Türkiye’nin bütün
güzel çiçekleri…

Yazı/Text: TANSEL TÜZEL
Ünlü belgeselci ve fotoğrafçı Fatih Orbay 20 yıl
boyunca binlerce kilometre katederek Türkiye’nin doğal güzelliklerini
belgeledi. Orbay’ın Tefken Holding’in sponsorluğuyla oluşturduğu ‘Anadolu’nun
Çiçekleri’ adlı kitabı ülkenin bu eşsiz ve güzel varlıklarını ölümsüzleştiriyor.

Mimariden fotoğrafa, fotoğraftan doğaya ulaştı. Çiçeğe,
böceğe, kurda, kuşa bulaştı. On binlerce kilometre yol katederek Türkiye’nin
pek çok değerini belgeleyip bizlere sunmayı hep bir görev bildi. TRT’de
yıllarca süren siyasi içerikli programların ardından geri plana çekilmek
zorunda kaldığında tanıştı doğayla ve doğanın sunduğu eşsiz varlıklarla.
Fatih Orbay, TRT’nin ünlü tartışma programlarının ağırbaşlı
ve yakışıklı yöneticisi, haberlerin güvenilir sunucusuydu. Ankara’da TRT’nin
ilk deneme yayınlarıyla birlikte başlayan televizyon programcılığını farklı
alanlarda emekli olana dek sürdürdü. Bütün bu yıllar boyunca ODTÜ’de genç bir
mimarlık öğrencisiyken tutkuyla başlayan profesyonel fotoğrafçılığı,
profesyonel televizyonculuğu ile birlikte devam etti. Fotoğraf ve televizyon
programcılığını birleştirdiği belgeselleri umumi istek üzerine TRT’de defalarca
yayınlandı, yurtdışı ve yurtiçinde pek çok ödül kazandı. Zaten sevdiği ama
bilmediği doğayı belgesellerini gerçekleştirmek üzere öğrendikçe sevgisi büyük
bir tutkuya dönüştü.
Doğayı korumak adına yine yollarda olan Orbay şimdi 20 yıl
boyunca dağ, bayır dolaşarak ölümsüzleştirdiği Türkiye’nin eşsiz çiçeklerini
Tekfen Holding’in sponsorluğunda kitaplaştırdı. “Sizi yakalayan bir yanı vardır
çiçeğin. Kendi kendimi analiz de ettim, herhalde mimarlık eğitimim, fotoğraf,
tasarım filan da yaptım, tasarımcılık hastalık gibi bir şeydir, günlük
yaşamınıza da geçer, ayakkabı bağı alırken bile ucunun tasarımına bakarsınız,
çiçeğe bakarken de kaçınılmaz olarak onun renk uyumlarına, kompozisyonuna,
bütün renk ve formların oluşturduğu ahenge çok ilgi duyarım. Okuyup öğrendikçe
ilgim giderek artıyor.
20 yıl boyunca sulak alanlarla filan uğraşırken fotoğraf hep
vardı ve büyük bir arşiv oluştu. Çiçekleri de çekiyordum ama akademik bilgim
hiç yoktu. Sonra ağırlıklı olarak çiçeklerle ilgili biyolojik çeşitlilik
belgeselleri yapmaya başladım. O zaman eksik bilgilerimi tamamlamaya başladım.
Çok ciddi akademisyenlerden oluşan bir danışman grubu vardı etrafımda. Bütün o
birikimi bir değerlendirmek lazımdı,” diyen Orbay bugün insanlığın yüz yüze
olduğu en önemli sorunun doğal ortamdan uzaklaşmak ve kendine yabancılaşmak
olduğunu vurguluyor, “Çünkü o bir sistem ve siz o sistemin parçasısınız, siz o
sisteme aykırı yaşarsanız, ters düşersiniz, çatışmalar ve aksaklıklar çıkar.
İnsanlar o hale geldi ki, Amerika’da bugün sevme ve üzülme programları var.
Yani insanlar o hale gelmiş. Annesi ölüyor adamın üzülemiyor. İnsanın doğayla
ilişkileri çok önemli. Ama sevinerek söyleyeyim 20 yıldır dağlarda, bayırlarda
50-60 bin kilometre yapıyorum, oralarda yaşayan insanları tanıdım yani
Anadolu’yu ve Anadolu insanlarını tanıdım. Kimsenin önemsemediği ama çok önemli
bir hazine var, çünkü o insanlarda kaybolmamış insani değerler var. Fakir,
okuma yazması yok belki ama tahmin edemeyeceğiniz kadar derin insani değerlere
sahip. Hiçbir yerde yok bu değerler. Dejenere olmamış değerleri içeriyorlar.
Anadolu dehşetli bir kültür kazanı…”
