Boğaz’da bir denizkızı…

Yazı/Text: YELİZ ERKOÇ Fotoğraflar/Photos: FATİH PINAR
‘Ortaköy’e adım atar atmaz bir cümbüşün kucağında
buluruz kendimizi. Rengarenk tezgahlar, birbiri ardına sıralanmış kumpirciler,
çay bahçeleri ve bu tablonun vazgeçilmez
öznesi insanlar. İnsanlar ki çoluk çocuk, genç, yaşlı.

Ortaköy Camii ve ışıklandırılmış köprünün üst üste gelen
görüntüleri Ortaköy’ü de özetleyiveriyor.
Sıcak bir pazar günü… Ortaköy’e varana kadar çileli bir
otobüs yolculuğu geçirdikten sonra kalabalığa karışıp soluğu takı tezgahlarında
alıyoruz. Tabii sonraki adres kumpirci… Kumpir büfesinde karşılaştığım Meltem
ve Mete Bayraktar kardeşler Alman misafirlerine ‘meşhur’ Ortaköy’ü
tanıtıyorlar. Elinde karışık kumpiriyle çok mutlu görünen David, “Burası insana
özgürlük duygusu veriyor. Manzara gerçekten etkileyici… Ortaköy’ü samimi ve
sıcak buldum. Daha önce Ortaköy’ü Fatih Akın’ın ‘Temmuz’da filminin kapanış
sahnesinde görmüştüm ve çok merak etmiştim” diyor. “Bu hayranlık kokan yorumda
Almanların patates sevgisi de etkili” diyerek gülüşüyoruz Bayraktar
kardeşlerle. Doktora öğrencisi Meltem en az iki haftada bir arkadaşlarıyla
Ortaköy’ü ziyaret ettiğini söylüyor. “Ben Ortaköy Camii’ni çok seviyorum
mesela. Mimari olarak çok güzel… Geçenlerde akşam geldik Ortaköy’e. Dolunayı
izlemenin de heyecan verici olduğunu anladık. Ama motor sesleri tüm romantizmi
altüst ediyor doğrusu.” Mete içinse Ortaköy arkadaşlarla ‘takıldığı’, Boğaz’da
çaya eşlik edecek sohbetlerin döndüğü ve doyumsuz kumpirlerin yapıldığı bir gençlik
mekanı. Mete, “Boğaz köprüsünün ışıklandırılmış halini izlemek çok keyif
verici, sırf bu manzara için Ortaköy’e geldiğimiz oluyor” diyor. Ortaköy
tarihinin her döneminde canlı bir semt oldu. Antikçağ’a kadar uzanan geçmişi
birçok tarihi yapıyla süslü. Bizans ve Osmanlı döneminde de önemli bir yerleşim
yeri olan semtin antik çağdaki adı Arkheion olarak biliniyor. Boğaziçi’nin bu
eşsiz güzellikteki kıyısı manastırlar ve köşkler için de her dönem ideal ve
kıymetliydi. Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde Ortaköy kıyılarındaki büyük
yalılar arasında Şekerci Yahudi ve İshak Yahudi’den bahseder. Feriye Sarayları
–ikinci derece saraylar- Ortaköy’e giderken önemli bir yer teşkil eder. Bu
saraylar şehzadeler ve Çırağan Sarayı’nda çalışan hizmetkarlar için yapılmıştı.
Şimdiki Galatasaray ve Kabataş okulları birer Feriye Sarayı… Ortaköy’ün en
önemli yapılarından biri Mimar Sinan’ın eseri olan Ortaköy Hamamı… Sadrazam
Kara Ahmed Paşa’nın kethüdası Hüsrev Kethüda tarafından 1556 yılında yaptırılan
hamam, aynı zamanda Ortaköy’deki en eski anıt. Elinde rehber kitapçığı ile
yapıyı gezen tarihçi Aynur Kolbay’ı Sinan’ın eserini hayranlıkla incelerken
