Tadı ve kalitesi
belgeli su Kıyıköy

İki
yıl gibi kısa bir süre içerisinde sektörde kendine önemli yer edinen Saneta
Kıyıköy Su, AB Uyum Yasaları çerçevesinde yürürlüğe giren ‘İnsani Tüketim Amaçlı
Sular Hakkında Yönetmelik’ doğrultusunda işletme ruhsatını alan ilk doğal
kaynak suyu olma özelliğine sahip.
Türkiye
günde 1.5 milyon damacana su içiyor ve bunun yaklaşık 1 milyon 200 bin gibi
önemli bir bölümü İstanbul ve çevresinde tüketiliyor. İnsani ihtiyaçların başında
gelen suyun ciddi tüketim kapasitesi özellikle son yıllarda giderek büyüyen bir
pazar doğurdu. Çeşitli firmalar su sektörüne girerken yeni su markaları ardı
ardına ortaya çıkmaya başladı. Peki, bu kadar yoğun tüketimi ve insan sağlığı
için büyük önemi olan suya tüketici ne kadar önem veriyor ve ne kadar bilinçli?
Sağlıksız, kirli suların kısa vadede yarattığı sindirim sistemi sorunları
herkesçe biliniyor. Ancak vücutta biriken kimyasal maddelerin uzun vadede
yarattığı tahribat çok daha ciddi hastalıklara davetiye çıkarıyor. Bu noktada
içme suyu ihtiyacını karşılayan firmalar insan sağlığıyla direkt alakalı olan
suyun kalitesine ve temizliğine ne ölçüde önem veriyor? İşte bütün bunların bir
standarda bağlanması için 17 Şubat 2005’te AB uyum yasaları çerçevesinde
yürürlüğe giren, “İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelik” doğrultusunda
‘doğal kaynak suyu’ işletme ruhsatı şart koşuldu. Firmaların ruhsatlarını
yenilemeleri için verilen son tarih bu yılın sonu.
Tüm
belgeleri mevcut
Saneta
Kıyıköy Su bu ruhsatı alan ilk firma olma özelliğine sahip. 2004 yılında
Tekirdağ Saray Bahçeköy’de bulunan Komili Su Tesisleri’ni satın alan ve 2005’te
pazara Saneta adı ile adım atan Saneta Kıyıköy Su, ağırlıklı olarak yabancı
firmaların olduğu pazarda hızlı adımlarla ilerleyen yüzde yüz Türk sermayeli bir
şirket. İki yıl gibi kısa bir sürede sektörde kendine hatırı sayılır bir yer
edinen Saneta Kıyıköy Su, Türkiye’de IBWA (International Bottled Water
Assication-Uluslararası Şişelenmiş Su Derneği) ve NSF (National Sanitation
Foundation-Ulusal Hıfzısıhha Vakfı) standartlarında kurulmuş ilk19 litre
polikarbonat (PC) damacana dolum tesisine sahip. Istranca dağları Bahçeköy
mevkiinde Karaçam ormanlarındaki kaynağından el değmeden tüketiciye ulaştırılan
Saneta Kıyıköy Su, Alman TÜV firmasından ISO 9001-2000 ve HACCP (Kritik Kontrol
Noktalarında Denetim) kalite belgelerinin de sahibi. Şimdiye kadar
3
milyon dolarlık yatırım yapan şirket,
5
milyon dolarlık yeni bir ek yatırımı daha gerçekleştiriyor. 0.33 - 5 ve 1,5 litre ile pet ambalajlı su piyasasına girmeye hazırlanan firma bu konuda oldukça iddialı. Genel
Müdür Bülent Sürmen “Pet suda Trakya ve Marmara’da liderliği alırız” diyerek en
önemli avantajlarının doğal kaynak suyu olmalarının yanısıra, fabrikalarının
Bursa, Sapanca ve Düzce’deki tesislere nazaran lojistik giderlerinin çok daha
düşük olmasını gösteriyor. Ayrıca 2005 tarihli yönetmeliğin tesisleri ve suları
iki ayrı kategoride incelediğinin altını çizen Sürmen “Orijinal yönetmelikte
suyunuz doğal ise etiketiniz mavi tonlarında olacak ve üzerine doğal kaynak
suyu yazacaksınız. Suyunuz içme suyu ise kahverengi tonları kullanarak içme
suyu yazacaksınız. Suyun cinsi şişenin altına etiket kuşaklar atılarak yazılacak.
