Mest olmaya hazırsanız!
Kuledibi

Yazı/Text: ESMAHAN AYKOL
Fotoğraflar/Photos: UMUT KAÇAR-SİNAN ÇAKMAK
90’lardan sonra Kuledibi yepyeni bir dönüşüme tanıklık
etti: Şehrin kalbinde yaşamak isteyen ama ekonomik imkanları elvermeyen sanatçılar,
yazarlar, gençler, İstanbul seven ecnebiler burayı mekan tuttu. Şimdilerde İstanbul’un
belki de en heterojen mahallelerinden biri Galata.

Bankalar Caddesi’nden, Kamondo merdivenlerinden çıkıp,
Avusturya Lisesi’nin önünden geçerek yokuş yukarı tırmanmaya devam edenler,
kıvrılarak giden daracık Camekan Sokak’ta bulurlar kendilerini bir süre sonra.
İnsan, Galata Kulesi’ni hayatında ilk kez yakından görecekse, mutlaka, mutlaka
buradan görmelidir. Tam sokağın kıvrıldığı noktada başını kaldırıp bakmalı,
heyecandan yüreği ağzına gelmeli... Sonra Kule’yi uzun uzun seyretmeli,
oracıktaki apartmanlardan birinin mermer merdivenlerine oturarak
soluklanmalı...
Kule’nin olduğu meydana ulaşmanın tek yolu bu değildir
elbette. Şişhane tarafından, Neve Şalom Sinagogu’nun olduğu Büyük Hendek
Caddesi’nden yürünerek de; Beyoğlu istikametinden, bahçesinde Hüsnü Aşk’ın
yazarı Şeyh Galip’in türbesinin olduğu Galata Mevlevihanesi’nin önünden
geçilerek de (caddenin adı Galip Dede’dir) gelinir. Ama karşınıza nereden
çıkarsa çıksın, Kule, Camekan Sokak’tan göründüğü kadar heyecan verici
değildir. En azından bana öyle gelir.
Galata Kulesi’nin içi ise, dışı gibi soluğunu kesmez
insanın. Bir ‘soluksuz kalma’ durumu söz konusu olacaksa, ancak sinirden
olabilir. Mermer merdivenlerle çıkılan kapıdan içeri adım atıldığı anda,
hafakanlar basar. Kule’nin içindeki pavyonla lokanta arası ne idüğü belirsiz
yeri işletenler, gündüz vakti balkondan şehri seyretmeye gelen yerli
turistlerden 5 YTL., yabancılardan 10 YTL. alırlar. Ta 1967 senesinde lokanta
olarak kullanılmak üzere Kardeşler Ailesi’ne kiralanmıştır Kule, o günden beri
de Belediye’nin açtığı davalara rağmen, tahliyesi sağlanamamıştır.
1348’de inşa edilen o zamanın İsa Kulesi, Ceneviz
kolonisinin en kuzey ucundadır. Kulenin hemen karşısında o devirden kalma bir
sur kalıntısı vardır. Cenevizlilerin surların etrafına korunma amacıyla
çepeçevre kazdıkları hendeğin izleri ise bölgenin doğalın dışındaki engebeli
yapısında hala hissedilir. İşte o hendeğin içindeki Ceneviz Kahvesi’nde,
gözünüz yukarda, -dolayısıyla- Kule’de, bir çay içmeniz, hararetle tavsiye
edilir.
Osmanlı zamanında gündüzleri hemen yakınlardaki tersanede
çalıştırılan tutsakların tutulduğu hapishane olarak kullanılan Galata Kulesi,
daha sonra yüksekliği nedeniyle, yangın kulesine dönüştürüldü. 40 yıldan beri
de, artık malumunuz, lokanta olarak kullanılmaktadır.
O günlerden bugüne Kule pek az değişmiş olsa bile,
çevresindeki mahallelerin, binaların sakinleri hızla değişti. Cumhuriyet’ten
sonra, 1942’de çıkarılan ve diğer gayrimüslimlerle birlikte pek çok Yahudi’nin
mal varlığını yitirmesine neden olan Varlık Vergisi’nin ardından, yüzyıllardan
beri İstanbul’un Yahudi mahallelerinden biri olarak anılan Galata’nın çehresi
değişmeye başladı. Yüksek meblağlı bu vergiyi ödeyebilmek için varını yoğunu
satan –ve çok geçmeden soluğu yeni kurulan İsrail’de alan- Yahudilerin evlerine
Anadolu’dan gelen göçmenler yerleşti, eski mahallesinde kalan birkaç aile de
kısa zaman sonra, şehrin başka bölgelerine taşındılar. İstanbul’un bu kadim
Yahudi mahallesinde bugün, eski günlerin anısını yaşatan koşar et satan bir
kasap ve birkaç si-nagog vardır sadece.
Galata’da gözünüze çarpması kaçınılmaz olan, güzelim
binaların üstüne çıkılmış derme çatma kaçak katlar, İstanbul’da gecekondu
furyasının yaşandığı 60’lı, 70’li yılların kalıntısıdır. 90’lardan sonra ise,
bu mahalle yepyeni bir dönüşüme tanıklık etti: Şehrin kalbinde yaşamak isteyen
ama Nişantaşı, Cihangir gibi emlak fiyatlarının yüksek olduğu semtlerde konut
edinmeye ekonomik imkanları elvermeyen sanatçılar, yazarlar, gençler, İstanbul
seven ecnebiler burayı mekan tuttu. Şimdilerde, iki adım ötedeki Tophane’de
yaşayan Romanlarıyla, bıçkın delikanlıları ve Anadolu’nun dört köşesinden gelip
birkaç kuşaktır burada yaşayanlarıyla İstanbul’un belki de en heterojen
mahallelerinden biridir Galata.
Sakinlerin değişmesi ve dolayısıyla binaların el
değiştirmesine paralel olarak, semtte son yıllarda iyice hızlanan restorasyon
çalışmaları ile harabe haline gelmiş birçok bina da elden geçirilmeye başlandı.
Bunların başlıcası, elbette Serdar-ı Ekrem Sokağı’nın Galata Kulesi meydanına
yakın olan tarafındaki Kamondo Hanı’dır. Galata binalarına hakim olan İtalyan
tarzındaki en güzel bina olan Doğan Apartmanı da aynı sokakta, biraz daha
ilerdedir. Bunlar, Galata’da göreceklerinizin sadece küçücük bir kısmıdır. Mest
olmaya hazırlanarak gitmek gerek Galata’ya.
Kuledibi’nde var bir dedektif!

Esmahan Aykol, İstanbul polisiyesinin kült karakteri,
Galata’da yaşayan ve gene bu mahallede küçük bir kitabevinin sahibi olan amatör
detektif Kati Hirşel’in yaratıcısı. Alman faşizminden kaçarak İstanbul’a
sığınan bir bilim adamının kızı olan Kati, hayatının büyük bölümünü ve
çocukluğunu Türkiye’de geçirmiş bir Alman’dır. Serinin ilk iki kitabı Kitapçı
Dükkanı ve Kelepir Ev yurtdışında da büyük ilgi gördü beş dilde (Almanca,
Fransızca, İspanyolca, Macarca ve Yunanca) yayımlandı. Geçtiğimiz günlerde
piyasaya çıkan Şüpheli Bir Ölüm’de Kati Hirşel gene iz peşinde.