Zaman kaçar, tasarım kovalar

Günümüzde
mekan tasarımı, mekandaki hizmet anlayışından yiyecek ve içeceklerinin tasarımlanmasına
kadar pek çok anlamı kapsıyor. Mekanlar özgünleşip kişiselleşirken, konukların
mekan kullanımı ev kullanımına yaklaşıyor; mekanlar evleşiyor.

Yüzyılımızın hakim kavramlarından, hatta en önemlilerinden biri olan
tasarım yaşamımızın her alanında, her türlü üretimde baş rolü oynuyor. Dünyayı
büyük bir dalga gibi saran trendler yükselip alçalırken, hayat da trendler
etrafında değişip, şekilleniyor. Dünya, tasarımda zamanı yakalamak ve dalganın
dışında kalmamak için yoğun bir çaba gösteriyor.
Tasarımda günü yakalamak için, sahip olduğumuz bütün bilgi, beceri ve
duyuları kullanarak dünyaya bakmak gerekiyor. Mekan gezmek, fuarlara katılmak
ve belki de hepsinden önemlisi hayal etmek, tasarımın dalgasına binmenin, sörfü
dalganın üzerinde tutmanın en önemli koşullarından biri. Bugünü yaşamak ve yaşatmak,
zamanın dışında kalmak istemeyen, hayatı dönüştürmeye ve kendi imzasını atmaya
çalışan herkes yarını yakalamaya çalışıyor...
Bizi bütün bunları yapmaya yönelten ise ister horeca ister perakende
sektöründe olalım, etkin tasarımı yakalamak; mükemmel hizmeti sunabilmek;
yiyecek ve içecekleri daha güzelleştirmek; eğlence ve dinlencenin dozunu tutturduğumuz
bir kalite yakalayabilmek arzusu.
Sözünü ettiğimiz etkin tasarım, mükemmel hizmet gibi konularda başarıyı
yakalamaya çalışırken, gittikçe özelleşmeye çalışıyor ve kitlelere hitap eden
ama kişiye özel mekânlar oluşturma çabası içinde oluyoruz.

Hip mekanlar arayışı
Yazar ve fotoğrafçı Herbert Ypma’nın, tasarımcı Philippe Starck’ın da
desteğiyle 1999’da yazdığı Hip Hotels (Highly Individual Places) kitabıyla yeni
bir terminolojiyi yaratmış oldu. Hip kavramı daha ziyade oteller için kullanılıyor
olsa da, genel kuralların tekdüzeliğinden kendini ayırmış; sıradışı tasarım,
konfor ve fonksiyonelliği ile öne çıkan mekânların tümü için kullanılabilir bir
kavram. 2000’li yılların başında tanımlanan bu yaklaşım, gelecekte de etkisini
yitirmeyecek; insanlığın özeli arama arzusu belki de artarak çoğalacak.
Hip akımının mekanlara yansımasının neler olduğuna gelince: Hip
öncesinde, genel olarak mekanın tasarımı boyutunda algılanan tasarım, bugün
sadece mekanın tasarımıyla sınırlı değil ve bugüne kadar tasarım içi görülmemiş
detaylara da yansıyor. Kendi standartlarını üretmiş olan hizmet alanında bile,
hizmeti yeniden üretmek ve tasarımlamak mümkün bu yaklaşımla. Damağımıza ve göz
zevkimize hitap eden yiyecek ve içeceği de tasarım içi görmek, yeni bir bakış açısıyla
sunmak, tasarlamak mümkün. Daha önce kullanılmamış yeni fikirlerle, farklı bir
bakış açısıyla mekanın özgünleşmesi ise başlı başına bir katma değer.

