SİLİFKE

St. Pantaleon kilisesinin zemin mozaiğinden
detay.
Mersin’e 80 km mesafede yer alıyor. İklim ve coğrafi yapısı ile ilkçağda insanların dikkatini çeken yörede,
M.Ö.7. yüzyılda şimdiki Taşucu’nun olduğu yerde İyonyalılar “Holmi” adıyla bir
koloni kurmuşlar. Korsanların devamlı baskın ve talanlarından dolayı gelişme
imkanı bulamayan Holmi, M.Ö.7 yüzyıldan itibaren zayıflamaya başlamış. Büyük
İskender’in kumandanlarından aynı zamanda Suriye Krallığının kurucusu Selefkos
Nikator, Holmi şehrinin bu zayıf durumunu fırsat bilerek şehri kolayca ele
geçirmiş, halkını da kıyıdaki Holmi’den 12 km içeriye, bugünkü Silifke’nin bulunduğu yere naklederek “Selefkos’un Şehri” anlamına gelen Seleukia kentini
kurmuş. Şehir, Nikator’un kendi adına kurduğu 9 şehirden biri olmasının yanı
sıra varlığını günümüze kadar sürdürebilmiş tek Seleukia şehri. Seleukia,
Helenistik dönemde Selefkoslar ve Ptolemeos (Mısır) Krallıkları arasında sıkça
el değiştirmiş. M.Ö. I. yüzyılda Romalılar’ın yönetimine giren kent bu dönemde
kale eteklerinden ovaya doğru yayılmış, İmparator Diocletianus (M.S. 284-305)
zamanında oluşturulan ve 10 kenti sınırları içine alan İsauria eyaletinin
başkenti ilan edilmiş. Roma İmparatorluğu’nun 395 yılında ikiye bölünmesinin
ardından Bizans yönetimine giren Seleukia, Ayatekla’nın varlığından dolayı
Hristiyanlığın önemli bir hac merkezi konumuna gelmiş. 1471 yılında Gedik Ahmet
Paşa tarafından Osmanlı topraklarına katılan Seleukia’nın adı zamanla değişerek
Silifke’ye dönüşmüş.
TAŞUCU
Turistlere zengin
konaklama olanakları sağlayan Taşucu, kumsalları ve limanı ile tam bir tatil
beldesi. Düzenli deniz otobüsü ve feribot seferleri Taşucu’nu Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti’ndeki Girne’ye bağlıyor.
Taşucu’nun 44 km batısında yer alan Ovacık Yarımadası’nın (antik Cavaliere) çevresi el değmemiş doğal
güzelliklerle dolu. Kösrelik Körfezi, Kösrelik Adası ve tarihi Afrodisias
Kenti’ni görebilirsiniz. Ovacık’ın batısında bulunan Aydıncık’a kadar uzanan
yol nefes kesici güzelliklere sahip. Çam ağaçları ile kaplı dağlar arasından
inip denize kavuşan yol, Akdeniz’in turkuaz sularını, uçurumlarını ve koylarını
gözler önüne seriyor.
KİLİKYA APHRODISIASI
Yeşilovacık Koyu’na en yakın antik kent Kilikya Aphrodisiası. Taşucu-Antalya
yolu üzerinde 25. km’deki Işıklı’dan girişte 14 km içeride bulunuyor. Yolun ilk kilometreleri toprak, sonrası asfalt hem de harika manzaralı.
Yarımadanın doğu kıyılarında, tabanı mozaiklerle kaplı dördüncü yüzyıla ait
Saint Pantaleon isimli kilise bulunuyor. Taban mozaikleri son derece
etkileyici. Yarımadanın güney ve ortalarında M.Ö.12. yüzyıldan kalma sur
duvarları, batı yönünde Şövalye evleri, kuzeyde nekropol ve kumsalda sarnıçlar
bulunuyor. Ev ve sarnıç kalıntılarının izlenebileceği ören yeri sur
kalıntılarıyla çevrelenmiş. Aphrodisias’ın doğusunda Dana Adası olarak bilinen,
kilise ve mezarların bulunduğu antik Pithyussa kenti yer alıyor.
YERALTI FAUNASI VE AKDENİZ FOKLARI
Bölgenin en tipik özelliği Kızıldeniz göçmeni denilen Lesepsiyen canlılarına ev
sahipliği yapması. Yörede Akdeniz özelliklerine uyum sağlayan çok sayıda canlı
mevcut. Akdeniz foku da yörenin sakinlerinden. Bölge, Akdeniz foku koruma alanı
ilan edildiğinden fokları yoğun biçimde izlemek mümkün.
GÖKSU DELTASI

