MERSİN
Yüzyıllar
önce, Mark Antuan, Kleopatra’ya evlenme hediyesi olarak Alanya ile Mersin arasındaki
sahilleri vermişti. Bu topraklarda yaşamış bir diğer tanınmış sima ise Tarsuslu
Aziz Paul. Bugün ise bu yöre bol ürün yetişen verimli toprakları ve konuksever
halkıyla tanınıyor.
Adana
havalimanına 69 km uzaklıktaki şehir, palmiye ağaçlarıyla gölgelenen yolları, şehir
parkı, modern otelleri, tarihi kalıntıları ve sayısız kumsallarıyla gezenlere
her türlü olanağı sağlıyor. Türkiye’nin Akdeniz kıyısındaki en büyük limanı
Mersin. Modern görüntüsüne karşın, Mersin çok eski bir şehrin üzerine kurulu. Şehrin
3 km batısındaki Yumuktepe tümülüsünde sürdürülen kazılar, Neolitik çağa kadar
uzanan çeşitli yerleşim alanlarını günışığına çıkarmış.
Mersin kıyılarının
yaklaşık 108 kilometrelik bölümünü doğal kumsallar oluşturuyor. Bu plajlar
kumsallarının ince ve temiz oluşu ve sualtı avcılığına uygun oluşundan dolayı
tercih edilmekte. Kulakköy, Taşucu, Susanoğlu, Kuruçay, Lamas, Yemişkumu, Kız
Kalesi, Çeşmeli, Ören, Balıkova, İskele, Yenikaş, Ovacık, Büyük Eceli ve Anamur
Plajları bunlardan bazıları...
Mersin-Silifke
yolu çam ağaçları ve portakal ağaçları arasından geçerken sahili çok yakından
izler. Bir yanda antik kent kalıntıları ve kaya mezarları diğer yanda ise kumsalları
ile ufak koyları seyretmenin keyfi bir başka. M.Ö. 700 yılında kurulan
Pompeipolis, şimdiki adı ile Viranşehir (Mersin’in 13 km. batısında), bir zamanlar ana caddesinin kenarlarını süsleyen korint tarzı sütunlarla gözler
önüne seriliyor.
VİRANŞEHİR
(POMPEIPOLIS/SOLİ)
Mersin’in 14 km batısında, deniz kenarında bulunan Soloi antik kenti, MÖ 7. yüzyılda Rodoslu koloniciler tarafından
kurularak kente güneş anlamına gelen Soloi adı verilmiş. Darius ( MÖ 521-485)
zamanında, Klikya’yı ele geçiren Persler için Soloi önemli bir liman kenti olmuş
ve adına sikke bastırılmış. Pers-Yunan savaşları sırasında, MÖ 449 yılında
Klikya’yı bir süre işgal eden Atinalılar, Soloi’yi yönetim merkezi yapmışlarsa
da, bir yıl sonra yapılan Kilyos Barışı ile burayı Perslere geri vermişler. MÖ
333 de Asya seferine çıkan Aleksander, Soloi’yi Pers işgalinden kurtarmış. Kent
Seleukos Krallığı’nın son yıllarında Klikya korsanlarının denetiminde kalmış.
Roma yönetimi Akdeniz’deki korsan faaliyetlerine son vermek amacıyla, MÖ 64 yılında
Pompeius’u görevlendirmiş. Pompeius da İtalya’dan başlayarak Yunanistan ve
Kilikya’ya kadar olan bölgeyi korsanlardan temizleyerek Soloi’ye kadar gelmiş.
Burayı da korsanlardan kurtarmış. Yürüttüğü büyük operasyonun zaferi anısına,
kenti yeniden imar ederek, adını Pompeipolis olarak değiştirmiş.
Bizans
döneminde, Hristiyanlığın resmi din olarak kabul edilmesinin ardından, Soloi,
Piskoposluk merkezi yapılmış. Kent 527 yılında meydana gelen büyük yer sarsıntısı
ile tamamen harap olmuş.Yeniden inşa edilmeye çalışılsa da, bu yüzyıldan sonra
yoğunlaşan Sasani ve Müslüman Arap akınları nedeniyle yeniden eskisi gibi imar
edilemeyerek terk edilmiş. Bu nedenle ören yerine Viranşehir de deniliyor.
