26 Mayıs 2012 Cumartesi
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

SİLİFKE

 


St. Pantaleon kilisesinin zemin mozaiğinden detay.

Mersin’e 80 km mesafede yer alıyor. İklim ve coğrafi yapısı ile ilkçağda insanların dikkatini çeken yörede, M.Ö.7. yüzyılda şimdiki Taşucu’nun olduğu yerde İyonyalılar “Holmi” adıyla bir koloni kurmuşlar. Korsanların devamlı baskın ve talanlarından dolayı gelişme imkanı bulamayan Holmi, M.Ö.7 yüzyıldan itibaren zayıflamaya başlamış. Büyük İskender’in kumandanlarından aynı zamanda Suriye Krallığının kurucusu Selefkos Nikator, Holmi şehrinin bu zayıf durumunu fırsat bilerek şehri kolayca ele geçirmiş, halkını da kıyıdaki Holmi’den 12 km içeriye, bugünkü Silifke’nin bulunduğu yere naklederek “Selefkos’un Şehri” anlamına gelen Seleukia kentini kurmuş. Şehir, Nikator’un kendi adına kurduğu 9 şehirden biri olmasının yanı sıra varlığını günümüze kadar sürdürebilmiş tek Seleukia şehri. Seleukia, Helenistik dönemde Selefkoslar ve Ptolemeos (Mısır) Krallıkları arasında sıkça el değiştirmiş. M.Ö. I. yüzyılda Romalılar’ın yönetimine giren kent bu dönemde kale eteklerinden ovaya doğru yayılmış, İmparator Diocletianus (M.S. 284-305) zamanında oluşturulan ve 10 kenti sınırları içine alan İsauria eyaletinin başkenti ilan edilmiş. Roma İmparatorluğu’nun 395 yılında ikiye bölünmesinin ardından Bizans yönetimine giren Seleukia, Ayatekla’nın varlığından dolayı Hristiyanlığın önemli bir hac merkezi konumuna gelmiş. 1471 yılında Gedik Ahmet Paşa tarafından Osmanlı topraklarına katılan Seleukia’nın adı zamanla değişerek Silifke’ye dönüşmüş.

TAŞUCU
Turistlere zengin konaklama olanakları sağlayan Taşucu, kumsalları ve limanı ile tam bir tatil beldesi. Düzenli deniz otobüsü ve feribot seferleri Taşucu’nu Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki Girne’ye bağlıyor.

Taşucu’nun 44 km batısında yer alan Ovacık Yarımadası’nın (antik Cavaliere) çevresi el değmemiş doğal güzelliklerle dolu. Kösrelik Körfezi, Kösrelik Adası ve tarihi Afrodisias Kenti’ni görebilirsiniz. Ovacık’ın batısında bulunan Aydıncık’a kadar uzanan yol nefes kesici güzelliklere sahip. Çam ağaçları ile kaplı dağlar arasından inip denize kavuşan yol, Akdeniz’in turkuaz sularını, uçurumlarını ve koylarını gözler önüne seriyor.

KİLİKYA APHRODISIASI
Yeşilovacık Koyu’na en yakın antik kent Kilikya Aphrodisiası. Taşucu-Antalya yolu üzerinde 25. km’deki Işıklı’dan girişte 14 km içeride bulunuyor. Yolun ilk kilometreleri toprak, sonrası asfalt hem de harika manzaralı. Yarımadanın doğu kıyılarında, tabanı mozaiklerle kaplı dördüncü yüzyıla ait Saint Pantaleon isimli kilise bulunuyor. Taban mozaikleri son derece etkileyici. Yarımadanın güney ve ortalarında M.Ö.12. yüzyıldan kalma sur duvarları, batı yönünde Şövalye evleri, kuzeyde nekropol ve kumsalda sarnıçlar bulunuyor. Ev ve sarnıç kalıntılarının izlenebileceği ören yeri sur kalıntılarıyla çevrelenmiş. Aphrodisias’ın doğusunda Dana Adası olarak bilinen, kilise ve mezarların bulunduğu antik Pithyussa kenti yer alıyor.

YERALTI FAUNASI VE AKDENİZ FOKLARI
Bölgenin en tipik özelliği Kızıldeniz göçmeni denilen Lesepsiyen canlılarına ev sahipliği yapması. Yörede Akdeniz özelliklerine uyum sağlayan çok sayıda canlı mevcut. Akdeniz foku da yörenin sakinlerinden. Bölge, Akdeniz foku koruma alanı ilan edildiğinden fokları yoğun biçimde izlemek mümkün.