Yönetmelik için tesislere verilen süre 2007 sonunda bitiyor. İşte bir takım
firmalar bu prosedürlere uymayarak yarıştan çekilecekler” diyor.

Eğitim
Amerika’da…
Sektörde
uzun yıllara dayanan tecrübeye sahip Saneta Kıyıköy Su Genel Müdürü Bülent
Sürmen, ABD’de damacana dağıtımı, damacana makinelerinin çalışma prensipleri,
kaynak suyu arıtma, filitrasyon ve ozonlama prensipleri eğitimi aldıktan sonra
Türkiye’de pek çok su şirketinin kuruluşunda danışmanlık görevi üstlenmiş. Koç
Holding, Danone, Fiba, K.Y Holding Türkon Holding’in su yatırımlarında görev
almış. STFA şirketinde yıllarca çalışmış olan Sürmen’ in su üzerine dünyada
gezmediği ülke ve kaynak, gezmediği işletme kalmamış.

Hijyenik
depolar, el değmeden dolum
Saneta
Kıyıköy tesislerinde, hiçbir dış etkenle temas etmeden hijyenik depolara taşınan
doğal mineralli kaynak suyu, dünya sağlık normlarına tam uygun yedi aşamalı
filtre sisteminden geçiriliyor. Saneta Kıyıköy damacanaları PLC kontrollü tam
otomatik dolum makineleriyle dolum öncesi 70 derece sıcaklıkta özel gıda
dezenfektanları ile yıkanıyor. El değmeden doldurulan sular, gelişmiş
laboratuvarında her dolum işleminin öncesinde ve sonrasında kimyasal ve
mikrobiyolojik 72 parametrenin kontrolünden geçiriliyor. Bu süreçte doğal
olmayan hiçbir işleme tabi tutulmayan suyun doğal yapısına da müdahale
edilmiyor. Emniyet bantlı damacana kapağı, Saneta Kıyıköy Su damacanasının
dolumdan sonra ilk olarak kullanıcı tarafından açılacağının güvencesi olarak
gösteriliyor. Tüketici sağlığı odaklı bir anlayış benimsediklerini söyleyen
Bülent Sürmen, “Yolumuza asla taviz veremeyeceğimiz ‘önce sağlık ve güven’
prensibini benimseyen personel ve bayilerle devam ediyoruz. Saneta Kıyıköy’de
çalışmaya başlamanın ve bayi olmanın ilk şartı tesisimizi görmek, üretim süreci
eğitimini almak. Temsil ettiği ve satışını yaptığı markaya güvenmek ve arkasında
durmak. Marka olmak özveri ve titiz çalışma gerektirir. Su hakkında
bilgilendirdiğimiz bayi ve çalışanlarımıza, ayrıca tüketiciye karşı nasıl
davranılması konusunda du eğitimler veriyoruz. Bu bizim için çok önemli, çünkü
tüketici için çok farklı alternatifler var. İnanılmaz bir rekabet söz konusu.
Tüketici duygusal hareket eder. Suyun kalitesi kadar sunum şekliniz de önemli.
Sipariş verilen suyun en kısa zamanda ulaştırılması, kılık kıyafet, davranış
vb. sizin tercih edilir olmanızı etkileyen faktörlerdir” diye konuşuyor.
Sürmen’den
su tavsiyeleri
Otel
ve restoranlar dikkat!
“Bazı
otel ve restoranlarda arıtma kurularak yemeklerde bu sular kullanılmaktadır. Arıtmalar
şebeke sularındaki bazı istenmeyen maddeleri tutmakta ama kesinlikle hijyeni sağlamamaktadır.
Hijyenik olamayan bu sularla yıkanan sebze–meyve ve salatalıklar risk taşımaktadır.
