26 Mayıs 2012 Cumartesi
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa

Türkiye’nin bütün güzel çiçekleri…

 

 

Yazı/Text: TANSEL TÜZEL

 

Ünlü belgeselci ve fotoğrafçı Fatih Orbay 20 yıl boyunca binlerce kilometre katederek Türkiye’nin doğal güzelliklerini belgeledi. Orbay’ın Tefken Holding’in sponsorluğuyla oluşturduğu ‘Anadolu’nun Çiçekleri’ adlı kitabı ülkenin bu eşsiz ve güzel varlıklarını ölümsüzleştiriyor. 

 

 

Mimariden fotoğrafa, fotoğraftan doğaya ulaştı. Çiçeğe, böceğe, kurda, kuşa bulaştı. On binlerce kilometre yol katederek Türkiye’nin pek çok değerini belgeleyip bizlere sunmayı hep bir görev bildi. TRT’de yıllarca süren siyasi içerikli programların ardından geri plana çekilmek zorunda kaldığında tanıştı doğayla ve doğanın sunduğu eşsiz varlıklarla.

Fatih Orbay, TRT’nin ünlü tartışma programlarının ağırbaşlı ve yakışıklı yöneticisi, haberlerin güvenilir sunucusuydu. Ankara’da TRT’nin ilk deneme yayınlarıyla birlikte başlayan televizyon programcılığını farklı alanlarda emekli olana dek sürdürdü. Bütün bu yıllar boyunca ODTÜ’de genç bir mimarlık öğrencisiyken tutkuyla başlayan profesyonel fotoğrafçılığı, profesyonel televizyonculuğu ile birlikte devam etti. Fotoğraf ve televizyon programcılığını birleştirdiği belgeselleri umumi istek üzerine TRT’de defalarca yayınlandı, yurtdışı ve yurtiçinde pek çok ödül kazandı. Zaten sevdiği ama bilmediği doğayı belgesellerini gerçekleştirmek üzere öğrendikçe sevgisi büyük bir tutkuya dönüştü.

Doğayı korumak adına yine yollarda olan Orbay şimdi 20 yıl boyunca dağ, bayır dolaşarak ölümsüzleştirdiği Türkiye’nin eşsiz çiçeklerini Tekfen Holding’in sponsorluğunda kitaplaştırdı. “Sizi yakalayan bir yanı vardır çiçeğin. Kendi kendimi analiz de ettim, herhalde mimarlık eğitimim, fotoğraf, tasarım filan da yaptım, tasarımcılık hastalık gibi bir şeydir, günlük yaşamınıza da geçer, ayakkabı bağı alırken bile ucunun tasarımına bakarsınız, çiçeğe bakarken de kaçınılmaz olarak onun renk uyumlarına, kompozisyonuna, bütün renk ve formların oluşturduğu ahenge çok ilgi duyarım. Okuyup öğrendikçe ilgim giderek artıyor.

20 yıl boyunca sulak alanlarla filan uğraşırken fotoğraf hep vardı ve büyük bir arşiv oluştu. Çiçekleri de çekiyordum ama akademik bilgim hiç yoktu. Sonra ağırlıklı olarak çiçeklerle ilgili biyolojik çeşitlilik belgeselleri yapmaya başladım. O zaman eksik bilgilerimi tamamlamaya başladım. Çok ciddi akademisyenlerden oluşan bir danışman grubu vardı etrafımda. Bütün o birikimi bir değerlendirmek lazımdı,” diyen Orbay bugün insanlığın yüz yüze olduğu en önemli sorunun doğal ortamdan uzaklaşmak ve kendine yabancılaşmak olduğunu vurguluyor, “Çünkü o bir sistem ve siz o sistemin parçasısınız, siz o sisteme aykırı yaşarsanız, ters düşersiniz, çatışmalar ve aksaklıklar çıkar. İnsanlar o hale geldi ki, Amerika’da bugün sevme ve üzülme programları var. Yani insanlar o hale gelmiş. Annesi ölüyor adamın üzülemiyor. İnsanın doğayla ilişkileri çok önemli. Ama sevinerek söyleyeyim 20 yıldır dağlarda, bayırlarda 50-60 bin kilometre yapıyorum, oralarda yaşayan insanları tanıdım yani Anadolu’yu ve Anadolu insanlarını tanıdım. Kimsenin önemsemediği ama çok önemli bir hazine var, çünkü o insanlarda kaybolmamış insani değerler var. Fakir, okuma yazması yok belki ama tahmin edemeyeceğiniz kadar derin insani değerlere sahip. Hiçbir yerde yok bu değerler. Dejenere olmamış değerleri içeriyorlar. Anadolu dehşetli bir kültür kazanı…”