GÖKSU DELTASI



Yaban hayatı açısından çok zengin olan Göksu deltası “Uluslararası Kuşları Koruma Derneği Konseyi” (ICBP) tarafından Avrupa ve Ortadoğu’nun önemli kuş cennetlerinden biri olarak değerlendirilmiş. Göksu deltasında 300’den fazla kuş türü yaşıyor. Delta, özellikle saz horozu, yaz ördeği, flamingo, balıkçıl, pelikan, dalagan, angıt, turaç, mahmuzlu kız kuşu, uzun bacak batak kırlangıcı, İzmir yalıçapkını, arıkuşu, bıyıklı saz bülbülü, dikkuyruk ve ötleğen kuşlarının Türkiye’deki başlıca üreme alanı.

Göksu deltası, ayrıca nesli tükenmekte olan deniz kaplumbağaları (Caretta Caretta. Chelonias Mydas) ile mavi yengeçin (Callinectes Sapidus) dünya üzerindeki çok az kalan yumurtlama alanlarından biri olması nedeni ile de ayrı bir önem taşıyor. Küçük karabatak ve tepeli pelikan, üreyen yaz ördeği ve pasbaş patka, kışlayan büyük orman kartalı ve şah kartal gibi nesilleri dünya ölçeğinde tehlike altında olan türlerle önemli kuş alanları (ÖKA) statüsü kazanıyor. Bunlara ek olarak, küçük balaban, gece balıkçılı, alaca balıkçıl, erguvani balıkçıl, turaç, saz horozu, kocagöz, bataklık kırlangıcı gibi türler bölgede önemli sayılarda ürüyor. Aralarında boz kaz, fiyu, çamurcun ve sakarmekenin bulunduğu büyük sayılarda su kuşu alanda kışlarken, göç sırasında da çok sayıda çeltikçi ve leylek burada konaklıyor.

Göksu deltası, kefal, yılan balığı gibi türlü balıklara ev sahipliği yaparak, üzerinde barındırdığı zengin canlı yaşamı ile önemli bir ekolojik merkez özelliği taşıyor.

UZUNCABURÇ KALINTILARI



İlçe merkezinin 30 km kuzeyinde etrafı ormanlarla kaplı bir yayla üzerinde kurulu. Halen 3000 kişinin yaşadığı Uzuncaburç, denizden 1200 metre yükseklikte. Doğu Akdeniz’in en etkileyici ören yeri sayılan Uzuncaburç, bir Hitit yerleşimi olan Olba kentinin kutsal yeri olarak kurulmuş. Roma imparatoru Domitian döneminde hızla gelişip ayrı bir şehir olmuş ve Diocaesarea adını almış.

Uzuncaburç köyüyle iç içe olan ören yerine sütunlu caddeyle giriliyor. Caddenin solunda tiyatro yer alıyor. Bir kısmı toprak altında bulunan tiyatronun M.S. 170 yıllarında Roma imparatoru Marcus Aurelius ve Lusius Verus dönemlerinde yapıldığı sanılıyor.

Girişte soluklanmak için kahvehanelerden birinde oturabilir ve meşhur Kenger kahvesinden yudumlayabilirsiniz.Yörenin pekmezi de çok meşhur.

ANIT MEZAR
Uzuncaburç antik kentinin güneyindeki bir tepe üzerinde yer alan olan anıtmezar Dor biçimindeki mimarisi ile yörede tek. Piramit çatılı, 15 m. yüksekliğindeki mezar anıt 5,5 m x 5,5 m ölçülerinde kare planlı. 2300 yıllık anıtmezarın Selefkoslar veya Olba Krallığının yöneticilerinden birine ait olduğu tahmin ediliyor.



OLBA
Uzuncaburç’un 4 km doğusundaki Ura, Helenistik dönemde Olba Krallığı’nın merkezi ve önemli bir ticaret şehriymiş. Bir tepenin üzerinde kurulmuş bulunan antik kentten günümüze kadar gelebilmiş kalıntılar arsında çeşme binası, su kemeri, evler, tiyatro ve nekropol bulunuyor. Buradaki en önemli yapıtlardan biri olan çeşme binası Septimus Severus (M.S. 193 - 211) döneminde yaptırılmış. Lamus Deresi’nden alınan su kanal, tünel ve su kemerleriyle bu çeşmeye akıtılıyormuş. Diğer bir önemli eser ise nekropolün bulunduğu vadi üzerine kurulmuş, 150 m uzunluğunda, 25 m yüksekliğinde dört kemerli su kemeri. Bu su kemerinin korunması ve çevrenin gözetlenmesi için kuleler inşa edilmiş olması yapının önemini göstermekte. Antik çeşme ile aynı dönemde yapılmış olan su kemeri, Bizans İmparatoru II. Justin yönetimi sırasında, 566 yılında onarım görmüş. Çeşmenin yanında bulunan tiyatro binasından bazı oturma basamakları ile sahnenin bir bölümü günümüze dek kalabilmiş.
Olba kentinin oldukça geniş olan nekropol sahasında kaya mezarları ve lahitler görülebiliyor.

