26 Mayıs 2012 Cumartesi
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Antik Çağın “Rüzgarlı Burnu” Anemurium ANAMUR

 


Anemurium, etrafı dağlarla çevrili Sultansuyu ve Dragon çaylarının suladığı bir ovada M.Ö 4. yüzyılda kurulmuş Akdeniz kolonizasyonuna ait bir liman kenti.

Anamur - Gazipaşa karayolunun 4. km.’den deniz yönüne ayrılan 2 km. lik bir yol, Anemurium antik kentine ulaşır.

Geçmişi antik çağlara kadar uzanan Anamur İlçesi’nin adı Latince “Rüzgarlı Burun” anlamına gelen “Anemorium” kelimesinden geliyor. Bilinen tarihe göre kent Finikeliler, Asurlular’ın, daha sonra İranlılar’ın, sonra da Romalılar’ın eline geçmiş. Romalılar’dan Bizanslılara geçen Anamur, Bizanslılar zamanında yeniden inşa edilmiş. Selçuklu hükümdarı Alaaddin Keykubat, Ertokuş Bey’i kıyı şehirlerini alması için görevlendirmiş, o da 1228’de Anamur’u ele geçirmiş. Daha sonra Karamanoğulları’nın idaresine geçen Anamur, Osmanlı İmparatorluğu’na katılmış.

ANEMURIUM ANTİK KENTİ

Ören yerinde ayakta kalan yapıların çoğunluğu M.S. 1. yüzyıl sonrasına tarihlendiriliyor. Özellikle geç dönemlere ait kilise, su kemerleri, tiyatro, odeon, palaestra, hamamlar, kiliseler ve kentin dağa doğru yamacını kaplayan alanda ise sayıları 350’ye varan beşik tonozlu, iki katlı benzeri örnekleri Anadolu’da bulunmayan yöreye özgü mezarlar yer alıyor. Anamur burnunun kuzeydoğu yakasında, ortalama 250 m genişliğinde, güneyden kuzeye doğru uzanan 1700 m uzunluğundaki eğimli bir arazi şeridi üzerinde, nekropolü olmayan Roma -Bizans kenti bulunuyor. Roma dönemine ait küçük kent merkezi, güneydeki burun ucundan başlayarak 8 m yüksekliğinde iç kuleleri (M. S. 1. yüzyıl ) de içini alan eğimli bir duvarla son buluyor.

BİZANSIN ALTIN FİGÜRLERİ



Anamur Müzesi’nde etnografik ve arkeolojik eserler bölümü, kütüphane, fotoğrafhane, laboratuar, konservasyon ve sanat galerisi gibi üniteler bulunuyor. Arkeolojik bölümde ise Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait eserler sergileniyor. Bozyazı’daki kazıda bulunan kabartma motifli altın diadem; Anamur nekropolünde bulunan 36 parça ajurlu Bizans yapısı altın objeler, bronz athena, kantar ağırlığı, müzenin önemli eserleri arasında yer alıyor. Anamur kazılarında çıkartılan ve çoğu mitolojik sahneleri içeren bitki ve geometrik desenli insan figürlü zengin mozaik örnekleri ile M.Ö. 6. yüzyıla ait ve Aydıncık’ta bulunan, kırmızı ve siyah figür tekniğinin en güzel uygulamaları olan Lekitoslar ilginç.

Helenestik, Roma ve Bizans dönemlerine ait taş kitabe, mil taşları, taş pişmiş topraktan heykeller ve kabartmalar, Anamur kazılarında bulunan insan yüzlü kandil örnekleri, taşın bir dantel gibi işlendiği bitkisel süs ve hayvan figürlü taş işleme örnekleri de müzede sergileniyor.

Etnografi bölümünde, geleneksel sanatların örnekleri, yörük eşyaları ve “Post Yanışlı” kilim türleri, zengin bir koleksiyon oluşturuyor.

 



RENK VE KOKU CENNETİ

Anamur, tarihi eserlerinin yanısıra bitki türleriyle de ilgi çekici. Doğanın yeşil rengini, narenciye bahçeleri, maki türleri, sandal, yabani zeytin, sığla ağacı, menengiç, erguvan, kızılcık, ardıç ağaçları sağlıyor. Bu arada (mevsimine göre) nergis, sümbül, gelincik, kekik, lale gibi bitkilerin kokusuyla da mest olabilirsiniz.

MAMURE KALESİ

Mamure Kalesi, Anamur’un yaklaşık 7 km. güney doğusunda, Anamur - Bozyazı karayolunun kıyıyla buluştuğu yerde bulunuyor. Kale ilk olarak M.S. 3. veya 4. yüzyılda yapılmış, sonraları Bizanslılar ve Haçlılar tarafından genişletilmiş. Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından 1221 yılında ele geçirilerek yıkılmış ve yerine bugünkü kale yapılmış. Daha sonra, Karamanoğulları ve Osmanlılar’ın eline geçmiş.

