26 Mayıs 2012 Cumartesi
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


Sonraki Sayfa >>

Garanti’yi terk eden bilge! Akın Öngör

 

 

Pekçoklarımız O’nun adını biliyor, neler yaptığını da... Garanti Bankası Genel Müdürü iken, kariyerinin doruklarında radikal bir kararla aktif iş hayatına son verdiğini mesela... Kimsenin kolay kolay cesaret edemeyeceği bir adımla hayatına başka bir yön veren Akın Öngör’ün adı artık ürettiği butik şarapları, yaptığı yelken yolculukları, yeni çıkan kitabı ve daha da önemlisi sosyal sorumluluk projeleri ile anılıyor. Öngör öyle şeyler anlatıyor ve 61 yaşına karşın öyle zinde görünüyor ki insan O’na ister istemez gıpta ile bakıyor!..

 

Akın Öngör, ikizler burcu imiş. Bu nedenle renkli, hareketli bir insan... Lider olmak için yaratılanlardan... Öncülük etmeyi, eline aldığı işlerde ‘fark’ yaratmayı başaran biri... Düşünün ki şu an şato usulü üretim ile elde ettiği şarapların gelirini bir okula aktarıyor olması, Harward Üniversitesi’nde ders olarak işleniyormuş! Kendisi çıta gibi maşallah. Bir delikanlı misali, o heyecanla yaptıklarını, yapacaklarını anlatıyor. Ferrari’sini Satan Bilge’nin Türkiye emsali adeta! Şimdi okuyacaklarınız belki sizleri de özendirebilir. Yeni kararlar almaya. Ve her ne olursa olsun başarmaya... Kimbilir?

 

Kariyerinizin zirvesindeyken  kendiniz için bir şeyler yapmaya karar verip iş yaşamınıza nokta koymuşsunuz. Bu kararı nasıl aldınız?

 

İşin temel sözcüğü öz farkındalık... Kendimizi tanıyorsanız, ne istiyorsunuz, ne size zevk veriyor, ne sizi rahatsız ediyor, sizin sınırlarınız, kabiliyetleriniz nereye kadar, yeteneklerinizin nereye kadar gelişmesini sağlayabilirsiniz, neler sizi mutlu edecek kadar etkiliyor, nelerle uğraşmaktan keyif alıyorsunuz, nelerle uğraşmak sizi stres altına alıyor, stresi yönetirken kendinizden ne maliyetler ödüyorsunuz? Bütün bunların temelinde bu var. Öz farkındalığı geliştirmek için de bir çaba gerekiyor. Çünkü iyi taraflarını herkes biliyor da nereye kadar iyi olduğunu, nerede durduğunu bilmiyor! Kötü ya da yeteri kadar gelişmemiş taraflarını tanımıyor. Buradan hareket edince ben yaşamda nelerden keyif aldığımı biliyorum; neleri iyi yapıp nerelerde çok iyi olmadığımı biliyorum. Bu bilinci gelişmiş bir insanım diye düşünüyorum. Öyle bakınca benim için çalışmak, üretmek, bir güç ve para sahibi olmak ve bunu başarmak, taçlandırmak çok önemli ama bir noktaya kadar! Başkalarıyla ayrıldığımız nokta buralarda oluyor. Ben sıfırdan hayatımı kurmaya başladım, hazır bir imparatorluğu alıp geliştirmiş değilim. Sıfırdan başlayıp iyi bir yönetici olacağımı biliyordum. Bana bazı fırsatlar da verildi, ben de bunları iyi değerlendirdim. Ve iş hayatında arzu ettiğim seviyelere geldim. Yaşamı sürdürebilmek için gerekli maddi imkanları, çok abartılı olmayacak belirli bir seviyede elde ettim. Onu da yeterli gördüm.

 

Bir dönem, en yüksek vergi verenler listesinde 30. olmuşsunuz...

 

Bir profesyonel olarak Türkiye’de en çok kazanan profesyonel oldum. Ama bir noktaya gelip hayatıma öz farkındalık ile bakınca benim için daha çok para kazanmanın getirisinin daha az, bana her marjinal ünitenin mutluluk olarak kattığının daha az, geldiğim güçte daha fazla güç kazanmanın her bir biriminin bana getirisi gene daha az, buna karşılık zamanın -kendime, sevdiklerime, doğaya, güneşe, denize, bulutlara, yeşile- bana getirisinin marjinal olarak çok daha fazla olduğu bilincinde olduğum için o noktada bıraktım.

 

Sonra ilk aşamada butik şarapçılığa mı yöneldiniz?

