ÇEVREYİ KEŞFEDİN
Antalya
ve çevresi doğa severlerin keşfetmekle doyamayacakları zenginliklere sahip. Şelaleler,
parklar, kanyonlar derken yeşillikler arasından çıkan bir gizli koy ya da
yamaçların arasında saklı kalmış bir antik kent kalıntısı hayranlık uyandırıcı...
ŞELALELER
KURŞUNLU ŞELALESİ
Kurşunlu Şelalesi,
Antalya bölgesinin sahip olduğu irili-ufaklı pek çok piknik alanı ve şelale
arasında, bitki zenginliği yönünden en dikkati çeken doğaya sahip.
Kurşunlu Şelalesi
size Antalya bölgesindeki, diğer şelaleler kadar büyük ve şaşırtıcı
gelmeyebilir. Ancak bu küçük şelale etrafındaki piknik alanı ve şelaleden inen
suyun akıp gittiği küçük bir derenin kenarında yer alan yaya gezinti yolu,
bitki zenginliği yönünden önem taşıyor. Bu güzel ve ilginç şelaleye, hemen yanındaki
piknik alanının kuzeybatısında yer alan merdivenlerden inilerek ulaşılıyor. On
metre kadar yükseklikten düşen su, aşağıda küçük bir gölcük oluşturuyor. Bu
küçük gölün batı yönünde çevre düzeni çalışmaları sırasında restore edilmiş bir
su değirmeni mevcut. Mevsimine göre, etrafı sık yeşilliklerle sarılmış bu küçük
gölde, tatlı su kaplumbağaları, yengeçler ve balıklar yaşıyor. Gölden güneye
akan suyun oluşturduğu küçük derenin kıyısını izleyen gezinti yolu, sizi
bitkiler dünyasına götürüyor. Patika yol üzerindeki binlerce çeşit bitki etrafınızda
adeta bir duvar oluşturyor. Su üzerindeki başlarını sudan zarifçe çıkarmış
nilüfer çiçekleri ise adeta insanı büyülüyor.

ALTINBEŞİK
DÜDENİ
Dünyanın en
ilginç mağaralarından biri olan Altınbeşik Düdeni, Ürünlü Köyü sınırları
içerisinde yer alıyor. Altınbeşik Düdeni’ne ulaşmak için Antalya-Alanya yolunda
Manavgat’tan sonra kuzeydeki Akseki yönüne dönmek gerekiyor. Bu yolun 70
kilometresinden sonra İbradı’ya yöneliyorsunuz. İbradı ve Ürünlü Köyü arası 8 kilometre kadar. Ürünlü’den sonra yaklaşık 5 kilometrelik patika bir yolu yürüyüp Düden’e ulaşıyorsunuz.
İlk kez gelenlerin köyden bir rehber almaları ve mutlaka araziye uygun ayakkabı
giymeleri tavsiye ediliyor.
Toros Dağları’nın
altındaki bu ilginç yeraltı dünyasını gezmek için yanınıza özel malzemeler
almanız gerekiyor. Yer altında bulunan çok sayıdaki mağara ve gölden, göllerin
su seviyeleri farklı olduğu için aralarında çağlayanlar oluşturuyor. Mağaralarda
dev boyutlarda sarkıt ve dikitler var. Bu mağara ve göller milyonlarca yıllık
bir sürecin sonucu oluşmuş. Altınbeşik Düdeni mağaracılık meraklıları ve cesur
tırmanıcılar için eşi bulunmaz bir doğa harikası.

İskender Şelalesi de denilen Düden Şelalesi 20 metre yüksekten dökülen bir doğa cenneti.
DÜDEN
ŞELALESİ
Antalya bir
sular şehri. Özellikle tarlaların suya en çok ihtiyacı olduğu yaz ayları hariç,
falezlerden sular fışkırıyor.
Bunlardan en
ünlüsü de Düden Şelalesi. Düden şelalesi iki kez harikalar yaratıyor. Birincisi
Lara Plajı yolunda, Antalya’dan 8 kilometre uzaklıkta yer alıyor. Burada Düden Suyu büyük bir gürültü ile 50 metre yükseklikteki falezlerden denize
dökülüyor. Düden suyunun Antalya’nın 15 kilometre kadar kuzeyinde “Düdenbaşı Şelalesi” denilen diğer bir çağlayanı bulunuyor. Çağlayanın
arkasına doğru uzanan bir de mağara mevcut. Mağaranın oyuklarından, Düden Çağlayanı’nı
bambaşka algılıyor, günün yorgunluğunu atıyorsunuz.
PARKLAR
KÖPRÜLÜ KANYON

