2008’de
yüzde 30 büyüme öngörüyoruz
Mutfak pazarı 2007 yılına
geldiğimizde 2.5 milyar YTL’lerle ifade edilir oldu. Bu yüzde 5-10’luk gelişimi
aşmadı. 2007 yılındaki seçimler başta olmak üzere genel konjonktürün bunda
etkili oldu. 2008 yılı için öngörülen yüzde 20-30 büyümenin gerçekleşmesi
yüksek bir ihtimal.

Şu anda yepyeni bir yapılanma
sürecinde olan Sihir Mobilya, 1962 yılında Şinasi Çermik tarafından kurulmuş.
20 yıllık bir süreden beri klasik çizgisiyle biliniyor Sihir, 80’li yıllarda
piyasanın serbestleşmesi ve ithalatın artmasından sonra modern İtalyan
mobilyanın Türkiye pazarındaki öncülüğünü yapmış. Şu anda 5000 metrekarede,
geniş bir ürün yelpazesiyle modern İtalyan çizgisini Türk tüketicisine sunan
bir isim olarak pazardaki yerini konumlandırmış. Sihir Mobilya Yönetim Kurulu
Üyesi Ertuğrul Belen kendi sözleriyle Sihir Mobilya bünyesinde 30’a yakın İtalyan
marka bulunduğunu söyleyerek sözlerine şöyle devam ediyor: Bünyemizdeki
markalar arasında Natuzzi, Mercantini, Arflex ve Febal var. Şimdi “One-Stop
Shop” diye bir kavram var. Öyle ki bir noktaya geliyorsunuz, orada aksesuardan
aydınlatmaya kadar A’dan Z’ye her şeyi bulabiliyorsunuz. Mutfak da burada bizim
için çok önemli bir konuydu. Evin genel gelişimine baktığınız zaman mutfaktan
başladığını görürsünüz. Mutfağın evin diğer bölümlerinin ayrılmaz bir parçası
olduğu düşüncesinden hareketle, kendi yapımıza en uygun firmanın arayışı
içerisinde Febal ortaklığı gündeme geldi. Febal showroomumuzu bir ay önce yaşama
geçirdik.
Türkiye’deki mutfak mobilyası
sektörünün son 5 yıl içindeki gelişimini değerlendirdiğimizde ortaya nasıl bir
tablo çıkıyor? Hazır mutfağın gelişimi nasıl bir çizgi izledi Türkiye’de?
Mutfak mobilyası sektörünün 3-5 yılına
baktığımız zaman, 2006 senesinde 2.4 milyar YTL olarak düşünülen bir pazardı.
Bunu biraz daha açmak gerekirse, bunun yüzde 80’inin küçük ve orta ölçekli
üretici ve ithalatçılar olduğunu söyleyebiliriz. Bu oranın yüzde 20’lik bir
kesiminin ithalat olduğunu gözlemlemek mümkün. 2006 rakamları açıklandıktan
sonra, 2007’de konutlaşma ve artan projelerden dolayı yüzde 20-30 büyüme
hedefleniyordu. Türkiye ortamına gerçekçi olarak bakmakta fayda var çünkü İtalyanlarla
olan en büyük sıkıntımız da bu; onlar projeksiyon istiyor çok haklı olarak, bazı
yatırımlar var. Ama ortam bu girişiminize müsade etmeyebiliyor, siz ne kadar
çalışsanız da. Yatırımımızın o yıl olmasa bile bir başka yıl mutlaka size geri
döndüğünü gözlemliyoruz, çünkü uzun yıllardır İtalyanlarla çalışıyoruz. 2007 yılına
geldiğimizde bu rakam 2.5 milyar YTL’lere çıktı. Bu yüzde 5-10’luk gelişimi aşmadı.
2007 yılındaki seçimlerin, genel konjonktürün bunda etkili olduğunu düşünüyorum.
2008 yılına bakıldığı zaman öngörülen yüzde 20-30 büyümenin gerçekleşmesini çok
daha yüksek bir ihtimal olarak görüyorum. Yenilenen mutfaklar bu oranın sadece
yüzde 3’ünü oluşturuyor. Bunun mutfak markalarının gelişimiyle de ilgisi var.
Bir sebep de şu: Türkiye’de projeler teslim edildiği zaman mutfağıyla teslim
ediliyor. Yurt dışındaki uygulamalarda bu olmayabiliyor. Yeni geliştirilen
konutlara bakın, hepsinde stüdyolar var, hepsinde tamamen Loft tarzında,
“El-Kov” dediğimiz L şeklinde geniş bir mekan, mutfak tamamen tamamlayıcı bir
etken olarak yer alıyor. Türkiye kültüründe yemek çok önemli bir konu, önemi
her geçen gün artıyor. Dolayısıyla sunulan tasarım, ortamın içine karışması,
metrekaresi, alanı genişleyen evler ve tamamen mutfak çok daha önemli bir
konuma geliyor şu anda. Dolayısıyla giderek artan konut projelerinde, yakın bir
zamanda standart mutfaklar yerine, çeşitlenen taleplerle geliştirilen daha
farklı dizaynların olabileceği, dolayısıyla sektörün daha spesifik taleplerle
karşılaşacağı bir döneme gireceğini düşünüyorum.
Türkiye’de mutfak yenileme
pazarı AB ülkeleriyle kıyaslandığında hangi noktada? Mevcut eğilim nedir?
Avrupa’da bir mutfağın 7-8 yıldan oluşan
bir yaşam süresi vardır. Türkiye’ye baktığımızda bu sürenin 20 yıla çıktığını
görüyoruz. Ama zaten Türkiye’nin 20 yıl öncesine baktığımızda, ithalatla
birlikte markaların resmi olarak girişinin sağlandığı bir dönem olduğunu