Yaban hayatı açısından çok zengin olan Göksu deltası “Uluslararası Kuşları
Koruma Derneği Konseyi” (ICBP) tarafından Avrupa ve Ortadoğu’nun önemli kuş
cennetlerinden biri olarak değerlendirilmiş. Göksu deltasında 300’den fazla kuş
türü yaşıyor. Delta, özellikle saz horozu, yaz ördeği, flamingo, balıkçıl,
pelikan, dalagan, angıt, turaç, mahmuzlu kız kuşu, uzun bacak batak kırlangıcı,
İzmir yalıçapkını, arıkuşu, bıyıklı saz bülbülü, dikkuyruk ve ötleğen
kuşlarının Türkiye’deki başlıca üreme alanı.
Göksu
deltası, ayrıca nesli tükenmekte olan deniz kaplumbağaları (Caretta Caretta.
Chelonias Mydas) ile mavi yengeçin (Callinectes Sapidus) dünya üzerindeki çok
az kalan yumurtlama alanlarından biri olması nedeni ile de ayrı bir önem
taşıyor. Küçük karabatak ve tepeli pelikan, üreyen yaz ördeği ve pasbaş patka,
kışlayan büyük orman kartalı ve şah kartal gibi nesilleri dünya ölçeğinde
tehlike altında olan türlerle önemli kuş alanları (ÖKA) statüsü kazanıyor.
Bunlara ek olarak, küçük balaban, gece balıkçılı, alaca balıkçıl, erguvani
balıkçıl, turaç, saz horozu, kocagöz, bataklık kırlangıcı gibi türler bölgede
önemli sayılarda ürüyor. Aralarında boz kaz, fiyu, çamurcun ve sakarmekenin
bulunduğu büyük sayılarda su kuşu alanda kışlarken, göç sırasında da çok sayıda
çeltikçi ve leylek burada konaklıyor.
Göksu
deltası, kefal, yılan balığı gibi türlü balıklara ev sahipliği yaparak,
üzerinde barındırdığı zengin canlı yaşamı ile önemli bir ekolojik merkez
özelliği taşıyor.
UZUNCABURÇ KALINTILARI

İlçe
merkezinin 30 km kuzeyinde etrafı ormanlarla kaplı bir yayla üzerinde kurulu.
Halen 3000 kişinin yaşadığı Uzuncaburç, denizden 1200 metre yükseklikte. Doğu Akdeniz’in en etkileyici ören yeri sayılan Uzuncaburç, bir Hitit
yerleşimi olan Olba kentinin kutsal yeri olarak kurulmuş. Roma imparatoru
Domitian döneminde hızla gelişip ayrı bir şehir olmuş ve Diocaesarea adını
almış.
Uzuncaburç
köyüyle iç içe olan ören yerine sütunlu caddeyle giriliyor. Caddenin solunda
tiyatro yer alıyor. Bir kısmı toprak altında bulunan tiyatronun M.S. 170
yıllarında Roma imparatoru Marcus Aurelius ve Lusius Verus dönemlerinde
yapıldığı sanılıyor.
Girişte
soluklanmak için kahvehanelerden birinde oturabilir ve meşhur Kenger
kahvesinden yudumlayabilirsiniz.Yörenin pekmezi de çok meşhur.
ANIT MEZAR
Uzuncaburç antik kentinin güneyindeki bir tepe üzerinde yer alan olan anıtmezar
Dor biçimindeki mimarisi ile yörede tek. Piramit çatılı, 15 m. yüksekliğindeki mezar anıt 5,5 m x 5,5 m ölçülerinde kare planlı. 2300 yıllık anıtmezarın
Selefkoslar veya Olba Krallığının yöneticilerinden birine ait olduğu tahmin
ediliyor.

OLBA
Uzuncaburç’un 4 km doğusundaki Ura, Helenistik dönemde Olba Krallığı’nın
merkezi ve önemli bir ticaret şehriymiş. Bir tepenin üzerinde kurulmuş bulunan
antik kentten günümüze kadar gelebilmiş kalıntılar arsında çeşme binası, su
kemeri, evler, tiyatro ve nekropol bulunuyor. Buradaki en önemli yapıtlardan
biri olan çeşme binası Septimus Severus (M.S. 193 - 211) döneminde yaptırılmış.
Lamus Deresi’nden alınan su kanal, tünel ve su kemerleriyle bu çeşmeye
akıtılıyormuş. Diğer bir önemli eser ise nekropolün bulunduğu vadi üzerine
kurulmuş, 150 m uzunluğunda, 25 m yüksekliğinde dört kemerli su kemeri. Bu su
kemerinin korunması ve çevrenin gözetlenmesi için kuleler inşa edilmiş olması
yapının önemini göstermekte. Antik çeşme ile aynı dönemde yapılmış olan su
kemeri, Bizans İmparatoru II. Justin yönetimi sırasında, 566 yılında onarım
görmüş. Çeşmenin yanında bulunan tiyatro binasından bazı oturma basamakları ile
sahnenin bir bölümü günümüze dek kalabilmiş.
Olba kentinin oldukça geniş olan nekropol sahasında kaya mezarları ve lahitler
görülebiliyor.

