Kedi kadar meraklı ve kuşlar gibi özgürler…

Yazı/Text: TANSEL TÜZEL
Fotoğraf/Photo: ERCAN ARSLAN
‘Türkiye’de Görülmesi Gereken 101 Yer’ adlı kitabın
yazarları gazeteci, yazar ve gezer Fatih Türkmenoğlu ile yazar, fotoğrafçı ve
rehber Saffet Emre Tonguç’un hayatları bir gezi masalını andırıyor.
Serüvenlerini kıtalar arasında ve büyük bir keyifle sürdürüyorlar.

Türkiye’nin en güzel küçük şehirlerinden biri Amasya.
Öyle müthiş bir tempoda yaşıyorlar ki, kuşlar bile
yetişemez. En güneyden en kuzeye, doğudan, batıya dünyanın tozunu attırıyorlar.
Bir gün Urfa’da, ertesi gün Cape Town’da olabiliyorlar. Serüvenleri kıtalar
arasında sürüyor. Ve bunu 20 yıldır yapıyorlar. Uçmak-
tan, sıcaktan, soğuktan, dere tepe gezmekten, aralıksız
ilişki sürdürdükleri tanımadıkları insanlardan hiçbir zaman şikayetçi değiller.
Bitmeyen bir enerjiyle ve her dakikasından keyif alarak yaşıyorlar.
Tanışıklıkları çok eskilere dayanıyor. Okul sıralarında başlayan, Boğaziçi
Üniversitesi’nin ortak yaşamında süren, dağda, bayırda, dünyanın bir ucunda
karşılaşarak gelişen bir arkadaşlık onlarınki… Ama birlikte kitap yazmaya ve
yıllar ve yollar boyunca biriktirdiklerini herkesle paylaşmaya karar vermeleri
için aradan 20 yıl geçmesi gerekmiş. Yıllar boyu sürecek gezi maceralarına başlamadan
önce aldıkları eğitimin haddi hesabı yok. Muhteşem altyapılarını bitimsiz
merakları dışında Boğaziçi, New York ve Viyana İşletme Üniversiteleri’nde
okuyarak oluşturmuşlar. ‘Dünyanın en tuhaf yerlerine giden adam’ olarak da
tanınan ve 2005’de ‘Türkiye’nin En Çok Seyahat Eden Rehberi’ seçilen
fotoğrafçı, yazar ve rehber Saffet Emre Tonguç, Boğaziçi Üniversitesi’ndeki ilk
durağı Turizm ve Otel Yöneticiliği okurken harçlığını çıkarmak üzere başladığı
rehberliği öyle sevmiş ki bu mesleği hayat boyu yapmaya karar vermiş. Mesleğini
daha iyi yapabilmek adına psikoloji, orta kademe
yöneticilik, siyaset bilimi ve tarih okumuş. Yüksek Lisansı
ise Viyana İşletme Üniversitesi’nden. Tonguç dünyanın pek çok farklı noktasına
seyahat etmeyi sürdürürken gittiği ülke sayısı 100’ü aşmış.
Kendisini gazeteci, yazar ve gezer olarak tanımlayan Fatih
Türkmenoğlu çok sevdiği mesleğini seçene kadar Boğaziçi Üniversitesi’nin
Psikolojik Danışmanlık Bölümü’nden mezun olup New York Üniversitesi’nde İşletme
ve İnsan Kaynakları Yönetimi’ni bitirmiş. Şimdi mesleğini gazeteci, yazar ve
gezer olarak tanımlıyor. Çocukluğunda başlayan görme, anlama ve öğrenmeye
merakı sonsuz. Ancak artık yalnızca sevdiği yerlere gitmeyi tercih ediyor.
Türkiye’nin bu en gezgin iki adamının en gözde şehirleri ‘daima İstanbul’,
dünyanın farklı noktalarındaki tercihlerini ise ‘insanların medeniyeti’
belirliyor.
Boyut Yayın Grubu’ndan çıkan ‘Türkiye’de Görülmesi Gereken
101 Yer’in yazarları anlatıyor…
Saffet Emre Tonguç; “1987’de Boğaziçi Üniversitesi’nde Turizm
bölümünde okurken sadece cep harçlığımı çıkartmak maksadıyla yola çıkmıştım.