SEBASTE
Anadolu’nun güneydoğu kıyısında, bugünkü Ayaş kasabasının olduğu yerde, antik dönemin Kilikia Tracheia (Dağlık Kilikia) Bölgesi’nde bulunan Eliaussa Sebaste kenti Geç Helenistik Dönemde (M.Ö. II.-I.) kurulmuş ve Roma imparatorluk ile Erken Hristiyanlık dönemlerinde en parlak devrini yaşamış. Her ne kadar Pompeus’un korsan tehlikesini ortadan kaldırmasıyla başlayan barış dönemi kentin gelişmesine yardımcı olmuşsa da en önemli etken İmparator Augustus döneminde Kapadokia Kralı Arkelaos’un buraya yerleşmesi olmuş ve İmparatorun kayırması sonucunda kent Sebaste adını almış. Bu Bizans kentinin M.S. 7. yüzyılda kesin olarak ortadan kalkması doğal nedenlerle, belki bir deprem, ve özellikle limanın kumla örtülmesi sonucunda olmuş.

TİYATRO
M. S. 2. yüzyılda yapılmış olan tiyatro binasının geç antik çağda uğradığı sürekli yağmalamalar oturma basamakları, süslemeleri ve kaplama parçalarının yok olmasına neden olmuş.

TAPINAK
Bugün Elaiussa’daki tek tapınak kent dışındaki güney kesimde, dağlık burunun denize hakim bir tepesinde yer alıyor. Uzun kenarlarında 12, kısa kenarlarında 6 sütunlu yapı kalker bloklardan oluşan geniş bir düzlük üzerine kurulmuş. Tapınak her ne kadar bir tanrıyla ilgili olsa da, hangi tanrı için olduğu saptanamamakta; Zeus, Hermes, Athena, Poseidon, Aphrodite gibi çeşitli örnekler ortaya atılıyor.

NEKROPOL (MEZARLIK ALANI)
Anadolu’nun en iyi korunmuş Roma Nekropolleri’nden biri Eliaussa Sebaste’de. Mezarlık alanı çeşitli formlardaki anıtlarla tüm kente yayılmış. Ev ya da tapınak biçiminde aile mezarları, basit lahitler, kaideli lahitler ya da niş biçimli oygu mezarlar, chamasoria (kayaya oyulmuş lahit) biçiminde değişik formlar görülmekte.

CENNET OBRUĞU
Cennet Obruğu, Narlıkuyu’nun 3 km kuzeyinde 90 m derinliğinde bir çukur. Üçüncü jeolojik zamanın Miosen çağında bir yeraltı deresinin kalker tabakası içerisinde yaptığı erozyon sonucunda, tavanın göçmesi nedeniyle meydana gelmiş. Denizden yüksekliği 135 m olan bu çöküntü içine, Romalılar devrinden kalma antik bir merdivenle iniliyor. İçinin yemyeşil oluşu ve dibinde akarsuyun bulunuşu nedeniyle cennet deniliyor.

Cennet göçüğünün içine çok tanrılı dönem tapınma mağarasının tam ağzında, başarı simgesi olarak bir kilise yapılmış. Kilisenin giriş kapısı üzerindeki dört satırlık yazıttan bu kilisenin Paulus adında iyiliksever bir dindar tarafından Meryem Ana’ya adak olarak yaptırılmış olduğu anlaşılıyor. Meryem Ana Kilisesi’nin, Cennet Obruğu’nun dışında ve güney ucunda yer alan tapınaktan dönme kilise ile aynı dönemlerden yani 5. veya 6. yüzyıldan kalma olduğu tahmin ediliyor.


Cennet obruğuna herbiri oldukça geniş 452 basamakla iniliyor.
Kiliseden sonra devam eden mağaranın sonunda, Antik çağlarda kutsal olduğuna inanılan yeraltı deresine ulaşılıyor.

