Bir
bascıdan bir bascının yaşam öyküsü; Jaco Pastorius...

Yazar: Raci Pişmişoğlu
1970'lerin ortalarıyla, elektro bas popüler müziğin
kurulumunda vazgeçilmez bir hal almış ve upright bas çalan basçılar yavaş yavaş
elektro bası incelemeye başlamış, müziklerine sokma çabasına girişmişlerdi.
Upright bass statüsü o yıllarda elektro bas yüzünden yavaşlamış ve basçıların
çoğu elektro bas incelemesine ve çalışmalarına başlamışlardı.
Eğer gerekli tekniği almamışlarsa, profesyonel upright
basçıların çoğu elektro basta iki misli zorlanırlardı. Bu yüzdendir ki bazı
müzisyenler upright bastan tamamıyla vazgeçti ve çalışmalarını olduğu gibi
elektro basa yönlendirdi. Tanınmış basçılar için, kendi sanatsal ifadelerini
yaratmanın zamanı geldiğinde ünlü bas gitaristlerin çoğu da, upright basa, uzun
yıllar kendini sanatsal olarak kanıtlamış bu alete geri döndüler. Müzik
listelerindeki popülaritesine rağmen elektro bas bu müzisyenlerin arasında hala
kalitesiz ve rağbet görmeyen bir enstrümandı. Jazz’ın önde gelenleri arasında
bir inanış vardı, bu inanış; elektro bastan gelen sanatsal anlamdaki
ifadelerin, derece olarak upright bas’tan gelen sanatsal ifadelerin yarısı
kadar olduğu ve asla o güzelliğe ulaşamayacağı kanısında birleşmeleriydi.
Elektro bas, rock, R&B, funk kayıtlarına altı çizili olan koyu desteği
sağlamak için mükemmeldi. Fakat acaba bu alet, eleştiriye daha açık daha da
anlamlı bir yön gösterebilir miydi? Walking bas teknikleri, skipler ve upright
bas teknikleri elektro basta kendini nasıl gösterebilecekti, hatta o kadar
esprili bir walking lezzetini elektro basla dinleyicilere aktarabilecekler
miydi ya da her şeyden önce bu walking tekniklerini yaparken, çalarken
kendileri tatmin olacaklar ve keyif alacaklar mıydı? Elektronik bas bir blues
sanatçısı gibi heyecan vermede, bir saksofoncu ya da trompetçi yetkisiyle
melodi türetmede, bir piyanistin ya da gitarcının gurubu melodik ve armonik
olarak taşımalarında onlar kadar yetenekli miydi? Veya tam tersi destekleyici
rolüyle sınırlı mıydı? Müzisyenler hep buna kuşku ile bakıyorlar ve bunu
denemek istememekten de daha öte, bu şekilde olamaz bu denenirse zaten sonuç
başarısız olur diye düşünüyorlardı.
Bu önemli müzisyenleri cesaretlendirerek ileriye atacak
onlara örnek olacak bir lider gerekiyordu. Bu adam onların elektro basa karşı
olan tutumlarını değiştirmeliydi. Zaten de çok çok özel bir kişi vardı. Bu çok
özel kişi ebedi olarak tüm basçılara örnek olacak biriydi. İnanılmazdı. Bu özel
kişinin adı Jaco Pastorius idi.
“Florida mükemmeldi. Çünkü orada müzikal önyargı yoktu. 7
yaşından beri Florida da yaşıyorum. Sert drum kayıtları, Kübalıların kayıtları,
Miami’de iltica eden Kübalı grupların kulüp kayıtları, Beatles gibi grupların
kayıtları. Bunların çoğunu radyodan bol bol dinledim. Bu yüzden Florida benim için
bir müzik cenneti. Her tür müziği dinleme ve çalma cenneti. Müziğin ve harika
melodilerin her taraftan bir akarsu gibi aktığı başka bir cennet nasıl
düşünebilirsiniz? Örneklerle harika melodilerle insanin melodik yapısını
arttıran bir cennetten insan nasıl yararlanmaz? Bu kadar melodinin, sert davul
kayıtlarının, harika radyo istasyonlarının, mükemmel ve harika örnekler olan
melodilerin, Latin groove’ların, Küba ya da Beatles gibi kayıtların, bestelerin
iç içe uçuştuğu başka bir cennet var mıdır sizce? İşte ben 7 yaşından beri
bunlarla büyüdüm ve tıka basa doldurdum içimi...” Jaco Pastorius

Jaco kimdi?