 

Öncelikle Bodrum’da kendimize yeni bir yaşam kurduk. Orada güzel bir evimiz var, orada koleksiyon bitkilerin, ağaçların olduğu botanik bir bahçe kurduk. Bir bağ kurmak ve bir çiftlik sahibi olmak, şarap üretmeye yönelik üzüm yetiştirmek konusu o zaman gelişti. Genel müdürlükten ayrılmadan önce araziyi aldım. Çok bilimsel araştırmış değildim. O araziyi bağ haline emekli olduktan sonra getirdim. O bağın projesini yabancı uzmanlarla oluşturdum, kurdum ve de onların danışmanlığında yapıyorum.

 

Akın Öngör’ün hayatını değiştirmesine yol açan sihirli kelime; özfarkındalık

 

Bağbozumunu aileniz ile birlikte yapıyormuşsunuz galiba?

 

Evet, ailece yapıyoruz. Bir bağımız var; üzümlerimizi kendi şaraphanemizde işliyoruz ve yeni Fransız fıçılarda dinlendiriyoruz. Oraya bir bağevi yaptık. Bağbozumlarında eşim Gülin, çocuklarımız hepimiz oradayız. Bir de Beyoba köyünden bir aile var. Evvelden beri, çocukları, kızları birlikte çalışıyoruz. Hep beraber, üzümlerin ölçümlerini yapıp bağbozumu yapacağımız zamanı belirliyoruz. Ertesi sabah çok erkenden kesilmesi lazım üzümün. Arkadaşlarla haberleşip ertesi sabah erkenden orada oluyoruz. Gün doğumu ile beraber güneş daha yükselmeden başlıyoruz kesmeye... Üzümü sapından kestiğiniz an makasla, onun yaşam bağını alıyorsunuz. O noktadan sonra uzun süreler geçerse, güneş altında kalırsa ezilirse, yüklenirse, taşınırsa bu niteliklerinden kaybetmeye başlıyor üzümler. Biz kaliteli şarap üretebilmek için şato usulü üretiyoruz. Yani bu üzümü hemen 13 kiloluk sepetlere koyuyoruz ve kesildikten 1-1.5 saat içerisinde şaraphanemize götürüyoruz ve orada üretime alıyoruz. Şaraphanemizin içerisinde konveyörler var. Bütün elemanlarımız, o aile, herkes hijyenik bir şekilde. Bozuk olan salkımları ve taneleri eldivenlerimizle hemen ayırıyoruz. Ondan sonra sap ayırma makinesine giriyor. Fakat bazen tanelerin üstünde sapları kalıyor. Bir sonraki konveyörde onlar da ayıklanıyor. Fransız uzmanımız, danışmanız; bunu kimse yapmaz diyor. Bu kadar titiz bir üretim. Tanka bu ayıklanmış taneler giriyor. Çeşitli üzümlerimiz var; Cabarnet Savignon, Merlot ve Shiraz. Bunların bağdaki bölümleri de ayrı. Bunların ayrı tanklarda fermantasyonu yapılıyor. Özel tanklar, içinde soğutuluyor. Isıyı 6-7 derecede tutup fermantasyonu uzun yapıyoruz ki, lezzet ve aroma kaybolmasın. Ondan sonra alıyoruz şarabımızı fıçılara koyuyoruz; özel yeni Fransız meşesinden fıçılara. Mahsende klimatize bir ortamda, 13-14 derece ısıda 365 gün tutuyoruz.

 

Şaraplarınızın sunumu ve özellikle etiketleri de çok özel...

 

Şişe Fransa’dan, mantarı yurtdışından geliyor, özel bir mantar. Etiket özel bir tasarım; Alamet-i Fahrika’dan. Üzerinde her sene çağdaş bir Türk ressamının resmi yer alyor. İlk resimde, Oğuz Tanyeli’nin özgün bir çalışması var. Selendi, o bölgenin adı. Arka etikette de bunun nasıl yapıldığı, nasıl içileceği hakkında geniş bilgi var. Bu seneden sonra bağ uzmanın da adını yazacağız. Benrad Granşan. Benim imzam ve aldığımız izinler de bulunuyor ayrıca. Aynı zamanda her bir şişe, numaralı ve HACCP belgesi var. Bu şaraptan 6400 şişe ürettik. 3-5 sene böyle, bunlar bağın çocukluk döneminin ürünleri... 2004’e göre 2005 daha üstün, 2006 ondan da üstün olacağa benziyor. 2005, 6-7 bin şişe. 2006 mevsim olarak 4500-5000 şişe olacak. Yeni bağlar kurduk. Orada baktık inceledik ki, çevrede şaraplık üzüm için daha uygun yerler var. Sarnıç isimli yerde; denizden 800 metre yükseklikte olan düz bir arazide yeni bağlar kurdum. O bağlardan 22 dönüm olan şimdi ikinci senesini dönüyor, ötekiler birinci senesinde. Toplam 70 dönüm bağımız var. 6-7 sene sonra bunlar da devreye girdiğinde 30-35 bin şişeye çıkacağız.

