TARİH VE KÜLTÜR
Hitit
döneminde Anzarva Toprakları adıyla anılan bölge daha sonra Pamfilya olarak
isimlendirilmiş ve Truva-Troya Savaşı’nın ardından Akha Klanı’nın yurdu haline
gelmiş.
Sırasıyla Lidya, Pers, Bergama, Roma, Bizans ve Selçuklu devletlerinin hüküm
sürdüğü kent ve çevresi, en son Osmanlı topraklarına katılarak bugünkü kimliğinin
ilk adımlarını atmış.
KALEİÇİ
Bugün
Antalya’nın “tarihi çekirdek kenti” olan ve “Kaleiçi” adıyla tanınan semti,
büyük bir kısmı yıkılmış ve yok olmuş iki surla çevrili. İç sur, yarım daire şeklinde
yat limanını kuşatıyor.
M.S. 4 yüzyıla
kadar uzanan Helenistik devirden sonra Antalya’nın, 10. yüzyıl Bizans-Seçuklu
dönemini yaşadığı biliniyor. Daha sonraki yüzyıllarda (14. ve 15. yüzyıllar) sırasıyla
Hamitoğulları, Tekeoğulları beylikleri ve Osmanlı egemenliğine girmiş. 1670 yıllarında
kenti gezen Evliya Çelebi, üç tarafı bahçelerle çevrili şehrin kale içinde dar
sokaklı ve üç bin evli dört mahalle bulunduğunu; limanın 200 parça gemi alacak
genişlikte olduğunu ve çarşının surlar dışında yer aldığını yazmış. Bugün
Kaleiçi olarak anılan 42 hektarlık bölgedeki sokak ve evler orijinalleri gibi
korunarak eğlence merkezine dönüştürülmüş. Kaleiçi restoranları, kafeleri,
barları, konaklama tesisleri, dükkanları, çarşıları ve marinasıyla turistlerin
olduğu kadar yerli halkın da en önemli uğrak yerlerinden biri.
Dar sokakları,
cumbalı evleri ve yüzyıllardır barındırdığı eserleri ile tarihin bir aynası sayılıyor.
Aynı sokakta Roma ve Osmanlı izlerinin ikisine birden rastlayabilirsiniz.
Evlerin avlularında, güzelim çiçek kokularıyla birlikte, gelenek ve görenekleri
de algılayabilirsiniz. Kaleiçi dünyadaki nadir antik kentlerden biri, belki de
en ilginci. Kaleiçi, insanda öyle bir duygu uyandırıyor ki sınırları dışına çıkmayı
pek istemiyorsunuz, burası her şeyi ile sizi alıp götürüyor. Kaleiçi’ndeki her
sokak ve ev görülmeye değer.

KESİK
MİNARE (KORKUT CAMİ-İ KEBİR)
Selçuklu
Devri eseri olan cami, M.S. 5 yüzyılda Bizanslılar tarafından Meryem Ana adına
Panagelia Kilisesi olarak inşa edilmiş ve II. Bayezıt zamanında Şehzade Korkut
tarafından camiye dönüştürülmüş. Bunun için Korkut Camii veya Cami-i Kebir adı
ile de anılıyor. 1851 yılında bir yangında zarar gören cami yıkıldığı için
Kesik Minare adını almış.

Kesik Minare Camii, aynı yapı içinde antik Bizans ve Selçuklu yapı unsurlarını
birarada sunma yönünde sıradışı bir örnek.
YİVLİ MİNARE (ALAADDİN CAMİ)
Selçuklu
Sultanı Alaaddin Keykubad’ın 1230 yılında kiliseden camiye dönüştürdüğü
Alaaddin Camii’nin minaresi olan Yivli Minare, Antalya şehir merkezinde yer alıyor.
İlk bakışta
göze çarpan bir anıt gibi yükselen Yivli Minare, kentin simgesi olarak kabul
ediliyor. Gövdesi tuğladan dilimli ve 8 adet yarım silindirik biçiminde yapılmış.
Kalın gövdesi, bu yivler sayesinde estetik bir yapıya bürünmüş. Tabanın her
yönünde firuze ve lacivert renkli Allah ve Muhammed yazıları yer alıyor.

