Dilligillerden Şebnem Dilligil

‘Bir Kadın, Bir Erkek Vardı’ Ali İpin’le…
Yazı/Text: TANSEL TÜZEL Fotoğraf/Photos: İBRAHİM YILGAZ
Ünlü tiyatrocu sülale Dilligillerin eş durumundan bir
ferdi olan Şebnem Dilligil 25 yıldır Ankara Devlet Tiyatrosu’nda emek veriyor.
Geçen yıl bir TV dizisi nedeniyle İstanbul’a geldiğinde
hayatın gerçek anlamını keşfettiğini söyleyen sanatçı çok sevdiği mesleğini
bundan böyle İstanbul’da sürdürecek.

‘Sarı Naciye’de İlyas Avcı ile…
Mualla Fırat ve Belkıs Fırat adlı iki kız kardeş, 40'lı
yıllarda İzmir Şehir Tiyatroları'na oyuncu olmaya gidiyor, orada tiyatrocularla
tanışıyorlar. Sonuçta, Mualla Fırat, Renan Fosforoğlu ile evleniyor. Belkıs
Fırat da Avni Dilligil'le evleniyor. Böylelikle bir tiyatro sülalesinin temelleri
atılıyor. Aslında Avni Bey’den başlarsak onun ilk hanımı Nezahat Tanyeli de
tiyatrocu, ve ondan olan oğlu Erhan Dilligil de tiyatrocu, kız kardeşi Aliye
Rona. Sonra Belkıs ve Avni Dilligil’in çocukları Çiçek ve Rahmi doğuyor, şimdi
onlar da tiyatrocu. Babam Renan Fosforoğlu'nun ilk eşi Muazzez Arçay eski
sinema sanatçısı, ondan olan oğlu Ferdi Merter, Devlet Tiyatrosu'nda. Pek
istemedim, ama benden sonra kızım da tiyatrocu oldu." Şebnem Dilligil,
Enis Fosforoğlu’nun tarihçesini kısaca özetleyiverdiği ünlü tiyatrocu ailenin
son 15 yıldır üyesi. Ankaralı her oyuncu gibi gözlerini önce konservatuarda,
sonra da Ankara Devlet Tiyatrosu’nda açmış. Ankaralı seyircinin Küçük Prens,
Romanof ve Juliette, Sokollu, Bir Kadın Bir Erkek, Salıncakta İki Kişi, Katarina
Blum’un Çiğnenen Onuru gibi pek çok oyunla tanıdığı Şebnem Dilligil, bir
televizyon dizisi nedeniyle İstanbul’a gelene kadar da Ankaralı kalmış.
İstanbul’sa artık vazgeçmeyi asla düşünemediği asıl şehri.
“İki yıl önce Ankara’da durgun bir dönem geçirdim,
İstanbul’u hiç düşünmüyordum, dizilere, televizyon dünyasına çok sıcak
bakamıyordum. Daha konservatif, daha idealist ve ‘önce tiyatro’ diye yaşadık
bunca yıl. Fakat o durağan dönemin ardından güzel bir teklif aldım Şöhret adlı
diziyle ilgili olarak ve denemek amacıyla kalktım geldim. Önce gidip
geliyordum, sonra küçük bir ev tuttum. Diziye giderek alıştım, çünkü karşımda
da oyuncular, tiyatrocular var ve bu da bana büyük keyif veriyor. Dizi tutunca
İstanbul’daki yaşamım da uzadı, bu sene de ailemle birlikte gelip buraya
yerleştim ve İstanbul Devlet Tiyatrosu’na tayinimi istedim. Müracaatımı yaptım.
Acısıyla tatlısıyla 25 yıl Devlet Tiyatrosu’nda geçti. Tabii ki ekmek yediğimiz
yer ama her zaman çok mutlu olmak mümkün değil.”
Dilligil 45 yıllık Ankaralı. Yaşamın İstanbul’da çok daha
renkli ve keyifli olduğunu keşfettiğinden bu yana yalnızca bu şehirde yaşamak
istiyor.
“İstanbul cıvıl cıvıl ve paleti çok geniş… Merkez burasıymış
meğerse, oradan göremiyorduk. İstanbul’a bayılıyorum. Belki de biz artık her
şeyi yaşadık, doyduk ve şimdi yaşadığımız şehrin tadını çıkarmayı öğrendik… Ama
yaşam burada tekdüze değil, yaşamı anlamak İstanbul’da mümkün oldu ancak.
