Soylu tutsakların
son mekanı Yedikule

Yazı/Text: ESMAHAN AYKOL
Fotoğraflar/Photos: YUNUS EMRE AYDIN
Constantinople’ın Altın Kapısı, Yedikule’nin güngörmüş
kuleleri, kentin kıyısında, o günlerin ihtişamından bir parçayı bugüne taşıyor.
Ürpererek zindanları gezmek, Bizans’a ve Osmanlı’ya yakın olmak isteyenler
için…

Yedikule, İstanbul’u çepeçevre kuşatan, Bizans döneminde
inşa edilmiş 5 bin 632 metre uzunluğundaki kara surlarının Marmara Denizi
kıyısındaki surlarla birleştiği yerdedir. Surların hemen içinde, seferden dönen
İmparator’un, ordu ve devlet erkanı eşliğinde şehre girdiği Porta Aurea (Altın
Kapı) vardır. Altın Kapı, tahminen 390 senesinde, İmparator I. Theodosius
döneminde; surların bir kısmı ve bugünkü Yedikule’yi oluşturan kulelerden dördü
ise II. Theodosius zamanında inşa edilmiştir. 6 Kasım 447’deki güçlü depremde
yıkılan surlar, şehir, o dönemde Hun Kralı Attila’nın işgal tehdidi altında
olduğundan, büyük bir süratle ve eskisinden çok daha sağlam olarak yeniden inşa
edilmiştir.
1453’de Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethetmesinden
birkaç yıl sonra Bizans döneminde inşa edilmiş dört kuleye üç yenisi daha
eklenerek beşgen şeklinde, yedi kuleli, Bizans ve Osmanlı karışımı bir kale
oluşturulmuştur. Hisar, adını işte bu yedi kuleden alır.
Osmanlı hanedanı boyunca, bu kuleler farklı işlevler için
kullanılmıştır. Kulelerden birinde Osmanlı Devleti’nin ilk hazinesi (Hazine-i
Hümayun) korunmaktaydı. Kanuni Sultan Süleyman döneminin Başveziri İbrahim
Paşa’nın Avusturya Elçisi’ne, ‘O kule altınla dolu,’ dediği rivayet edilir.
‘Hazine Kulesi’ denen bu kulenin tepesinde bulunan köşk, 1748’deki büyük
İstanbul yangınında tamamen yanmış, 1775’de yeniden yaptırılmıştır.
Sultan III. Murad zamanında, 16. yüzyıl sonunda, hazinenin
saraya nakledilmesiyle Yedikule, bazı önemli mahkumların tutulduğu bir
hapishane olarak işlevini sürdürdü. Esasen, fetihten hemen sonra, bugün de
Kitabeler (Zindan) Kulesi denen yerde soylu esirler, vezirler, elçiler ve
devlet görevlileri hapsedilmekteydi; hatta ta Fatih zamanında, Başvezir Mahmut
Paşa’nın idam edilmeden önce on sekiz gün Yedikule’de hapis tutulduğu
bilinmektedir.
Abbasi Halifesi el-Mütevekkil, Kırım Hanı Mengli Giray’ın
oğlu Mehmed Giray, Trabzon Rum İmparatoru David Kommenos ve oğulları, Fransız
Büyükelçisi Ruffin, Yedikule’de hapis tutulan önemli kişilerden bazılarıdır.
Öldürülenlerin kellelerinin Marmara Denizi’ne atılıvermesindeki kolaylık, yani
konumu nedeniyle bu zindanların tercih edildiği söylenir.
Şüphesiz, Yedikule Zindanları’nda işlenen cinayetlerin en
hazin ve unutulmaz olanı, 1622’de, Sultan II. Osman’ın (Genç Osman)
öldürülmesidir. Başvezir, Yeniçeri Ağası ve bölük ağalarının Yedikule’de
kementle boğduğu genç Sultan’ın ardından İstanbul kahvehanelerinde senelerce
ağıtlar yakıldı, destanlar okundu.
1768 yılında bir büyük depremde harap olana kadar Zindan
Kulesi’ne hapsedilen mahkumlar, bu tarihten sonra padişahın özel izniyle kale
içindeki evlerde tutulmaya başlandı. Giriş kısmındaki listede burada yatanların
adları, neden burada bulundukları ve akıbetlerini yazmaktadır.
Yedikule, Abdülmecid döneminde, 1851 yılında, saraydaki
aslanların buraya nakledilmesiyle birlikte, bir süre hayvanat bahçesi olmuş,
1871’de Kız Sanat Evi, 1874'de Fişekhane, ardından süvarilerin hayvanlarının ot
ve arpa ambarı olarak kullanmıştır. 1883'te sebze bahçesi yapılmak üzere
Bektaşi dervişlerinden Mersul Baba’ya, birkaç yıl sonra ise Bahçıvan Cemil
Bey'e verilmiştir. 1876’da, I. Meşrutiyet döneminde tekrar hapishaneye
dönüştürülmesi düşünülmüşse de daha sonra bundan vazgeçilmiştir. 1895 yılında
Müzeler Umumi Müdürlüğü’ne verilen Yedikule Hisarı, 1968 yılında İstanbul
Hisarlar Müzesi Müdürlüğü'ne bağlanmıştır.
Ancak Yedikule’nin geçirdiği onca deprem, yıkım, yangın ve
kulelerde yaşanan onlarca hazin olay bu tarihten sonra da son bulmadı. Son
bulmak ne kelime, 2004 senesinde, İstanbul 1. Nolu Kültür ve Tabiat
Varlıklarını Koruma Kurulu, ‘özgün dokusuna zarar verilmemesi’ koşuluyla ve
‘kısa süreliğine’ özel kişi veya kurumlara kiralanabileceğine karar verdiğinde,
Yedikule’nin tüm tarihindeki en hazin dönem başladı. Bu karara dayanılarak,
Yedikule Hisarı otuz seneliğine kiraya verildi. İlk olarak, İstanbul’da yapılan
Eurovision Yarışması’nın ardından bir ‘after show party’ düzenlendi
Yedikule’de. Hisar’ın içindeki asırlık sedir ve akasya ağaçları, dans pistinin
genişletilmesi için kesildi. Zemindeki özgün taşlar söküldü, yerlere mıcır
döküldü. Böylece, ideal bir parti ve konser mekanı elde edilmişti: Yazları
konserler düzenlecek, partiler yapılacaktı burada. Dans edilecekti.
Bu gelişmeler üzerine, Temmuz 2004’de Şehriİstanbul Derneği
harekete geçti. İstanbul İdare Mahkemesi’nde, Yedikule Hisarı’nın kiraya
verilmesine dair sözleşmenin iptali istemiyle dava açıldı. Dava sonuçlanana
kadar Yedikule’nin bir parti ve konser mekanı olarak kullanılması engellenemedi
ama nihayet Ekim 2006’da mahkeme, Şehriİstanbul Derneği’ne hak verdi; kiralayan
şirketin sözleşmesi iptal edildi. Constantinople’ın Altın Kapısı, Yedikule’nin
güngörmüş kuleleri, kentin kıyısında, o günlerin ihtişamından bir parçayı
bugüne taşıyor. Ürpererek zindanları gezmek, Bizans’a ve Osmanlı’ya yakın olmak
isteyenler için…



İstanbul’un Altın Kapısı ve kuleleri mazinin ürpertici
tanıklıklarını bugüne taşıyor.