90 merdivenle çıkılan Yivli Minare, 38 m. yüksekliğinde.
SUNA-İNAN
KIRAÇ KALEİÇİ MÜZESİ
Suna-İnan Kıraç
Kaleiçi Müzesi, Antalya Kaleiçi’nde korunması gerekli kültür varlığı olarak
tescillenen iki binada yer alıyor. Suna ve İnan Kıraç tarafından harap
durumdayken alınan ve 1993-1995 yılları arasında onarılan bu yapılardan ilki,
geç döneme ait geleneksel dış sofalı Türk Evi’nin iki katlı tipik bir örneği.
Yapılardan biri 19. yüzyılın ikinci yarısı Kaleiçi yaşamından kesitlerin özel
efeklerle birlikte sunulduğu Etnografya Müzesi olarak düzenlenmiş. Odalarda
kahve ikramı, damat traşı ve kına gecesi gibi farklı Anadolu gelenekleri
canlandırılmış. Müze bahçesindeki ikinci bina ise, Aya Yorgi (Agios Georgios)
adına inşa edildiği bilinen bir Ortodosk Kilisesi. Bir sergi mekanı olarak
düzenlenen kilisede Suna-İnan Kıraç koleksiyonuna ait kültür ve sanat eserleri
sergileniyor, konserler ve kültürel etkinlikler düzenleniyor.
Tel: 0242
243 42 74.
HADRİANUS KAPISI
Zamanımıza
kadar yanlarındaki iki kule ile sağlam kalan tek kapı. Üçkapılar veya diğer adı
ile Hadrianus Kapısı, Pamphylia’nın en güzel kapısı. M.S. 130 yılında imparator
Hadrianus’un Antalya’ya gelişi onuruna yapılan kapı, sütunları hariç, tamamen
beyaz mermerden yapılmış. Oyma ve kabartmalar görülmeye değer.

ANTALYA MÜZESİ
Antalya
Müzesi, Türkiye’nin en önemli müzelerinden. Avrupa Konseyi tarafından 1988 yılında
“Yılın Müzesi Jüri Özel Ödülü” ile de onurlandırılan müzede Side, Perge, Karataş-Semahöyük
ile Elmalı-Bayındır tümülüslerinin kalıntıları sergileniyor. Müze; doğa tarihi
ve prehistorya, Frig çağı eserleri, tanrılar, küçük eserler ve sualtı
buluntuları ile imparatorlar, lahitler, mozaik, sikkeler, ikonalar ve
Etnografya salonları ile tarih meraklılarına gerçek bir hazine sunuyor. Müzeyi,
her gün 09.00-18.00 arasında gezebilirsiniz.
Tel:0242 238
56 88-89

Kaleiçi’nde aslına uygun olarak restore edilen evler eğlence yerleri, pansiyon,
hediyelik eşya satan dükkan ve antikacı olarak hizmet veriyor.
ESKİ ANTALYA EVLERİ
Yazların çok
sıcak ve kışların ılık geçtiği Antalya’da evlerin yapımında soğuktan çok, güneşi
önlemeye ve serinlik sağlamaya önem verilmiş. Kaleiçi’ni anlamak için önce
evlerden başlamak gerekiyor. Evler, sahiplerinin ekonomik güçleri ve kullanılış
amaçlarına göre farlılık gösteriyor. Yine de pek çok ortak özellikleri
bulunuyor. Genellikle yığma taştan ve ağaç bağlantılı olarak yapılan evlerin
hepsinde bir sokak cephesi ve arka bahçe bulunuyor. Üst katlarda ev ve sokak
mimarisine uygun olarak yapılan ve “cumba” denilen çıkmalar yer alıyor. Bu çıkmalar
ağaç süslemelerle bezeli. Evlerin merkezini, zemin katta, bahçeye açılan ve taş
zeminli “taşlık”lar oluşturuyor. Bu taşlıklarda genellikle ağaçtan dinlenme
kanepeleri var. Taşlıklardan zemin kattaki odalara geçilebildiği gibi, bir
merdivenle de üst kata ulaşılıyor. Zemin kat evin daha çok hizmet bölümü. Depo,
mutfak gibi odalar burada yer alıyor. Üst katlar yaşamaya ayrılmış. Buradaki
odalarının pencereleri daha büyük olduğundan oldukça aydınlık. Odalarda çoğunlukla
üst üste iki sıra pencere var. Üst pencereler camsız ve ağaç kafeslerden oluşuyor.
Alt pencereler ise açılıp kapanabilir türden. Cumbaların üst pencerelerinde
küçük boyutta ve genellikle renkli camlar bulunuyor.
PERGE
Perge,
Antalya’nın 18 kilometre doğusunda, Aksu bucağının sınırları içinde yer alıyor.
Kilikya - Pisidya ticaret yolu üzerinde bulunması, kenti önemli bir Pamfilya
(Pamphylia) şehri yapmış.
Deniz kıyısında
bulunmadığı için korsanların yağma ve baskılarından uzak kalan Perge, bu
nedenle gelişmesini kesintisiz sürdürebilmiş ender kentlerden biri.
Şehrin
kuruluşu diğer Pamfilya şehirleriyle aynı zamana rastlıyor. (M.Ö. 7 yüzyıl) Ana
tanrıçası Perge Artemisi olan Perge, Hristiyanlar için önemli bir kent. Aziz
Paulos ve Barnabas, Perge’ye gelen ünlü isimler arasında yer alıyor. Magna
Plancia gibi zenginlerin Perge’ye önemli anıtlar kazandırdığı biliniyor.
Strabon’a göre, kent dışında ünlü Artemis Tapınağı bulunuyordu. Perge yazıtlarında
adı geçen; Perge sikkeleri üzerinde resmi bulunan bu tapınağın yerini tespit
etmek henüz mümkün olmamış. Strabon tapınağın, kentin ana caddesi üzerinde yer
alan üç kabartmalı sütunun doğu tarafında olması gerektiği görüşünde. Perge’de
ayrıca nekropol, surlar, gymnasium, hamam ve anıtsal çeşme gibi tarihi yapılar
da yer alıyor.