Jaco 20. yüzyılın en son jazz müzisyeni olabilirdi. John
Francis Pastorious ya da “Jaco” elektro basın ilk virtüözü, baş öğretmeniydi.
O bu enstrümanın kullanımına karşı geniş bir yaklaşım önererek, elektro bası
yeniden düzenledi. O elektro basın ilk virtüözüydü. Bu aletin sanatsal anlamda
iyi bir seviyeye ulaşması için yoğun araştırmalar yaptı. Jaco, dünyaya bir pop
enstrümanı olarak gelen elektronik basın, bir davulcu kadar ritmik, bir nefesli
saz kadar melodik bir piyano ya da gitar kadar da chordal olduğunu
vurgulayarak, aynı zamanda da; potansiyelindeki büyük patlamayı ortaya
çıkartarak muazzam bir derinliğe sahip olduğunu gösterdi. O elektro basın
olumlu yönlerine yepyeni bakış açıları getirerek tüm basçıların ortak vicdanını
arttırdı. Onun müzik dünyasına, jazz dünyasına ve elektro basa olan katkıları
bu aletin müzikal gelişim zirvesinde oturduğunu gösterir. Jaco, kısa bir süre
içinde; Pat Metheny, Joni Mitchell, Weather Report ile solo kayıtları kadar iyi
olan birçok kayıt yaptı. 1975–1979 yıllar arası Jaco’nun en üretken yılları
arasında sayılmaktadır. Böylece Jaco mükemmel bir basçı olmanın standartlarını
yükseltti.
Hepsinin yanı sıra Jaco 1. sınıf bir ritim gitaristiydi.
R&B, Funk, Motown, Rock, Reggae gibi 1960’larda radyolarda olan her tarzın
altyapısından geliyordu. Onun ilk etkileri Paul Mc Cartney, Bernard Odum (James
Brown), Fred Thomas (James Brown) Duck Donn, James Jamerson, Tommy Cogbill, Ray
Brundidge (James Brown) ve Jerry Jemmot’da (James Brown) görüldü. Jaco
kompozisyonlarında, doğaçlamalarında, kapak seçimlerinde ve daha birçok unsurda
bu tarzı benimsemişti. Bu da alt yapısının kuvvetli olmasına sebep olmuştu.
Yani müzikal altyapı yanısıra sanatsal altyapısını da geliştirmiş ve müziğine,
tarzına, çalımına, swingine yansıtmıştı. Jazz da dinlemiş ve bu jazz
müzisyenlerinden öğrendiği, aldığı fikirleri kendi konseptine dahil etmişti.
Örneğin, bas bir ritim bölümü enstrümanıydı fakat aynı zamanda melodik bir
enstrüman da olabilirdi. Jaco daha melodik bir yaklaşımla, üflemeli sazlardaki
replikleri, elektrik basa uyarladı (buna en iyi örnek Donna Lee’dir). Bu
etkileme onun bası kullanışına bir de üflemeli sound’unu kattı (basın
sound’unda ne çok alt ne de tiz olmalıydı). Başka türlü üflemeliyi dahil etse
bile içindekilerin, yapmak istediklerinin anlamı kuvvetlenemezdi. O da daha çok
bu sound’a yaklaşabilmek adına daha orta renk sound’ları tercih etti (şimdi
yazacağım cümle bence gözümüzden kaçan küçük bir ayrıntı gibi görülse de
Jaco’nun çalışı ve söylediği şeyler bunun hiç de küçük olmadığını aksine çok
çok önemli olduğunu bize gösteriyor. Bu yüzden üzerinde durmamız gereken bir
cümle olduğunu belirtmek isterim). Jaco, ilgi duyduğu her şarkının sadece bas
repliğini değil aynı zamanda söz ve melodisini de öğreniyor ve incelemeye
alıyordu. Üflemelideki sololara uygun bas repliklerini alarak doğaçlamaya
çalışıyordu. Sadece armonik değil melodik olarak da analizini yapıyor hatta
sözlerinin melodik olarak chordlar üzerine oturuşu yanısıra cümlelerdeki nefes
alış ve verişi de basıyla melodileri çaldığı sırada dikkate alarak
değerlendiriyordu.