Orbay, doğayı her zaman sevdiğini ancak bilgisinin ve gerçek
ilgisinin 1983’te Göksu Deltası’nda yapılan pelikan katliamına tanık olduğunda
başladığını anlatıyor, “Silifke’de, Taşucu’nda bir otelin tanıtımını çektim,
video kameraların yeni çıktığı dönemdi. TRT adına yaptığım için oranın ileri
gelenlerinden biri beni bir gece yemeğe davet etti. Ve Göksu Deltası’ndaki bir
gölü anlatarak birlikte gitmeyi teklif etti. Gittik ve çok etkilendim. Ben daha
Türkiye’de pelikan olduğunu bilmiyorum, binlercesini gördüm orada. Hiç
görmediğim hayvanları gördüm. Ama ne yazık ki kumsalda pelikan ölüleri vardı ve
zaten o bey de beni o yüzden götürmüş oraya. ‘Burası dehşet bir yerdir, fakat
feci bir av katliamı var ve ben hiçbir şey yapamıyorum, sen televizyoncusun bir
şeyler belki yapabilirsin,’ dedi. O zamanlar Çevre Bakanlığı yok, Orman
Bakanlığı içinde bir müdürlük var. Ne yapabileceğimizi sordum koruma altına
alınması için, dediler ki, ‘Bilimsel bir araştırma gerekir.’ Kime saldırsak
bir sonuç alamadık. Bilen akademisyen yok. Doğal Hayatı Koruma Derneği o
sıralarda kurulmuştu. Dışarıdan kuşları izlemeye gelenlere başvurduk, ama onlar
izlemeye geliyorlarmış sadece. Bunlar gelişirken hemen bir-iki program yaptım.
Bilgim yok, birtakım laflar ediyorum ama altı boş. Sonunda İstanbul’da bir
toplantı yaptım, o zamanın Çevre Müsteşarı’nı da çağırdım ve ‘ben buranın
belgeselini yapacağım hiçbir şey bilmiyorum ama burayı kurtarmak lazım. Kim ne
biliyorsa gelsin’ dedim. Bütün bildiklerini ortaya döktüler ve ben hepsini
kaydettim. Ve bir kampanya oluşturduk. Koruma kriterleri bile yok ortada o
sıralarda. Herkes elinden geleni yapınca oraya yapılaşma yasağı geldi. Göksü
Deltası öyle müthiş bir yerdir ki, bir büyük gölü var Akgöl, Dalyan var ve iki
küçük göl daha var. Bunların ortasında yazlık inşaatlar başlamıştı. Kampanyayı
yapmasak bugün Göksu Deltası diye bir yer kalmamış olacaktı. Ve ben ilk doğa
belgesellerimi de orada yapmaya başladım. Başlangıcım böyle oldu. Doğaya ilgim
hep vardı ama bu işi çok profesyonel bir şekilde yapmak lazım. Bunlar devam
ederken bir-iki uluslararası yarışma ve toplantıya gittim. İkinci yaptığım
belgeselle yarışma kazandım. Ve o belgesel pek çok ülkeye satıldı.”
Üzerinde çalıştıkça, okudukça, öğrendikçe yaptığı
belgesellerin derinlik kazandığını söyleyen Fatih Orbay, Türkiye’nin tüm
kıtalar kadar zengin bir doğaya sahip olduğunu belirtiyor ve tüm canlılar için
büyük önem taşıyan sulak alanlara dikkat çekiyor, “Türkiye’de çok değerli sulak
alanlar var ve deliler gibi tahrip ediliyorlar. Bataklık olarak görülüyorlar.
Türkiye’de yaygın olan iki bela var, biri tarım alanlarının genişletilmesi,
ikincisi de kentsel alanların çevresindeki orman alanlarının yok edilmesi.
İstanbul’un il sınırları içindeki önemli bitki alanları şiddetle tahrip oluyor.
Bunların şiddetle korunması lazım. Bu sadece güzel oldukları için değil o
ekolojik bütünlük içerisinde insanın kendisi de vardır, zincirin halkalarını
bozmaya başladığınız zaman farkında olmadan kendi yaşama ortamınızı fakirleştirir,
kendinizi bozarsınız, mesele o. Temeli budur. Romantik bir yaklaşım değil
yani.”
Bugün Doğal Hayatı Koruma Derneği İkinci Başkanı olan Orbay
Türkiye’nin eşsiz güzelliklerini belgeleyerek korumak adına yine yollarda…

‘Anadolu’nun Çiçekleri’ Fatih Orbay’ın 20 yıllık emeğinin
ürünü…

Türkiye’de 3022’si endemik olmak üzere 10 bin 765 çiçek
türü hayat buluyor.