Selge antik kenti ve Bozburun Dağı da Milli Park sınırları içinde kalıyor. Oluk
Köprü ve Beşkonak ilçesi Köprüçay’da rafting yapanların nehre giriş yaptığı
yer.
Köprülü
Kanyon Milli Parkı, doğal güzellikler ortasında zengin bitki örtüsüne sahip bir
vadide yer alıyor. Kanyon, Köprü Irmağı boyunca 14 kilometre boyunca uzanıyor ve bazı yerlerde 400 metre derinliğe ulaşıyor. Roma devrinden kalma
Köprü Irmağı üzerindeki kanyonda yer alan Oluk Köprüsü ve Kocadere Deresi
üzerindeki Büğrüm Köprüsü antik dönemlerin mühendislik harikaları.
Kanyonu 27 metre yüksekten aşan ve kesme taştan bindirme tekniğiyle yapılan köprü, M.S. 2. yüzyıla
tarihlendiriliyor. Park, aynı zamanda kızılcam, karaçam, sedir, köknar, meşe çeşitleri
ve yabani zeytinlikler ile yaban hayatı açısından zengin bir bitki örtüsüne
sahip. Ön Asya’daki en büyük Akdeniz servi ormanı, Köprülü Kanyon Milli Park sınırları
içinde yer alıyor. Bu zengin doğal ortam, yaban hayatının gelişmesine de
olanak tanımış ve park, çok sayıda yabani hayvanın da barınağı olmuş. Parkın sınırları
içinde yaban keçisi, yaban domuzu, ayı, kurt, tavşan ve çeşitli kuş türleri
mevcut. Köprüçay’ın üst kısımlarında kırmızı benekli alabalık, diğer
bölümlerinde ise kefal türleri yaşıyor.

Köprülü Kanyon, doğal güzellikleri kadar zengin kültürel kaynaklara da sahip.
M.Ö 5.
yüzyılda kurulmuş antik Selge şehrinin tiyatrosu ve Artemis tapınakları, su
sarnıçları, su kemeri, Köprü ırmağı ve Kocaçay üzerindeki Oluk ve Büğrüm
Köprüleri görülmesi gereken tarihi kalıntılar arasında yer alıyor.
KÖPRÜÇAY’DA
RAFTİNG
Toros Dağları’ndan
doğarak doğa harikası kanyonlardan geçen Köprüçay, Serik’in güneyinden
Akdeniz’e dökülüyor.
İki tarafı
dik, çıkılması hemen hemen imkansız olan kanyonlardaki yeraltı suları ile
beslenen Köprüçay, Türkiye’nin en güzel doğal alanlarından birisini oluşturuyor.
Rafting yapanlar Oluk Köprü’nün yaklaşık 100 metre alt tarafında, suyun durgun olduğu ve nehrin cep yaptığı alandan başlayarak; özellikle
amatörlerin kürek çekme tekniğine uyum sağlamaları için akıntıya karşı yol
alarak Oluk Köprü’ye varıyor. Amatörler genellikle Oluk Köprü’den, profesyoneller
ise dilerlerse, başlangıç noktası yakınındaki çağlayandan veya Oluk Köprü’den
kanyona girip daha ileriden dönerek, parkura başlayabilir. Başlangıç noktasının
hemen altında yer alan çağlayandan sonra devam eden parkur 2-3 zorluk
derecesinde. Parkur boyunca sık sık karşılaşılan çağlayanların oluşturduğu
güzel peyzaj, parkura heyecan katıyor.
Yaklaşık 10 kilometre süren yolculuk sonrası Beşkonak’ın ilerisindeki beton köprüye ulaşılıyor.
Amatör
sporcular için parkurun beton köprüden hemen önce sonuçlandırılması öneriliyor.
Ancak profesyonel sporcular beton köprüden sonraki ilk kanyona girebiliyorlar. İkinci
kanyona kesinlikle girilmemeli. Bu kanyondan akarsu bazı kısımlarda kayaların
altında kayboluyor ve biraz ileride tekrar çıkıyor. Yaklaşık 3 kilometre süren birinci kanyonun bitiminde sol taraftan yürüyerek asfalt yola ulaşılabiliyor.

GÜLLÜK
DAĞI
Antalya’nın
kuzeyinde, Toroslar yamaçlarında yer alan Güllük Dağı Milli Park alanı,
Termessos antik kentini de içinde barındırıyor. Park, Antalya’ya 34 kilometre uzaklıkta. Güllük Dağı’nın sarp kayalıkları, duvarları 600 metreye kadar yükselen Mecine
Kanyonu gibi jeomorfolojik güzelliklerinin yanında, Akdeniz iklim tipinin bitki
topluluklarını sergileyen orman ve maki örtüsü ile dikkat çekiyor. Dağ keçisi,
alageyik ve şah kartal gibi nadir yaban hayvanı türlerini görebileceğiniz
parkta, halka açık piknik ve kamp alanları da bulunuyor. Nisan ve aralık ayları,
parkı ziyaret etmek için en uygun zamanlar.
BEYDAĞLARI