Jaco’dan İnciler...

Ben daima en altı hissederim ve duyarım. Çalarken de sürekli
en altı düşünürüm. Benim çaldığım basları dikkatle dinleyenler zaten bunu
duyarlar ve hissederler. Bas ve davul bir trenin rayları gibidir ve trenin
ağırlığı ne olursa olsun onu taşır götürürler, bu yüzden bir basçının çalarken
hep bunu hissetmesi gerekli. Müzik çok çok önemli bir şey. Ben çalarken daima
hep en altı duyarım.
Elbette Jimmy Blanton, Scott La Faro, Oscar Pettiford v.s. beni korkunç etkiledi. Tarihte ilk melodik anlamdaki bas Blanton
tarafından çalındı daha doğrusu ilk kez bas melodik bir yapıyı Blanton ile
kazandı diyebilirim... O dönemlerde elektronik bas olmamasına rağmen upright
bas nefesli gurubunun aralarından yılan gibi süzülüyordu ve Blanton bunu
başarmıştı...
Bizler sadece onun elçisiyiz. Onun yaptıklarını daha
ilerlettik. İleriye taşıdık. Melodik yapının ne kadar önemli olduğunu bize
Blanton gösterdi. Hepimize örnek oldu. Bası hem solist hem de binanın temeli
gibi düşündüm.. Viyolonsel kitapları ve nefesli enstrüman kitapları çalıştım..
Time çalışmaları yaptım. Her türlü müziği dinledim. Çaldım. Tüm radyolardan dinler
ve bas ile şarkı melodilerini çalardım. Bakın bu çok çok önemli. Eğer siz her
tür müziği dinlemez ve tek bir türde yoğunlaşırsanız aynı fanusta döner
durursunuz, müziğiniz kompleks bir müzikten öteye geçmez ve ne siz bir şeyler
alırsınız ne de kimseye bir şeyler verebilirsiniz. Blanton daha 23 yaşında iken
hepimize örnek oldu. Öyle ki kontrbas o kadar nefesli sazın aralarından bir
yılan gibi süzülerek çıkıyor ve bir melodik harikalar dünyasına beni taşıyordu.
Araştırmalarımı çalışmalarımı çok fazla etkiledi Blanton. Önceleri trombon
kitapları çalıştım.
Viyolonsel kitapları çalıştım. Daha sonra ise tüm nefesli
sazların sololarını transcrip ettim. Parker ve Coltraine beni büyülü bir
dünyaya taşıdılar. Her tür müzikteki melodik yapıları ezberledim. Tüm şarkı
melodilerinin sanki şarkı söyler gibi basımla çaldım. Beatles grubunun bütün
melodilerini bas ile çaldım... Kelimelerinin ve yaratılmak istenen
felsefesinin, üzerinde durdum hatta şarkı sözlerini bile ezberledim... Zaten
tüm bunları yapmazsanız melodik yapılarınızı asla kuvvetlendiremezsiniz. Bu çok
çok önemli. İnsanlar sadece önemli basçıların sololarını ezberliyorlar. Analiz
ediyorlar. Bu son derece yanlış bir şey. Ben her türlüsünü yaptım. Pop
melodilerini bile çaldım. Zappa ve Hendrix dinledim. Onların sololarını
müziklerini ezberledim. Aklınıza gelen her türü çaldım. Bakın tekrarlıyorum bu
çok çok önemli. Yani kısacası Blanton ve diğerleri hepimize örnek oldular. Ben
onların çalışmalarını elektrik bas ile uyguladım, üzerinde çalıştım, armonik ve
melodik yapılarını inceledim... Florida’da yayınlanan ve elbette enteresan
bulduğum melodileri basım ile çaldım. Florida da 7 yaşımdan beri tüm bunları
belleğime aktardım topladım.
