26 Mayıs 2012 Cumartesi
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

İlk metro!

 

 

Yazı/Text: YELİZ ERKOÇ

Fotoğraflar/Photos: FATİH PINAR

 

Constantinople’ın Altın Kapısı, Yedikule’nin güngörmüş kuleleri, kentin kıyısında, o günlerin ihtişamından bir parçayı bugüne taşıyor. Ürpererek zindanları gezmek, Bizans’a ve Osmanlı’ya yakın olmak isteyenler için… 

 

 

Şu insanlara hiçbir şey çok değildir”  diye başlar Sait Faik’in ‘Tüneldeki Çocuk’ öyküsü. Bir çocuğun Tünel’e ilk binişindeki heyecanını, mutluluğunu tasvir eder üstad. Ve okuyanı da yolculuğa katar; “Tünele Beyoğlu tarafından bindik. Bu saatlerde bu taraftan aşağıya kalabalık yoktur. İkinci mevkideyiz. Bir köşede üç asker, beride bir ihtiyar kadın, yanıbaşında gelini, daha ötede vapura yetişmekten mühim mühim bahseden Ermeni grubu, ben, bir de o vardık. Ayaklarını oturduğu yerin altına mümkün olduğu kadar çekmişti. Ancak dikkat edilirse ayakkabısız olduğu fark edilebilirdi… Sonra kapılar, denizden bir balığın nefes alıp vermesini hatırlatan bir iç çekişiyle kapandılar.”

Tünel, kapılarını 17 Ocak 1875’de açtı. İstanbul’un iki önemli merkezi olan Karaköy ve Beyoğlu’nu birbirine bağlayan Tünel, dünyanın ikinci ve en kısa, Türkiye’nin ise ilk metrosu olma özelliğini taşıyor. Tünel’le aynı dönemde Viyana, Lyon gibi şehirlerde benzer mekanizma ile hareket eden demiryolları bulunuyordu ancak bir farkla; diğer metrolar yer üstünde ilerliyordu. Bu nedenle Tünel kendi türünde de dünyadaki ilk uygulamaydı.

Karaköy ile Beyoğlu arasında bir tünel yapma fikri Fransız mühendis Eugene-Henri Gavand’dan çıktı. Gavand 1867’deki İstanbul gezisi sırasında, bu iki önemli merkez arasında çok sayıda insanın gidip geldiğini gözlemledi. Galata’nın işlek bir ticaret merkezi, Beyoğlu’nun da eğlencenin odak noktası olması kalabalığın sebebiydi. İnsanlar Galata’dan Beyoğlu’na çıkıp inmek için Yüksekkaldırım’ı geçmek zorundaydılar. Fakat o dönem Yüksekkaldırım’ın çok dik ve bakımsız olması buradan geçenleri hayli yormaktaydı. Her gün ortalama 40.000 kişi bu iki hareketli merkezi ziyaret etmekteydi. Bu zorlukları gözlemleyen Gavand, Galata ile Beyoğlu arasına asansör tipinde bir demiryolu yapılabileceğini düşündü ve çalışmalarına başladı. Gavand’ı sancılı bir süreç bekliyordu. İzinler, istimlaklar, Tünel şirketinin el değiştirmesi gibi süreçler atlatıldı. Ancak Tünel’in fikir babası ve mühendisi Gavard açılışta yoktu. Mühendisin gelmeme sebebi büyük ihtimalle dargınlıktı. Fransa-Almanya savaşı esnasında Gavard, mali etkinlikler gerçekleştirilemediği için bir İngiliz şirketi ile anlaştı. Ancak Mösyö Gavard şirketi tarafından çeşitli sebeplerden görevden uzaklaştırıldı.

