Üç kafadar, Leb-i Derya
Ve bir düşün gerçek olması!
Genç,
dinamik ve eğlenceli... İşte bütün bu sıfatlar Leb-i Derya’nın üç genç
patronunun kısaca anlatımı sanki...
Her
biri otuzlu yaşlarının tadını şimdi yine aynı isimle açtıkları Leb-i Derya
Richmond’da başarılarına kadeh kaldırarak çıkarıyorlar. İkisi kadeş, bir diğeri
de kardeş kadar yakın arkadaş... Onların hikayeleri yıllar öncesinde, sadece
nargile içerken kurdukları bir hayalle başlıyor. Handan Özbek Gür, Ahmet Özbek
ve Aycan Yeniley… İşte bir başarı öyküsü, işte bir hayalin gerçekleşme
serüveni...

Leb-i
Derya, eşsiz İstanbul manzarasına hakim, Beyoğlu’na kalite katan, hoş
atmosferi, soft dekoruyla göz dolduran bir mekan. Şimdi ise ikinci bir Leb-i
Derya, Richmond Oteli’nin en üst katında... İstanbul’a farklı bir noktadan
bakmak, İstanbul’a tekrar aşık olmak isteyenlerin uğrak yerlerinden biri...
Diğer Leb-i Derya ise halâ eski yerinde duruyor, ne de olsa orası onların ilk
göz ağrısı... Herşey Handan ve Aycan Hanım’ın profesyonel basket hayatını
bırakmasıyla başlamış. Bahçe içinde çay-kahve satabilecekleri bir cafe
düşlerken, böyle bir yer bulamayacaklarını anladıklarında ümitsizliğe
kapılmışlar. Sonra birileri ilk çocukları olan Leb-i Derya’nın bulunduğu terası
göstermiş onlara. Terasa çıktıklarında gördükleri manzara onları cezbetse de
mekanın bakımsız ve harabe hali biraz ürkütmüş. Ev sahiplerinin sunduğu
elverişli imkanlar ile cesaretlenen ortaklardan birisi evini satmış, birisi de
evini ipotek ettirmiş. En kötü ihtimalle bir şezlong atıp güneşlenirdik diye
gülerek anlatmaya devam ediyorlar hikayelerini. Önceleri çay-kahve satmak için
girdikleri yolda, yapım aşamasında tanıştıkları yeni insanların yönlendirmeleri
ile açılışa kadar ne olduklarını anlamamışlar aslında. Leb-i Derya’nın hikayesi
daha doğrusu onların hayalleri burada bitmemiş tabii ki. Bu noktada Leb-i
Derya’nın açıldıktan kısa bir süre sonra beklenilenden çok daha fazla ilgi
gördüğünü anlatmaya başlıyor, Handan Özbek Gür. “Leb-i Derya’da artık talebi
karşılamamaya başlamıştık. Müşteriler Pazartesi arasa bile, Cuma için
rezervasyonlar dolu oluyordu. İkinci bir yer açmak ihtiyaç olmuştu. Tam
zamanıydı. Başka bir yerde değil, yine Beyoğlu’nda üstelik”

Leb-i
Derya’da geceleri romantizm hakimken, hafta sonları stres atmak isteyenler için
güne leziz bir brunch ile başlamak mümkün…
İkinci
mekan, ikinci hayal…
Leb-i
Derya’yı açtıktan sonra iki ortağın da yeniden ortak bir hayali başlamış; Leb-i
Derya’da her zaman oturdukları yerden gördükleri teras katı... Keşke diye
başlayan ve sonrasında gerçekleşen bir hayal daha... Tam bir buçuk yıl hayalini
kurmuşlar, hatta kendi mekanlarından çıkıp oraya gidip bir şeyler içip, burası
bizim olsa şuraya barı, şuraya da şömineyi koyardık diye konuşurlarmış. Handan
Hanım’ın kardeşi Ahmet ise askerlik görevini tamamladıktan sonra ablasının
yanında almış soluğu ve O da başlamış bu hayallere ortak olmaya...
Handan
Özbek Gür: Biz orada otururken bir mermer taşımız vardı orada oturup sohbet
ederdik ve hep buraya bakardık. Sonra biz buraya geldik. Konsepte baktık. Biz o
günden itibaren ara ara buraya gelip oturup hayaller kurardık. Ahmet Özbek: O
kadar büyük bir hevesle işin içine girmek istedik ki o dönem. Planı, projeleri,
en doğru zaman nedir hepsini düşünüyorduk. Ben askerliğimi bitirene kadar biraz
zaman geçti ama biz hep bunu istedik. Ben askerdeyken, o dönemde Handan ve
Aycan görüşmelere başlamıştı. Aycan Yeniley: Bir buçuk sene hayalini kurduk ama
bir türlü bağlantıya geçemedik. Biraz da farklı bir yer yapmak istedik. Bir
anda annemin arkadaşının bir tanıdığı çıktı, görüşme ayarlandı. Ertesi gün ve
bizden bir saat önce, başkaları toplantıya girmişti burası için. Kısmet derler
ya, öyle oldu.