CEHENNEM OBRUĞU
Cennet Obruğu’nun 75 m. kadar doğusunda yer alıyor. Tıpkı Cennet Obruğu gibi Miosen devrine ait kalkerler içinde alttan bir yeraltı deresinin yaptığı erozyonla tavanın göçmesi sonucu oluşmuş. 50x75 m. boyutlarında ve elips biçiminde. Cennet Obruğu’na nazaran daha dar ve dik. Tavanın göçmesi sonucu obruğun dibine yığılan molozlar, batıdan doğuya doğru yaklaşık 30 derecelik bir eğimle alçalıyor.

ZEUS TAPINAĞI VE KİLİSE
En büyük göçük olan Cennet obruğunun güney ucunda, çokgen taşlardan örülmüş duvar (Peribolos) görülüyor. Bu duvar üç ayrı tarihsel dönemde görev yapmış olan tanrı evini ve onun kutsal avlusunu kuşatıyormuş. İlk yapı Dor yapı düzeninde kurulmuş, ön yüzünde 2 duvarı arasına yerleştirilmiş 2 sütunlu bir tapınak. Sütunlarla çevrili olmayan bu ilkel tapınak Zeus’un dev Typon’a karşı kazandığı zaferin bir simgesi olarak, onun şanına dikilmiş bir çeşit anıt. Tapınağın kuzey duvarının doğuya bakan dar yüzündeki parlatılmış düz köşe taşlarına, Roma döneminde görev yapmış 130 din adamıyla, zamanın büyüklerinin adları kazınmış.

Çok tanrılı çağ yapısı olan tapınak, Hristiyanlık döneminde tümüyle yıkılıp yerine bazilika biçiminde bir kilise yapılmış. Uzuncaburç’taki tarihi eserlerin en az yıpranmış olanı. M.Ö. 295 yılında Selefkos Nikador tarafından tapınak olarak yaptırılmış.

NARLIKUYU MAĞARASI (ASTIM MAĞARASI)
Cennet Obruğu’nun 300 m. batısında 40-50 m. derinliğinde bir mağara. Silifke-İçel karayolunun Narlıkuyu Köyü içinden ayrılan asfalt yolla mağaraya ulaşılıyor. Miosen kireçtaşları içinde gelişmiş olan Narlıkuyu Mağarası’nda çok miktarda sarkıt, dikitler ve kolonlarla karşılaşacaksınız. Yörede bu mağaranın astım hastalarına iyi geldiğine inanılıyor.

TEKİRAMBARI
Silifke Kalesi’nin eteğinde, Bizanslılardan kalma bu su deposu 46 m. uzunluğunda, 23 m. genişliğinde ve 14 m. derinliğinde olup, içine doğu köşesindeki helezonik merdivenle iniliyor. Anadolu sarnıç mimarisinde örneği az görülen Tekirambarı su sarnıcının tüm duvarları su sızmasını önlemek ve ayrıca anıtsal bir özellik vermek için düzgün kesme taşlarla desteklenmiş, uzun kenarında 8; kısa kenarında 5 yuvarlak kemerli niş oluşturulmuş.

NARLIKUYU MÜZESİ
Köy meydanındaki müzede Roma devri ile ilgili çok renkli mozaik levhalar, tablolar ve figürler bulunuyor. Ayrıca birçok sanat eserine konu olan “Üç Güzeller” mozaği de bu müzede. Romalı komutan Poimeinos burada yüzeye çıkan şifalı kaynak suyunun başına termal hamam yaptırmış ve hamam zeminini üç güzeller olarak tanımlanan gözalıcı mozaikle süsletmiş. Aglaia, Thalia ve Euphrosyne adlı üç yarı tanrıçayı çıplak ve dans ederken betimleyen mozaik figürü korumaya alınmış ve yapı küçük bir müzeye dönüştürülmüş.



SİLİFKE KALESİ
Kalenin Seleskoslar zamanında yapıldığı, Roma ve Bizans zamanında geliştirildiği tahmin ediliyor. Denizden 184 m. yükseklikte. Kale içinde Göksu’ya inilen basamaklı bir yol bulunuyor. Kale çevresi 4827 m. 23 kule ve burç ile dört yana açılan kapıları var. Orta kısmında Selefkiya krallarının şatosu göze çarpıyor. Bu şatonun altında kayalara oyulmuş derinliği 5 m., uzunluğu 18 m., genişliği 5 m. olan bir mahzen var. Mahzenin yanında suyu hiç eksik olmayan bir sarnıç görülüyor. 1190 yılında Kilikya Ermeni Devleti’nin yönetimine girince Silifke Kalesi tamir ettirilmiş. Kalenin içerisinde Sultan II.Beyazıt tarafından yaptırıldığı sanılan mescit harabesi var.

