Antik Çağın
“Rüzgarlı Burnu” Anemurium ANAMUR

Anemurium, etrafı
dağlarla çevrili Sultansuyu ve Dragon çaylarının suladığı bir ovada M.Ö 4. yüzyılda
kurulmuş Akdeniz kolonizasyonuna ait bir liman kenti.
Anamur - Gazipaşa
karayolunun 4. km.’den deniz yönüne ayrılan 2 km. lik bir yol, Anemurium antik kentine ulaşır.
Geçmişi
antik çağlara kadar uzanan Anamur İlçesi’nin adı Latince “Rüzgarlı Burun” anlamına
gelen “Anemorium” kelimesinden geliyor. Bilinen tarihe göre kent Finikeliler,
Asurlular’ın, daha sonra İranlılar’ın, sonra da Romalılar’ın eline geçmiş.
Romalılar’dan Bizanslılara geçen Anamur, Bizanslılar zamanında yeniden inşa
edilmiş. Selçuklu hükümdarı Alaaddin Keykubat, Ertokuş Bey’i kıyı şehirlerini
alması için görevlendirmiş, o da 1228’de Anamur’u ele geçirmiş. Daha sonra
Karamanoğulları’nın idaresine geçen Anamur, Osmanlı İmparatorluğu’na katılmış.
ANEMURIUM
ANTİK KENTİ
Ören
yerinde ayakta kalan yapıların çoğunluğu M.S. 1. yüzyıl sonrasına
tarihlendiriliyor. Özellikle geç dönemlere ait kilise, su kemerleri, tiyatro,
odeon, palaestra, hamamlar, kiliseler ve kentin dağa doğru yamacını kaplayan
alanda ise sayıları 350’ye varan beşik tonozlu, iki katlı benzeri örnekleri
Anadolu’da bulunmayan yöreye özgü mezarlar yer alıyor. Anamur burnunun kuzeydoğu
yakasında, ortalama 250 m genişliğinde, güneyden kuzeye doğru uzanan 1700 m uzunluğundaki eğimli bir arazi şeridi üzerinde, nekropolü olmayan Roma -Bizans kenti
bulunuyor. Roma dönemine ait küçük kent merkezi, güneydeki burun ucundan başlayarak
8 m yüksekliğinde iç kuleleri (M. S. 1. yüzyıl ) de içini alan eğimli bir
duvarla son buluyor.
BİZANSIN ALTIN FİGÜRLERİ

Anamur Müzesi’nde etnografik ve arkeolojik eserler bölümü, kütüphane, fotoğrafhane,
laboratuar, konservasyon ve sanat galerisi gibi üniteler bulunuyor. Arkeolojik
bölümde ise Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait eserler sergileniyor.
Bozyazı’daki kazıda bulunan kabartma motifli altın diadem; Anamur nekropolünde
bulunan 36 parça ajurlu Bizans yapısı altın objeler, bronz athena, kantar ağırlığı,
müzenin önemli eserleri arasında yer alıyor. Anamur kazılarında çıkartılan ve
çoğu mitolojik sahneleri içeren bitki ve geometrik desenli insan figürlü zengin
mozaik örnekleri ile M.Ö. 6. yüzyıla ait ve Aydıncık’ta bulunan, kırmızı ve
siyah figür tekniğinin en güzel uygulamaları olan Lekitoslar ilginç.
Helenestik,
Roma ve Bizans dönemlerine ait taş kitabe, mil taşları, taş pişmiş topraktan
heykeller ve kabartmalar, Anamur kazılarında bulunan insan yüzlü kandil
örnekleri, taşın bir dantel gibi işlendiği bitkisel süs ve hayvan figürlü taş işleme
örnekleri de müzede sergileniyor.
Etnografi
bölümünde, geleneksel sanatların örnekleri, yörük eşyaları ve “Post Yanışlı”
kilim türleri, zengin bir koleksiyon oluşturuyor.

RENK VE KOKU CENNETİ
Anamur,
tarihi eserlerinin yanısıra bitki türleriyle de ilgi çekici. Doğanın yeşil
rengini, narenciye bahçeleri, maki türleri, sandal, yabani zeytin, sığla ağacı,
menengiç, erguvan, kızılcık, ardıç ağaçları sağlıyor. Bu arada (mevsimine göre)
nergis, sümbül, gelincik, kekik, lale gibi bitkilerin kokusuyla da mest
olabilirsiniz.
MAMURE KALESİ
Mamure
Kalesi, Anamur’un yaklaşık 7 km. güney doğusunda, Anamur - Bozyazı karayolunun
kıyıyla buluştuğu yerde bulunuyor. Kale ilk olarak M.S. 3. veya 4. yüzyılda yapılmış,
sonraları Bizanslılar ve Haçlılar tarafından genişletilmiş. Selçuklu Sultanı
Alaaddin Keykubat tarafından 1221 yılında ele geçirilerek yıkılmış ve yerine
bugünkü kale yapılmış. Daha sonra, Karamanoğulları ve Osmanlılar’ın eline geçmiş.