Çocuğum için de çok büyük bir avantaj burada büyümek. Çünkü burada herkes
birbirini bir anda çok sevebiliyor. Çok sıcak, tanıdıkça ya uzaklaşıyorlar, ya
da daha yakın olabiliyorlar. Orada, Ankara’da çok uzaktır insanlar birbirlerine
ve daha temkinlidirler. Savunma mekanizmaları daha farklı çalışır. Otobüs,
dolmuş, metroda herkes muhabbet ediyor, çok hoş bir şey. Medeni değiller belki
ama samimiler. Çok enteresan bir şehir, yenileniyorsunuz, heyecanınız farklı
oluyor, pembe renkli çiçekleri çok merak ediyordum, nihayet öğrendim,
erguvanları meşhurmuş İstanbul’un.”
İstanbul’dan yıllar önce Adana’da da sahneye çıkan Dilligil
o günleri, verilen tepkileri, samimiyeti de sevgiyle, mutlulukla anıyor, “Adana
harika bir şehir, çok çalıştık orada, çok mutlu olduk. Çok yoğun ve
tecrübelerimizin çok oturduğu bir dönem oldu. Çok gençtik tabii. Yıl 1987 idi
ve biz selam verince onlar da bize selam veriyordu, çok şekerlerdi, biz
alkışlıyorduk, onlar da kalkıp alkışlıyordu, karşılıklı çok şey öğrendik. Eşim
kötü adam rolünü oynuyordu, onu taşlamışlardı, beni çok koruyup kolluyorlardı,
kızıyor, bana sarılıp üzülüyorlardı, sahnede arkamdan silahlı biri geliyorsa,
‘dikkat et arkanda silahlı biri var’ diye bağırıp uyarıyorlardı. Böyle böyle
4-5 yıl orada hizmet verirken beraber büyüdük, onlar da tiyatroyu öğrendi.”
Oyunculukla buluşmasını ise bir tesadüf olarak
nitelendiriyor Dilligil, “Bilinçli bir seçim değildi. Liseyi bitirdim, çok
başarılıydım, Fen bölümü mezunuydum. Aile deli gibi doktor olmamı istiyordu,
ben de kurslara gidip, deliler gibi çalıştım, fakat doktorluğun dışında birçok
yer kazandım ama babam illa doktor olacaksın diye tutturmuştu. O sırada benim
konservatuarda arkadaşlarım vardı, ‘Seni konservatuara hazırlayalım, sende biz
bir şeyler görüyoruz, düşünür müsün?’ dediler. Bana da çok eğlenceli geldi.
İçimde de varmış herhalde. Çok düşünerek, erek edinilerek, derinlemesine verilmiş
bir karar değil, bir anda oluştu ve bir hafta çalıştık, çok iyi bir dereceyle
kazandım. Sonra evde biraz yas havası esti, biraz üzüldüler, ikinci sınavı da
geçtim. Ankara Devlet Konservatuarı’na girdim, çok sevdim, hastalık gibi
yapışıyor insana, çok mutlu oldum.” Mesleğini eşsiz bulan sanatçı, oyunculuğun
en çekici yanının çokkişiliklilik ve çokrenklilik olduğunu söylüyor, “Bunların
hepsini ve tüm duygularımızı açığa çıkarma imkanını bulabiliyoruz sahnede. Hep
yorucu filan denir ama her mesleğin yorucu yanı var ve bizimki çok keyifli. İç
dünyanıza yolculuk yapabiliyorsunuz, kendinizi anlamak, tanımak için muhteşem
bir iş. İşinizi çoğu zaman duygularınızla yaptığınız için öğrendiklerinizle de
yönlendiriyorsunuz. Bu arada duygularınızı analiz edebiliyor, onlarla top gibi
oynayabiliyorsunuz, bu normal yaşamda da sizin işinize yarıyor. Ölüm yaşasak,
üzüntü yaşasak da çıkıp sahnede kahkahalarla gülme durumumuz olabiliyor, normal
hayatımızda da bu nedenle duygularımızı kontrol altına alabiliyoruz. Bazı şeyleri
ertelemeyi sonra yaşamayı öğrenebiliyoruz, hayatta avantaj sağlıyor. Çok
heyecanlı bir ortamda bağırıp çağırmak içimizden gelse de orada kendimizi
tutmayı bilebiliyoruz diğer insanlardan daha fazla. Çünkü eğitimini aldık,
durdurup sonra devreye sokabiliyoruz.”
Dilligil 25 yılın ardından İstanbul’da her şeye yeniden
başlamanın heyecanını yaşıyor.