AYA TEKLA MANASTIRI (MERYEMLİK)
Silifke’nin 1.5 km kadar güneyinde bir tepe üzerinde, Hristiyanlık dönemine ait kutsal bir sit alanı. Aya Tekla, Hristiyanlığı yayan ilk kadın azize olarak biliniyor. Yaşamının son yıllarını buradaki mağaralarda geçirerek yöre halkına Hristiyanlığı yayıp, mucize yarattığına inanılıyor. Tarsus’da yaşayan Saint Paul’un en iyi öğrencilerinden. Konya’da yaşarken yasak olan Hristiyanlığı yaymak için Silifke’ye göç etmiş. Burada sığındığı mağarasında dini görevini yaparken ölmüş. M.S. 313 yılında Konstantin Hristiyanlığı kabul edince, Aya Tekla adına yaşadığı mağara üzerine şimdiki kiliseyi yaptırmış. Hristiyanlarca “Şehitlik” olarak kabul edilmiş ve hac merkezi ilan edilmiş. Bu sebeple birçok yabancı turist ziyaret için buraya geliyor.

CEHENNEM OBRUĞU
Cennet Obruğu’nun 75 m. kadar doğusunda yer alıyor. Tıpkı Cennet Obruğu gibi Miosen devrine ait kalkerler içinde alttan bir yeraltı deresinin yaptığı erozyonla tavanın göçmesi sonucu oluşmuş. 50x75 m. boyutlarında ve elips biçiminde. Cennet Obruğu’na nazaran daha dar ve dik. Tavanın göçmesi sonucu obruğun dibine yığılan molozlar, batıdan doğuya doğru yaklaşık 30 derecelik bir eğimle alçalıyor.

ZEUS TAPINAĞI VE KİLİSE
En büyük göçük olan Cennet obruğunun güney ucunda, çokgen taşlardan örülmüş duvar (Peribolos) görülüyor. Bu duvar üç ayrı tarihsel dönemde görev yapmış olan tanrı evini ve onun kutsal avlusunu kuşatıyormuş. İlk yapı Dor yapı düzeninde kurulmuş, ön yüzünde 2 duvarı arasına yerleştirilmiş 2 sütunlu bir tapınak. Sütunlarla çevrili olmayan bu ilkel tapınak Zeus’un dev Typon’a karşı kazandığı zaferin bir simgesi olarak, onun şanına dikilmiş bir çeşit anıt. Tapınağın kuzey duvarının doğuya bakan dar yüzündeki parlatılmış düz köşe taşlarına, Roma döneminde görev yapmış 130 din adamıyla, zamanın büyüklerinin adları kazınmış.

Çok tanrılı çağ yapısı olan tapınak, Hristiyanlık döneminde tümüyle yıkılıp yerine bazilika biçiminde bir kilise yapılmış. Uzuncaburç’taki tarihi eserlerin en az yıpranmış olanı. M.Ö. 295 yılında Selefkos Nikador tarafından tapınak olarak yaptırılmış.

NARLIKUYU MAĞARASI (ASTIM MAĞARASI)
Cennet Obruğu’nun 300 m. batısında 40-50 m. derinliğinde bir mağara. Silifke-İçel karayolunun Narlıkuyu Köyü içinden ayrılan asfalt yolla mağaraya ulaşılıyor. Miosen kireçtaşları içinde gelişmiş olan Narlıkuyu Mağarası’nda çok miktarda sarkıt, dikitler ve kolonlarla karşılaşacaksınız. Yörede bu mağaranın astım hastalarına iyi geldiğine inanılıyor.

TEKİRAMBARI
Silifke Kalesi’nin eteğinde, Bizanslılardan kalma bu su deposu 46 m. uzunluğunda, 23 m. genişliğinde ve 14 m. derinliğinde olup, içine doğu köşesindeki helezonik merdivenle iniliyor. Anadolu sarnıç mimarisinde örneği az görülen Tekirambarı su sarnıcının tüm duvarları su sızmasını önlemek ve ayrıca anıtsal bir özellik vermek için düzgün kesme taşlarla desteklenmiş, uzun kenarında 8; kısa kenarında 5 yuvarlak kemerli niş oluşturulmuş.