Ahmet,
Handan, Aycan üçlüsü günün büyük bölümünü yeni açtıkları Leb-i Derya
Richmond’ta konuklarını ağırlayarak geçiriyorlar.
Leb-i
Derya’nın anlamı...
Onlar tüm
enerjilerini, tüm bildiklerini ve yüreklerini koymuşlar işlerine… Onlar
başarılarının farkında ve her geçen gün, Leb-i Derya onlar için daha yoğun
şeyler ifade ediyor…
A.Y: Leb-i Derya, gerçekten sıfırdan başlayıp
hakikaten komik paralarla, bir o kadar da çok zorluklarla kurduğumuz bir yer.
Çok gururluyum. Burası artık çocuğumuz gibi…
A.Ö: Benim için Leb-i Derya evim gibi.
Burası bir aile ortamı; burada çalışan personelden tutun da gelen misafirlere
kadar herkesin kendini çok rahat hissettiği bir ortam. Bunun hepimiz açısından
da böyle olduğunu düşünüyorum. Herkesin kız arkadaşıyla ya da arkadaşına ‘Gel
seni özel bir yere götüreceğim’ dediği, gerçekten de sıcak bir atmosferle
karşılaştıkları bence çok özel ve çok ayrı bir yer. Onun dışında da, benim için
bir başarı... Leb-i Derya ile hakikaten de bir şeyleri başarmışız, onun verdiği
bir mutluluk var içimizde.
H.G: Bizim için çok gurur verici
birşey. Herkes der ki aman ortaklık yapmayın. Bir kere çok keyifli gidiyor,
aile gibiyiz ayrıca ailenin dışında Leb-i Derya’nın gerek konseptiyle gerek
güleryüzüyle gerek servisiyle İstanbul’a kazandırılmış çok iyi bir restoran
olduğunu düşünüyorum, bu beni çok mutlu ediyor. Sonra yerlilerden çok
yabancılar tarafından reklamı yapılan bir mekan, burası.
Mekana
yakışan bir isim…
Leb-i
Derya’nın adını Aycan Hanım bulmuş. Ne Handan Hanım ne de Aycan Hanım yabancı
bir isim koymak istememişler. Türkiye’de yaşayıp da yabancı bir isim kullanma
fikri başından beri ikisine de çok uzak gelmiş. Muhteşem manzarasına bakarak,
‘derya’ diye düşünmüşler, Aycan Hanım da o zaman ‘Leb-i Derya’ olsun demiş ve
mekanın kendine çok yakışan ismi de böylece konulmuş… Mekanın tüm mimarisi,
esas mesleği iç mimarlık olan Aycan Yeniley’e ait.
Mekanın
dekorasyonu spontane ortaya çıkmış. Aycan Hanım’ı dekorasyon sırasında en çok
etkileyen olaylardan biri de tam öncesinde yaptığı Arjantin seyahati olmuş.
Seyahat etmeyi çok seven Aycan Hanım’ın gittiği her yerde gözlemleyip
araştırdıkları ile kendine bir vizyon oluşturmak en büyük keyfiymiş…
Hedef
otel işletmeciliği…
Üç ortağın
hayalleri halâ devam ediyor. Onlar hayalleri ile kendilerini yeniliyor ve
işlerine daha sıkıca sarılıyorlar. Üçü de çok renkli ve her biri farklı
meziyetlere sahip.
Artık
tamamen bu sektöre girdiklerini ve işlerini iyi yaptıklarını söyleyen üçlü,
ileride bir otel açmak istediklerinin sinyallerini veriyorlar. Ahmet Bey’in
hedefleri arasında boutique catering işini, Handan Hanım da otel yöneticiliği
işini düşündüğünü söylüyor. Aycan Yeniley ise hedeflerinin ne olduğunu
sorduğumuzda, “Benim için hayallerimi hayallerimle gerçekleştirmek. Onun için
kendimi gerçekleştirmem gerekiyor” diyor.