3 avlulu
kale bir hendekle çevrili ve 36 kuleden oluşuyor. Batı avlusunda halen ibadete
açık, onarım görmüş tek minareli tarihi bir cami bulunuyor. Kalenin karşısında
karayolu üzerinde yıkık bir de hamam yer alıyor.
İki
bölümden oluşan kalede iç içe iki sur ve surlar üzerinde kaleyi bütünüyle dolaşan
ve bir taraftan bir tarafa geçişi sağlayan burçlar arasında bir yol bulunuyor.
39 kule bu yol üzerinde yer alıyor.
Günümüze
kadar sayısız onarım görmüş ve bu sayede günümüze dek ayakta kalmayı başarmış.
Kale, Kıbrıs’tan gelen Ermeniler’in de yerleşim merkezi olmuş, hatta burada
Ermeni İmparatorluğu adı altında bir prenslik bile kurmuşlar. Ancak bu prensliğin
varlığı uzun sürmemiş. Selçuklular’dan sonra Osmanlı’ların eline geçen Mamure
Kalesi, daha sonra Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne geçmiş.
KÖŞEKBÜKÜ MAĞARASI
Anamur’dan
yaklaşık 9 km uzaklıkta Ovabaşı köyünde bulunan ve içinde dikit ve sarkıtların
yer aldığı bu mağara, yöre halkına göre astım hastalarına ve çocuğu olmayan kadınlara
iyi geliyor.
ÇUKURPINAR MAĞARASI (DÜDENİ)
Anamur’a 46 km uzaklıkta, 1880 m yükseklikte Taşeli platosundaki Sugözü köyü yakınında Çukurpınar Yaylası’nda
yer alıyor. 1990 yılında bulunan ve Türkiye’nin en büyük mağarası olduğu
söylenen bu mağaranın tahmin edilenden daha büyük olabileceği düşünülüyor. Son
araştırmalarda, mağaranın ancak 1200 metre derinliklerine inilebilmiş. Mağaracılar tarafından yapılan araştırmalar halen sürmekte. Çukurpınar Mağarası
dünyanın ikinci büyük mağarası konumunda bulunuyor.
PULLU MİLLİ PARKI
Dinlence
yeri olan park, deniz, orman ve yaban hayatının buluştuğu bir doğa harikası.
Caretta caretta kaplumbağalarının yumurtalarını bıraktığı bir kaç kumsaldan
biri olarak biliniyor. Bu sebeple doğa bilimcileri ve çevre korumacılarının yoğun
ilgisiyle karşı karşıya.
ALAKÖPRÜ
Anamur-Sinop
Atatürk yolunun geçtiği köprü Anamur’dan 16 km uzaklıkta, Dragon çayı üzerinde yer alıyor. Karamanoğulları tarafından 1230 yılında yapılmış. Ana kemerin yapısı
çok önemli bir işçilik ve sağlam traverten malzeme ile başlı başına bir özellik
ve değer ifade ediyor. Sağlam kaya zemine oturtulan temelleri ve sade
profilasyonla oluşturulan taşıyıcı ve takviye kemeri, köprünün en sağlam ve değerli
öğesi.
ÇOBAN
KALESİ
Anamur-Antalya
karayolunun 15 km’sinde bulunan Çamlıpınar köyünün içinden geçerek yolun
sonunda deniz kenarına hakim bir tepe üzerindeki Çoban Kalesi kalıntılarına ulaşabilirsiniz.
Yapıya, kuzeyde bulunan 1.70 m genişliğindeki taç kapıdan giriliyor. Kalenin
tam ortasında bulunan geniş avlu, işlevleri değişik çok sayıda oda ile
çevrelenmiş. Mekanların iç yüzeyleri sıvalı olup, dışarıya savunma amaçlı
mazgal delikleriyle açılıyor. Bir Osmanlı derebeyine ait olduğu düşünülen yapının
16 veya 17 yüzyılda inşa edildiği sanılıyor.
BOZYAZI
Antik çağda
Nagidos adıyla anılan Bozyazı, bölgenin en eski kentlerinden biri. Toros Dağları’nın
eteklerinde verimli bir ovanın üzerinde yer alıyor. Samoslular tarafından
kolonize edilen kent M.Ö. 5 yüzyılda Pers egemenliği altına girmiş. Şimdi bir
yolla karaya bağlanmış olan Nagidus adacığı bu antik kentin bir parçasıydı.
Helenistik Çağ’da, Mısır’daki Ptolemaioslar’ın etkisi altına girmiş, ardından
gelen korsan baskıları kentin zayıflamasına yol açmıştı. Orta Çağa gelindiğinde
ise, yerleşimin sadece Bozyazı Adası üzerinde yoğunlaştığı anlaşılıyor. Bir
tepe üzerindeki antik kentte tarihi kalıntılar hala görülebiliyor. İçel’in en
büyük ve en modern balıkçı barınağı burada.Turfanda sebzecilik ve seracılık çok
gelişmiş. 1988 yılında ilçe ilan edilmiş.