SEBASTE
Anadolu’nun
güneydoğu kıyısında, bugünkü Ayaş kasabasının olduğu yerde, antik dönemin
Kilikia Tracheia (Dağlık Kilikia) Bölgesi’nde bulunan Eliaussa Sebaste kenti
Geç Helenistik Dönemde (M.Ö. II.-I.) kurulmuş ve Roma imparatorluk ile Erken
Hristiyanlık dönemlerinde en parlak devrini yaşamış. Her ne kadar Pompeus’un
korsan tehlikesini ortadan kaldırmasıyla başlayan barış dönemi kentin
gelişmesine yardımcı olmuşsa da en önemli etken İmparator Augustus döneminde
Kapadokia Kralı Arkelaos’un buraya yerleşmesi olmuş ve İmparatorun kayırması
sonucunda kent Sebaste adını almış. Bu Bizans kentinin M.S. 7. yüzyılda kesin
olarak ortadan kalkması doğal nedenlerle, belki bir deprem, ve özellikle
limanın kumla örtülmesi sonucunda olmuş.

TİYATRO
M. S. 2. yüzyılda
yapılmış olan tiyatro binasının geç antik çağda uğradığı sürekli yağmalamalar
oturma basamakları, süslemeleri ve kaplama parçalarının yok olmasına neden
olmuş.
TAPINAK
Bugün
Elaiussa’daki tek tapınak kent dışındaki güney kesimde, dağlık burunun denize
hakim bir tepesinde yer alıyor. Uzun kenarlarında 12, kısa kenarlarında 6
sütunlu yapı kalker bloklardan oluşan geniş bir düzlük üzerine kurulmuş.
Tapınak her ne kadar bir tanrıyla ilgili olsa da, hangi tanrı için olduğu saptanamamakta;
Zeus, Hermes, Athena, Poseidon, Aphrodite gibi çeşitli örnekler ortaya
atılıyor.
NEKROPOL (MEZARLIK ALANI)
Anadolu’nun en iyi korunmuş Roma Nekropolleri’nden biri Eliaussa Sebaste’de.
Mezarlık alanı çeşitli formlardaki anıtlarla tüm kente yayılmış. Ev ya da
tapınak biçiminde aile mezarları, basit lahitler, kaideli lahitler ya da niş
biçimli oygu mezarlar, chamasoria (kayaya oyulmuş lahit) biçiminde değişik
formlar görülmekte.
CENNET OBRUĞU
Cennet Obruğu, Narlıkuyu’nun 3 km kuzeyinde 90 m derinliğinde bir çukur. Üçüncü jeolojik zamanın Miosen çağında bir yeraltı deresinin kalker
tabakası içerisinde yaptığı erozyon sonucunda, tavanın göçmesi nedeniyle
meydana gelmiş. Denizden yüksekliği 135 m olan bu çöküntü içine, Romalılar devrinden kalma antik bir merdivenle iniliyor. İçinin yemyeşil oluşu ve dibinde
akarsuyun bulunuşu nedeniyle cennet deniliyor.
Cennet
göçüğünün içine çok tanrılı dönem tapınma mağarasının tam ağzında, başarı
simgesi olarak bir kilise yapılmış. Kilisenin giriş kapısı üzerindeki dört
satırlık yazıttan bu kilisenin Paulus adında iyiliksever bir dindar tarafından
Meryem Ana’ya adak olarak yaptırılmış olduğu anlaşılıyor. Meryem Ana
Kilisesi’nin, Cennet Obruğu’nun dışında ve güney ucunda yer alan tapınaktan
dönme kilise ile aynı dönemlerden yani 5. veya 6. yüzyıldan kalma olduğu tahmin
ediliyor.

