11 Şubat 2012 Cumartesi
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

İnsanı yargılayan tarihi yargılamak…

 

 

Yazı/Text: TANSEL TÜZEL

 

İnsanlık tarihinin savaşlardan yola çıkılarak yazıldığını söyleyen Gündüz Vassaf, İletişim Yayınları’ndan çıkan kitabı ‘Tarihi Yargılıyorum’da barışın tarihinden örnekler vererek

ezberimizdekileri bozuyor. Yargıladığıysa tarih değil tarih diye bize sunulanlar.    

 

Tarihte insanı kavga halinde gösteren ilk resim MÖ 3100 yılında Mısır’da yapıldı.

İnsanlık tarihinin öncesinde böyle bir resme hiç rastlanmadı.

 

Dünyanın neresinde, ne zaman doğmuşsak doğalım, annelerimiz, babalarımız, dinlerimiz ve devletlerimiz bize bir geçmiş giydiriyor. Onlar giydirdikçe biz de ha babam giyiniyoruz. Çoğumuz, geçmişin elbiselerini günümüz terzilerinin dikmesini yadırgamadan kabullenmekle kalmayıp, elbiselerimizi bedenimden ayırt bile edemiyoruz. Tarihimize bakıp “Biz buyuz” diye sunulanları sorguluyor ve kendimizi yargılamamızı yargılıyorum.”

Kendini hiçbir tanımın içine sıkıştırmamak adına biyografi kullanmayan, ömrü okumak, yazmak, dersler vermek ve dünyaya bakmakla geçtiği halde fazla da bir şey bilmediğini öne süren Gündüz Vassaf , ‘Tarihi Yargılıyorum’ adını verdiği kitabında öncelikle insan ve insanlık tarihinin savaşlarla anlatılmasına karşı duruyor. İnsan neslinin Afrika’da ortaya çıktığı 35-40 bin yıl öncesinin mağara resimlerinin insanın insana şiddet uyguladığını gösteren hiçbir unsur içermemesinin tanıklığı ile yola çıkan Vassaf, iktidarlar tarafından yazdırılan tarihin “Biz buyuz” diye sunduklarını sorguluyor. Tarihe geçebilen kahramanların yalnızca savaşlardan

çıktığını, barışınsa ne tarihinin, ne de kahramanlarının varlığından habersiz olduğumuzu bize bildiriyor. Öte yandan Vassaf insanın dünyanın, evrenin tarihi içinde yer alan kısacık zaman dilimi içinde çok da başarısız sayılamayacağını vurguluyor; İnsan Hakları Bildirgesi ve Kyoto Anlaşması’nın imzalanmalarının geleceğe umutla bakmanın nedenleri olduğunu söylüyor. “Üstelik Birinci Dünya Savaşı sırasında savaşa gitmek istemeyenler kurşuna dizilirken bugün pek çok ülkede vicdani retçilik gençlerin yasal hakkı olarak kabul görüyor.”

İnsanın barışçı kökenlerinin en çok savaşlar sırasında ortaya çıktığını anlatıyor Gündüz Vassaf, “Birinci Dünya Savaşı öncesi Avrupa’daki barış hareketlerine katılan milyonlarca genç, savaşa da savaşları sona erdirecek bir savaş olacağı umuduyla gitti, dikenli tellerle ayrılan karşılıklı siperlerinden birbirlerine aylar boyunca ateş ettiler ama düşmanın düşmanlığına inanmadılar. Noel geldiğinde siperlerinden fırlayıp birbirleriyle kucaklaştılar, sigaralarını, çikolatalarını, kahvelerini paylaştılar, birbirlerine adreslerini verdiler. Aynı şekilde 1915’te Çanakkale’de birbirine beş metre mesafedeki siperlerin arasındaki cesetleri toplamak üzere savaşa ara verildiğinde İngilizler, Avusturalyalılar, Yeni Zelandalılar ve Türkler sigara ve çikolata değiş tokuşu yaptılar. Tersine komut almadıkça ateşi kestiler. Ama savaş sürdü ve savaş galip geldi.”