THEOKLEIA’NIN HRİSTİYAN OLUŞU
Yaşamını Pisidya Antiokheiası’nda (Yalvaç) vaiz vererek geçiren İsa’nın havarilerinden Tarsuslu Saint Paul bu kentte barınamayarak İkonion’a gelir. Yolda kendisini Onesiphoros adında Konyalı bir Hristiyan, karısı ve çocukları karşılar. Onesiphoros’un evinde vaiz vermeye başlayan Saint Paul’ü dinleyen komşu Theokleia adındaki bir genç kız tam üç gün üç gece penceresinden yemeden içmeden onu izler. Kentin Romalı valisine ihbar edilen Paul ve Theokleia cezalara çarptırılırlar. Saint Paul değnekle dövülürken babası tarafından yakılması istenen Theokleia çalıların üstüne çıkarılır ancak bir mucize oluşarak yağmur yağmaya başlar. İkinci kez Pisidya Antiokheiası’nda vahşi hayvanlara atılan ve mucize göstererek kurtulmayı başaran Theokleia son olarak Seleukeia yakınlarına gider, orada Hristiyanlık öğretisini yaydıktan sonra ölür. Seleukeia’nın önde gelen tanrıçası Athena’nın yerine geçtiği söylenen Theokleia anısına barındığı ve uzun yıllarını geçirdiği mağara üzerine 460-470 yılları arasında inşa edilen bir başka bazilika, onu Azize olarak tescil etmiş olur. Ören yerinde karşınıza çıkan ilk yapı kalıntısı, bu bazilikanın yan apsislerinden birine ait. Yeraltı mağarasındaki bazilika ziyarete açık ve oldukça iyi durumda. Mağara duvarları, üzerine inşa edilen Bazilika’yı taşıyabilmesi için duvarlarla sağlamlaştırılmış. Mağara duvar ve tavanları mozaiklerle, mermerlerle ve renkli cam mozaiklerle kaplıymış ama büyük bölümü tahrip olmuş. Mağarada ayrıca mezar ve inziva odası bulunuyor. 

Her yıl 13-14 Eylül tarihlerinde Azize Theokleia (Aya Tekla) anısına yapılan anma törenleri bu kutsal yoldan başlıyor ve mağaradaki ayinle sona eriyor.

MUT
Mut, Doğu Akdeniz’in iç kısımlarında, Silifke-Karaman yolu üzerinde kurulu. M.Ö. 1. yüzyıla tarihlenen kent, Roma imparatorlarından Claudius zamanında, Roma şehri statüsüne çıkarılmış ve Claudius’un şehri anlamına gelen, Claudiopolis adını almış. İçinde tiyatro ve diğer mimari yapıların bulunduğu bir surla çevrili. Antik dönemlerde, İç Anadolu’yu denize bağlayan Kilikya kapılarından biri olan 1610 metre yükseklikteki Sertavul geçidi üzerinde önemli bir konumda yer alıyormuş. Öneminden dolayı, 4. yüzyıldan itibaren bir piskoposluk merkezi olmuş. Orta Çağ’da Selçuklular’ın eline geçen ve büyük bir gelişme gösteren Mut, 1277 yılında Karamanoğulları’nın, 1448’de Osmanlı Devleti’nin yönetimine girmiş.

Şekerpare türü kayısı bahçeleri ile ünlü olan Mut, ünlü halk ozanı Karacaoğlan adına düzenlenen şenlikleri ile de tanınıyor. Mut’daki diğer bir ekonomik uğraş da kilim  dokumacılığı. 17. yüzyılda yaşamış ünlü ozan Karacaoğlan’ın mezarı Karacaoğlan köyü ile Dere köyü arasındaki bir tepe üzerinde yer alıyor.



MUT KALESİ
Şehrin içindeki kalenin inşa tarihi bilinmiyor. Bugünkü durumu Karamanoğulları devri karakterine sahip. Dikdörtgen şeklindeki kalenin dört burcu ve içinde iç kale diye adlandırılan bir kulesi mevcut.


ALAHAN MANASTIRI

Mut-Karaman karayolu üzerinde, Mut’un 20 km kuzeyinde bir kartal yuvası. M.S 440-442 yıllarında yapılmış olduğu tahmin ediliyor ve nefis bir manzaraya hakim. Yaklaşık bin metre yukarıdan Göksu vadisine bakıyor. Antik çağın anıtsal uslubunu henüz yitirmemiş Erken Bizans mimarisi özellikleri taşıyan büyük boyutlu bir külliye. Batıdaki asıl kilise klasik bir bazilika, hayli harap durumda. Doğudaki sağlam, tarihteki ilk kubbeli kiliselerden. İkisinin ortasındaki yapı ise vaftizhane. Kilise binaları Ayasofya ile ortak mimari özellikler taşıyor.