Cennet obruğuna herbiri oldukça geniş 452 basamakla iniliyor.
Kiliseden sonra devam eden mağaranın sonunda, Antik çağlarda kutsal olduğuna
inanılan yeraltı deresine ulaşılıyor.
CEHENNEM OBRUĞU
Cennet Obruğu’nun 75 m. kadar doğusunda yer alıyor. Tıpkı Cennet Obruğu gibi
Miosen devrine ait kalkerler içinde alttan bir yeraltı deresinin yaptığı
erozyonla tavanın göçmesi sonucu oluşmuş. 50x75 m. boyutlarında ve elips
biçiminde. Cennet Obruğu’na nazaran daha dar ve dik. Tavanın göçmesi sonucu
obruğun dibine yığılan molozlar, batıdan doğuya doğru yaklaşık 30 derecelik bir
eğimle alçalıyor.
ZEUS TAPINAĞI VE KİLİSE
En büyük göçük olan Cennet obruğunun güney ucunda, çokgen taşlardan örülmüş
duvar (Peribolos) görülüyor. Bu duvar üç ayrı tarihsel dönemde görev yapmış
olan tanrı evini ve onun kutsal avlusunu kuşatıyormuş. İlk yapı Dor yapı
düzeninde kurulmuş, ön yüzünde 2 duvarı arasına yerleştirilmiş 2 sütunlu bir
tapınak. Sütunlarla çevrili olmayan bu ilkel tapınak Zeus’un dev Typon’a karşı
kazandığı zaferin bir simgesi olarak, onun şanına dikilmiş bir çeşit anıt.
Tapınağın kuzey duvarının doğuya bakan dar yüzündeki parlatılmış düz köşe
taşlarına, Roma döneminde görev yapmış 130 din adamıyla, zamanın büyüklerinin
adları kazınmış.
Çok tanrılı
çağ yapısı olan tapınak, Hristiyanlık döneminde tümüyle yıkılıp yerine bazilika
biçiminde bir kilise yapılmış. Uzuncaburç’taki tarihi eserlerin en az yıpranmış
olanı. M.Ö. 295 yılında Selefkos Nikador tarafından tapınak olarak yaptırılmış.
NARLIKUYU MAĞARASI (ASTIM MAĞARASI)
Cennet Obruğu’nun 300 m. batısında 40-50 m. derinliğinde bir mağara. Silifke-İçel karayolunun Narlıkuyu Köyü içinden ayrılan asfalt yolla mağaraya
ulaşılıyor. Miosen kireçtaşları içinde gelişmiş olan Narlıkuyu Mağarası’nda çok
miktarda sarkıt, dikitler ve kolonlarla karşılaşacaksınız. Yörede bu mağaranın
astım hastalarına iyi geldiğine inanılıyor.
TEKİRAMBARI
Silifke
Kalesi’nin eteğinde, Bizanslılardan kalma bu su deposu 46 m. uzunluğunda, 23 m. genişliğinde ve 14 m. derinliğinde olup, içine doğu köşesindeki helezonik
merdivenle iniliyor. Anadolu sarnıç mimarisinde örneği az görülen Tekirambarı
su sarnıcının tüm duvarları su sızmasını önlemek ve ayrıca anıtsal bir özellik
vermek için düzgün kesme taşlarla desteklenmiş, uzun kenarında 8; kısa
kenarında 5 yuvarlak kemerli niş oluşturulmuş.
NARLIKUYU MÜZESİ
Köy meydanındaki müzede Roma devri ile ilgili çok renkli mozaik levhalar,
tablolar ve figürler bulunuyor. Ayrıca birçok sanat eserine konu olan “Üç
Güzeller” mozaği de bu müzede. Romalı komutan Poimeinos burada yüzeye çıkan
şifalı kaynak suyunun başına termal hamam yaptırmış ve hamam zeminini üç
güzeller olarak tanımlanan gözalıcı mozaikle süsletmiş. Aglaia, Thalia ve
Euphrosyne adlı üç yarı tanrıçayı çıplak ve dans ederken betimleyen mozaik
figürü korumaya alınmış ve yapı küçük bir müzeye dönüştürülmüş.