Orbay, doğayı her zaman sevdiğini ancak bilgisinin ve gerçek ilgisinin 1983’te Göksu Deltası’nda yapılan pelikan katliamına tanık olduğunda başladığını anlatıyor, “Silifke’de, Taşucu’nda bir otelin tanıtımını çektim, video kameraların yeni çıktığı dönemdi. TRT adına yaptığım için oranın ileri gelenlerinden biri beni bir gece yemeğe davet etti.  Ve Göksu Deltası’ndaki bir gölü anlatarak birlikte gitmeyi teklif etti. Gittik ve çok etkilendim. Ben daha Türkiye’de pelikan olduğunu bilmiyorum, binlercesini gördüm orada. Hiç görmediğim hayvanları gördüm. Ama ne yazık ki kumsalda pelikan ölüleri vardı ve zaten o bey de beni o yüzden götürmüş oraya. ‘Burası dehşet bir yerdir, fakat feci bir av katliamı var ve ben hiçbir şey yapamıyorum, sen televizyoncusun bir şeyler belki yapabilirsin,’ dedi.  O zamanlar Çevre Bakanlığı yok, Orman Bakanlığı içinde bir müdürlük var. Ne yapabileceğimizi sordum koruma altına alınması için, dediler ki, ‘Bilimsel bir araştırma gerekir.’  Kime saldırsak bir sonuç alamadık. Bilen akademisyen yok. Doğal Hayatı Koruma Derneği o sıralarda kurulmuştu. Dışarıdan kuşları izlemeye gelenlere başvurduk, ama onlar izlemeye geliyorlarmış sadece. Bunlar gelişirken hemen bir-iki program yaptım. Bilgim yok, birtakım laflar ediyorum ama altı boş. Sonunda İstanbul’da bir toplantı yaptım, o zamanın Çevre Müsteşarı’nı da çağırdım ve ‘ben buranın belgeselini yapacağım hiçbir şey bilmiyorum ama burayı kurtarmak lazım. Kim ne biliyorsa gelsin’ dedim. Bütün bildiklerini ortaya döktüler ve ben hepsini kaydettim. Ve bir kampanya oluşturduk. Koruma kriterleri bile yok ortada o sıralarda. Herkes elinden geleni yapınca oraya yapılaşma yasağı geldi. Göksü Deltası öyle müthiş bir yerdir ki, bir büyük gölü var Akgöl, Dalyan var ve iki küçük göl daha var. Bunların ortasında yazlık inşaatlar başlamıştı. Kampanyayı yapmasak bugün Göksu Deltası diye bir yer kalmamış olacaktı. Ve ben ilk doğa belgesellerimi de orada yapmaya başladım. Başlangıcım böyle oldu. Doğaya ilgim hep vardı ama bu işi çok profesyonel bir şekilde yapmak lazım. Bunlar devam ederken bir-iki uluslararası yarışma ve toplantıya gittim. İkinci yaptığım belgeselle yarışma kazandım. Ve o belgesel pek çok ülkeye satıldı.”

Üzerinde çalıştıkça, okudukça, öğrendikçe yaptığı belgesellerin derinlik kazandığını söyleyen Fatih Orbay, Türkiye’nin tüm kıtalar kadar zengin bir doğaya sahip olduğunu belirtiyor ve tüm canlılar için büyük önem taşıyan sulak alanlara dikkat çekiyor, “Türkiye’de çok değerli sulak alanlar var ve deliler gibi tahrip ediliyorlar. Bataklık olarak görülüyorlar. Türkiye’de yaygın olan iki bela var, biri tarım alanlarının genişletilmesi, ikincisi de kentsel alanların çevresindeki orman alanlarının yok edilmesi. İstanbul’un il sınırları içindeki önemli bitki alanları şiddetle tahrip oluyor. Bunların şiddetle korunması lazım. Bu sadece güzel oldukları için değil o ekolojik bütünlük içerisinde insanın kendisi de vardır, zincirin halkalarını bozmaya başladığınız zaman farkında olmadan kendi yaşama ortamınızı fakirleştirir, kendinizi bozarsınız, mesele o. Temeli budur. Romantik bir yaklaşım değil yani.”

Bugün Doğal Hayatı Koruma Derneği İkinci Başkanı olan Orbay Türkiye’nin eşsiz güzelliklerini belgeleyerek korumak adına yine yollarda…

 

‘Anadolu’nun Çiçekleri’ Fatih Orbay’ın 20 yıllık emeğinin ürünü…

 

Türkiye’de 3022’si endemik olmak üzere 10 bin 765 çiçek türü hayat buluyor.

<< Önceki Sayfa


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


67742 - unknown - 38.107.179.239