İnsanı yargılayan tarihi yargılamak…

Yazı/Text: TANSEL TÜZEL
İnsanlık tarihinin savaşlardan yola çıkılarak yazıldığını
söyleyen Gündüz Vassaf, İletişim Yayınları’ndan çıkan kitabı ‘Tarihi
Yargılıyorum’da barışın tarihinden örnekler vererek
ezberimizdekileri bozuyor. Yargıladığıysa tarih değil
tarih diye bize sunulanlar.

Tarihte insanı kavga halinde gösteren ilk resim MÖ 3100 yılında
Mısır’da yapıldı.
İnsanlık tarihinin öncesinde böyle bir resme hiç
rastlanmadı.
Dünyanın neresinde, ne zaman doğmuşsak doğalım, annelerimiz,
babalarımız, dinlerimiz ve devletlerimiz bize bir geçmiş giydiriyor. Onlar
giydirdikçe biz de ha babam giyiniyoruz. Çoğumuz, geçmişin elbiselerini günümüz
terzilerinin dikmesini yadırgamadan kabullenmekle kalmayıp, elbiselerimizi
bedenimden ayırt bile edemiyoruz. Tarihimize bakıp “Biz buyuz” diye sunulanları
sorguluyor ve kendimizi yargılamamızı yargılıyorum.”
Kendini hiçbir tanımın içine sıkıştırmamak adına biyografi
kullanmayan, ömrü okumak, yazmak, dersler vermek ve dünyaya bakmakla geçtiği
halde fazla da bir şey bilmediğini öne süren Gündüz Vassaf , ‘Tarihi
Yargılıyorum’ adını verdiği kitabında öncelikle insan ve insanlık tarihinin
savaşlarla anlatılmasına karşı duruyor. İnsan neslinin Afrika’da ortaya çıktığı
35-40 bin yıl öncesinin mağara resimlerinin insanın insana şiddet uyguladığını
gösteren hiçbir unsur içermemesinin tanıklığı ile yola çıkan Vassaf, iktidarlar
tarafından yazdırılan tarihin “Biz buyuz” diye sunduklarını sorguluyor. Tarihe
geçebilen kahramanların yalnızca savaşlardan
çıktığını, barışınsa ne tarihinin, ne de kahramanlarının
varlığından habersiz olduğumuzu bize bildiriyor. Öte yandan Vassaf insanın
dünyanın, evrenin tarihi içinde yer alan kısacık zaman dilimi içinde çok da
başarısız sayılamayacağını vurguluyor; İnsan Hakları Bildirgesi ve Kyoto
Anlaşması’nın imzalanmalarının geleceğe umutla bakmanın nedenleri olduğunu
söylüyor. “Üstelik Birinci Dünya Savaşı sırasında savaşa gitmek istemeyenler
kurşuna dizilirken bugün pek çok ülkede vicdani retçilik gençlerin yasal hakkı
olarak kabul görüyor.”
İnsanın barışçı kökenlerinin en çok savaşlar sırasında
ortaya çıktığını anlatıyor Gündüz Vassaf, “Birinci Dünya Savaşı öncesi
Avrupa’daki barış hareketlerine katılan milyonlarca genç, savaşa da savaşları
sona erdirecek bir savaş olacağı umuduyla gitti, dikenli tellerle ayrılan
karşılıklı siperlerinden birbirlerine aylar boyunca ateş ettiler ama düşmanın
düşmanlığına inanmadılar. Noel geldiğinde siperlerinden fırlayıp birbirleriyle
kucaklaştılar, sigaralarını, çikolatalarını, kahvelerini paylaştılar,
birbirlerine adreslerini verdiler. Aynı şekilde 1915’te Çanakkale’de birbirine
beş metre mesafedeki siperlerin arasındaki cesetleri toplamak üzere savaşa ara
verildiğinde İngilizler, Avusturalyalılar, Yeni Zelandalılar ve Türkler sigara
ve çikolata değiş tokuşu yaptılar. Tersine komut almadıkça ateşi kestiler. Ama
savaş sürdü ve savaş galip geldi.”
Herkesin savaş çıkarmanın kolay, barışı korumanın zor bir iş
olduğunu bildiği bir dünyada barışın kitabını yazan Aikido’nun kurucusu Morihei