 

Şato usulü ürettiği butik şaraplarının gelirini, eşinin adına yaptırdığı okula aktarıyor, Akın Öngör...

 

Böylesi özel bir şarabı İstanbul’da hangi mekanlarda tatmak ve nerelerden satın almak mümkün?

 

Bu butik bir üretim. Bu şarabın özelliği aslında bölgeye yüksek katma değeri olan bir üretimin tanıtılması. Orada sadece mısır, tütün, pamuk yapıyorlar. Biz aynı şartlarda bağ yapıyoruz. Biz bağa baktık... En kaliteli şaraplık üzümü ürettik. Bugün İstanbul’un önde gelen restoranlarında bu satılıyor. Birkaç tane isim vereyim. Mesela Paper Moon’a gidin, Selendi şarabı, şarap listesinin en üstünde yer alıyor ve güzel satılıyor. İstanbul’un en güzel balık restoranlarından Kıyı’ya gidin, bu kırmızı şarap. Mikla örneğin. Mikla, şunu yaptı; sadece 45 liraya satıyor...

 

Peki Pasifik Okyanusu’nu geçme fikri nasıl ortaya çıktı?

 

Ben Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde okudum. O dönemlerde Sadun Bora’yı okurdum. Denizler, denizler, denizler... Oradan özenmiştim. Üç sene önce Atlantik Okyanusu’nu, beş kişilik bir ekip ve 20-22 metrelik tekneyle geçtim. Müthiş bir seyahat oldu. O da apayrı bir boyut... 17 gün hiç başka tekne, hiç kara görmeden denizlerin ortasında gece-gündüz seyir... Bu hem spor hem kişisel gelişim açısından çok önemli. Kendiniz ile barışık olmanız, mücadeleci olmanız lazım, klostrofobiniz olmaması lazım. Ve o da çok güzel bir seyahat olunca ben bu sefer dedim Pasifiği geçeyim. Karayip adalarına gittiğimde, Tahiti tarafına giden bir tekne varsa ben masraflarına iştirak edeyim, katılayım diye haber bıraktım. Sonra haber geldi, 40 metrelik bir tekne gidiyormuş. Muazzam bir yat. Kaptanıyla biraz pazarlık ettik, en sonunda el sıkıştık. Ben de arkadaşım Birol Kutadgu’yu davet ettim. Ve beraber bir yolculuk yaptık. St. Barth sahilinden çıktık, Venezüela sahilinden önce güneye gittik, Los Roques, takım adaları, Panama Kanalı’nı geçtik, Coco adaları muazzam bir doğal park, sonra Galapagos adalarına gittik. Fotoğraflar çektim. Markiz adalarına gittik. Bu arada 14 gün bir açık deniz seyri... Ondan sonra Tuamotu’dan sosyete adaları, Tahiti, Bora Bora vb. Bizim bilmediğimiz çok yerler olduğunu anladık...

 

Kitap fikri, giderken aklınızda mıydı?

 

Bu enterasan bir seyahat olacak deyip kendime bir fotoğraf makinesi, bir sualtı kamera, bir de video aldım. Ayrıca günlük tutmaya başladık. Bende öyle bir disiplin yoktur aslında. Arkadaşım ressam olduğundan gördüklerini resmediyordu. Bu arada 1500’ün üzerinde fotoğraf, 15 saatin üzerinde video çektik. Ondan sonra ben bunları dönünce O’nun resim defterinin boyutlarında -30x30 cm.- kitap yaptım. Bu kitap, aslında herkesi denize özendirmek için yapıldı. Şimdilerde üç proje üzerinde çalışıyorum. Bir yönetim kitabı yazıyorum. Bu arada Tahiti’ye daha batıya, Avustralya’ya giden tekne varsa gelmek istiyorum diye haber bıraktım, bekliyorum. Bir aksilik olmazsa Haziran-Temmuz’da; İskandinavya’da, fiyordlarda yelken yapma projem var. Ve doğal hayatı korunmasına dönük, kurucularından olduğum World Wine adlı kuruluşun Türkiye organizasyonunun başına geliyorum ki bu da gönüllü bir görev. n

 

 

 

 

 

Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


69218 - unknown - 38.107.179.238