Tünel en azından 1870’lerden 1970’lere kadar İstanbulluların hayatında önemli bir yere sahipti. Günlük hayatın vazgeçilmez parçası olan Tünel için kaleme alınan yazılardan biri “Tünele bindim!” başlığını taşıyor. Hikmet Feridun Es yazısında, “Karaköy’de uzun uzun tramvay beklerken birdenbire hatırıma geldi. Tünel seferleri başladı… Evet Tünel! Birdenbire içimde uzun seneler hasret çekilen bir sevgiliye kavuşmanın heyecanı uyandı…”

Ve tabii ki kazalar… Kazaların en önemli sebebi Tünel’in kayışıydı. Kopan kayış hem kazaya neden oluyor hem de kolay temin edilemiyordu. Önemli bir ulaşım aracı haline gelen Tünel’de kayış kopması ile ilgili Cemil Refik imzalı yazı ‘Tünel Kayışı’ başlığını taşıyor. “Eskiden bir ‘Hacı yolu beklemek’ vardı. Hac için uzak diyarlardan kalkıp karayolları, denizler aşarak Kabe’ye giden dindarların avdet günleri hesaplanır; ha geldi, ha geliyor, diye günler sayılır, bütün mahalle halkı alakadar olur, hacının dönmesi dört gözle beklenirdi. Hacı efendi eve girer girmez de misafirler akın ederler, vakur eda ile köşede oturan sakallı hacı babanın önünde eğilip elleri öpülürdü. Bizim meşhur Tünel kayışı da hatırlı bir hacı efendi gururu ile aylarca gözlerimizi yolda bıraktı. Yola çıkmış, geliyormuş. Basra’ya gelmiş. İslahiye’den hududumuza girmiş, diye adım adım hareketleri takip ettim ve nihayet mübarek ayağı ile İstanbul’u şerefe, İstanbul halkını neşeye garketti. Karşılayıcılar, seyirciler yollara döküldüler…” Tünel’de meydana gelen ilk kaza 25 Ağustos 1875 günü saat 13.30 sularında gerçekleşti. Galata’dan Beyoğlu’na çıkmakta olan treni çeken kablo istasyona 100 metre kala koptu. Tren geriye doğru kaymaya başladı. Bu sırada makinist yaşananların halat kopmasından mı, yoksa ana merkezdeki teknisyenin geri çağırması nedeniyle mi olduğunu anlayamadı ve emniyet frenine basmadı. Fakat tren gittikçe hızını artırarak Galata İstasyonu’na yaklaşmaya başlayınca makinist frenlere asıldı. Böylece istasyona 40 metre kala vagonlar zorlukla durabildi. Olayda can kaybı yaşanmadı. Bu kazadan sonra Tünel’in kayışı değiştirilip yeni bir kayış takıldı. Yine kayış kopmasının sebep olduğu ikinci kaza 9 Eylül 1876 tarihinde yaşandı. Kazada 8 kişi yaralandı.

Cumhuriyet yıllarında da ulaşım aracı olarak büyük rağbet gören Tünel’de 1924-1929 seneleri arasında 10 milyon yolcu taşındı. 1939 yılında Tünel devlet tarafından satın alındı. 25 Kasım 1968 tarihinde Tünel üç seneliğine teknolojiye ayak uydurma gerekçesiyle kapatıldı. Baştan aşağı yenilenen ve artık buhar yerine elektrikle çalışan tramvay 1971’de tekrar yolcu taşımaya başladı. Sonraki yıllarda İstanbul’da ulaşım metro, tramvay gibi ağlarla geliştirildi. Ama bugün hala İstanbul’un en nostaljik, en keyifli yolculuğu nedir diye sorsanız tahminen herkes “Tünel” diye cevap verir.

Yolculuklar vardır kilometrelerce yol gidilir, yolculuklar vardır bir soluk kadar kısadır. Yol yolculuğun kendisidir. Tünel’de yolculuk etmek ise hayatın kendisidir. Üstad Sait Faik der ki; “Tünelleri insanlar için yaptık. Yokuşlardan lahzade insinler, yokuşları ani vakitte çıksınlar diye… Diyeceğim yalnız şu: -Şu insanlara hiçbir şey çok değil.”

 

Pek çok nesilden İstanbulluyu yukarıdan aşağı, aşağıdan yukarı taşıyıp duran minyatür tünel yeni nesillere kucak açmayı sürdürüyor.

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


67744 - unknown - 38.107.179.236