Hititler tarafından kurulan Perge, iki yüksek kulesi, şehir kapısı, bir
zamanlar mozaikle kaplı olan ve agorayı çevreleyen sütunlu uzun yolu ve
hamamları ile ünlü.
TİYATRO
Perge’ye
girişte ilk göze çarpan yapı, arkasındaki tepenin yüksekliğinden faydalanılarak
yapılan 12 bin kişilik tiyatro. Greko-Roman sınıfına giren tiyatroda orkestra kısmının
korkuluklarla çevrilmiş olması, burada gladyatör oyunlarının da yapıldığını
gösteriyor. Fakat Perge Tiyatrosu’nun en ilginç bölümü sahne binası. Beş kapı
ile kulise açılan sahne binasının yüzünde tablolar halinde şarap tanrısı
Dionysos’un hayatını anlatan rölyefler bulunuyor. Sahne binası cavea, orkestra
ve scene olmak üzere üç ana bölümden oluşuyor.

12.000 kişilik Perge Tiyatrosu M.S 2. yüzyılla tarihlendiriliyor.

AGORA
Agora,
şehrin ticari ve politik merkezi sayılır. Ortadaki avlunun etrafındaki
dükkanların bazılarında, tabanın mozaiklerle kaplandığı görülür. Meydanın
ortasında 13.40 metre çapında yuvarlak bir yapısı bulunan agora, 76 x 76 metre boyutlarından oluşuyor.

SÜTUNLU CADDE
Akropol
eteğinde nympheum (anıtsal çeşme) arasında yer alıyor. Ortasındaki 2 metre genişliğindeki bir su kanalı caddeyi ikiye ayırıyor.
STADYUM
Boyutları
34x34 metrelik tonozlar üzerinde on üç oturma sırası bulunan stadyumda doğu ve
batı tarafında otuzar, kuzeyde ise on tonoz yer alıyor.
SILLION
Perge’ nin
kuzeydoğusunda, denizden 12 kilometre içerde, yayvan biçimli yalçın ve yüksek
bir tepe üzerinde kurulu.
M.Ö. 4
yüzyılda kurulan ve Bizans döneminde piskoposluk merkezi olan kent, Selçuklu
devrinde de varlığını sürdürmüş. Tepenin hafif eğimli batı yönü Helenistik
çağlardan kalma surlarla çevrili. Bu surları kuleler, kapılar ve kente çıkılan
yollar tamamlıyor. Kentin kapısı tepenin batı yanındaki surlar üzerinde. Tepeye
çıkıldığında kuzeybatı yönündeki evler, sokaklar ve batıda Bizans kilisesi ile
sarnıç görünüyor.