Mekanlarda kendini aramak
Kişilerin tercihi haline ve hayatlarının bir uzantısı haline gelmek, bütün
mekanların arzusu; kişisel isteklerine cevap veren mekanlarda zaman geçirmek,
konuklarınki ise beklentilerinin karşılığını bulmak… Bu iki unsur biraraya
geldiğinde mekanların, konukların evleri gibi önemli bir konuma yükselmesi de
kaçınılmaz. Ancak bu ev, daha rahat, daha şık, daha çok imkan sunan, daha
kalabalık ve dolayısıyla sosyal ve elbette daha az sorumluluğun olduğu bir ev…
Bu bütünleşmenin sonucunda mekanlar da gittikçe daha çok evleşiyor; evselleşiyor.
Bu trendin aynası ise evlerin giderek dış mekansallaşması halinde çıkıyor karşımıza…
Evlerdeki mutfaklar, banyolar, odalar, bahçeler gittikçe daha profesyonel
cihazlarla donatılıyor. Evler, daha iyi ve rahat yaşamak adına modernize
olurken dış mekanların donanımlarına da sahip oluyor.
Subzero, Gaggenau, Aga, Wolf gibi markaların mutfak cihazları, yarı
profesyonel ve tam profesyonel sistemleri aratmıyor artık. Shock-freezerler
yeni yeni endüstriyel mutfaklara girdi, yakında ev mutfaklarına da girmesi ise
an meselesi... Otomatik ev sistemlerinin; ev sinemalarının varlığı artık şaşırtıcı
değil. Gelecek profesyonel ürünlerin kullanımının yaygınlaşmasına doğru
ilerliyor. Profesyoneller için üretilmiş ürünlere ise tasarımsal estetiğin eli
dokunuyor ve ürünler ahşap, doğal taş gibi sıcak malzemelerle yoğrularak
mekanlara uygun hale getiriliyor.
Kısa bir süre öncesine kadar, bir mekanda internete bağlanmak ayrıcalıkken,
bugün pek çok mekanda internet bağlantısı var. Teknoloji kullanımı yaygınlaştıkça,
bilgisayar ve elektronikle sağlanan hiçbir hizmet farklılık yaratmıyor artık;
çünkü herkes benzer olanakları kullanmanın ve kullandırmanın peşinde...
Teknoloji yaygın biçimde kullanıldıkça, bu alandaki rekabet at başı devam
ettikçe, teknoloji alanında eşitlenme yaşanması da kaçınılmaz. Teknolojinin eşitlendiği,
teknolojiyle sağlanabilecek bütün üstünlüklerin sona erdiği noktada ayrışma
nerede olacak derseniz, tasarım düğüm noktası bir kelime haline geliyor.

Tasarımın sınırsızlığı
Bir otelin iç ve dış tasarımı söz konusu olduğunda, konu soyuta ve
tasarımcının hayal gücüne bağlı olduğu için, sınırsız seçenekler arasında farklılık
yaratmak mümkün.
Tasarım alanındaki eğilimlere baktığımızda, son yıllarda özellikle ışık
oyunlarının, minimalist bir tarzın, klasik ve modern bir füzyonunun öne çıktığını
söyleyebiliriz. Geometri her zamankinden daha çok önem kazanıyor ve İskandinavlardan
dünyaya yayılan çizgiler, eğilimleri bir süre daha belirleyecek gibi gözüküyor.
Tasarımın araçlarından biri olan renkler günümüzde giderek daha çok
önem kazanıyor. 1970-1980’li yılların monotonluğundan sonra, özellikle 2000’li
yıllarla birlikte parlayan göz alıcı renkler ve ışık oyunları yeni bir eğlence
alanı açtı tasarımcılara… Renklerin ve ışık oyunlarının etkin olduğu bir gerçek
ama bu sade ve doğal olanın kendisine yer bulmasını da engellemiyor. Tıpkı,
fast-food restoranları her geçen gün artsa da, yemeğe meraklı olanların
slow-food akımını bildikleri gibi...

Doğal olana yönelim
Yemek, damak tadının, kültürün, yaşadığımız kişisel geçmişin, özlediğimiz
geleceğin sembolize olduğu, ağzımızda çözülen, dünyada çevremizi saran her şeyin
arasında bizim en doğal, belki de en içten ilişki kurduğumuz şey. Yemekle kurduğumuz
ilişki yalansız, dolaysız ve samimi… Mekan da yemek gibi doğal, samimi ve içten
olmalı, insanlar kendilerini bulmalı, diye düşünenler de giderek artıyor.
Düşünün bir kere; gittiğiniz bir mekan şık ama yapaysa ve sizi
rahatlatmıyorsa oraya hangi sıklıkta gidersiniz? Doğal olanın güzel olduğunu
vurgulayan akımın başını başta İtalya olmak üzere İspanya, Yunanistan gibi sıcakkanlı
Akdeniz ülkeleri çekiyor.

Tasarımı biçim olarak algılayanlara kötü bir haberimiz var: Günümüzde
tasarımın belki de en önemli alanlarından biri mekanlarda sistemin tasarımı
olacak. Bir mekanın yaşayan bir varlık gibi soluk alıp verdiği, damarlara, gözlere
sahip olduğunu düşünün… Bir mekanın parçası sayılabilecek çalışan, konuk ve yaşayan
tüm unsurların dahil olduğu bu sistem, çalışanın işyeriyle ilişkisinden, konuğun
mekanla kurduğu ilişkiye kadar detaylandırılabilir. Sistemin tasarlanması,
mekanda yaşayan, çalışan ve konuk olan herkesin mutlu olup olmamasını direkt
olarak etkileyen en önemli faktör. Bugün kısıtlı olarak algılanan bu boyut,
gelecekte çok daha önemli olacak. İşletim sistemleri, çalışanların mutluluğunu
daha da çok önemseyecek ve sistemlerin başarısı bu faktörün üstüne inşa
edilecek.
Ve bir öngörü: Çalışanların kendilerini mekân sahibi veya ortak gibi
hissettikleri veya oldukları işletmeler esas ve kalıcı başarıyı sağlayacak!
Daha iyi hizmet etmekten zevk alan ve bunu profesyonel bir meslek
olarak gören bir ekip yaratmak bir işletmenin en büyük hayali olsa gerek.