İSKENDERUN
Eski adı Alexandretta olan İskenderun
Issos’ta Perslere karşı kazanılan zaferin ardından Büyük İskender tarafından
kurulmuş. Bugün İskenderun limanı ile işlek bir ticaret merkezi konumunda.
Parklarla ve palmiye ağaçlarıyla süslü sahilde mükemmel oteller, restoranlar sıralanıyor.
İskenderun’un iri karidesleri çok leziz. Midesine düşkün olanların ayrıca
künefe ve humusu denemeleri öneririz. Hediyelik eşyalar arasında tahtadan yapılma
çeşitli eşyalar, özellikle de masa, sehpa ve sandalyeler yer alıyor. İskenderun’un
güney sahilinde yer alan tatil beldesi Uluçınar (Arsuz) güzel kumsallara,
otellere ve restoranlara sahip.
Bunun yanı sıra;
Sütunlu Liman, Frank Limanı, Şato Kalıntısı (Karakol Şatosu), Şalen Kalesi, Sarıseki
Kalesi, Arabistan yolunu kontrol etmesi açısından önemli olan ve içinde bir
kilise bulunan Bakras Kalesi, Yunus Peygamberin Yunus balığının karnından
burada çıktığına inanılan İskenderun kentinin giriş kapısının kalıntısı olan
Yunus Sütunu, Mancınık Kilisesi de ziyaret edilmesi gereken yerlerden. Hıdır
Bey köyünde 2000 yaşında olduğu tahmin edilen tarihi 20 metre yüksekliğindeki dev Çınar Ağacı, El Mina Antik Kent ve Limanı, Erzin, Erzin’in kuzeybatısında
Kilikya kenti olan Issos’un çevresindeki ovada Makedonya Kralı Büyük İskender,
Pers İmparatoru III. Darius Codoman’ı yendiği ve içerisinde Cenevizlilerden
kalan bir liman ve kale kalıntıları, tapınak, su depoları ile kemer kalıntılarının
bulunduğu Issos Harabeleri (Issus) görülmesi gereken yerler.
PAYAŞ
Nur Dağları’nın eteklerinde şirin bir kıyı kenti olan Payaş (Yakacık),
Antik dönemde Baias adıyla biliniyor. Sokullu Külliyesi’nin batısında yer alan
ve yabancı gemilerin su ihtiyaçlarını karşıladıkları Payas Kalesi’nin çevresi
hendekle çevrili, 7 burçlu ve 8 kuleli.
Payas, haçlılardan
kalan kalenin değerlendirilmesi ve denize yakın bir konumda olması nedeniyle
16.yüzyılda II. Sultan Selim zamanında sahile iskele, gümrük, tersane, kule ve
külliye yapılarak Derbent (sınırlarda bulunan küçük kale) teşkilatı ile bağlantılı
bir menzil yeri olarak belirlenmiş ve uzun yıllar da kullanılmış.
CİN KULESİ
Külliye ile deniz kıyısı arasında en yüksek tepeye yapılan ve Haçlılardan
veya Cenevizlilerden kaldığı sanılan Cin Kulesi askeri niteliğe sahip bir kule.
MARKIRKOS ORTODOKS KİLİSESİ
1585 yılında kurulan kilise, Denizciler Caddesi üzerinde. Halen yöre halkı
tarafından gerek ibadet gerekse adak için kullanılıyor. Kilise her yıl 5-6 Mayıs’ta
kutlanan Hıdır İlyas şenliklerine sahne görevi üstleniyor.
ST. SİMON MANASTIRI (SAMANDAĞ)
Terki Dünya Tarikatı’nın merkezi olarak bilinen St. Simon Manastırında
kilise, vaftizhane, sarnıç ve diğer mimari kalıntılar görülebilir. M.S. 6. yüzyılda
Saint Simon adına yaptırılmış. Burada inzivaya çekilen Saint Simon’un 20 m. yüksekliğindeki taş sütun üzerinde 45 gün yaşadığı rivayet olunur. Bu durum Guinness Rekorlar
Kitabına bir rekor olarak kaydedilmiş. Bu sütunun kaidesini bugün de görmek
mümkün.
AZİZ HANNA
KİLİSESİ
Hristiyanlığın
ilk yıllarında pek çok rahip ve keşiş Hristiyanlığı yaymak amacıyla Arsuz
çevresine yerleşmişler. Bunlardan biri Arsuz’a kilise yaptıran Aziz Hanna. Bu
kilise halen kullanılıyor. 1514 yılında yeniden yapılan kilisede çok sayıda
ikona ve bez üzerine yapılmış çok değerli 2 baskı resim bulunuyor.
YÖRESEL TATLAR

İçi tuzsuz
peynirle hazırlanıp şerbetlenerek, üzeri kaymak veya dondurma ilavesiyle servis
edilen künefe, Antakya’nın simgelerinden biri.
BAHARAT ETKİSİ
Antakya mutfağının zengin yemek çeşitlerinde bulgur, et ve yoğurt oldukça sık
kullanılıyor. Zeytinyağı, kekik, maydanoz, sumak, nar ekşisi ve baharat yöre
yemeklerinde lezzetin temelini oluşturuyor. Tepsi kebabı, kağıt kebabı, humus,
içli köfte (oruk) en ünlü yemekler arasında yer alırken kabak tatlısı ve künefe
de tatlılar içinde özel bir yere sahip.
Antakya’nın
merkezinde ve Harbiye’de yer alan restoranlarda çok farklı lezzetleri bir arada
bulma şansınız var. Humus, saç oruğu, semirsek, fırın ağızı, parmak kebabı,
közde piliç, katıklı ekmek, tepsi kebabı, künefe ve doğal meze çeşitlerinin
bulunduğu uzun bir mönü sizi bekliyor. Ayrıca yörede sadece humus ve bakla
ezmesi yapan lokantalar da bulunuyor.

Antakya mutfağının özgün lezzetlerinden cevizli biber.
DOĞAL NAR EKŞİSİ
Nar
meyvesinin ezilerek ve kaynatılarak elde edilen özü. Yemeklere lezzet vermekte
kullanıldığı gibi sulandırılarak şurup yapılarak da tüketiliyor. Vitamin ve
enerji deposu olarak biliniyor. Vücudun güçlenmesinin yanı sıra birçok
hastalıkların tedavisinde de kullanılıyor.
ALIŞVERİŞ
EL SANATLARI
Antakya, her çeşitten ürünlerin, geleneksel malların, el yapımı eşyaların
satıldığı çarşılarıyla da ünlü. Her biri aynı zamanda tarihi nitelikleriyle de
ön plana çıkan çarşılar, daracık sokaklara sıra sıra dizilmiş dükkanlardan
oluşuyor. Taş işçiliği, heykellerin minyatür örnekleri, ipek dokumacılığı, ağaç
oymacılığı, sap ve hasırdan üretilen kimi eşyalar ve defne sabunu yöreye özgü
orijinal ürünlerden.


Yöresel tadlardan biri de bölge kadınlarının elleriyle açtığı hamur işi
lezzetler.

Bölge, daracık sokaklarıyla Akdeniz mimarisinin tipik özelliklerini taşıyor.