İşte böyle diyor Jaco ve bizlere örnek oluyor. Bunny Brunel
bakın ne söylüyor (ben bası melodik yapılara taşımak için sabahlara kadar deli
gibi çalışıyordum. Sürekli Blanton soloları dinliyor transcrip ediyor ve daha
modernleştirmeye çalışıyordum. Bir sabah erken bir saatte radyo bir basçıdan
söz etti ve onun çalışmalarını çalmaya başladı. Hemen deli gibi alt kata indim.
Tanrım bu adam benim yapmak istediklerimi ve daha da ötesini bulmuş inanılmaz
bir şey bu) diye deli gibi bağırmışım ki üst kattan sesimi duyan bana bir şey
oldu diye aşağıya inmişti.
Bu arada funk için bakın neler soyluyor Jaco, “Elbette slap
bass, tapping v.s. bir pastanin kremasi gibiler. Ancak öncelikle krema yapmayı
öğrenmeden pasta pişirmesini bilmek ve yakmadan kıvamında pişirmeyi, doğru ve
lezzetli bir hale getirmeyi öğrenmek gerekiyor. Bence funk bass James Jamerson,
Chuck Rainey, Jerry Jemmot, Bootsy Collins, Carol Caye v.s. tarafından yıllar
önce çok çok harika şekilde zaten çalındı. Groove insanın kalbinde ve
beynindeki yaşam ritminin, duygusunun, ruhundaki şeklin, kalbindeki resmin ve
eğer bir ressam gibi düşünecek olursak ruhundaki, hissettiği renklerin ve
özellikle de göreceli anlara göre değişecek renklerin elinde tuttuğu fırçaya
yani enstrümanına yansımasıdır. Tuvalde bu renkler sürekli değişerek oynanır.
Önemli olan hissetmek kuvvetli ve hafif zamanları kalbinde taşımaktır. İyi bir
sesle çalmaktır, en önemli şey bastığın her notayı net olarak duy ve kalbinin
derinliklerinde hisset. Bu çok çok önemli, iyi bir bas iyi bir kablo ve iyi bir
ampli iyi bir de masa. En güzel effectler de bunlardır. Ben masaya bakarım
beğenirim, amplimi alır, kablomu takarım ve jazz basımla çalarım. Benim için en
güzel effect budur.”
Jaco’dan dersler...
“Melodiyi ve tonu öğren… Birçok basçı sadece tek bir şey
öğrenerek yanlış yapıyor… Fakat melodi, uyum aynı zamanda da teori içeren bir
müzik parçasını öğrenmek zorundasın… Tüm basçılar melodiyi daha iyi şekilde
yaratmanın bilincine mutlaka
varmalıdır...”
Jaco Pastorius
Jaco Pastorius müzikal anlamda bir dahiydi. Jimi Hendrix
elektro gitarın sınırlarının genişletildiği dönemde mümkün olan her şeyi
yaptıysa ve bizlerin ufkunu açarak çok çok değişik yerlere götürdüyse bunun
aynısını da Jaco elektrik bas ile yapmıştır.
A) Biz Jaco’nun bıraktıklarından neler öğrenebiliriz?
B) Jaco’yu etkileyici yapan, sahip olduğu idealleri
ve yetenekleri neydi?