SİLİFKE KALESİ
Kalenin Seleskoslar zamanında yapıldığı, Roma ve Bizans zamanında
geliştirildiği tahmin ediliyor. Denizden 184 m. yükseklikte. Kale içinde Göksu’ya inilen basamaklı bir yol bulunuyor. Kale çevresi 4827 m. 23 kule ve burç ile dört yana açılan kapıları var. Orta kısmında Selefkiya krallarının şatosu
göze çarpıyor. Bu şatonun altında kayalara oyulmuş derinliği 5 m., uzunluğu 18 m., genişliği 5 m. olan bir mahzen var. Mahzenin yanında suyu hiç eksik olmayan bir
sarnıç görülüyor. 1190 yılında Kilikya Ermeni Devleti’nin yönetimine girince
Silifke Kalesi tamir ettirilmiş. Kalenin içerisinde Sultan II.Beyazıt
tarafından yaptırıldığı sanılan mescit harabesi var.
AYA TEKLA MANASTIRI (MERYEMLİK)
Silifke’nin 1.5 km kadar güneyinde bir tepe üzerinde, Hristiyanlık dönemine ait
kutsal bir sit alanı. Aya Tekla, Hristiyanlığı yayan ilk kadın azize olarak
biliniyor. Yaşamının son yıllarını buradaki mağaralarda geçirerek yöre halkına
Hristiyanlığı yayıp, mucize yarattığına inanılıyor. Tarsus’da yaşayan Saint
Paul’un en iyi öğrencilerinden. Konya’da yaşarken yasak olan Hristiyanlığı
yaymak için Silifke’ye göç etmiş. Burada sığındığı mağarasında dini görevini
yaparken ölmüş. M.S. 313 yılında Konstantin Hristiyanlığı kabul edince, Aya
Tekla adına yaşadığı mağara üzerine şimdiki kiliseyi yaptırmış. Hristiyanlarca
“Şehitlik” olarak kabul edilmiş ve hac merkezi ilan edilmiş. Bu sebeple birçok
yabancı turist ziyaret için buraya geliyor.
CEHENNEM OBRUĞU
Cennet Obruğu’nun 75 m. kadar doğusunda yer alıyor. Tıpkı Cennet Obruğu gibi
Miosen devrine ait kalkerler içinde alttan bir yeraltı deresinin yaptığı
erozyonla tavanın göçmesi sonucu oluşmuş. 50x75 m. boyutlarında ve elips
biçiminde. Cennet Obruğu’na nazaran daha dar ve dik. Tavanın göçmesi sonucu
obruğun dibine yığılan molozlar, batıdan doğuya doğru yaklaşık 30 derecelik bir
eğimle alçalıyor.
ZEUS TAPINAĞI VE KİLİSE
En büyük göçük olan Cennet obruğunun güney ucunda, çokgen taşlardan örülmüş
duvar (Peribolos) görülüyor. Bu duvar üç ayrı tarihsel dönemde görev yapmış
olan tanrı evini ve onun kutsal avlusunu kuşatıyormuş. İlk yapı Dor yapı
düzeninde kurulmuş, ön yüzünde 2 duvarı arasına yerleştirilmiş 2 sütunlu bir
tapınak. Sütunlarla çevrili olmayan bu ilkel tapınak Zeus’un dev Typon’a karşı
kazandığı zaferin bir simgesi olarak, onun şanına dikilmiş bir çeşit anıt.
Tapınağın kuzey duvarının doğuya bakan dar yüzündeki parlatılmış düz köşe
taşlarına, Roma döneminde görev yapmış 130 din adamıyla, zamanın büyüklerinin
adları kazınmış.
Çok tanrılı
çağ yapısı olan tapınak, Hristiyanlık döneminde tümüyle yıkılıp yerine bazilika
biçiminde bir kilise yapılmış. Uzuncaburç’taki tarihi eserlerin en az yıpranmış
olanı. M.Ö. 295 yılında Selefkos Nikador tarafından tapınak olarak yaptırılmış.
NARLIKUYU MAĞARASI (ASTIM MAĞARASI)
Cennet Obruğu’nun 300 m. batısında 40-50 m. derinliğinde bir mağara. Silifke-İçel karayolunun Narlıkuyu Köyü içinden ayrılan asfalt yolla mağaraya ulaşılıyor.
Miosen kireçtaşları içinde gelişmiş olan Narlıkuyu Mağarası’nda çok miktarda
sarkıt, dikitler ve kolonlarla karşılaşacaksınız. Yörede bu mağaranın astım
hastalarına iyi geldiğine inanılıyor.
TEKİRAMBARI
Silifke Kalesi’nin eteğinde, Bizanslılardan kalma bu su deposu 46 m. uzunluğunda, 23 m. genişliğinde ve 14 m. derinliğinde olup, içine doğu köşesindeki helezonik
merdivenle iniliyor. Anadolu sarnıç mimarisinde örneği az görülen Tekirambarı
su sarnıcının tüm duvarları su sızmasını önlemek ve ayrıca anıtsal bir özellik
vermek için düzgün kesme taşlarla desteklenmiş, uzun kenarında 8; kısa
kenarında 5 yuvarlak kemerli niş oluşturulmuş.
THEOKLEIA’NIN HRİSTİYAN OLUŞU
Yaşamını Pisidya Antiokheiası’nda (Yalvaç) vaiz vererek geçiren İsa’nın
havarilerinden Tarsuslu Saint Paul bu kentte barınamayarak İkonion’a gelir.
Yolda kendisini Onesiphoros adında Konyalı bir Hristiyan, karısı ve çocukları
karşılar. Onesiphoros’un evinde vaiz vermeye başlayan Saint Paul’ü dinleyen
komşu Theokleia adındaki bir genç kız tam üç gün üç gece penceresinden yemeden
içmeden onu izler. Kentin Romalı valisine ihbar edilen Paul ve Theokleia
cezalara çarptırılırlar. Saint Paul değnekle dövülürken babası tarafından
yakılması istenen Theokleia çalıların üstüne çıkarılır ancak bir mucize
oluşarak yağmur yağmaya başlar. İkinci kez Pisidya Antiokheiası’nda vahşi
hayvanlara atılan ve mucize göstererek kurtulmayı başaran Theokleia son olarak
Seleukeia yakınlarına gider, orada Hristiyanlık öğretisini yaydıktan sonra
ölür. Seleukeia’nın önde gelen tanrıçası Athena’nın yerine geçtiği söylenen
Theokleia anısına barındığı ve uzun yıllarını geçirdiği mağara üzerine 460-470
yılları arasında inşa edilen bir başka bazilika, onu Azize olarak tescil etmiş
olur. Ören yerinde karşınıza çıkan ilk yapı kalıntısı, bu bazilikanın yan
apsislerinden birine ait. Yeraltı mağarasındaki bazilika ziyarete açık ve
oldukça iyi durumda. Mağara duvarları, üzerine inşa edilen Bazilika’yı
taşıyabilmesi için duvarlarla sağlamlaştırılmış. Mağara duvar ve tavanları
mozaiklerle, mermerlerle ve renkli cam mozaiklerle kaplıymış ama büyük bölümü
tahrip olmuş. Mağarada ayrıca mezar ve inziva odası bulunuyor.
Her yıl
13-14 Eylül tarihlerinde Azize Theokleia (Aya Tekla) anısına yapılan anma
törenleri bu kutsal yoldan başlıyor ve mağaradaki ayinle sona eriyor.
MUT
Mut, Doğu Akdeniz’in iç kısımlarında, Silifke-Karaman yolu üzerinde kurulu.
M.Ö. 1. yüzyıla tarihlenen kent, Roma imparatorlarından Claudius zamanında,
Roma şehri statüsüne çıkarılmış ve Claudius’un şehri anlamına gelen, Claudiopolis
adını almış. İçinde tiyatro ve diğer mimari yapıların bulunduğu bir surla
çevrili. Antik dönemlerde, İç Anadolu’yu denize bağlayan Kilikya kapılarından
biri olan 1610 metre yükseklikteki Sertavul geçidi üzerinde önemli bir konumda
yer alıyormuş. Öneminden dolayı, 4. yüzyıldan itibaren bir piskoposluk merkezi
olmuş. Orta Çağ’da Selçuklular’ın eline geçen ve büyük bir gelişme gösteren
Mut, 1277 yılında Karamanoğulları’nın, 1448’de Osmanlı Devleti’nin yönetimine
girmiş.
Şekerpare
türü kayısı bahçeleri ile ünlü olan Mut, ünlü halk ozanı Karacaoğlan adına
düzenlenen şenlikleri ile de tanınıyor. Mut’daki diğer bir ekonomik uğraş da
kilim dokumacılığı. 17. yüzyılda yaşamış ünlü ozan Karacaoğlan’ın mezarı
Karacaoğlan köyü ile Dere köyü arasındaki bir tepe üzerinde yer alıyor.