Herkesin savaş çıkarmanın kolay, barışı korumanın zor bir iş olduğunu bildiği bir dünyada barışın kitabını yazan Aikido’nun kurucusu Morihei Ueshiba’nın ‘Barış Sanatı’ adlı kitabını kimsenin bilmediğini ancak Sun Tzu’nun iki bin yıl önce yazdığı ‘Savaş Sanatı’nın Stalin ve Mao’nun el kitabı olabildiğini anlatıyor, “Barışı istemek erkekliğe, erkeklik onuruna yakıştırılamadı. Uygarlık adına göklere çıkarılan Eski Yunan’da barış isteyenlerin sesi yalnızca tiyatroda ve komedi dalında duyulur.”

Barış içinde yaşanan dönemlerin bir adı bile olmadığını ve barışın sanki hiç yaşanmamış bir ütopya olarak görüldüğünü örnekleriyle karşımıza koyuyor, “ Buna bir örnek Japon tarihi... Çoğu mavi gözlü, sarışın Ainuların soykırımından sonra Japonya beş yüz yıl boyunca barış adası oldu. Ardından fasılalarla iç savaşların yaşandığı dört yüz yıllık bir dönem, sonra yine 19. yüzyılın ortalarına dek süren 250 yıllık bir barış dönemi var. Japonya anayasa ile savaşı yasaklamış bir ülke. Ama onları hep samuraylar, kamikazeler ve karatecilerle anıyoruz.”

Vassaf 1402’ de Moğol asıllı Müslüman denizci Zheng He’nin o güne kadar toplanabilen en büyük donanmayla (28 bin denizci ve 300 gemiyle) Hint, Arap ve Pasifik Okyanusları’nda kırka yakın ülkeye gittiğini ve Amerika’nın Virginia sahillerine dek ulaştığını ancak tek bir ülkeyi bile işgal etmediğini de anlatıyor. Zheng He 28 yıl süren bu yolculuğa yalnızca Çin’i tanıtmak ve ticaret yapmak için çıkmış. O tarihlerde barutu, pusulayı icat eden ve koskoca donanmasıyla tüm dünyayı işgal edebilecekken Çin İmparatoru Zhu Di donanmayı yaktırıp Çinlilere deniz aşırı seyahati yasaklamış. Konfüçyus öğretisinin etkileriyle Çin 600 yıl boyunca içine kapanmış. 

Tarihimize bakıp insan türünün savaşa yatkın olduğundan çok daha fazla barıştan yana olduğunu söyleyen Gündüz Vassaf, barış dönemlerinin örneklerini çoğaltarak hatırlatıyor, “Yüz yıl öncesine kadar dünya onları çatışır bilirken Ortadoğu’da Yahudi, Hıristiyan ve Müslümanlar sulh içinde yaşarlardı, Yahudiler beş yüz yıllık Endülüs döneminde Müslümanlarla birlikte uygarlıklarının altın çağını yaşadılar, İngilizler 1857’de Hindistan’da Yeni Delhi’de Moğol İmparatoru Bahadır Şah’ı katliamla devirene kadar birlikte barış içinde yaşayan Müslümanlarla Hindular Doğu kültürünün emsalsiz örneklerinden Taj Mahal’i birlikte yarattılar…”

Tarihçilerin ilgisini hiç çekmeyen İnuit yani Eskimo tarihinde hiç savaş olmadığı sanılıyor, kan davaları dışında bir sorun olduğunda şarkı söyleyip güreş ederlermiş. Barışın tarihi, geçmişin veri azlığı nedeniyle yazılamasa da Gündüz Vassaf, gençliğe, geleceğe, gelecekte savaşların bilgisayarlar aracılığıyla kansız yapılabileceğine inanıyor ve herkesi ortak bir paydada buluşmaya çağırıyor, “Son buzul çağından bu yana 50.000, toplu halde yaşamaya başladığımız tarım toplumundan bu yana 10.000 yıllık geçmişimizle, tür olarak emekleme çağında bir bebekken, elimizde dünyayı yok edebilecek nükleer silahlarımız var. Bebeklerin anneleri, babaları vardır, kendilerine, çevrelerine zarar vermelerini engelleyen. Bizim böyle şansımız yok. Gelecekte tarihçilerin hakkımızda ne yazacağının cevabı, bir geleceğimiz olup olmayacağına da bağlı.”

 

Bize büyükmüş gibi görünen ‘Dünya’ güneşin yanında bir noktaya dönüşürken, evrende noktadan da küçük…

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


68042 - unknown - 38.107.179.238