiford v.s. beni korkunç etkiledi. Tarihte ilk melodik anlamdaki bas Blanton tarafından çalındı daha doğrusu ilk kez bas melodik bir yapıyı Blanton ile kazandı diyebilirim... O dönemlerde elektronik bas olmamasına rağmen upright bas nefesli gurubunun aralarından yılan gibi süzülüyordu ve Blanton bunu başarmıştı...

Bizler sadece onun elçisiyiz. Onun yaptıklarını daha ilerlettik. İleriye taşıdık. Melodik yapının ne kadar önemli olduğunu bize Blanton gösterdi. Hepimize örnek oldu. Bası hem solist hem de binanın temeli gibi düşündüm.. Viyolonsel kitapları ve nefesli enstrüman kitapları çalıştım.. Time çalışmaları yaptım. Her türlü müziği dinledim. Çaldım. Tüm radyolardan dinler ve bas ile şarkı melodilerini çalardım. Bakın bu çok çok önemli. Eğer siz her tür müziği dinlemez ve tek bir türde yoğunlaşırsanız aynı fanusta döner durursunuz, müziğiniz kompleks bir müzikten öteye geçmez ve ne siz bir şeyler alırsınız ne de kimseye bir şeyler verebilirsiniz. Blanton daha 23 yaşında iken hepimize örnek oldu. Öyle ki kontrbas o kadar nefesli sazın aralarından bir yılan gibi süzülerek çıkıyor ve bir melodik harikalar dünyasına beni taşıyordu. Araştırmalarımı çalışmalarımı çok fazla etkiledi Blanton. Önceleri trombon kitapları çalıştım.

Viyolonsel kitapları çalıştım. Daha sonra ise tüm nefesli sazların sololarını transcrip ettim. Parker ve Coltraine beni büyülü bir dünyaya taşıdılar. Her tür müzikteki melodik yapıları ezberledim. Tüm şarkı melodilerinin sanki şarkı söyler gibi basımla çaldım. Beatles grubunun bütün melodilerini bas ile çaldım... Kelimelerinin ve yaratılmak istenen felsefesinin, üzerinde durdum hatta şarkı sözlerini bile ezberledim... Zaten tüm bunları yapmazsanız melodik yapılarınızı asla kuvvetlendiremezsiniz. Bu çok çok önemli. İnsanlar sadece önemli basçıların sololarını ezberliyorlar. Analiz ediyorlar. Bu son derece yanlış bir şey. Ben her türlüsünü yaptım. Pop melodilerini bile çaldım. Zappa ve Hendrix dinledim. Onların sololarını müziklerini ezberledim. Aklınıza gelen her türü çaldım. Bakın tekrarlıyorum bu çok çok önemli. Yani kısacası Blanton ve diğerleri hepimize örnek oldular. Ben onların çalışmalarını elektrik bas ile uyguladım, üzerinde çalıştım, armonik ve melodik yapılarını inceledim... Florida’da yayınlanan ve elbette enteresan bulduğum melodileri basım ile çaldım. Florida da 7 yaşımdan beri tüm bunları belleğime aktardım topladım.

İşte böyle diyor Jaco ve bizlere örnek oluyor. Bunny Brunel bakın ne söylüyor (ben bası melodik yapılara taşımak için sabahlara kadar deli gibi çalışıyordum. Sürekli Blanton soloları dinliyor transcrip ediyor ve daha modernleştirmeye çalışıyordum. Bir sabah erken bir saatte radyo bir basçıdan söz etti ve onun çalışmalarını çalmaya başladı. Hemen deli gibi alt kata indim. Tanrım bu adam benim yapmak istediklerimi ve daha da ötesini bulmuş inanılmaz bir şey bu)  diye deli gibi bağırmışım ki üst kattan sesimi duyan bana bir şey oldu diye aşağıya inmişti.

Bu arada funk için bakın neler soyluyor Jaco, “Elbette slap  bass, tapping v.s. bir pastanin kremasi gibiler. Ancak öncelikle krema yapmayı öğrenmeden pasta pişirmesini bilmek ve yakmadan kıvamında pişirmeyi, doğru ve lezzetli bir hale getirmeyi öğrenmek gerekiyor. Bence funk bass James Jamerson, Chuck Rainey, Jerry Jemmot, Bootsy Collins, Carol Caye v.s. tarafından yıllar önce çok çok harika şekilde zaten çalındı. Groove insanın kalbinde ve beynindeki yaşam ritminin, duygusunun, ruhundaki şeklin, kalbindeki resmin ve eğer bir ressam gibi düşünecek olursak ruhundaki, hissettiği renklerin ve özellikle de göreceli anlara göre değişecek renklerin elinde tuttuğu fırçaya yani enstrümanına yansımasıdır. Tuvalde bu renkler sürekli değişerek oynanır. Önemli olan hissetmek kuvvetli ve hafif zamanları kalbinde taşımaktır. İyi bir sesle çalmaktır, en önemli şey bastığın her notayı net olarak duy ve kalbinin derinliklerinde hisset. Bu çok çok önemli, iyi bir bas iyi bir kablo ve iyi bir ampli iyi bir de masa. En güzel effectler de bunlardır. Ben masaya bakarım beğenirim, amplimi alır, kablomu takarım ve jazz basımla çalarım. Benim için en güzel effect budur.”