MUT KALESİ
Şehrin içindeki kalenin inşa tarihi bilinmiyor. Bugünkü durumu Karamanoğulları
devri karakterine sahip. Dikdörtgen şeklindeki kalenin dört burcu ve içinde iç
kale diye adlandırılan bir kulesi mevcut.
ALAHAN MANASTIRI
Mut-Karaman
karayolu üzerinde, Mut’un 20 km kuzeyinde bir kartal yuvası. M.S 440-442
yıllarında yapılmış olduğu tahmin ediliyor ve nefis bir manzaraya hakim.
Yaklaşık bin metre yukarıdan Göksu vadisine bakıyor. Antik çağın anıtsal
uslubunu henüz yitirmemiş Erken Bizans mimarisi özellikleri taşıyan büyük
boyutlu bir külliye. Batıdaki asıl kilise klasik bir bazilika, hayli harap
durumda. Doğudaki sağlam, tarihteki ilk kubbeli kiliselerden. İkisinin
ortasındaki yapı ise vaftizhane. Kilise binaları Ayasofya ile ortak mimari
özellikler taşıyor.
Kiliselerin
süslenmesinde usta taş oymacılığı kendini belli ediyor. Saint Paul, Saint
Pierre figürlerinin yanı sıra, bir çelengi taşıyan altışar kanatlı Cebrail ve
Mikail’in simgesi, yaratıkları ezişi, kükreyen aslan, kartal ve öküz sembolleri
İncil yazarlarının tasvirleri, üzüm salkımları asma yaprakları ve balık
motifleri zengin bir şekilde tasvir edilmiş.
Eski
devirde Mut-Ermenek dağları vahşi ve savaşkan bir kavim olan Isauryalılar’ın
vatanıymış. Isauryalı kabile reislerinden Zeno 474-491’de Bizans imparatoru
olmuş. Bir ara ihtilal sonucu devrilip aylarca bu dağlarda saklanmış.
Manastırın kurucusu olarak biliniyor.