buluyorum. Kolbay, “Bu semt kültürlerin buluşma noktası benim için. Böylesine
zengin öğeler barındıran bir semtte Mimar Sinan eserine rastlamak çok güzel
doğrusu” diyor.
Ortaköy’ün tarihinden gelen en önemli özelliklerinden biri
Türk, Rum, Ermeni ve Yahudilerin yüzyıllarca birarada dostluk içinde yaşaması…
Örneğin Ortodoks Kilisesi’nin İsa’nın vaftiz törenini yansıtması olarak
bilinen, hacın suya atılması yortusunun son yıllara kadar Ortaköy İskelesi’nde
yapılmış olması da bu kültürün önemli bir simgesi. Kilise, cami, sinagog
üçlemesinin de en güzel örneklerini veren semtte, bir Ermeni Katolik kilisesi,
bir Ermeni Gregoryen kilisesi, iki Rum kilisesi, iki sinagog, iki de camii var.
Ortaköy’ün gözbebeği yapılarından biri de Abdülaziz tarafından 1871’de
yaptırılan Çırağan Sarayı. Beşiktaş Mevlevihanesi ve Ortaköy’e kadar uzanan
yalılar ortadan kaldırılarak elde edilen uzun ve geniş alan Çırağan Sarayı’nın
inşaatına ayrılmış. Ortaköy İskelesi ile Defterdarburnu arasında kalan şeritte
yeralan en önemli yapılar; Damat İbrahim Paşa Çeşmesi, Ortaköy Camii, Sübyan
Mektebi ve sahilin gerisinde Rum, Ermeni ve Yahudi esnafının evleri, Neşetâbâd
Sahilsarayı, Esma Sultan Sahilsarayı, Naime Sultan Yalısı, Hatice Sultan
Sahilsarayı, Fatma Sultan, Zekiye Sultan yalıları. Ve tabiî ki iskelenin
arkasındaki Ortaköy Meydanı’nın en belirgin ve egemen mimari öğesi Ortaköy
Camii…
Semtin simgesi haline gelen Ortaköy Camii Abdülmecit
tarafından 1853’te yaptırılmış. Camiinin bulunduğu yerde daha önce Vezir
İbrahim Paşa’nın damadı Mahmut Ağa’nın yaptırdığı mescit bulunuyordu. 1721
tarihli mescidin, Patrona Halil ayaklanmasından sonra yıkıldığı söyleniyor. Mescid
uzmanlar tarafından incelendiğinde çatılı ve manastır tonozlu olduğu ortaya
çıkmış. Camii, 1740’lı yıllarda Mahmut Ağa’nın damadı Kethüda Devattar Mehmet
Ağa tarafından yenilenmiş. Bugünkü Ortaköy Camii Abdülmecit tarafından 1853’de
Nigoğos Balyan adlı mimara yaptırılmış. Abdülmecit ve Abdülhamit bu camiye Cuma
namazına gider, sonra ince saltanat kayıklarıyla diğer kıyıdaki Beylerbeyi
Sarayı’na veya Küçüksu Kasrı’na geçerlerdi. Statik açıdan narin bir yapı olan
Camii, bu yüzden tarihinde üç kez onarımdan geçmiş. Ortaköy 1980’lerden sonra
değişim geçiren semtler arasında. Sanat galerileri, takı tezgahları ve
sahaflara birbirinin ardı sıra açılan çay bahçeleri, restoranlar eşlik etti.
İstanbul’u tanıtan hemen hemen her albümde Ortaköy eşsiz boğaz ve köprü
manzarasıyla poz verir. Boğaziçi’nde kıyıda oturup altın sarısı saçlarını
tarayan bir denizkızı gibi gülümser bize Ortaköy…

Kumpirciler, dondurmacılar ve çay bahçelerini dolduran insanlar
Ortaköy’ün çeflitliliğini yansıtıyor.

Yaflamın tüm renkleri Ortaköy’de hayat buluyor.