|
Mavinin hükümranlığında hüzünlü bir ada
masalı…

Gökçeada-İmroz masalı mutluluğun yanında acıyı,
ayrılık ve kavuşmaları içerir. Ege'nin binlerce yıllık söylenceli sularında
destanlarıyla adından söz ettiren İzmirli ozan Homeros, İlyada adlı destanında
deniz tanrısı Poseidon'un ahırlarının Gökçeada ile Bozcaada arasında olduğunu
söyler.

Masmavi bir denizin ortasında yalnız, hüzünlü ve bir o kadar
da küskün bir hikaye gibidir Gökçeada-İmroz… Gökçeada... Popüler eğlence anlayışlarından
çok uzakta bir masal ülkesi gibi… Burada insan ne Bodrum'un dillere destan eğlencelerini,
ne de Çeşme'nin hareketli yaşamını bulabilir. Zaten Gökçeada'yı tercih edenler
de, bu özellikler yerine başka değerler için bu ada masalına ortak olur. Masal
mutluluğun yanında acıyı, ayrılık ve kavuşmaları içerir. Ege'nin binlerce yıllık
söylenceli sularında destanlarıyla adından söz ettiren İzmirli ozan Homeros, İlyada
adlı destanında deniz tanrısı Poseidon'un ahırlarının Gökçeada ile Bozcaada
arasında olduğunu söyler. Homeros İmbros'tan (İmroz) bahsederken de çoğunlukla
‘kayalık’ sıfatını kullanır. Çanakkale - Kabatepe'den kalkan feribot
Gökçeada'ya yaklaşırken, masmavi bir dünyanın ortasındaki çorak ada topraklarının
yarattığı düşkırıklığına aldanmayın. Feribotun yaklaştığı Kuzu Limanı, Ada'nın
pek yerleşilmemiş bir kesiminde yer alır. Feribottan çıkışta yol, iz, tabela
aramaya gerek yok. Tüm araçlar tek yöne akın eder. Siz de aracınızla bu kervana
katılarak Ada'nın içlerine doğru yol alırsınız ister istemez. İlk tepeyi aştıktan
sonra meyve bahçelerinin yeşilliği ile süslenmiş kıvrımlı yollar sizi denizden
görünen çorak görünümden uzaklaştırır ve bembeyaz badanalı evleriyle, mavi kapılarıyla
masalsı bir Ege toprağına ulaştırır. Gökçeada'da köy yaşamı hala
süregelmektedir. Bahçelerin beyaz badanalı duvarlarının ardında yetiştirilen doğal
meyvelerin yanısıra, çeşitli sebzeleri Ada sakinleri kendileri için üretir.
Yolu takip ederek Gökçeada Merkez'e ulaşılır. Bankaların, belediyenin ve
eczanelerin bulunduğu bu küçük merkezden kuzeye doğru ilerlendiğinde Eski ve
Yeni Bademli Köyleri (Gliki) ve Kaleköy'e (Kastro) gelinir. Küçük ve şirin bir
sahil kasabası görünümdeki Kaleköy’de lokantalar, pansiyonlar ve küçük evlerin
tam bir uyum içinde olduğunu görürsünüz. Gökçeada'nın tüm köyleri ziyaret
edilmeyi hak eder. Hepsinin bir hikayesi vardır anlatacak, paylaşacak. Her yıl
ağustos ayının 15’inde kutlanan Meryem Ana Bayramı için Gökçeada'ya dünyanın
dört bir yanından ziyaretçiler gelir. Avustralya'ya, Yunanistan'a, Amerika'ya,
Yeni Zelanda'ya göç etmiş yüzlerce Rum vatandaşımız doğdukları topraklarda
toplanır. Dağ yamacındaki Zeytinliköy’ün (Aya Theodori) ova manzaralı evleri,
Rum okulu, kilisesi ve elbette dibek kahvesi ünlüdür. Gökçeada'daki baraj
gölünü seyrederek yola devam edildiğinde Tepeköy'e ulaşılır. Tepeköy (Agridia)
yolu sanki usta bir ressamın elinden çıkma kusursuz bir pastoral tablo gibi. Bu
tabloda neler yok ki; gümüş rengine çalan yapraklarıyla zeytin ağaçları,
çamlar, keçiboynuzu ağaçları, mersinler, kıvrılan yolda size eşlik eden dağ
keçileri… Kuşkusuz bu tablonun en hoş ayrıntısı da görebildiğiniz her yeri
kaplayan öbek öbek kekiklerdir. Buram buram kekik kokusu eşliğindeki Tepeköy
yolundaki bir başka sürpriz de, kekiklerin arasındaki patikalardan ulaşılan
küçük, mütevazı ve ada karakterine uygun olarak mavi-beyaz olarak boyanmış
kiliselerdir. Bir zamanlar Türkiye'nin en büyük köyü unvanına sahip Dereköy
(Shinudi) bugün tam anlamıyla terkedilmişliğin verdiği hüznü yaşıyor.
Kiliseleri, zeytinyağı fabrikaları ve evleri ile sonsuz yalnızlığını paylaşan
köyün en ilginç yapısı ise çamaşırhanesi. Gökçeada’ya giden herkesin uğramadan
geçemediği Aydıncık (Kefalos) sahili ise sörfçülerin gözdesi. Kefalos kumsalının
biraz ilerisindeki Tuz Gölü'nde yazları pelikan, flamingo, yaban ördeği ve yaban
kazı gibi kuşları seyretmek de mümkün. Ayrıca yazları Tuz Gölü'ndeki buharlaşmanın
ardından ortaya çıkan birikintilerde de şifalı çamur banyosu yapılıyor.
Gökçeada yolculuğu Ege'nin sularında başlar ve aynı yerde
bitmelidir derseniz Kaleköy'den, köpüklü beyaz dalgalarını yaşlı bir kadının anılarını
sakladığı gibi özenle saklayan Ege'ye bir bakın. Binlerce yıllık efsanelerini,
acılarını, sevinçlerini saklayan bu denizin koynundaki hüzünlü Ada'nın
hikayesini bir kez daha anımsayın. Kadehiniz, yanı başınızdaki Semadirek'e
dostça uzanacak ve Dimitri’lerin Mehmet'lerle, Ayşe'lerin Eleni'lerle kardeşçe
yaşadığı o çok da uzak olmayan geçmişe selam gönderecektir. Güneşin son ışıkları
da Ege'nin lacivert sularına teslim olduğunda artık Gökçeada, sizin için de bir
anavatan olacaktır...

Gökçeada’ya giden herkesin uğramadan geçemediği Aydıncık
sahili sörfçülerin gözdesi...
|
|