Evliya Çelebi’nin “Ustasının elinden yeni çıkmış gibi duruyor diye tanımladığı
Alahan Manastırı, Hristiyanlığın yayılması sırasında İsa’nın havarilerinden St.
Paul ve St. Barnabas’ın hac yolculuğuna ithafen yapılmış.
KIZKALESİ
Silifke´nin
50 kilometre batısında yer alan Korykos kenti, M.S. 4 yüzyılda kurulmuş ve
özellikle Bizans devrinde yoğun yerleşime sahne olmuş. Kentin kuruluşu ile
ilgili kesin bilgiler yok. Suriye Kralı II. Antiokhos M.Ö. 197’de Akdeniz
limanlarını ele geçirdiğinde Korykos ismine rastlanıyor. Roma döneminde Korykos
işlek bir limanmış. Romalı hatip Cicero´nun Korkyros kentinde uzun yıllar
valilik yaptığı söyleniyor.
Günümüzde
iyi durumda olan Kızkalesi, denizden gelecek saldırılara karşı korumak için
kentin tam karşına, kıyıdan 200 metre açıktaki küçük bir adacığın üzerine inşa
edilmiş. Kale Doğu Akdeniz’in simgesi sayılıyor. Antik Korykos şehrini barındıra
Kızkalesi; kumsallara, motellere ve kamp alanlarına sahip. Korykos Kalesi ise Kızkalesi’nin
hemen karşı kıyısında yer alıyor. Açıktaki kalenin yanı sıra denize uzanan
burun üzerinde diğer kale yer alıyor. Her iki kale de 12. yüzyıl başlarında
Rubeniyan sülalesinden gelen Ermeni kralları tarafından Korykos kentini korumak
için yapılmış. İki kale aynı zamanda birbiri ile bağlantılı, bu bağlantının bir
kısmı bugü su yüzeyinde bulunuyor. Korykos kent kalıntıları karadaki kalenin
çevresinde geniş bir alana yayılmış.
KIZKALESİ EFSANESİ
Korykos’ta
yaşayan krallardan biri, bir kız çocuğu olsun diye gece gündüz Tanrıya
yakarmaktadır. Sonunda dileği yerine gelir ve kız büyüdükçe güzelliği ve yardımseverliği
ile herkesin sevgisini kazanır. Günlerden bir gün kente bir falcı gelir. Kral
onu saraya çağırtır, kızının geleceğini öğrenmek ister. Falcı prensesin eline
bakınca irkilir ama bir şey söylemez. Kral zorlayınca “Kralım”, “Kızınızı bir yılan
sokacak. Bu yazgıyı hiçbir şey değiştiremeyecek ve siz dahi engel olamayacaksınız”
deyip oradan ayrılır. Kral, kıza birşey söylemez ama düşüncelere dalar. Sonunda
kıyıya yakın küçük bir adacık üzerinde, ak taşlardan bir kale yaptırmaya karar
vererek kaleyi yaptırır ve kızını buraya kapatır. Olan biteni bilmediğinden kızı
üzülmekte, günden güne eriyip bitmektedir. Günün birinde saraydan kaleye
gönderilen bir üzüm sepetinin içinden çıkan bir yılan kızı sokar ve öldürür.