TARİHÇE
Perge
Artemisi Kültü ile antik dünyanın dört bir tarafından ziyaret edilen, tanrıya
seçkin hediyeler sunulan, kutsal ve zengin bir kent konumundaymış.
Son
araştırmalar, bu kentin en geç M.Ö. 2000 yıllarında yerleşime açıldığını
gösteriyor. Perge’nin Greklerce klonize edilmesi M.Ö. 7. yüzyılın başında, önce
Rodos’a sonra da Anadolu’ya geçen Argoslular tarafından gerçekleşmiş. Kentin
akropolisi’nin yanından geçen Kestros (Aksu) nehri, taşıtların işlemesine
elverişli olması ile Perge’ye aynı zamanda bir liman kenti olma avantajı
sağlamış. Büyük bir kıyı yolu, Side’den başlayıp Perge ve Antalya üzerinden
geçerek batıya Efes’e kadar uzanıyor. Yerli Anadolu dilinden gelen kentin adı,
Grekçe değil. Kentin ismine ilk kez M.Ö. 334’te, Büyük İskender’in buradan
geçtiği sırada rastlanıyor.
ASPENDOS
Aspendos,
Serik ilçesinin 8 kilometre doğusunda Köprü Çayı’nın dağlık bölgeden düzlüğe
ulaştığı yerde, biri büyük, diğeri küçük iki tepe üzerine kurulmuş zengin
Pamfilya şehirlerinden biri.
Aspendos’un
ilk adı, sikkeler üzerinde de görüleceği gibi “Estvadiys”. Antik dünyada en
güçlü para Aspendos sikkesi idi. M.Ö. 7. yüzyıl başlarında kurulan şehir,
Perslerin, Attik Delos deniz birliğinin, Büyük İskender’in, Bizans, Selçuklu ve
Osmanlıların egemenliklerini tanımış. Evrimedon Çayı ağzındaki konumu ile
önemli bir liman ve ticaret kenti olarak ünlenen Aspendos’ta, mısır, gül ağacından
yapılmış süs eşyaları, şarap, tuz ve at ticareti yapılmış. Kent ayrıca antik
dünyanın en iyi atlarını yetiştirmesi ile de ünlü.
Aspendos’taki
eserler, “aşağı kent yapıları” ve “yukarı kent yapıları” olarak ikiye ayrılıyor.
Yukarı kent yapıları arasında agora, bazilika toplantı yapısı, nymphaeum ve
eksedra yer alıyor. Aşağı kent yapıları ise tiyatro, stadyum, hamamlar, su
kemeri, tapınak ve nekropollerden oluşuyor.

TİYATRO
Aspendos’u
sanat merkezi yapan yapıtların başında tiyatro geliyor. Aspendos Tiyatrosu,
antik dünyadan günümüze gelebilmiş en sağlam örnekleri arasında. Küçük bir
tepenin yamacına kurulmuş olan 15 bin kişilik tiyatronun mimarı, Aspendoslu
Thedoros’un oğlu Zenon. En önemli özelliği muhteşem bir akustiğe sahip olması.
Tiyatronun cavea bölümü yarım daire planlı olup, geniş bir diazoma ile ikiye
ayrılıyor. Orkestradan itibaren yükselen oturma sıralarının ilki senatör, yargıç
ve yabancı elçilere; ikincisi kentin ileri gelenlerine ait. Kadınlar genellikle
üst sıralarda, galerinin altındaki bölümde otururlarmış. Geri kalan bölümler
kentin tüm vatandaşlarına açık. Sahne, tiyatronun en çarpıcı bölümü. Orkestra
düzeyindeki küçük kapılar vahşi hayvanların kapatıldığı dehlizlere ait. Üst
kattaki sütunlu cephe mimarisinin tam ortasına üçgen bir alınlık içinde
tiyatroların kurucusu ve koruyucusu olan şarap tanrısı Dionysos’un kabartması işlenmiş.
ASPENDOS
TİYATROSU VE İKİ EFSANE
Aspendos
kenti kralının Belkıs isminde, güzelliği dünyaya nam salan bir kızı varmış.
Uzak ve yakın ülkelerden sayısız önemli kişiler bu kızla evlenmek için kralın
kapısını çalmışlar.
Kral
sonunda, kızının taliplileri arasında bir yarışma düzenlemiş. Bu yarışmaya göre
Aspendos kenti için en güzel ve faydalı eseri kim yaparsa, kralın kızı ile
evlenecekmiş. Sanatçılar, şairler ve filozoflar, kendi becerilerine göre, birer
eser meydana getirmiş. Bir mimar, yıkıntıları hala görülen su kemerlerini yapmış.
Kral bu eserin parlaklığı ve kente vereceği fayda karşısında hayranlığını
bildirmiş. Daha sonra en son yarışmaya katılanlardan birinin yaptığı tiyatroyu
görmeye gitmiş. Önce kral locasını gezmiş, sonra revaklı galerilerin bulunduğu
en üst kısma çıkarak etrafı incelemeye başlamış. Bu arada kulağına şu sesler
çalınmış. “Kral kızı benim olmalı, kral kızı benim olmalı...” Kral, yanı başında
söylenmiş gibi kuvvetle duyulan bu sözlerin sahibini araştırmış. Bir de bakmış
ki, galeriye bir hayli uzak olan sahnede bir genç, yalnız başına dolaşarak
kendi kendine konuşuyor. Gencin ağzından fısıltı halinde çıkan bu sözler
mükemmel akustik sayesinde büyüyüp kralın kulağına ulaşıyormuş. Kral buna
hayret etmekten kendini alamamış ve kararını vermiş. “Kızımı bu gence vereceğim.”
Kralın kararından
sonra hemen düğün hazırlıklarına başlanmış. Kısa zamanda her şey tamamlanmış ve
iki genç gösterişli bir törenle evlenmişler.
Aspendos’taki
tiyatroda bulunan bir taş üzerinde yer alan, Belkıs’ın ikiye bölünmüş mermer
portresi ise başka bir rivayeti doğrular. Bu rivayete göre kral bu iki muhteşem
eser karşısında ne yapacağını şaşırarak hak geçmesin diye kızını iki parçaya
bölüp; iki mimara taksim etmiş.

