Herkes onu konuşuyor Lewis Hamilton


Yazı/Text: LÜTFÜ TINÇ
Michael Schumacher’in vedasından sonra yeni bir
kahraman aramaya başlayan Formula 1 dünyası beklediği yıldıza tahmin edilenden
çok daha çabuk kavuştu.
Bugünlerde herkes genç bir yetenekten, Lewis
Hamilton’dan bahsediyor.

Çok değil birkaç ay önce Formula 1’in geleceği hakkında çok
da olumlu yorumlar yapılmıyordu. Büyük patron Ecclestone’la pastadan alacakları
pay konusunda bir türlü anlaşamayan takımlar, seyircinin gitgide azalan ilgisi
ve F1’in son on yılına damga vuran Schumacher’in sporu bırakacağını açıklaması
kötümserler tarafından “sonun başlangıcı” olarak yorumlanıyordu. Yorumlanıyordu
diyoruz çünkü tüm bunlar geçmişte kalmış gözüküyor. Hızın sporunda
değişiklikler de hızlı oldu ve genç bir İngiliz tüm olumsuz havayı silip
götürdü. Formula 1 kariyerine Mart ayındaki sezonun ilk yarışı Avustralya Grand
Prix’si ile adım atan Lewis Hamilton, daha şimdiden Formula 1’in ihtiyacı
duyduğu kahraman rolünü üstlenmiş gibi gözüküyor. Şu ana kadar yapılan 9
yarışın tamamında podyuma çıkıp (Formula 1 tarihinde bu başarıya ulaşan ilk ve
tek ‘çaylak’ pilot), iki de birincilik alan genç yetenek şampiyonada liderlik
koltuğunda oturuyor. Bu, Prost’dan Senna’ya, Schumacher’den son şampiyon Alonso’ya
kadar çok sayıda büyük isme evsahipliği yapan Formula 1 için bile sıradışı bir
başlangıç.
7 Ocak 1985’de Londra’nın kuzeyinde küçük bir vilayet olan
Hertfordshire’da doğan Hamilton’ın kaderi daha ilk günden yazılmış gibiydi.
Karayip kökenli baba Anthony Hamilton oğluna dönemin atletizm efsanesi Carl
Lewis’den esinlenerek Lewis Carl ismini koydu. Dileği oğlunun da bir kazanan
olmasıydı. Ve öyle de oldu…
Henüz altı yaşındayken çıktığı televizyon şovunda uzaktan
kumandalı arabasıyla 20 yaşındaki rakiplerini geride bırakmayı başaran Lewis,
geleceği hakkındaki sinyalleri veriyor gibiydi. Bu sinyalleri doğru algılayıp
oğlunu 8 yaşında kartinge yönlendiren Antony Hamilton, kısıtlı bütçesini
Lewis’in geleceği için seferber etti, yarışmaya devam edebilmesi için kimi
zaman birkaç işte birden çalıştı. Babası onun geleceği için ter dökerken Lewis
de üstüne düşeni yapıyor, girdiği her yarışta rakiplerinden ne kadar farklı bir
yetenek olduğunu ispatlıyordu. Nitekim, ‘Cadet’ kategorisinde İngiltere
Şampiyonası’nı kazanması uzun sürmedi. Ancak daha o zamanlarda bile Lewis’de
yetenekten çok daha fazlası olduğu ortadaydı. Örneğin müthiş bir özgüven.
Yoksa, henüz 10 yaşındayken bir ödül töreninde karşılaştığı Ron Dennis’in
(McLaren takımının patronu) karşısına dikilip “Sizin takımınızda yarışıp Dünya
Şampiyonu olmak istiyorum” diyebilir miydi? Burada Ron Dennis’in de hakkını
vermek gerekiyor. Lewis’i önce McLaren Yetiştirme Programı’na alan, bir yıl
sonra henüz 13 yaşındaki bir çocukla Formula 1 opsiyonlu sözleşme imzalayan
Dennis, bu parlayan yıldızın akıl hocası, ikinci babası oldu.
McLaren’in kanatları altında McLaren’le imzaladığı anlaşmayla
“gelecek vaad eden yetenek” konumundan, dünyanın en büyük yarış takımlarından
birinin umut bağladığı bir ‘proje’ haline gelen Hamilton bu sorumluluğu
başarıyla taşıyarak yeni zaferlere imza atmaya devam etti. 15 yaşında Avrupa
Karting Şampiyonu (2000), 20 yaşında F3 serisi Şampiyonu (2005) ve ardından GP2
(2006) Şampiyonu olarak istikrarlı bir yükseliş gösterdi. Kuşkusuz bu
başarılardan en fazla dikkat çekeni henüz ilk senesinde kazandığı GP2 serisi
oldu. GP2’nin İstanbul ayağında 7. başladığı yarışı müthiş bir mücadele sonucu
2. sırada bitirdiğinde herkes ondan bahsediyordu. Daha sonra yaptığı bir
açıklamada Lewis, bu yarışın kariyerinde önemli bir yeri olduğunu
söyleyecekti.“ En iyi yarışımın geçen yıl Türkiye’deki GP2 yarışı olduğunu
söyleyebilirim. 7. sıradan başladım, spin atıp türlü talihsizlikler yaşadım ama
sonucunda ikinciliğe kadar çıktım.”
GP’deki büyük başarısı Lewis’in adının transfer
dedikodularına karışmasına yetti de arttı bile. Bazı yorumcular genç İngiliz’in
Formula 1 için hazır olduğunu iddia ederken, bu görüşe karşı olanlar Lewis için
test pilotluğunun daha uygun olduğunu savunuyorlardı. Formula 1 dünyasını ikiye
bölen bu tartışmalar devam ederken en büyük silahı Kimi Raikkonen’i Ferrari’ye
kaptıran McLaren, Renault’nun dünya şampiyonu pilotu Fernando Alonso’yu takıma
katmayı başarmıştı. Tüm dünyada büyük yankı bulan bu transferlerin tartışmaları
sürerken McLaren’den sarsıcı bir açıklama geldi. Lewis Hamilton yeni sezonda
takımın diğer pilotu olacaktı.
Uzun yıllardır çaylak bir pilota şans vermeyen Ron Dennis
elinde büyüyen Lewis’e güvenmiş ancak büyük de bir risk almıştı. Zaman (topu
topu birkaç ay) Dennis’i haklı çıkarmakla kalmadı, Formula 1, tarihinin en
sıradışı isimlerinden biriyle tanıştı. Geride bıraktığımız 9 yarış sonrasında
liderlik koltuğunda oturan Hamilton şampiyonluğun da en büyük adayı. Hepsinden
önemlisi artık hiç kimse F1’in geleceğinden endişe duymuyor. 22 yaşındaki genç
bir çocuk kendiyle birlikte Formula 1’i de yükseklere taşıyor.

İstanbul, 26 Ağustos’ta sezonunun 12. yarışına sahne olacak.
Formula 1’in en yeni ve en modern pistlerinden biri olan İstanbul Park’ta yapılacak
olan yarışın takvimin en keyifli Grand Prix’lerinden biri olması bekleniyor. Saat
yönünün tersine dönülen az sayıdaki pistten biri olan İstanbul Park inişli çıkışlı
yapısıyla Formula 1 hayranlarının favori pistlerinden biri.