Kiliselerin süslenmesinde usta taş oymacılığı kendini belli ediyor. Saint Paul, Saint Pierre figürlerinin yanı sıra, bir çelengi taşıyan altışar kanatlı Cebrail ve Mikail’in simgesi, yaratıkları ezişi, kükreyen aslan, kartal ve öküz sembolleri İncil yazarlarının tasvirleri, üzüm salkımları asma yaprakları ve balık motifleri zengin bir şekilde tasvir edilmiş.

Eski devirde Mut-Ermenek dağları vahşi ve savaşkan bir kavim olan Isauryalılar’ın vatanıymış. Isauryalı kabile reislerinden Zeno 474-491’de Bizans imparatoru olmuş. Bir ara ihtilal sonucu devrilip aylarca bu dağlarda saklanmış. Manastırın kurucusu olarak biliniyor.


Evliya Çelebi’nin “Ustasının elinden yeni çıkmış gibi duruyor diye tanımladığı Alahan Manastırı, Hristiyanlığın yayılması sırasında İsa’nın havarilerinden St. Paul ve St. Barnabas’ın hac yolculuğuna ithafen yapılmış.

KIZKALESİ

Silifke´nin 50 kilometre batısında yer alan Korykos kenti, M.S. 4 yüzyılda kurulmuş ve özellikle Bizans devrinde yoğun yerleşime sahne olmuş. Kentin kuruluşu ile ilgili kesin bilgiler yok. Suriye Kralı II. Antiokhos M.Ö. 197’de Akdeniz limanlarını ele geçirdiğinde Korykos ismine rastlanıyor. Roma döneminde Korykos işlek bir limanmış. Romalı hatip Cicero´nun Korkyros kentinde uzun yıllar valilik yaptığı söyleniyor.

Günümüzde iyi durumda olan Kızkalesi, denizden gelecek saldırılara karşı korumak için kentin tam karşına, kıyıdan 200 metre açıktaki küçük bir adacığın üzerine inşa edilmiş. Kale Doğu Akdeniz’in simgesi sayılıyor. Antik Korykos şehrini barındıra Kızkalesi; kumsallara, motellere ve kamp alanlarına sahip. Korykos Kalesi ise Kızkalesi’nin hemen karşı kıyısında yer alıyor. Açıktaki kalenin yanı sıra denize uzanan burun üzerinde diğer kale yer alıyor. Her iki kale de 12. yüzyıl başlarında Rubeniyan sülalesinden gelen Ermeni kralları tarafından Korykos kentini korumak için yapılmış. İki kale aynı zamanda birbiri ile bağlantılı, bu bağlantının bir kısmı bugü su yüzeyinde bulunuyor. Korykos kent kalıntıları karadaki kalenin çevresinde geniş bir alana yayılmış.

KIZKALESİ EFSANESİ

Korykos’ta yaşayan krallardan biri, bir kız çocuğu olsun diye gece gündüz Tanrıya yakarmaktadır. Sonunda dileği yerine gelir ve kız büyüdükçe güzelliği ve yardımseverliği ile herkesin sevgisini kazanır. Günlerden bir gün kente bir falcı gelir. Kral onu saraya çağırtır, kızının geleceğini öğrenmek ister. Falcı prensesin eline bakınca irkilir ama bir şey söylemez. Kral zorlayınca “Kralım”, “Kızınızı bir yılan sokacak. Bu yazgıyı hiçbir şey değiştiremeyecek ve siz dahi engel olamayacaksınız” deyip oradan ayrılır. Kral, kıza birşey söylemez ama düşüncelere dalar. Sonunda kıyıya yakın küçük bir adacık üzerinde, ak taşlardan bir kale yaptırmaya karar vererek kaleyi yaptırır ve kızını buraya kapatır. Olan biteni bilmediğinden kızı üzülmekte, günden güne eriyip bitmektedir. Günün birinde saraydan kaleye gönderilen bir üzüm sepetinin içinden çıkan bir yılan kızı sokar ve öldürür.



KERVANSARAY

Kentin merkezindeki kare planlı kervansarayın giriş kapısı güneyde olup, yapı Davut Paşa Kışlası olarak da biliniyor. Büyük avlusunu çevreleyen kemerli galerinin gerisinde yan yana yapılmış birer ocaklı ve penceresiz 40 oda sıralanmış. Eskiden kıyı kentleri ve Konya ile ticaret yapan kervanlar burada konaklarmış.