Turizm ve Otel Yöneticiliği okuyordum. Kafamda çok farklı projeler vardı
gelecek için. Sonra baktım çok güzel para kazanıyorum. Ve sürekli dolaşıyorum
ve ‘ben niye bunu meslek olarak yapmamayım’ dedim. Ve ardından eğitimimi de ona
göre şekillendirmeye başladım. Ve 20 senedir rehberlik yapıyorum. Dört sene
önce de bu birikimlerimi yazıya dökmeye karar verdim. O çerçevede de
Hürriyet’te yazmaya başladım. Ardından Fatih’le konuştum, bu kitap projesi
vardı ve çok güzel bir isim bulmuştu. Ve beraber yola çıktık.”
Tonguç mesleğinin onu zenginleştirdiğini, dünyaya bakışını
değiştirdiğini ancak artık yorulduğunu söylüyor, “20 sene çok keyifle gezdim.
Mesela Güney Afrika’dan bir gece uçağı ile geliyorum ve sabah bir arkadaşım
havaalanına bavulumu getiriyor ve 30 kişi ile Amerika turuna gidiyorum. Artık
41 yaşındayım ve çok yoruldum. Çok ciddi bir karar aldım artık uzun turlar
yapmıyorum. Eskiden 15 gün Anadolu, ardından 15 gün Amerika turları yapardım.
İşimi çok keyif alarak yaptım çünkü beni inanılmaz geliştirdi. O kadar ayrı
dünyalardan beslendim ki, kişilik gelişimime büyük katkısı oldu bunların, bilgi
ve birikimime de. Onları ka-
leme almak benim için çok büyük bir artı oldu. Çünkü çok
araştırmam gerekti, çok fazla şey öğrendim. Ve zaten bu kitap da bunların
neticesinde ortaya çıktı.”
‘101 Yer’in gazeteci yazarı Fatih Türkmenoğlu; “Benim hep
bir yerlere gitme isteğim vardı, çocukluğumdan beri. Çok gezen bir aile de
değildik, yazları Yalova’ya, bir de kaplıcaya giderdik. Benim için çok güzeldi.
Uçakla bir yere gitmeyi düşününce içim pırpır ederdi; Paris, Şam, New York, ben
hepsine gitmeyi isterdim. Kültür sanat, okumak, yazmak, ressamlar hepsine
merakım var benim. 40’ıma geliyorum, kültür sanat programı yapıyor ve
sunuyorum, profesyonel gezerim ve yazarım. Bütün bunları ben yapıyorum ve
keyfim yerinde. Şimdi bir ailem var ve üçümüz birlikte geziyoruz. Hiç rehberlik
yapmadım. Ne yapacağımı çok zor buldum. Ne yapmalıyım diye önce her şeyi denedim,
yurtdışında okudum geldim. Paşabahçe’nin ihracat bölümünde bile çalıştım ve her
şeyden çok sıkıldım ve ‘her şeyi de okudu etti ama’ denilen biri olmak
üzereydim ki askere gittim. Her şeyi de çok hızlı yaptım ben. 20 yaşında
Amerika’ya gittim geldim, mastır yaptım, askere gittim ve uzun döneme denk
geldim. Genelkurmay’da subay olarak askerliğimi yaptım, askerdeyken askerlik
uzadı, teğmen oldum, hiç bana koymadı, çok mutluydum, çünkü sürekli okuyordum.
25 yaşında ne yapacağımı bilerek döndüm askerden, gazeteci olacaktım.
Gazetecilik ayrı bir iş kolu, bense oradan değildim; fakat baktım ki çalışma
günü, yeri, saati belli değil, her yerde, her an olunabiliyor ve kendimi
keşfettim, ‘ben hep başka hikayelerin peşinden koşmalıyım ve başka yerlerde
olmalıyım’ dedim. İlk kez Sabah’ta başladım. Gezerek gazetecilik yapmak bana
çok iyi geliyor ve insan her yerde insan yine kendini buluyor ve ben bir yerde
bir gün bile kalsam kendime kendi dünyamı yaratabiliyorum. On dolarlık bir
otelde bile kalsam kendi dünyama dönüştürüyorum orayı. Evim yapıyorum. Her şeyi
merak ediyorum. Yangınları, insanları, depremleri her şeyi merak ediyorum. Onun
için de gezerek gazetecilik yapmak çok iyi geliyor bana. Sabah grubunda
başladım, NTV kurulurken oraya geçtim, beş sene sonra CNN Türk ve CNN
International’da çalıştım, arada Amerika’ya gidip geldik ve şimdi hem CNN Türk,
hem de Milliyet’te çalışıyorum.”