Arıtma sularını klor veya ozonla hijyenik hale getirmeye çalışmak da başka
riskleri ortaya çıkarmakta. Klor 10 yılı aşkın bir süredir Avrupa’da içme ve
kullanma sularında kanserojen etkilerinden dolayı kullanılmamaktadır.Ozon ise
bu tür sularda bromat oluşumuna neden olmaktadır. Bromat çok etkin bir
kanserojen maddedir. Lüks lokantalarda yemekler mineral yapısı yüksek sularla
yapılmakta, bu da yemeklere lezzet katmaktadır. Yurtdışından gelen
misafirlerimizi Türk misafirperverliğini göstermek üzere genellikle alır Boğaz’a
götürürüz ama ertesi gün otellerinden onları almamız çok zordur. Akşamki
ziyafet sonrası bağırsak sistemi bozulmuş olan misafir genelde otelden dışarı
adım atamamaktadır. Sağlıksız sularla yıkanan salata ve meyveler genelde bu tür
rahatsızlıklara yol açmaktadır.
Sert
su iyidir
Suyun
sertliğini kalsiyum ve magnezyum oluşturur. İçim tadını ise demir ve mangan.
Kalsiyum kemik gelişimini sağlar. Magnezyum ise kalp krizini önleyen, insanların
rahatlamasını sağlayan bir madde. Mineral olarak zengin olan sular kaynatıldıklarında,
kabın dibinde bir süre sonra beyaz lekeler bırakırlar. Bunlar minerallerin
(ergimiş halde bulunan tuzlar) yanarak dibe çökmesinden oluşur. Düşük mineralli
sularda bu lekeler, çökeltiler oluşmaz. Halkımız bunu yanlış bir ifade ile
“kireçli/sert su” diye tanımlıyor. Avrupa’da yumuşak suların (kalsiyum ve
magnezyumu düşük su) etiketlerine ‘çocuklar ve yaşlıların içmesi için uygun değildir’
yazar.
Yeni
yönetmeliğe göre suya ozon konması yasak. Birçok tesisimiz buna hazır değil.
Semtlerde su pazarlayan bazı firmalar, kuyu suyu satarak halkın sağlığıyla
oynuyorlar. Bu da salgın hastalıkların davetçisi. Lütfen suyumuza sahip çıkalım!
Sağlık Bakanlığı’nın işi sıkı tutmasına ve mühürlemesine rağmen merdiven altı
tabir edilen firmaların faaliyetleri hala sürüyor.
Su
testleri önemli
Bir
su kaynağının içilebilmesi ancak suyun patojen mikroorganizmaları içerip
içermediğinin saptanmasından sonra mümkün olabilir. Standart olarak uygulanan
bakteriyolojik testler şunlardır: Toplam koliform ve fakal koliform aranması,
fekal streptokok aranması ve sayımı, Clostrodium welehii aranması, mezofilik
aerobik sayımı. Mezofilik aerobik bakteri sayımının amacı suyun temizlik
durumunun öğrenebilmesidir. Olağan sayıdan fazla olması suya bir kirlilik karıştığının
göstergesidir. Koliform ve escherichia coli 250 m/l bir tane bile bulunması
suyun kirlenmesi için yeterlidir ve mide sorunlarına yol açar. Bu bakteriler
insanda çok çeşitli hastalıklara yol açabilir. Pscudomanas aeruginasa hastane
enfeksiyonlarının başlıca etkenleri arasındadır. Ve birçok antibiyotiğe de
dayanıklıdır. Clostridia dışkı yoluyla bulaşır ve çok çeşitli patojen hastalıkların
habercisidir. 1970’lerde toplu salgınlara yol açan Vibrio Choılera yani bildiğimiz
adıyla kolera insanlara ağızdan alınmak suretiyle bulaşır. Suların kirlenmesi
ve hijyen olmayan koşullar altında oluşan bu kolera 3-4 hafta yaşayabiliyor ve şehir
şebeke sularına yapılan klorlamaya bile dirençli. Bu bakteriler hayvan ve
insan dışkısı yoluyla bulaşıyor. Merdivenaltı diye tabir edilen firmalarda
hijyen konusu tamamıyla gözardı ediliyor. Buralarda elle yapılan açma kapama işlemleri,
havadan gelen mikroorganizmalar ve damacana temizliği sorunları gerçekten vahim
durumda. Bu mikroorganizmalar bağırsak bozukluklarının yanı sıra dizanteri,
tifo, paratifo, sarılık gibi hastalıklara yol açmakta. Sağlık Bakanlığının il
sağlık müdürlüklerine ‘salgın hastalık’ uyarı yazıları göndermemiz ve susuz
geçen yaz ayı nedeniyle satın aldığımız suya çok dikkat etmemiz gerekiyor.”