1) Açık bir beyin:“O iyiyse onu beğenirim”- Jaco
birçok kez hatta hiç bıkmadan defalarca müzikal seçkinliğin tehlikeleri
hakkında konuştu. New York’un bazı jazz gitaristleri sadece jazz çalmak
istiyorlardı. Florida’da yükseldiği için, orada temasa geçerek geldiği The
Beatles’dan James Brown’a, 1960’ların R&B’sinden 1760’ların klasiğine;
Reggae’den Hendrix’e Küba’dan Latin’e ve jazz’a, müziğin her tarzında
benimsenmiş ayni seçkin yetenekler yoktu. Çünkü diğerlerinin tam aksine o
birçok değişik tarza açıktı... Yazılıp çizilenden çok çok daha fazla bir
müzikal yelpazeye sahipti. Bu Jaco’ya onun eşsiz yaklaşımını ve sound’unu
sağlayan tüm farklı müzik tarzlarının birleşimiydi.
2) Tarihsel bir bakış açısı: Jaco ödevini başarıyla
yaptı. Bas’ın nereden geldiğini biliyordu. Hem de sadece elektronik basın
değil. Jaco’nun fikirlerinin çoğu zamanında; upright bas’ın öncüleri olan Jimmy
Blanton, Ray Brown, Paul Chambers ve Oscar Pettiford’a zemin oluşturmuş
fikirlerdir. Hele Blanton bas solistliği ve bas melodikliği konusunda onu çok
fazla etkilemiş bu yüzden, Blanton’u incelemesine sebep olmuştur. Genelde hep
bu tip bakış açısını değerlendirirken, izah ederken ya da etkileşimi ile ilgili
soru sorulduğunda söze “ Blanton ve diğerleri” diyerek başlardı. Jaco müzikal
anlamda 1951’de doğdu. Aynı yıl da Fender jazz bas’ı tanıttı. Jaco ve fender
birlikte büyüdüler. Genç bir müzisyen olarak Jaco; James Jamerson, Carol Caye,
Bernard Odum, Jerry Jemmot, Duck Donn, Tommy Cogbill, Paul Mc Cartney, Bootsy
Collins, Monk Montgemery gibi müzisyenlerden yeni şarkı isimleri öğrenerek,
günün gözde şarkılarını analiz etti yapılarını inceledi hatta sözlerini öğrendi
ve fender ile melodilerini çaldı. Bu müzisyenler Jaco’nun temelini
oluşturuyorlardı. Şunu söylemeden geçemeyeceğim ve maalesef ben gerek Bilgi
Üniversitesinde Carol Caye ile ilgili hem groove çalıştırırken hem de sight
reading yaptırırken gerekse de diğer Bilgi Üniversitesi dışındaki basçı
arkadaşlarıma sorduğumda fark ettim ki Türkiye’de tanıdığım birçok basçı bu
isimlerden habersiz ve sadece klişe basçıların soloları ile ilgileniyorlar.
Yani gerek Carol gerek de Bootsy Collins ya da Bernard Duck gibi isimleri
sorduğumda genelde hep “onlar kim? “cevabını aldım ve maalesef bu sadece
Bilgi’de değildi. Ayrıca elbette öğrencilerim çok başarılılar. Hatta en iyiler.
Ayrıca da onlarla gurur duyuyorum. Jaco bu müzisyenlerden oluşan temeli, kesin bir
doğaçlama arayışını jazz’a ekledi. Onun elektronik bas adına yaptığı
yeniliklerin daima tarihsel bir bakış açısı vardı. O müzikal olarak ne yapması
ve ne yapmaması gerektiğini çok çok iyi biliyordu ve daha sonra müziğin de
ötesine geçti.

3) Araştırmacı bir zihin: Jaco asla geçmişe
dayanmaktan memnun olmadı. Müzik kendini benzersiz bir şekilde anlatmak için
yolunu çizmektir. Bazı noktalarda kendi müziğini yaratmak ve etkilemek için,
rahatlıktan ve hoşuna giden şeylerden ödün vermek zorundasın. Müzikal deneyim
doğrultusunda bile parçanın müzikal oranını her mükemmel doğaçlama sanatçısı
anlayabiliyordu. Bu yüzden Jaco bir istisna değildi.