Heyecanlı ve hareketli meslek hayatının zorluklarını da
zevkle anlatıyor Türkmenoğlu; “Amerika’da CNN International’ın Türkiye temsilciliğini
yaparken öyle yoğun bir dönem yaşadım ki, evlenecektim, evlenmeme yarım saat
kala canlı yayın yaptım, gidip evlendim ve yeniden yayına çıktım, insanlar bizi
tebrik ederken ben gizli gizli bir köşede anlatıyorum… Şansıma o dönemde
uçaklar düştü, hükümetler devrildi, deprem oldu, o kadar çok şey oldu ki.”
Dünyanın en güzel, en çarpıcı, en otantik, en güzel
şehirlerine gidip gelmelerine karşın Tonguç da Türkmenoğlu da İstanbul’un eşsiz
olduğunu düşünüyorlar.
Tonguç; “Her şeye rağmen İstanbul en güzel. Çünkü
evrildiğimiz, hayatımızın geçtiği, sevdiklerimizin olduğu yer burası ve dünyada
İstanbul Boğazı gibi bir yer yok. Ve ben İstanbul’un bütün sürprizlerini
seviyorum, her köşede bir başka sürpriz var. Mesela Madrid’e gittiğinizde
bilirsiniz ki köşeden güzel bir bina çıkacaktır karşınıza ama İstanbul’da hangi
köşeden ne çıkacağını bilemezsiniz, çok dinamik bir şehir. Belki biraz New
York’a benzetmek mümkün, çok kozmopolit bir şehir ama belli standartları
vardır, İstanbul’da herhangi bir standart yok. İstanbul’da her şey var. Üç
imparatorluğa başkentlik yapmış başka bir şehir yok. Ayasofya’ya gidiyorsun,
1500 yıldır ayakta duruyor, öyle bir bina yok. Öyle görkemli ve güzel…”
Türkmenoğlu; “İstanbul’a çıldırıyorum, bayılıyorum, çok
seviyorum ve çok sinirleniyorum. İstanbul her şey, mezarlarımız, okuduğumuz
okullar, arkadaşlarımız burada ve bozulan her şey beni çok üzüyor,
mahvoluyorum, dünyam yıkılıyor. Benim şehrim burası. Başka yerlere gider,
gelirim o kadar.”
İstanbul dışında en sevdikleri yerleri belirleyense o yerin
medeniyet derecesi ve insanları…
Tonguç, “Bir yeri güzel kılan kesinlikle önce insanlar,
ikinci kriterim de medeniyet. Mesela İstanbul dışında en favori şehrim
kesinlikle Sidney, olağanüstü bir şehir ve İstanbul’la benzerlikleri var, ben zaten
genellikle İstanbul’a benzeyen şehirleri seviyorum. San Francisco, Barcelona,
Amsterdam, yani su şehirlerini seviyorum.”
Türkmenoğlu, “Beni etkileyen yüzde yüz insanlar. Ben de çok
gezdim, 50 ülke gördüm, bir kısmını 20 kere filan gördüm, vatandaşlık
bilincinin oturduğu yerleri daha çok sevdiğime karar verdim. İtalya’nın
bilmemne kasabası çok güzel filan, evet romantik olarak güzel ama kendimi orada
yaşar göremiyorum. Medeniyet için çaba sarfetmek gerekiyor, bu da vatandaşlık
bilinciyle oluyor. Mesela Kuzey ülkelerinden yıllarca nefret ettim ama şimdi
çok seviyorum. Bu anlamda Viyana’yı seviyorum, hem kalabalık, hem değil, güzel.
Türkiye içinde Ayvalık’ı çok seviyorum.”
Zaman zaman işin dışında amaçlarla gittikleri yerleri
sokaklarında kaybolarak yaşamayı sevdiklerini belirten Tonguç ve
Türkmenoğlu’nun bundan sonraki hedefleri, Avrupa, Amerika’da görülmesi gereken
yerlerin yanında bir Türkiye gezi kitabı daha çıkarmak…

Kale’den Kaleköy…

İçinden dışına İshak Paşa Sarayı…