görüyoruz. Dolayısıyla Türkiye’de de bu yaşam süresinin 20 yıldan aşamalı
olarak düşeceğini gözlemleyeceğiz. Gerek ekonominin belli bir noktaya gelmiş
olması, gerekse ithal markaların atağı ve Türkiye’deki üretimin belirli bir
kaliteye ulaşıyor olması, mutfak sektörünün önünün açık olduğunu düşündürüyor.
Hem genel ekonomik çerçevede ele alındığında, hem de giderek artan konut
projelerinin (ki bu konu mutfak mobilyası sektörünün lokomotifidir) gelişmesiyle,
mortgage (uzun vadeli ipotekli satın alma) sisteminden tutun da bir çok yeni
yönetmelikle, gelişimi/geleceği çok açık bir sektör olduğunu söyleyebilirim. 2.4
milyar YTL olan mutfak pazarı yaklaşık 700-800 bin ünite mutfak anlamına
geliyor. Bugün bir kullanıcı evini baştan sona yenilemektense, yeni bir konut
almayı tercih ediyor. Hem geçtiğimiz ilk dalgada yapılan bir çok konut, hem şu
anda o konutların sektöre yansımasıyla o açıdan da önemli bir fırsat
gözleniyor. Çünkü bahsettiğim gibi, yenilenen sadece yüzde 3’lük bir oran. Ve
bunun bir süre daha böyle gitmesi öngörülüyor. Dolayısıyla kısa vadede, orta ve
uzun vadede mutfak sektörünün önü oldukça açık.
İthalat yerli üretimi
nasıl etkiliyor ya da tetikliyor sizce?
İthalat söz konusu olduğunda iç
rekabetin dengelerini sağlamak tabi ki çok önemli ancak genel olarak ithalat,
üretici açısından bakıldığında know-how aktarımı ve tasarımın geliştirilmesi bağlamında
önemli bir işbirliğidir. Keşfedilmiş, başarıya ulaşmış, altında önemli
endüstriyel araştırma ve birikimlerin bulunduğu bir bilgiyi almak ve değerlendirmek
bizim için çok önemlidir. İthalatla birlikte bu bilgi ve know-how’ı alarak,
kendimizi hem perakende mağazacılık alanında, hem de üretim alanında en iyi şekilde
geliştirmek, ortaklıkları bu eksende yönlendirmek de, bizi başarıya yöneltecek
bir çalışmadır.
Febal Mutfak’ın köklü bir
İtalyan markası olduğunu biliyoruz. Ne zaman kuruldu? Kısaca firmanın geçmişine
değinir misiniz?
Febal, Avrupa’daki mutfak pazarının
yüzde 30’una sahip. Sektörde önemli bir marka olan Rossana firmasıyla bir
ortaklık yapan Febal’in bu beraberliği 1991 yılında tamamen stratejik bir
beraberlik olarak başlıyor. Febal’in vizyonuna baktığımızda kalite, yaratıcılık
ve inovasyonu görüyoruz. 1958 yılında tasarımcı Ermanno Ferri tarafından
kuruluyor. Rossana da tamamen bu yapıyı güçlendirecek bir stratejik ortak
olarak seçiliyor. Daha sonra, Febal, Prodomo’yu bünyesine alıyor.
Febal markasını uluslar
arası pazarda nasıl konumlandırıyorsunuz? Markanın hedef kullanıcı kitlesini
nasıl tanımlarsınız?
Febal, orta ve üst segmente odaklanırken,
Prodomo orta ve alt segmente seslenecek biçimde konumlandırıyor kendini. Daha
sonra Febal, 2007’de Prodomo’yu bünyesinden çıkarıyor. Bu da hedef kitleye
konsantrasyonun günümüzde ne kadar önem kazandığını gösteriyor. Febal’in sadece
İtalya’da yaklaşık 700 bayisi var. Bunlardan yüzde10’u sadece Febal satıyor.
Dolayısıyla bu bize önemli bir potansiyeli işaret ediyor. Febal için önemli üç
konu var: Kalite, yaratıcılık, yenilik. Bunu tamamen koleksiyonlarında
ürünlerine yansıtıyor. İki odakta firma kendisini konumlandırıyor: Bunlardan
bir tanesi inovasyon tabir edilen yenilikçi çizgi, diğeri “traditional” denilen
geleneksel çizgi… Tasarım dediğimiz zaman son 10 yıldır, firmaların hep
markalarına yatırım yaptığını görüyoruz. Markanın gücü, markanın algılanması
öne çıkar oldu. Ancak öyle bir döneme girdik ki şu 3 senedir, artık tüketici,
tamam marka bu, ismi var, ama hakikaten fonksiyonel mi, yoksa ismi olduğu için
mi alıyorum, diye sorgulamaya başladı. Böyle bir döneme geldik. Artık tasarımı
çok boyutlu görmeliyiz. Sihir olarak satış sonrası süreci bile biz tasarımın
bir parçası olarak görüyor ve büyüyerek ilerliyoruz.

“İthalat söz konusu olduğunda iç rekabetin dengelerini sağlamak tabi ki çok
önemli ancak genel olarak ithalat, üretici açısından bakıldığında know-how
aktarımı ve tasarımın geliştirilmesi bağlamında önemli bir işbirliğidir.”

“Avrupa’da bir mutfağın 7-8 yıldan oluşan bir yaşam süresi vardır. Türkiye’ye
baktığımızda bu sürenin 20 yıla çıktığını görüyoruz.”