3 avlulu kale bir hendekle çevrili ve 36 kuleden oluşuyor. Batı avlusunda halen ibadete açık, onarım görmüş tek minareli tarihi bir cami bulunuyor. Kalenin karşısında karayolu üzerinde yıkık bir de hamam yer alıyor.

İki bölümden oluşan kalede iç içe iki sur ve surlar üzerinde kaleyi bütünüyle dolaşan ve bir taraftan bir tarafa geçişi sağlayan burçlar arasında bir yol bulunuyor. 39 kule bu yol üzerinde yer alıyor.

Günümüze kadar sayısız onarım görmüş ve bu sayede günümüze dek ayakta kalmayı başarmış. Kale, Kıbrıs’tan gelen Ermeniler’in de yerleşim merkezi olmuş, hatta burada Ermeni İmparatorluğu adı altında bir prenslik bile kurmuşlar. Ancak bu prensliğin varlığı uzun sürmemiş. Selçuklular’dan sonra Osmanlı’ların eline geçen Mamure Kalesi, daha sonra Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne geçmiş.

KÖŞEKBÜKÜ MAĞARASI

Anamur’dan yaklaşık 9 km uzaklıkta Ovabaşı köyünde bulunan ve içinde dikit ve sarkıtların yer aldığı bu mağara, yöre halkına göre astım hastalarına ve çocuğu olmayan kadınlara iyi geliyor.

ÇUKURPINAR MAĞARASI (DÜDENİ)

Anamur’a 46 km uzaklıkta, 1880 m yükseklikte Taşeli platosundaki Sugözü köyü yakınında Çukurpınar Yaylası’nda yer alıyor. 1990 yılında bulunan ve Türkiye’nin en büyük mağarası olduğu söylenen bu mağaranın tahmin edilenden daha büyük olabileceği düşünülüyor. Son araştırmalarda, mağaranın ancak 1200 metre derinliklerine inilebilmiş. Mağaracılar tarafından yapılan araştırmalar halen sürmekte. Çukurpınar Mağarası dünyanın ikinci büyük mağarası konumunda bulunuyor.

PULLU MİLLİ PARKI

Dinlence yeri olan park, deniz, orman ve yaban hayatının buluştuğu bir doğa harikası. Caretta caretta kaplumbağalarının yumurtalarını bıraktığı bir kaç kumsaldan biri olarak biliniyor. Bu sebeple doğa bilimcileri ve çevre korumacılarının yoğun ilgisiyle karşı karşıya.

ALAKÖPRÜ

Anamur-Sinop Atatürk yolunun geçtiği köprü Anamur’dan 16 km uzaklıkta, Dragon çayı üzerinde yer alıyor. Karamanoğulları tarafından 1230 yılında yapılmış. Ana kemerin yapısı çok önemli bir işçilik ve sağlam traverten malzeme ile başlı başına bir özellik ve değer ifade ediyor. Sağlam kaya zemine oturtulan temelleri ve sade profilasyonla oluşturulan taşıyıcı ve takviye kemeri, köprünün en sağlam ve değerli öğesi.

ÇOBAN KALESİ

Anamur-Antalya karayolunun 15 km’sinde bulunan Çamlıpınar köyünün içinden geçerek yolun sonunda deniz kenarına hakim bir tepe üzerindeki Çoban Kalesi kalıntılarına ulaşabilirsiniz. Yapıya, kuzeyde bulunan 1.70 m genişliğindeki taç kapıdan giriliyor. Kalenin tam ortasında bulunan geniş avlu, işlevleri değişik çok sayıda oda ile çevrelenmiş. Mekanların iç yüzeyleri sıvalı olup, dışarıya savunma amaçlı mazgal delikleriyle açılıyor. Bir Osmanlı derebeyine ait olduğu düşünülen yapının 16 veya 17 yüzyılda inşa edildiği sanılıyor.

BOZYAZI

Antik çağda Nagidos adıyla anılan Bozyazı, bölgenin en eski kentlerinden biri. Toros Dağları’nın eteklerinde verimli bir ovanın üzerinde yer alıyor. Samoslular tarafından kolonize edilen kent M.Ö. 5 yüzyılda Pers egemenliği altına girmiş. Şimdi bir yolla karaya bağlanmış olan Nagidus adacığı bu antik kentin bir parçasıydı. Helenistik Çağ’da, Mısır’daki Ptolemaioslar’ın etkisi altına girmiş, ardından gelen korsan baskıları kentin zayıflamasına yol açmıştı. Orta Çağa gelindiğinde ise, yerleşimin sadece Bozyazı Adası üzerinde yoğunlaştığı anlaşılıyor. Bir tepe üzerindeki antik kentte tarihi kalıntılar hala görülebiliyor. İçel’in en büyük ve en modern balıkçı barınağı burada.Turfanda sebzecilik ve seracılık çok gelişmiş. 1988 yılında ilçe ilan edilmiş.

