26 Mayıs 2012 Cumartesi
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Dilligillerden Şebnem Dilligil

                           

‘Bir Kadın, Bir Erkek Vardı’ Ali İpin’le…

 

Yazı/Text: TANSEL TÜZEL Fotoğraf/Photos: İBRAHİM YILGAZ

 

Ünlü tiyatrocu sülale Dilligillerin eş durumundan bir ferdi olan Şebnem Dilligil 25 yıldır Ankara Devlet Tiyatrosu’nda emek veriyor.

Geçen yıl bir TV dizisi nedeniyle İstanbul’a geldiğinde hayatın gerçek anlamını keşfettiğini söyleyen sanatçı çok sevdiği mesleğini bundan böyle İstanbul’da sürdürecek.      

 

‘Sarı Naciye’de İlyas Avcı ile…

 

Mualla Fırat ve Belkıs Fırat adlı iki kız kardeş, 40'lı yıllarda İzmir Şehir Tiyatroları'na oyuncu olmaya gidiyor, orada tiyatrocularla tanışıyorlar. Sonuçta, Mualla Fırat, Renan Fosforoğlu ile evleniyor. Belkıs Fırat da Avni Dilligil'le evleniyor. Böylelikle bir tiyatro sülalesinin temelleri atılıyor. Aslında Avni Bey’den başlarsak onun ilk hanımı Nezahat Tanyeli de tiyatrocu, ve ondan olan oğlu Erhan Dilligil de tiyatrocu, kız kardeşi Aliye Rona. Sonra Belkıs ve Avni Dilligil’in çocukları Çiçek ve Rahmi doğuyor, şimdi onlar da tiyatrocu. Babam Renan Fosforoğlu'nun ilk eşi Muazzez Arçay eski sinema sanatçısı, ondan olan oğlu Ferdi Merter, Devlet Tiyatrosu'nda. Pek istemedim, ama benden sonra kızım da tiyatrocu oldu."  Şebnem Dilligil, Enis Fosforoğlu’nun tarihçesini kısaca özetleyiverdiği ünlü tiyatrocu ailenin son 15 yıldır üyesi. Ankaralı her oyuncu gibi gözlerini önce konservatuarda, sonra da Ankara Devlet Tiyatrosu’nda açmış. Ankaralı seyircinin Küçük Prens, Romanof ve Juliette, Sokollu, Bir Kadın Bir Erkek, Salıncakta İki Kişi, Katarina Blum’un Çiğnenen Onuru gibi pek çok oyunla tanıdığı Şebnem Dilligil, bir televizyon dizisi nedeniyle İstanbul’a gelene kadar da Ankaralı kalmış. İstanbul’sa artık vazgeçmeyi asla düşünemediği asıl şehri.

“İki yıl önce Ankara’da durgun bir dönem geçirdim, İstanbul’u hiç düşünmüyordum, dizilere, televizyon dünyasına çok sıcak bakamıyordum. Daha konservatif, daha idealist ve ‘önce tiyatro’ diye yaşadık bunca yıl. Fakat o durağan dönemin ardından güzel bir teklif aldım Şöhret adlı diziyle ilgili olarak ve denemek amacıyla kalktım geldim. Önce gidip geliyordum, sonra küçük bir ev tuttum. Diziye giderek alıştım, çünkü karşımda da oyuncular, tiyatrocular var ve bu da bana büyük keyif veriyor. Dizi tutunca İstanbul’daki yaşamım da uzadı, bu sene de ailemle birlikte gelip buraya yerleştim ve İstanbul Devlet Tiyatrosu’na tayinimi istedim. Müracaatımı yaptım. Acısıyla tatlısıyla 25 yıl Devlet Tiyatrosu’nda geçti. Tabii ki ekmek yediğimiz yer ama her zaman çok mutlu olmak mümkün değil.”

Dilligil 45 yıllık Ankaralı. Yaşamın İstanbul’da çok daha renkli ve keyifli olduğunu keşfettiğinden bu yana yalnızca bu şehirde yaşamak istiyor. 