KERVANSARAY
Kentin
merkezindeki kare planlı kervansarayın giriş kapısı güneyde olup, yapı Davut Paşa
Kışlası olarak da biliniyor. Büyük avlusunu çevreleyen kemerli galerinin
gerisinde yan yana yapılmış birer ocaklı ve penceresiz 40 oda sıralanmış.
Eskiden kıyı kentleri ve Konya ile ticaret yapan kervanlar burada konaklarmış.
KANLI DİVANE
Antik adı Kanytelis ya da Neopolis olan kent, büyük bir olasılıkla
Helenistik dönemde Olbia-Olba bağlı olarak kurulmuş. Ama kentte bugüne kalan
kalıntılar Roma ve Bizans dönemine ait. Ören yerinde derin bir çukur bulunuyor.
Eskiden
suçluların buraya atıldığı ve vahşi hayvanlara yem yapıldığı söyleniyor. Belki
Kanlıdivane adı da buradan geliyor. İçinde kabartmaların bulunduğu çukurun
kenarında kentin en büyük yapısı olan bazilika yer alıyor. 5. yüzyıla ait
Bizans yapısında mozaikler görülmeye değer.
ADAM
KAYALAR
Kızkalesi’nden
Silifke’nin Hüseyinler Köyü’ne giden asfalt yolun 5. kilometresinde batıya ayrılan
iki kilometrelik taşlık yolun sonunda Şeytan Deresi vadisine varılır. Bu
vadinin dik yamacında, kayaların yüzünde 9 niş içerisinde M.S. I2. yüzyıldan
kalma 11 erkek, 4 kadın, iki çocuk ve bir dağ keçisi kabartması mevcut. Bazı nişlerin
alınlığında Roma kartalı kabartması görülüyor.
ATATÜRK
EVİ MÜZESİ
Atatürk,
Silifke’ye olan ilgisini burayı dört defa ziyaret ederek göstermiş. Hatta
Silifke’yi ziyaretlerinin birinde burada bir çiftlik satın almış ve merkezi de
bu çiftlik olmak üzere bir Tarım Kredi Kooperatifi kurulması için talimat
vererek kendisini de bu kuruluşun 1 Nolu üyesi olmuş. Atatürk’ün Silifke’ye ilk
gelişi olan 27 Ocak 1925 tarihinde kaldığı ev bugün restore edilerek Atatürk
Evi ve Müzesi olarak kullanılıyor.
YÖRESEL TATLAR

Yörede
günlük lahos, akya, çipura, kalamar gibi çeşitlerle ızgara, tava, buğulama ve
tuzda kusursuz garnitürlerden oluşan spesiyallerin yanı sıra zahteri de mutlaka
denemelisiniz. Yöreye özgü bir baharat olan zahter, Hatay, Adana ve Mersin’de
aktarlarda satılıyor ve kahvaltıda yeniyor. Silifke’de de var. Mutlaka
deneyin...

SİLİFKE MÜZESİ
Taşucu
yolu üzerinde yer alan kilise, plan ve barındırdığı eserleriyle yörenin en modern
müzesi görünümünde. Müzede Roma, Selçuk, Bizans ve Osmanlı devirlerine ait
eserler sergileniyor. Ayrıca müzenin bir odası Atatürk’e ayrılmış. Atatürk’ün
ilçeye gelişi sırasında kullandığı eşyalar ve çiftliği ile ilgili yazılı
belgeler sergileniyor.
Silifke
Müzesi’nde arkeolojik ve etnografik eserler de yer alıyor. Neolitik dönemden başlayarak
M.Ö. 1200 yılları, Arkaik, Grek, Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı
devirlerine ait eserlerin bulunduğu Müze’nin sorumluluk alanında
Cennet-Cehennem, Uzuncaburç, Olba Holmi, Aphrodisias, Kelenderis, Canbazlı,
Kkoriasion, Korykos, Seleukeia, Mylea, Meydancık ve Ura da bulunuyor.
Tel:
(324) 714 10 19 - Fax: (324) 714 28 52

SİLİFKE’DE DALIŞ

Silifke’den
35 km uzakta bulunan Yeşilovacık Koyu’na kurulu Dalış Merkezi, dalış sporuna
gönül verenleri fazlasıyla memnun edecek olanaklara sahip. Burada dalış
yapanlar, koyun 25-30 metre açığında 8-10 metrede yatan balıkların yuvalandığı
bir batıkla karşılaşıyorlar. Koyda zıpkınla balık avlama, ağ atma ve olta balıkçılığı
yapılmadığı için sıkı koruma sonucu sığ sularda bile çeşitli balıklara ve canlı
türlerine rastlanıyor. Dip yapısı kaya olan Yeşilovacık Körfezi’nde, yer yer
erişte türü yosun ve kuma rastlanıyor.