SOFTA KALESİ
İlçenin 10 km doğusunda, Mersin yolu üzerinde “Fidik” denilen tepe üzerinde kurulu. Eski çağlardan beri
korsanlar ve Romalılar tarafından kullanılan kale, burçlu görünümünü Orta Çağ’da
kazanmış. Bizans çağlarında onarım görmüş, sonra da Türkler tarafından kullanılmış.
Surların içinde birkaç su sarnıcı ile Orta Çağ’a ait hamam kalıntıları göze
çarpıyor.
MARAŞ TEPESİ
Bozyazı’nın
2 km. doğusunda Maraş Tepesi üzerinde kurulu olan kent, Mısır Kralı
Ptolemaios’un eşi Kraliçe Arsinoe adını taşıyan antik bir liman kenti. M.Ö.3
yüzyılda kurulduğu sanılan kentin görülebilen en önemli kalıntıları iki katlı
mozaik döşeli mezarlar ile bazı yapı kalıntıları.
KİLİSE BURNU
Bozyazı’nın
doğusunda, Ayak Köyü sınırları içerisinde bulunuyor ve halk tarafından Kilise
Burnu olarak adlandırılıyor. Sur kalıntıları içerisinde bir sarnıç, bir kilise
ve yapı kalıntıları ile surların dışında ikisi yanyana, biri oldukça sağlam
M.S. 1 ve 2 yüzyıllara ait mezarlar bulunuyor. Antik kent günümüze kadar kalmayı
başarmış yapılarıyla Geç Roma, Erken Bizans özellikleri gösteriyor.
ÇALTI MAĞARASI
Lenger
Köyü’nde son zamanlarda yeni bir mağara ortaya çıkarılmış. İki kattan oluşan ve
yaklaşık 1500 m2 ‘lik bir alanı kaplayan mağarada çeşitli renklerde dikit ve
sarkıtlar bulunuyor.
AYDINCIK
Aydıncık,
tipik bir yol üstü kasabası. Küçük ve kayalık koyları dışında geniş kumsallarıyla
da dikkat çekiyor. Antik adı Celenderis olan kent, önemli bir liman kenti
olarak gelişmiş. Kıbrıs’a en yakın noktada bulunması nedeniyle de önem kazanmış.
Kent merkezi ve çevresinde yapılan kazılarda Selefkoslar döneminden seramikler,
Roma dönemine tarihlenen tiyatro, 2-3. yüzyıla tarihlenen dört ayaklı anıt
mezar ve su kemerleri ortaya çıkarılmış.
TOKMAR KALESİ
Aydıncık-Silifke
arasında karşınıza çıkacak yön levhalarından biri de Tokmar Kalesi’ne ait
olacak. (Silifke’den 30 km.) Karayolundan 5 km uzaklıktaki kale, yöreye hakim bir uçurumun kenarına yapılmış. Burçları ve duvar kalıntıları büyük ölçüde ayakta.
YALAN DÜNYA MAĞARASI
Anamur-Silifke
yolunda Aydıncık’tan sonra Gülnar yol ayrımından itibaren 13 km, Sele Mahallesi‘ne yaklaşık 1 km mesafede bulunuyor. Kısmen yatay, kısmen dikey tipinde bir mağara.
Mağaranın içinde sarkıt, dikit ve kolonlar var. Bol miktarda mağara incileri de
gözlemleniyor. Giriş kısmındaki büyük salonda dağınık biçimde seramik parçaları
bulunmuş. Mağarada karstik kalkerlerde açılmış iki giriş ağzı var. Giriş ağızları
arasında mesafe yaklaşık 100 m. kadar. Giriş ağızlarından biri kubbe şeklindeki
bir örtünün üzerinde 8x6 m. ebadında büyükçe pencere gibi bir açıklıkta,
içeriye 17 m.lik iniş ancak özel merdivenle yapılabiliyor.
İniş kalınlığı
30 m. kadar olan ebuli üzerinden yapılıyor. Buradaki büyük salon 92 m. uzunluğunda 67 m. genişliğinde. 10 m. yükseldikten sonra küçük bir salona giriliyor. Bu salon 30 m. derinliğindeki kuyunun dibine kadar ulaşıyor.
DÖRT AYAKLI ANITMEZAR
Roma devri
özelliği gösteren iki katlı bir yapı olan Dört Ayaklı Anıt Mezar iyi korunmuş
durumda. Kilikya’da, Celenderis’te Dört Ayak olarak anılan, M.S. 2. veya 3.
yüzyıla tarihlendirilen anıt mezarı pirami çatı ile hem Öterkale ve hem
Uzuncaburç mezarlarının geleneğini devam ettirdiği görülüyor. Tüm bu örnekler
Uzuncaburç ve paraleli Helenistik çağ piramit çatılı kule mezar geleneğinin
Roma devrindeki uzantıları.

Silifke’nin 30 km kuzeyinde yer alan Uzuncaburç, Helenistik Çağ’da Olba
kentinin ibadet yeriydi.