Mavi derinlikler Honduras

Yazı/Text: OYA BERK
Fotoğraflar/Photos: ERSİN DEMİREL
Tarihi ve doğal güzellikleriyle Amerika kıtasının
kalbinde keşfedilmeyi bekleyen bir cennet gibi Honduras. Safir mavisi suları, eşsiz
kuş popülasyonu ve görkemli uygarlıklardan günümüze kalan eserleri ile
ziyaretçilerini büyülüyor.

Honduras’ın başkenti Tegucigalpa’da, daha sonra ülkenin pek
çok kentinde göreceğimiz turizm afişleri karşılıyor bizi; “Bir küçük ülke, üç
büyük dünya: Tropikal doğa, Maya Rönesansı, Karayip tarzı.” Kolomb bu
topraklara ayak bastığında, ülkeyi İspanyolcada ‘derinlikler’ anlamına gelen
Honduras olarak adlandırmış. Honduras M.Ö. 1200’lü yıllardan bugüne dek pek çok
uygarlığa ev sahipliği yapmakta. Ülkenin para birimi ‘lempira’, 16. yüzyılda İspanyol
işgaline direnen yerlilerden birinin adı aynı zamanda.
Sahip olduğu yeraltı zenginlikleriyle geçmişte korsanların
dikkatini çeken ülke, 19. yüzyılın ortalarında bağımsızlığını ilan etti. Avrupa
ve Amerika’ya muz ihraç eden Honduras, çokuluslu tekellerin ülke yönetiminde de
etkin olmaları nedeniyle ‘muz cumhuriyeti’ olarak anılmaya başlandı. Başkent
Tegucigalpa’nın (sakinlerinin söyleyişiyle Tegus) adı yerli dilinde ‘Gümüş Dağ’
anlamına geliyor. Tegus, Tegucigalpa ve Comayaguela adlı iki küçük şehrin birleşmesinden
oluşuyor. Çoğu Latin Amerika kentleri gibi Tegus’un da merkezinde bir meydan ve
onu çevreleyen sokaklar bulunuyor. Concordia Parkı’nda, ülkenin simgesi haline
gelmiş eski Maya şehri Copan’ın minyatürü yer alıyor. San Isidro pazarında
Honduras el sanatlarının seçkin örnekleri sergileniyor. Obelisque parkındaki bağımsızlık
anıtını gördükten sonra kentin tepeden gözalıcı bir manzarasını seyredeceğimiz La Paz parkına çıkıyoruz. Hayat bütün büyük kentlerde olduğu gibi kalabalık ve gürültülü bir biçimde
akıyor burada da. Sokaklarda kurulan pazar tezgahlarını, meyveleri soyup doğrayarak
poşetlere koyan seyyar meyve arabalarını, gündelik hayatın sıradan ayrıntılarını
gözlemliyoruz sokaklar boyunca yürüyerek. Ertesi gün başkente yakın şirin bir
kasaba olan Valle de Angeles yani ‘Melekler Vadisi’ndeyiz. Güneşin ışıklarıyla
yıkanmış tenha sokaklar ve restore edilmiş İspanyol evleri arasında dolaşıyoruz.
Tahta oyma heykeller, sepetler, seramik işleri ve daha pek çok ilginç yerel işler
Tegucigalpa’dan daha ucuz ve kaliteli burada.
Başkente oldukça yakın mesafede bambaşka bir dünyanın kapılarını
aralıyoruz. 43 metreden dökülen Pulhapanzak şelaleleri özellikle haftasonları
Honduraslıların akınına uğruyor. Tegus’tan San Pedro Sula’ya doğru giderken, üç
yüzden fazla kuş çeşidine evsahipliği yapan Yojoa gölü kıyılarında mola
veriyoruz. Gölün lezzetli alabalıklarının tadına bakıp kuşları doğal ortamlarında
gözlemlemek doğaseverler için bulunmaz fırsat. Ülkenin ikinci büyük kenti olan
San Pedro Sula’da Haziran ayındaki festival dışında pek fazla bir hareketlilik
