11 Şubat 2012 Cumartesi
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

İçimizdeki Osmanlı en rahat bu sokaklarda dolaşır

                           

 

Yazı/Text: OYLUM YILMAZ

Fotoğraflar/Photos: UMUT KAÇAR

 

Ne Sultanahmet, ne Tophane; İstanbul üzerinde hiçbir semt yoktur ki Tahtakale’den daha tarihi, daha Osmanlı olsun. Görünüşünden ziyade, geçmişin ruhudur burada yaşanan, yaşayan, hamalların sırtında birer birer taşınan.

 

 

Eski hem de çok eski bir gelenektir bu; unlar Un Kapanı’nda, yağlar Yağ Kapanı’nda, ballar Bal Kapanı’ndadır. Yünler, kürkler Kürkçü Han’dan, kumaşlar, kumaşçılar hanından, hırdavatlar hırdavatçılar hanından alınır. Aranan ne varsa ve aranmayan her şey, yerli yerinde, aynı yerinde; bin yıl öncesinde ve bugünün bin yıl sonrasında, hep buradadır. Her ürünün, her mesleğin loncası, her işin bir yaraşığı, bir erbabıdır söz konusu; hepsini bir arada tutup ticaretten bir kültür yaratan, Bizans’tan sonra buralara sinen Osmanlıdandır. Ve bugün bu topraklarda kökü mazide kalan bir gelecek varsa hala eğer, Tahtakale işte tam orasıdır. Dünya yüzünde kimse anlayamaz, Tahtakale’den alışveriş yapmak, bu karmakarışık görünen dar sokaklarda aradığını bulmak neden bunca keyifli, bunca rahattır. İçimizdeki Osmanlı en rahat bu sokaklarda dolaşır, kendini alabildiğine serbest bırakır. Sanki bir kese altın elinde, baharatın en tazesini, kumaşların en has ipeklisini, ta Girit’ten gelen peynirle zeytinyağının en iyisini alacaktır. Sanki saraydan çıkıp hanımına alışveriş eden bir hadımın en özgür anlarıyla dolaşırken Tahtakale’nin daracık yokuşlu sokaklarında, Venedikli zengin bir tacirin ticaret yaptığı iplikçiler hanında içtiği çayda soluklanacaktır. Ya da kimbilir belki bir müzevir, belki de Anadolu’da kurtuluş için savaşan ordulara el altından yardım etmek için gönüllü bir tüccarla anlaşacaktır. İşte böyle bir havaya bürünür Tahtakale sokaklarında insan, İstanbul’un en eski limanının sırtlarında… Çünkü içindeki ezikliği ne Topkapı Sarayı’nın hazine dairesi, ne Sultanahmet’ten yükselen ezan sesi, ne Galata Kulesi’nin zarif yükselişi bastırmaktadır artık. İstanbullu hiçbir yerde yaşayamaz, nasıl bir şey olduğunu bile anımsayamadığı İstanbulluluğunu, belki bir tek buranın, bir tek Tahtakale’nin sokakları dışında. Ne Sultanahmet, ne Tophane; İstanbul üzerinde hiçbir semt yoktur ki Tahtakale’den daha tarihi, daha Osmanlı olsun. Görünüşünden ziyade, geçmişin ruhudur burada yaşanan, yaşayan, hamalların sırtında birer birer taşınan. Gelenek falan da değil üstelik, olan biten ne varsa şimdiye dairdir, Tahtakale’de bir bir satılır, elden ele geçirilir. Tahtakale esnafı bizlerden farklı olarak, köhne Bizans’a da, önce duraklayıp sonra çöken imparatorluğa da sırtını hiç dönmemiş gibidir. Yüzyılların ötesinden gelen ticaret anlayışı, ahlakı semtin yokuşlarına, depolarına, hanlarının toz ve küf kokan uğultulu üst katlarına, ayaküstü müşterilere ikram edilen demli çaylarına tepeden tırnağa siner sanki, taşlaşır, kayalaşır. Önce hangisi varmış, İstanbul mu ondan, o mu İstanbul’dan doğmuş, kim bilebilir bunu? Bir liman varsa herhangi bir kıyıda, o limana dünyanın bütün gemilerini çeken, kıyıdaki alışverişe muhtaç, alışverişe meraklı halk mıdır; yoksa limanın ardında kalanlar, sırtlara yayılanlar mı? Şehir demek tüm emekleri, tüm üretimleri sahiplenen, başka bir şeye çeviren, yutan, yok eden, her yok oluşta yeniden var eden, demekse eğer, Tahtakale de, bu yeniden yaratım sürecinin kalbi, borsası, piyasası demektir. Rüstem Paşa Camii’nden başlamalı ilkin çünkü Tahtakale de tam buradan başlar. Osmanlı mimarisinin en süslü, en şatafatlı örneği olan bu camii, Osmanlı’dan ziyade, aslında hiç var olmamış gerçeküstü bir uygarlığın giriş kapısını andırır. Buradan geçip öyle bir uygarlığa adım atacaksınızdır ki, sanki bu camiinin süsü püsü aldatmacadır, daha sonra göreceklerinizin alçakgönüllü bir yansımasıdır. Onu yapan bir sihirbaz, bunu biliyoruz. Yaşadığı yıllar boyunca İstanbul’u baştan aşağı bir yanılsamalar şehrine dönüştüren, adına Mimar Sinan denen… Rüstem Paşa Camii’nden sonra Tahtakale Hamamı gelir. Beş yüz yıllık bu hamam, Tahtakale havasına uydurularak turistik bir çarşıya çevrilmiş. Modern zamanlarda herkes tek başına yıkanıyor malum ama çayı kahveyi birlikte içmeyi, alışverişi kalabalıklar arasında yapmayı seviyoruz hala. Ve hanlar, Tahtakale’yi Tahtakale yapan, her şeyi yerli yerinde bir kale gibi tutan. En büyüğü Balkapanı Hanı, en büyüğü ve en eskisi. Neredeyse bin beş yüz yıllık bir depo üzerinde durduğu söyleniyor şimdilerde. Tahtakale’de alışveriş yapmak, aradığınız ürünün hanını, o hanın çevresinde oluşan sokağı bulmaktan geçiyor. Bugünün alışveriş anlayışıyla hiç uyuşmayan bu tutumu Tahtakale’nin içinde yadırgamak mümkün değil. Zira başta da dediğimiz gibi eski, çok eski bir gelenek bu. Bizim yarattığımız ve görünen o ki bizim yıkmayacağımız…

 

Tahtakale’de herkesin elinde bir yük, sanki geçmişten geleceğe taşınan…

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


68045 - unknown - 38.107.179.239