“İstanbul cıvıl cıvıl ve paleti çok geniş… Merkez burasıymış meğerse, oradan göremiyorduk.  İstanbul’a bayılıyorum. Belki de biz artık her şeyi yaşadık, doyduk ve şimdi yaşadığımız şehrin tadını çıkarmayı öğrendik… Ama yaşam burada tekdüze değil, yaşamı anlamak İstanbul’da mümkün oldu ancak. Çocuğum için de çok büyük bir avantaj burada büyümek. Çünkü burada herkes birbirini bir anda çok sevebiliyor. Çok sıcak, tanıdıkça ya uzaklaşıyorlar, ya da daha yakın olabiliyorlar. Orada, Ankara’da çok uzaktır insanlar birbirlerine ve daha temkinlidirler. Savunma mekanizmaları daha farklı çalışır. Otobüs, dolmuş, metroda herkes muhabbet ediyor, çok hoş bir şey. Medeni değiller belki ama samimiler. Çok enteresan bir şehir, yenileniyorsunuz, heyecanınız farklı oluyor, pembe renkli çiçekleri çok merak ediyordum, nihayet öğrendim, erguvanları meşhurmuş İstanbul’un.”

İstanbul’dan yıllar önce Adana’da da sahneye çıkan Dilligil o günleri, verilen tepkileri, samimiyeti de sevgiyle, mutlulukla anıyor, “Adana harika bir şehir, çok çalıştık orada, çok mutlu olduk. Çok yoğun ve tecrübelerimizin çok oturduğu bir dönem oldu. Çok gençtik tabii. Yıl 1987 idi ve biz selam verince onlar da bize selam veriyordu, çok şekerlerdi, biz alkışlıyorduk, onlar da kalkıp alkışlıyordu, karşılıklı çok şey öğrendik. Eşim kötü adam rolünü oynuyordu, onu taşlamışlardı, beni çok koruyup kolluyorlardı, kızıyor, bana sarılıp üzülüyorlardı, sahnede arkamdan silahlı biri geliyorsa, ‘dikkat et arkanda silahlı biri var’ diye bağırıp uyarıyorlardı. Böyle böyle 4-5 yıl orada hizmet verirken beraber büyüdük, onlar da tiyatroyu öğrendi.”

Oyunculukla buluşmasını ise bir tesadüf olarak nitelendiriyor Dilligil, “Bilinçli bir seçim değildi. Liseyi bitirdim, çok başarılıydım, Fen bölümü mezunuydum. Aile deli gibi doktor olmamı istiyordu, ben de kurslara gidip, deliler gibi çalıştım, fakat doktorluğun dışında birçok yer kazandım ama babam illa doktor olacaksın diye tutturmuştu. O sırada benim konservatuarda arkadaşlarım vardı, ‘Seni konservatuara hazırlayalım, sende biz bir şeyler görüyoruz, düşünür müsün?’ dediler. Bana da çok eğlenceli geldi. İçimde de varmış herhalde. Çok düşünerek, erek edinilerek, derinlemesine verilmiş bir karar değil, bir anda oluştu ve bir hafta çalıştık, çok iyi bir dereceyle kazandım. Sonra evde biraz yas havası esti, biraz üzüldüler, ikinci sınavı da geçtim. Ankara Devlet Konservatuarı’na girdim, çok sevdim, hastalık gibi yapışıyor insana, çok mutlu oldum.” Mesleğini eşsiz bulan sanatçı, oyunculuğun en çekici yanının çokkişiliklilik ve çokrenklilik olduğunu söylüyor, “Bunların hepsini ve tüm duygularımızı açığa çıkarma imkanını bulabiliyoruz sahnede. Hep yorucu filan denir ama her mesleğin yorucu yanı var ve bizimki çok keyifli. İç dünyanıza yolculuk yapabiliyorsunuz, kendinizi anlamak, tanımak için muhteşem bir iş. İşinizi çoğu zaman duygularınızla yaptığınız için öğrendiklerinizle de yönlendiriyorsunuz. Bu arada duygularınızı analiz edebiliyor, onlarla top gibi oynayabiliyorsunuz, bu normal yaşamda da sizin işinize yarıyor. Ölüm yaşasak, üzüntü yaşasak da çıkıp sahnede kahkahalarla gülme durumumuz olabiliyor, normal hayatımızda da bu nedenle duygularımızı kontrol altına alabiliyoruz. Bazı şeyleri ertelemeyi sonra yaşamayı öğrenebiliyoruz, hayatta avantaj sağlıyor. Çok heyecanlı bir ortamda bağırıp çağırmak içimizden gelse de orada kendimizi tutmayı bilebiliyoruz diğer insanlardan daha fazla. Çünkü eğitimini aldık, durdurup sonra devreye sokabiliyoruz.”

Dilligil 25 yılın ardından İstanbul’da her şeye yeniden başlamanın heyecanını yaşıyor.

 

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


68262 - unknown - 38.107.179.240