Pompeipolis
kentinde liman, sütünlu cadde, tiyatro, Roma hamamı, kent duvarları, nekropol
su kemeri gibi yapılar mevcutmuş. Günümüzde dağ kapısından deniz kapısına kadar
uzanan korint başlıklı 200 sütunlu yoldan, 41 adet sütun ayakta kalmış.
Bunlardan 33 adeti başlıklı olup insan aslan ve kartal kabartmaları ile
süslenmiş. Ayrıca liman, hamam kalıntıları, su kemeri bugüne kadar ulaşabilmiş
kalıntılar arasında. Mersin Müzesi’nde kente ait eserler sergileniyor.
ANTİK ÇAĞDA MERSİN: ZEPHYRION

Dağlık Kilikia ile Ovalık Kilikia sınırında bulunan antik kent Zephyrion
bugünkü Mersin şehrinin olduğu yer. Zephyrion, Grekçe kökenli bir sözcük ve
batıdan esen rüzgar anlamına gelen Zephyros kelimesinden geliyor. Hiorekles,
burayı M. S. 5. yüzyılda, metropolisi Tarsus olan Kilikia I’in şehirleri
arasında sayar. Hristiyanlık döneminde ise bu eyaletin papazlığı kapsamında
Antiocheia Patrikliği’ne bağlıdır.
Kent 19.
yüzyıl ortaları Pompeiopolis’den alınan yapı malzemeleriyle tekrar
oluşturulmuş. Ancak bugünkü Mersin’in tarihinin çok daha eski tarihlere kadar
uzanıyor. Şehir merkezinden 3 km kuzeybatıda Yumuktepe üstünde neolitik bir
yerleşim yeri bulunmakta; 33 yerleşim katmanından çıkan seramik buluntular
erken İslam Döneminden M.Ö. 6. bin yıl gerilerine kadar uzanıyor. 19.yüzyılın
ilk yarısında önemli bir liman kenti olarak tekrar kurulan şehir Vilayet
Konağı, Halkevi ve Yunan Ortodoks Kilisesi arasındaki çekirdek alanı kaplıyor.
MAKAM-IŞERİF CAMİİ VE DANYAL PEYGAMBER KABRİ
Makam-ı Şerif Camii 1857 yılında yapılmış. Caminin doğusunda Danyal
Peygamber’in kabri yer alıyor. Bu nedenle camiye “Makam Camii” adı verilmiş.
Hz. Danyal, II. Babil Kralı Nebukadnesar (M.Ö. 605-562) zamanında yaşamış,
Yahudileri Babil esaretinden ilmi ve kehanetleri ile kurtarmış bir peygamber.
Rivayete göre; Nebukadnesar rüyasında İsrailoğullarından gelecek bir erkek çocuğun
kendi tahtını sarsacağını öğrenir. Bunun üzerine İsrailoğullarından doğan erkek
çocukların öldürülmesini emreder. Hz. Danyal doğunca, ailesi onu dağ başında
bir mağaraya bırakır. Mağarada bir erkek ve bir dişi aslan himayesinde büyüyen
Danyal delikanlı olunca kavmi arasına karışır. Bir kıtlık senesinde Tarsus’a
davet edilen Danyal Peygamber’in, Tarsus’a gelmesiyle birlikte bolluk meydana
gelmiş, bu nedenle Danyal Peygamber Babil’e geri gönderilmemiş, ölünce de
Tarsus’ta şimdiki Makam Camii’nin bulunduğu yere gömülmüş.
YAYLALAR, ÇAMLIYAYLA

Mersin’in
Toroslar’daki Gözne ve Fındıkpınar yaylaları, yazın sıcak günlerinde çamların
serinliğinde piknik yapmak için en ideal yerler.
Mersin’in iki önemli yaylasında biri olan Gözne yaylası, Mersin’e 34 km uzaklıkta ve 1100 metre yükseklikte. Çamlıyayla ise Mersin’den 90 km uzaklıkta ve 1430 metre yükseklikte. Çukurovalılar Namrun yaylası olarak da adlandırıyorlar.
Yaylaya Adana ve Mersinliler o kadar çok yayla evi yapmışlar ki, Namrun yaylası
bir yayla kente dönüşmüş ve Çamlıyayla adıyla yeni bir ilçe olmuş.
Çamlıyayla’ya Ankara-Adana yolundan ayrılarak 35 km’lik karayoluyla ulaşım sağlanıyor.
Yörenin en önemli tarihi kalıntısı, yüksekçe bir tepede kurulan Namrun Kalesi.