İstanbul’un
tümüne hakim olan bir manzara ile akşamüstüne teslim olan şehri birkaç kadeh
içkiyle seyretmek isteyenler için Leb-i Derya ideal bir seçim…
Ahmet’ten
yeni fikirler
Üçü de
spor yapmayı çok seviyor, her ne kadar artık profesyonel olarak yapmıyor
olsalar da halen vakit buldukça basketbola geri dönüyorlar. Ahmet Bey, daha
sakin bir yapıya sahip. Artık kalabalık psikolojisinden yorulduğunu söylüyor.
Fırsat bulduğu her anda evinde sakin bir ortamda olmayı tercih ettiğini de
sözlerine ekliyor. Aycan ve Handan Hanım, Ahmet Bey için; “Çok okuyor ve
okuduklarını paylaşarak yeni fikirler edinmeyi çok seviyor” diyorlar.

Leb-i
Derya’yı İstanbul’un tanıtımına büyük katkı sağladığından yerli ve yabancı
birçok medya kuruluşu yakından takip ediyor. Ayrıca mekanın misafir yüzdesinin
büyük bir çoğunluğunu yabancı müşteriler oluşturuyor. Çünkü Leb-i Derya, şehrin
tüm ihtişamının izlenebildiği nadir yerlerden…
Aycan’ın
tango tutkusu
Üçünün
hayattan tek temennisi var o da sağlıklı olmak. Sağlık olmadan hayatta hiçbir
şeyi başaramayız diye doğru bir düşünce içindeler. Aycan Hanım ise grubun en
renkli siması... Bol bol seyahat ederek yeni yerler görmeye, yeni insanlar
tanımaya tutkun olduğunu söylüyor. Son Arjantin seyahatlerinden birinde tango
ile tanıştığını söyleyen Aycan Hanım, tangoyu Arjantin’den başka bir yerde
yapmayacağını söylüyor. Bu nedenle belli aralıklarla tango aşkına kendini
Arjantin’de buluyor. Şu sıralar yeni bir heyecan yaşayan Yeniley, Nesrin
Topkapı’dan dans dersleri alıyor.

Handan’ın
aşçılık hevesi
Handan
Özbek Gür’ün yapmak istedikleri arasında ise aşçılık kursuna gitmek var.
Tüm dünya
mutfaklarının sertifikalı kurslarına katılarak kendini bu yönde geliştirmeyi
hedeflediğini söylüyor. Handan Hanım’a göre Türkiye’de Leb-i Derya’ya bir şey
katabilecek hiçbir mekan yok. “Ben dört ay önce evlendim ve eşim Amerika’da
yaşıyor; onun da bir restoran ve club’ı var. Amerika’da sürekli dolaşıyoruz, bu
benim en büyük zevkim. Vizyon çok önemli. İstanbul’da çok sosyal bir insan
değilim, ben burada Leb-i Derya’nın üzerine bir şey katacak yer olduğunu
sanmıyorum. Vizyon böyle bir şey. Çünkü Türkiye’de maalesef yiyecek-içecek
sektöründe bir şey var, bir yer açılıyor sonra mekan kapanıyor ve yerine başka
bir şey açılıyor”.

Leb-i
Derya’da güzel bir akşam ya da öğle yemeğinin kişi başı fiyatı ortalama 30-35
TL. Leb-i Derya Richmond’un müşteri profili ise diğer Leb-i Derya’ya nazaran
daha farklı. Genelde restoran ve bar müşterilerinin uğrak yerlerinden…