yok. Kent, genellikle ülkenin kuzey kıyılarına seyahat etmek isteyen
gezginlerin uğrak noktası.
Honduras’ın üçüncü büyük şehri La Ceiba, başkent Tegucigalpa’dan otobüsle yedi saatlik bir uzaklıkta. Kentin adı Mayaların
kutsal saydığı ‘ceiba’ ağacından geliyor. Çevrede siyah ırktan Garifuna halkının
yaşadığı balıkçı köyleri bulunuyor. Garifunalar, buralara köle getiren
gemilerden kaçarak koloni oluşturmuşlar. Yerel dillerin de karıştığı tuhaf bir İngilizce
konuşuyorlar. Dansları ve müziklerindeki kıvrak Afrika ritmleriyle yıllardır
kendilerine özgü bir yaşam tarzını sürdürüyorlar.
La Ceiba’dan haftanın belirli günlerinde kalkan feribot veya
uçaklarla, ülkenin Karayip kıyılarındaki adalar grubuna ulaşılıyor. Bu adaların
en büyüğü Roatan, en küçüğü fakat en popüler olanı ise Utila. Adada daha çok İngilizce
konuşuluyor, İspanyolca ise ikinci dil. Turistlerin adaya akın etme
nedenlerinden biri, dünyadaki en ucuz dalış okullarının burada olması. Dünyanın
ikinci büyük mercan resifi adanın kıyılarına kadar uzanıyor ve zengin bir marin
yaşantısını barındırıyor. Utila adasının çevresinde irili ufaklı birçok adacık
bulunuyor. Bunların bazıları okyanusun ortasında öylece duran hindistan cevizi
ağaçlarıyla kaplı ıssız adaları andırıyor. Üzerlerinde doğal güzelliği bozacak
hiçbir yapı yok. Utila’dan kalkan teknelerle bunlardan biri olan ‘Water Cay’e
gidiyoruz. Gün boyu ağaçlarda asılı hamaklarda sallanıp, turkuaz suların altındaki
muhteşem güzellikleri seyrediyoruz.
Maya uygarlığının Atina’sı olarak adlandırılan Copan antik
kentinin yerli dilindeki anlamı ‘köprü.’ Döneminin politik ve ekonomik anlamda
en önemli şehirlerinden biri olan Copan, üzerinde değişik figür ve yazıların
olduğu yekpare taş heykelleriyle ünlü. Copan da, diğer Maya yerleşimleri gibi
esrarengiz bir şekilde terkedilmiş. Kentin yokoluşuna dair çeşitli söylenceler
var bugüne ulaşan. En kabul göreni, nüfusun hızlı artışı karşısında kaynakların
yetersiz kalması ve toplumun hızlı bir çöküşe sürüklenmesi.
Honduras’ta ulaşım çoğunlukla eski Amerikan okul
otobüsleriyle sağlanıyor ve oldukça ucuz. Korna buradaki şoförlerin de en çok
başvurdukları yöntem. Otobüsü evinizde bekleyebilir, sesi duyduğunuzda caddeye
çıkabilirsiniz. Honduras mutfağı oldukça yağlı, günün her saati kızarmış et ve
patates yenebiliyor. Alıştığımızdan biraz farklı olsalar da, yeşil muz kızartması
(tajadas), krepe benzer küçük yuvarlak tortillalar ve siyah fasulye püresi
muhteşem lezzetler.
Tarihi ve doğal güzellikleriyle Amerika kıtasının kalbinde
keşfedilmeyi bekleyen bir cennet gibi Honduras. Safir mavisi suların, görkemli
uygarlıklardan günümüze kalan eserlerin görüntüleri, bizi tekrar buralara çağıran
ayrıntılar olarak belleğimizde uzun süre saklanacak.


Sahip olduğu zenginliklerle geçmişte korsanların da
ilgisini çeken Honduras’ın turizmde öne çıkan temaları; tropikal doğa, Maya
Rönesansı ve Karayip tarzı.