KANLI DİVANE
Antik adı Kanytelis ya da Neopolis olan kent, büyük bir olasılıkla Helenistik dönemde Olbia-Olba bağlı olarak kurulmuş. Ama kentte bugüne kalan kalıntılar Roma ve Bizans dönemine ait. Ören yerinde derin bir çukur bulunuyor.

Eskiden suçluların buraya atıldığı ve vahşi hayvanlara yem yapıldığı söyleniyor. Belki Kanlıdivane adı da buradan geliyor. İçinde kabartmaların bulunduğu çukurun kenarında kentin en büyük yapısı olan bazilika yer alıyor. 5. yüzyıla ait Bizans yapısında mozaikler görülmeye değer.

 

ADAM KAYALAR

Kızkalesi’nden Silifke’nin Hüseyinler Köyü’ne giden asfalt yolun 5. kilometresinde batıya ayrılan iki kilometrelik taşlık yolun sonunda Şeytan Deresi vadisine varılır. Bu vadinin dik yamacında, kayaların yüzünde 9 niş içerisinde M.S. I2. yüzyıldan kalma 11 erkek, 4 kadın, iki çocuk ve bir dağ keçisi kabartması mevcut. Bazı nişlerin alınlığında Roma kartalı kabartması görülüyor.

 

ATATÜRK EVİ MÜZESİ

Atatürk, Silifke’ye olan ilgisini burayı dört defa ziyaret ederek göstermiş. Hatta Silifke’yi ziyaretlerinin birinde burada bir çiftlik satın almış ve merkezi de bu çiftlik olmak üzere bir Tarım Kredi Kooperatifi kurulması için talimat vererek kendisini de bu kuruluşun 1 Nolu üyesi olmuş. Atatürk’ün Silifke’ye ilk gelişi olan 27 Ocak 1925 tarihinde kaldığı ev bugün restore edilerek Atatürk Evi ve Müzesi olarak kullanılıyor.

YÖRESEL TATLAR



Yörede günlük lahos, akya, çipura, kalamar gibi çeşitlerle ızgara, tava, buğulama ve tuzda kusursuz garnitürlerden oluşan spesiyallerin yanı sıra zahteri de mutlaka denemelisiniz. Yöreye özgü bir baharat olan zahter, Hatay, Adana ve Mersin’de aktarlarda satılıyor ve kahvaltıda yeniyor. Silifke’de de var. Mutlaka deneyin...



SİLİFKE MÜZESİ

Taşucu yolu üzerinde yer alan kilise, plan ve barındırdığı eserleriyle yörenin en modern müzesi görünümünde. Müzede Roma, Selçuk, Bizans ve Osmanlı devirlerine ait eserler sergileniyor. Ayrıca müzenin bir odası Atatürk’e ayrılmış. Atatürk’ün ilçeye gelişi sırasında kullandığı eşyalar ve çiftliği ile ilgili yazılı belgeler sergileniyor.

Silifke Müzesi’nde arkeolojik ve etnografik eserler de yer alıyor. Neolitik dönemden başlayarak M.Ö. 1200 yılları, Arkaik, Grek, Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı devirlerine ait eserlerin bulunduğu Müze’nin sorumluluk alanında Cennet-Cehennem, Uzuncaburç, Olba Holmi, Aphrodisias, Kelenderis, Canbazlı, Kkoriasion, Korykos, Seleukeia, Mylea, Meydancık ve Ura da bulunuyor.

Tel: (324) 714 10 19 - Fax: (324) 714 28 52



SİLİFKE’DE DALIŞ



Silifke’den 35 km uzakta bulunan Yeşilovacık Koyu’na kurulu Dalış Merkezi, dalış sporuna gönül verenleri fazlasıyla memnun edecek olanaklara sahip. Burada dalış yapanlar, koyun 25-30 metre açığında 8-10 metrede yatan balıkların yuvalandığı bir batıkla karşılaşıyorlar. Koyda zıpkınla balık avlama, ağ atma ve olta balıkçılığı yapılmadığı için sıkı koruma sonucu sığ sularda bile çeşitli balıklara ve canlı türlerine rastlanıyor. Dip yapısı kaya olan Yeşilovacık Körfezi’nde, yer yer erişte türü yosun ve kuma rastlanıyor.

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


68310 - unknown - 38.107.179.236