Jaco’dan dersler...

“Melodiyi ve tonu öğren… Birçok basçı sadece tek bir şey öğrenerek yanlış yapıyor… Fakat melodi, uyum aynı zamanda da teori içeren bir müzik parçasını öğrenmek zorundasın… Tüm basçılar melodiyi daha iyi şekilde yaratmanın bilincine mutlaka varmalıdır...”                                                                                                               Jaco Pastorius

Jaco Pastorius müzikal anlamda bir dahiydi. Jimi Hendrix elektro gitarın sınırlarının genişletildiği dönemde mümkün olan her şeyi yaptıysa ve bizlerin ufkunu açarak çok çok değişik yerlere götürdüyse bunun aynısını da Jaco elektrik bas ile yapmıştır.

A) Biz Jaco’nun bıraktıklarından neler öğrenebiliriz?

B) Jaco’yu etkileyici yapan, sahip olduğu idealleri ve yetenekleri neydi?                                                  

1) Açık bir beyin:“O iyiyse onu beğenirim”-  Jaco birçok kez hatta hiç bıkmadan defalarca müzikal seçkinliğin tehlikeleri hakkında konuştu. New York’un bazı jazz gitaristleri sadece jazz çalmak istiyorlardı. Florida’da yükseldiği için, orada temasa geçerek geldiği The Beatles’dan James Brown’a, 1960’ların R&B’sinden 1760’ların klasiğine; Reggae’den Hendrix’e Küba’dan Latin’e ve jazz’a, müziğin her tarzında benimsenmiş ayni seçkin yetenekler yoktu. Çünkü diğerlerinin tam aksine o birçok değişik tarza açıktı... Yazılıp çizilenden çok çok daha fazla bir müzikal yelpazeye sahipti. Bu Jaco’ya onun eşsiz yaklaşımını ve sound’unu sağlayan tüm farklı müzik tarzlarının birleşimiydi.

2) Tarihsel bir bakış açısı:  Jaco ödevini başarıyla yaptı. Bas’ın nereden geldiğini biliyordu. Hem de sadece elektronik basın değil. Jaco’nun fikirlerinin çoğu zamanında; upright bas’ın öncüleri olan Jimmy Blanton, Ray Brown, Paul Chambers ve Oscar Pettiford’a zemin oluşturmuş fikirlerdir. Hele Blanton bas solistliği ve bas melodikliği konusunda onu çok fazla etkilemiş bu yüzden, Blanton’u incelemesine sebep olmuştur. Genelde hep bu tip bakış açısını değerlendirirken, izah ederken ya da etkileşimi ile ilgili soru sorulduğunda söze “ Blanton ve diğerleri” diyerek başlardı. Jaco müzikal anlamda 1951’de doğdu. Aynı yıl da Fender jazz bas’ı tanıttı. Jaco ve fender birlikte büyüdüler. Genç bir müzisyen olarak Jaco; James Jamerson, Carol Caye, Bernard Odum, Jerry Jemmot, Duck Donn, Tommy Cogbill, Paul Mc Cartney, Bootsy Collins, Monk Montgemery gibi müzisyenlerden yeni şarkı isimleri öğrenerek, günün gözde şarkılarını analiz etti yapılarını inceledi hatta sözlerini öğrendi ve fender ile melodilerini çaldı. Bu müzisyenler Jaco’nun temelini oluşturuyorlardı. Şunu söylemeden geçemeyeceğim ve maalesef ben gerek Bilgi Üniversitesinde Carol Caye ile ilgili hem groove çalıştırırken hem de sight reading yaptırırken gerekse de diğer Bilgi Üniversitesi dışındaki basçı arkadaşlarıma sorduğumda fark ettim ki Türkiye’de tanıdığım birçok basçı bu isimlerden habersiz ve sadece klişe basçıların soloları ile ilgileniyorlar. Yani gerek Carol gerek de Bootsy Collins ya da Bernard Duck gibi isimleri sorduğumda genelde hep “onlar kim? “cevabını aldım ve maalesef bu sadece Bilgi’de değildi. Ayrıca elbette öğrencilerim çok başarılılar. Hatta en iyiler. Ayrıca da onlarla gurur duyuyorum. Jaco bu müzisyenlerden oluşan temeli, kesin bir doğaçlama arayışını jazz’a ekledi. Onun elektronik bas adına yaptığı yeniliklerin daima tarihsel bir bakış açısı vardı. O müzikal olarak ne yapması ve ne yapmaması gerektiğini çok çok iyi biliyordu ve daha sonra müziğin de ötesine geçti.