SOFTA KALESİ

İlçenin 10 km doğusunda, Mersin yolu üzerinde “Fidik” denilen tepe üzerinde kurulu. Eski çağlardan beri korsanlar ve Romalılar tarafından kullanılan kale, burçlu görünümünü Orta Çağ’da kazanmış. Bizans çağlarında onarım görmüş, sonra da Türkler tarafından kullanılmış. Surların içinde birkaç su sarnıcı ile Orta Çağ’a ait hamam kalıntıları göze çarpıyor.

MARAŞ TEPESİ

Bozyazı’nın 2 km. doğusunda Maraş Tepesi üzerinde kurulu olan kent, Mısır Kralı Ptolemaios’un eşi Kraliçe Arsinoe adını taşıyan antik bir liman kenti. M.Ö.3 yüzyılda kurulduğu sanılan kentin görülebilen en önemli kalıntıları iki katlı mozaik döşeli mezarlar ile bazı yapı kalıntıları.

KİLİSE BURNU

Bozyazı’nın doğusunda, Ayak Köyü sınırları içerisinde bulunuyor ve halk tarafından Kilise Burnu olarak adlandırılıyor. Sur kalıntıları içerisinde bir sarnıç, bir kilise ve yapı kalıntıları ile surların dışında ikisi yanyana, biri oldukça sağlam M.S. 1 ve 2 yüzyıllara ait mezarlar bulunuyor. Antik kent günümüze kadar kalmayı başarmış yapılarıyla Geç Roma, Erken Bizans özellikleri gösteriyor.

ÇALTI MAĞARASI

Lenger Köyü’nde son zamanlarda yeni bir mağara ortaya çıkarılmış. İki kattan oluşan ve yaklaşık 1500 m2 ‘lik bir alanı kaplayan mağarada çeşitli renklerde dikit ve sarkıtlar bulunuyor.

AYDINCIK

Aydıncık, tipik bir yol üstü kasabası. Küçük ve kayalık koyları dışında geniş kumsallarıyla da dikkat çekiyor. Antik adı Celenderis olan kent, önemli bir liman kenti olarak gelişmiş. Kıbrıs’a en yakın noktada bulunması nedeniyle de önem kazanmış. Kent merkezi ve çevresinde yapılan kazılarda Selefkoslar döneminden seramikler, Roma dönemine tarihlenen tiyatro, 2-3. yüzyıla tarihlenen dört ayaklı anıt mezar ve su kemerleri ortaya çıkarılmış.

TOKMAR KALESİ

Aydıncık-Silifke arasında karşınıza çıkacak yön levhalarından biri de Tokmar Kalesi’ne ait olacak. (Silifke’den 30 km.) Karayolundan 5 km uzaklıktaki kale, yöreye hakim bir uçurumun kenarına yapılmış. Burçları ve duvar kalıntıları büyük ölçüde ayakta.

YALAN DÜNYA MAĞARASI

Anamur-Silifke yolunda Aydıncık’tan sonra Gülnar yol ayrımından itibaren 13 km, Sele Mahallesi‘ne yaklaşık 1 km mesafede bulunuyor. Kısmen yatay, kısmen dikey tipinde bir mağara. Mağaranın içinde sarkıt, dikit ve kolonlar var. Bol miktarda mağara incileri de gözlemleniyor. Giriş kısmındaki büyük salonda dağınık biçimde seramik parçaları bulunmuş. Mağarada karstik kalkerlerde açılmış iki giriş ağzı var. Giriş ağızları arasında mesafe yaklaşık 100 m. kadar. Giriş ağızlarından biri kubbe şeklindeki bir örtünün üzerinde 8x6 m. ebadında büyükçe pencere gibi bir açıklıkta, içeriye 17 m.lik iniş ancak özel merdivenle yapılabiliyor.

İniş kalınlığı 30 m. kadar olan ebuli üzerinden yapılıyor. Buradaki büyük salon 92 m. uzunluğunda 67 m. genişliğinde. 10 m. yükseldikten sonra küçük bir salona giriliyor. Bu salon 30 m. derinliğindeki kuyunun dibine kadar ulaşıyor.

DÖRT AYAKLI ANITMEZAR

Roma devri özelliği gösteren iki katlı bir yapı olan Dört Ayaklı Anıt Mezar iyi korunmuş durumda. Kilikya’da, Celenderis’te Dört Ayak olarak anılan, M.S. 2. veya 3. yüzyıla tarihlendirilen anıt mezarı pirami çatı ile hem Öterkale ve hem Uzuncaburç mezarlarının geleneğini devam  ettirdiği görülüyor. Tüm bu örnekler Uzuncaburç ve paraleli Helenistik çağ piramit çatılı kule mezar geleneğinin Roma devrindeki uzantıları.


Silifke’nin 30 km kuzeyinde yer alan Uzuncaburç, Helenistik Çağ’da Olba kentinin ibadet yeriydi.

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


68306 - unknown - 38.107.179.237