Ueshiba’nın ‘Barış Sanatı’ adlı kitabını kimsenin bilmediğini ancak Sun Tzu’nun
iki bin yıl önce yazdığı ‘Savaş Sanatı’nın Stalin ve Mao’nun el kitabı
olabildiğini anlatıyor, “Barışı istemek erkekliğe, erkeklik onuruna
yakıştırılamadı. Uygarlık adına göklere çıkarılan Eski Yunan’da barış
isteyenlerin sesi yalnızca tiyatroda ve komedi dalında duyulur.”
Barış içinde yaşanan dönemlerin bir adı bile olmadığını ve
barışın sanki hiç yaşanmamış bir ütopya olarak görüldüğünü örnekleriyle
karşımıza koyuyor, “ Buna bir örnek Japon tarihi... Çoğu mavi gözlü, sarışın
Ainuların soykırımından sonra Japonya beş yüz yıl boyunca barış adası oldu.
Ardından fasılalarla iç savaşların yaşandığı dört yüz yıllık bir dönem, sonra
yine 19. yüzyılın ortalarına dek süren 250 yıllık bir barış dönemi var. Japonya
anayasa ile savaşı yasaklamış bir ülke. Ama onları hep samuraylar, kamikazeler
ve karatecilerle anıyoruz.”
Vassaf 1402’ de Moğol asıllı Müslüman denizci Zheng He’nin o
güne kadar toplanabilen en büyük donanmayla (28 bin denizci ve 300 gemiyle)
Hint, Arap ve Pasifik Okyanusları’nda kırka yakın ülkeye gittiğini ve
Amerika’nın Virginia sahillerine dek ulaştığını ancak tek bir ülkeyi bile işgal
etmediğini de anlatıyor. Zheng He 28 yıl süren bu yolculuğa yalnızca Çin’i tanıtmak
ve ticaret yapmak için çıkmış. O tarihlerde barutu, pusulayı icat eden ve
koskoca donanmasıyla tüm dünyayı işgal edebilecekken Çin İmparatoru Zhu Di
donanmayı yaktırıp Çinlilere deniz aşırı seyahati yasaklamış. Konfüçyus
öğretisinin etkileriyle Çin 600 yıl boyunca içine kapanmış.
Tarihimize bakıp insan türünün savaşa yatkın olduğundan çok
daha fazla barıştan yana olduğunu söyleyen Gündüz Vassaf, barış dönemlerinin
örneklerini çoğaltarak hatırlatıyor, “Yüz yıl öncesine kadar dünya onları
çatışır bilirken Ortadoğu’da Yahudi, Hıristiyan ve Müslümanlar sulh içinde
yaşarlardı, Yahudiler beş yüz yıllık Endülüs döneminde Müslümanlarla birlikte
uygarlıklarının altın çağını yaşadılar, İngilizler 1857’de Hindistan’da Yeni
Delhi’de Moğol İmparatoru Bahadır Şah’ı katliamla devirene kadar birlikte barış
içinde yaşayan Müslümanlarla Hindular Doğu kültürünün emsalsiz örneklerinden
Taj Mahal’i birlikte yarattılar…”
Tarihçilerin ilgisini hiç çekmeyen İnuit yani Eskimo
tarihinde hiç savaş olmadığı sanılıyor, kan davaları dışında bir sorun
olduğunda şarkı söyleyip güreş ederlermiş. Barışın tarihi, geçmişin veri azlığı
nedeniyle yazılamasa da Gündüz Vassaf, gençliğe, geleceğe, gelecekte savaşların
bilgisayarlar aracılığıyla kansız yapılabileceğine inanıyor ve herkesi ortak
bir paydada buluşmaya çağırıyor, “Son buzul çağından bu yana 50.000, toplu
halde yaşamaya başladığımız tarım toplumundan bu yana 10.000 yıllık
geçmişimizle, tür olarak emekleme çağında bir bebekken, elimizde dünyayı yok
edebilecek nükleer silahlarımız var. Bebeklerin anneleri, babaları vardır,
kendilerine, çevrelerine zarar vermelerini engelleyen. Bizim böyle şansımız
yok. Gelecekte tarihçilerin hakkımızda ne yazacağının cevabı, bir geleceğimiz
olup olmayacağına da bağlı.”

Bize büyükmüş gibi görünen ‘Dünya’ güneşin yanında bir
noktaya dönüşürken, evrende noktadan da küçük…