Antalya ile
Fethiye arasında bulunan “Likya Bölgesi”, tarihi ve turistik birçok değerlerinin
yanı sıra yöreyi tümüyle kaplayan ve kendi aralarında 4 bölüme ayrılan “Beydağları”
ile ünlü. En yüksek noktası 3070 metre ile “Kızlarsivrisi” olan Beydağları,
“Tahtalıdağlar”, “Bakırdağları”, “Merkezi Beydağları” ve “Güneybatı Bölümü
Beydağları” gibi alt katagorilere ayrılıyor. Bakırdağları adını, yaz ve bahar
aylarında güneş doğarken dağların yüzeyine vuran bakır kırmızısı güneş ışınlarından
alıyor. Antalya’nın kayak merkezi “Saklıkent”in de içinde bulunduğu Bakırdağları’nın
meşhur renklerini görmek isteyenler, özellikle Eylül ayında Saklıkent yolu
üzerindeki Trebenna antik kentinin mezarlıklarının olduğu “Manzara durağı” na
gelerek güneşin doğuşunu beklemeli. Kışın tur düzenleyen acenteler de burada mola
vererek, müşterilerine Bakırdağları’nı seyretme olanağı tanıyorlar.
Bakırdağları’na
ulaşabilmek için önce Saklıkent’e gitmek gerekiyor. Antalya’ya 55 kilometre mesafede olan Saklıkent’e ulaşabilmek içinse kışın özel araç kiralamak veya yaz aylarında
yöre köylülerinin yaylalara sefer düzenleyen minibüslerine binmek yeterli
olabilir.
KIZLAR SİVRİSİ

Antalya
Beydağları’nın en yüksek noktası.
En kolay ulaşım
Finike-Elmalı karayolu üzerinden bir toprak yolla sağa ayrılan Çamkuyusu Orman İşletmesinin
kulübelerinin bulunduğu alana ulaşarak sağlanıyor. Yöre, dağcılar ve doğaseverlere
sonsuz olanaklar sağlıyor. Dağın her tarafında yaylalar var. Kimi zaman
yörüklere de rastlayabilirsiniz. Özellikle dağın kuzeydoğusunda kalan Kırkpınar
yaylası görülmeye değer güzellikte. Yöreyi gezmeye giden doğaseverlerin
unutmaması gereken konu, özellikle yaz aylarında bölgenin su kaynaklarının çok
kısıtlı olduğu. Bu yüzden kamplar ancak su kaynaklarının olduğu yerlerde
kurulabiliyor.
ALAKIR VADİSİ

Antalya Bakırdağı
eteklerinden başlayıp Kumluca'ya kadar uzanan dev bir vadi sistemi.
En eski
Antalya-Kumluca karayolu bu vadiden geçiyor. Vadinin en üst noktası olan Beydağı
yaylası, özellikle ilkbaharda gerçek bir çiçek bahçesi görünümünde...
Vadiye hayat
veren de yine bu yayladan doğan Alakır çayı. Vadideki en büyük yerleşimler ise
Cumapazarı ve Gödene (Altınyaka) köyleri. Üst tarafları sonsuz çayırlar ve sayısız
yayla ile kaplı, alt tarafı ise sık ormanlarla örülü bu vadi Antalya'nın diğer
bir yüzü. Cumapazarı köyü, ağaç oymacılığı ve keçi boynuzu saplı bıçaklarıyla
ünlü. Bunları üreten hala birkaç usta var... Vadi, aynı zamanda turizm
acentalarının en fazla 4x4 turları düzenlediği yer.

BELEK-AKSU
Yüzmeyi,
güneşlenmeyi ve golf sporunu sevenler için Antalya’nın 40 kilometre uzağındaki modern tatil merkezi Belek, kusursuz olanaklar sunuyor. Planlı yerleşim
gösteren turizm yatırımları Belek’in modern bir tatil merkezi haline gelmesini
sağlamış. Ekim ayı başı ve mayıs sonuna dek yüksek sezon yaşayan golf tesisleri
Belek’te çok popüler. Sadece bir sahada günde 250-300 kişinin golf yaptığına
tanık olunan Belek’te golfcülerin yüzde 98’ini başta İskandinav ülkeleri ve
Almanya’dan gelen turistler oluşturuyor.
Belek yakınlarında
yer alan Aksu, yeşillikler içinde eşsiz kumsalları ile çok özel bir kıyı şeridi.
Aksu sahil şeridinde yer alan uluslararası standarttaki otel ve tatil köyleri
ile yeni turizm cennetlerimizden biri.

SERİK
Serik kenti
M.S. 2. yüzyılda Bergama Krallığı’na bağlı olarak bugünkü Yanköy yakınlarında
bulunan “Sillion” da (Koçhisar Tepesi) ve Belkıs Köyünde (Aspendos) olmak üzere
iki yerde kurulmuş. Yerleşim bölgelerinin çok aralıklı olması yüzünden önceleri
“Seyrek” adı ile anılsa da, 1950 yıllarına doğru “Serik” adını almış.