 

 

3) Araştırmacı bir zihin: Jaco asla geçmişe dayanmaktan memnun olmadı. Müzik kendini benzersiz bir şekilde anlatmak için yolunu çizmektir. Bazı noktalarda kendi müziğini yaratmak ve etkilemek için, rahatlıktan ve hoşuna giden şeylerden ödün vermek zorundasın. Müzikal deneyim doğrultusunda bile parçanın müzikal oranını her mükemmel doğaçlama sanatçısı anlayabiliyordu. Bu yüzden Jaco bir istisna değildi.

4) Yenilikçilik: Müzikal doğaçlamada tüm mükemmel yenilikçiler, kopya nitelikli bir dil geliştirdi. Louis Armstrong, Charlie Parker, Miles Davis, Jimi Hendrix ve Jaco Pastorius 20. yüzyıl müzikal yenilikçileriydi. Jaco’nun bu yeni dili bas gitaristlerin önce en bastaki geleneksel bası kullanmasını gerektirir. Bununla birlikte doğaçlamanın daha yüksek derecelerini yaratabilmek için ritim, swing, time, v.s. ayrıca da temel melodileri geliştirmek gerekir. Bas melodik bir gelişim gösterdiği için artık yapmamız gereken şey ise; şarkıcıları, brass grubunu, piyanistleri ve özellikle de gitaristleri dinlemek olacaktır. Jaco şöyle diyor: ”Herkes ilgi çekici bir melodi yaratmada yeteneklidir. İşte bu yüzden, öncelikle açık bir fikir belirtmelisin”.

5) Perdesiz bas: Zawinul diyor ki “bir gün prova başlamadan önce bası sökmeye başladı. Perdelerini söktü. Bizden zaman istedi ve ona verdik. Daha sonra ise beklediğimize değecek kadar nefis bir sound’la karşı karşıyaydık. İşte yine imzayı attı dedik. Çıkan ses rengi inanılmazdı. Fretless bas doğmuştu.” 1970’lerde fretless bas olay yaratmış ve tüm basçılar bu basla ilgilenmeye başlamışlardı. Aynı zamanda da fenderi başka bir boyuta taşımış ve tüm basçılara o harika fretless sound’u ile fender jazz bas büyüklüğünü ve essizliğini bir kez daha ispat etmişti. Jaco ve Fender tek bir vücudun ayrılmaz iki parçası idi. Fretless sound’u ve fender sound’u Jaco’nun ruhunu ve beynini kaplayan üflemeli bas sound’uyla birleşmiş ve ortaya mucizeler çıkmıştı. Jaco’nun ilk çıkan albümü “Donna Lee” tüm kuralları yeniden yazdı. Jaco dünyaya perdesiz bas ile neler yapılabileceğini gösterdi. Bununla birlikte halen günümüzde taklit edilen müzikal bir dil keşfetti. Bu Jaco’nun dâhiliğiydi.

Jaco talihsiz bir kaza ile bizleri acı içinde bıraktı. Kim bilir eğer yaşasaydı daha neler neler ortaya çıkaracak, bizlere açmış olduğu yolu çok çok daha renklendirecekti. Bir gece kulübünün bodyguardının yumruğu onu bizlerden ayırdı. Hepimiz tüm müzisyenler, dinleyiciler, jazz, funk, blues, rock v.s. hayranları ve müzisyenleri hele hele basçıları sana çok çok müteşekkir ve sen hala kalbimizde yaşıyorsun. Senin yaptıklarını da elimizden geldiğince gençlere anlatıyoruz, öğretiyoruz ve buna da gücümüz, bilgimiz, eforumuz, sağlığımız yettikçe devam edeceğiz. Ayrıca eminim herkes farkındadır ama buraya yazmadan da geçemeyeceğim. Gerçi ben talihsiz bir ameliyat o zamana tesadüf ettiği için katılamamıştım ama sevgili Zuhal ve Önder Focan, Nardis Jazz Club’da Jaco’yu anma günü tertip etmişlerdi. Kendilerine de buradan çok çok teşekkür etmeyi bir borç bilirim. Tüm basçılara müzisyenlere ve müzikseverlere iyi çalmalar, keyifli dinlemeler dileyerek ulu bas hocasını buradan bir kez daha anıyorum.

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


67549 - unknown - 38.107.179.237