4) Yenilikçilik: Müzikal doğaçlamada tüm mükemmel
yenilikçiler, kopya nitelikli bir dil geliştirdi. Louis Armstrong, Charlie
Parker, Miles Davis, Jimi Hendrix ve Jaco Pastorius 20. yüzyıl müzikal
yenilikçileriydi. Jaco’nun bu yeni dili bas gitaristlerin önce en bastaki
geleneksel bası kullanmasını gerektirir. Bununla birlikte doğaçlamanın daha
yüksek derecelerini yaratabilmek için ritim, swing, time, v.s. ayrıca da temel
melodileri geliştirmek gerekir. Bas melodik bir gelişim gösterdiği için artık
yapmamız gereken şey ise; şarkıcıları, brass grubunu, piyanistleri ve özellikle
de gitaristleri dinlemek olacaktır. Jaco şöyle diyor: ”Herkes ilgi çekici bir
melodi yaratmada yeteneklidir. İşte bu yüzden, öncelikle açık bir fikir
belirtmelisin”.
5) Perdesiz bas: Zawinul diyor ki “bir gün prova
başlamadan önce bası sökmeye başladı. Perdelerini söktü. Bizden zaman istedi ve
ona verdik. Daha sonra ise beklediğimize değecek kadar nefis bir sound’la karşı
karşıyaydık. İşte yine imzayı attı dedik. Çıkan ses rengi inanılmazdı. Fretless
bas doğmuştu.” 1970’lerde fretless bas olay yaratmış ve tüm basçılar bu basla
ilgilenmeye başlamışlardı. Aynı zamanda da fenderi başka bir boyuta taşımış ve
tüm basçılara o harika fretless sound’u ile fender jazz bas büyüklüğünü ve
essizliğini bir kez daha ispat etmişti. Jaco ve Fender tek bir vücudun ayrılmaz
iki parçası idi. Fretless sound’u ve fender sound’u Jaco’nun ruhunu ve beynini
kaplayan üflemeli bas sound’uyla birleşmiş ve ortaya mucizeler çıkmıştı.
Jaco’nun ilk çıkan albümü “Donna Lee” tüm kuralları yeniden yazdı. Jaco dünyaya
perdesiz bas ile neler yapılabileceğini gösterdi. Bununla birlikte halen
günümüzde taklit edilen müzikal bir dil keşfetti. Bu Jaco’nun dâhiliğiydi.
Jaco talihsiz bir kaza ile bizleri acı içinde bıraktı. Kim
bilir eğer yaşasaydı daha neler neler ortaya çıkaracak, bizlere açmış olduğu
yolu çok çok daha renklendirecekti. Bir gece kulübünün bodyguardının yumruğu
onu bizlerden ayırdı. Hepimiz tüm müzisyenler, dinleyiciler, jazz, funk, blues,
rock v.s. hayranları ve müzisyenleri hele hele basçıları sana çok çok
müteşekkir ve sen hala kalbimizde yaşıyorsun. Senin yaptıklarını da elimizden
geldiğince gençlere anlatıyoruz, öğretiyoruz ve buna da gücümüz, bilgimiz,
eforumuz, sağlığımız yettikçe devam edeceğiz. Ayrıca eminim herkes farkındadır
ama buraya yazmadan da geçemeyeceğim. Gerçi ben talihsiz bir ameliyat o zamana
tesadüf ettiği için katılamamıştım ama sevgili Zuhal ve Önder Focan, Nardis
Jazz Club’da Jaco’yu anma günü tertip etmişlerdi. Kendilerine de buradan çok
çok teşekkür etmeyi bir borç bilirim. Tüm basçılara müzisyenlere ve
müzikseverlere iyi çalmalar, keyifli dinlemeler dileyerek ulu bas hocasını
buradan bir kez daha anıyorum.