SELGE
Selge,
Zerk (Altınkaya) köyünün içinde yer alıyor. Aspendos’tan 15 kilometre sonra Side yönünde ilerleyince sola, Beşkonak yoluna saparsanız, 40 kilometre kadar ilerde bin metreye kadar uzanan biraz yorucu, fakat oldukça güzel bir doğal yapıya
sahip olan Strabon’nun Pisidya kentlerinin en önemlilerinden biri olarak
gösterdiği Selge’ye ulaşırsınız. Tarih tutkunlarıyla Side, Manavgat ve Belek
bölgesinden safari turuna çıkan turistlerin başlıca uğrak yerlerinden olan
Selge’nin tarihi oldukça renkli. Selge’nin önce Kalchas tarafından kurulduğu ve
daha sonraları Ispartalılar tarafından iskan edildiği ileri sürülüyor. Kalıntıları
Zerk köyünün çevresinde geniş bir alana yayılmış. Kentin bugünkü kalıntıları
arasında en iyi korunmuş olan yapının tiyatro olduğu görülüyor. Tiyatronun
hemen yanında çok harap durumda olan stadyum yer alıyor. Kent surları, tapınaklar,
su yolu ve mezarlar görülecek eserler arasında. Zemini taş bloklarla döşeli
olan kuzey ve doğu tarafın binalarla çevrili büyükçe bir meydanının, kentin
Agorası olduğu düşünülüyor. Sarnıç, süslü mezar anıtları yanında, batıdaki Zeus
ve Artemis mabedi kalıntıları, araştırılmayı bekliyor. Selge kalıntılarının
ilginç bir diğer özelliği de antik kentin içinde hala duran su kaynakları.
Özellikle Aladana tepesinin eteklerindeki pınarlar bugün bile kullanılıyor.

Selge tiyatrosu, antik kentin en iyi korunmuş kalıntılarından biri. Altta 30,
yukarıda ise 15 oturma kademesi bulunan seyirci bölümünü, geniş bir gezi yeri
(diazoma) ikiye böler. Bu gezi yerine boydan boya tek bir taştan dizilmiş
koltuklar sıralanmış. Sahne binası üç kapılı ve iki katlı.
TERMESSOS
Termessos
Antalya’ya 34 kilometre mesafedeki bir doğal park olan Güllük Dağı içerisinde
ve 1050 metre yükseklikte bir plato üzerinde yer alıyor.
Termessos
Anadolu’nun içlerinden gelen Solymler tarafından kurulmuş. Önemli kalıntılardan
olan 4 bin 200 kişi kapasiteli tiyatro, İmparator Augustus tarafından M.S. 1.
yüzyılın hemen başlarında yaptırılmış. Üstü örtülü meclis toplantı binası olan
Odeon’un 600 kişilik oturma yeri bulunuyor. Birbirine bağlı beş sarnıçtan
oluşan yer altı sarnıcı, su depolamak ve zeytinyağı saklamak için kullanılmış.
Agora,
kahramanlık anıtı Hereon, Korint düzenli tapınak, Zeus Solymeus Tapınağı, Küçük
ve Büyük Artemis Tapınakları, Gymnasium, gözetleme kuleleri diğer önemli
kalıntılar.

ARIASSOS
Antalya-Burdur
karayolunun yaklaşık 48’inci kilometresinde, dağa gelmeden önce sola dönerek 1 kilometre ilerlerseniz, Ariassos’a ulaşabilirsiniz. Antik bir dağ kenti olan Ariassos çevreye
egemen bir vadide kurulu. Giriş kapısı, hamamları, kaya mezarları ve mezar
anıtları da özellikle görülmeye değer.


Termessos kentinde Agora’nın hemen güneyinde yer alan 4200 kişilik
tiyatronun cephesinde 5 kapı yer alır. Sahne binasının zengin mimari süslerine
ait parçalar yıkıntılar arasına dağılmış durumda.