TARSUS
Mersin’in 30 km doğusundaki Tarsus, ünlü Romalı komutan Marcus Antonius ile Kleopatra arasındaki aşkın ateşlendiği
yer. İsa’nın havarilerinden Saint Paul de burada dünyaya gelmiş.
Anadolu’nun
en eski yerleşim birimlerinden biri olan Tarsus aynı zamanda Kilikya’nın başkentiydi.
Tarsus döneminin kültür, sanat ve dini merkezi kimliğindeydi. Hristiyanlığın
Anadolu’da gelişme sürecinde önemli halkalar olan üç konsül Tarsus’ta toplanırdı.
Gözlükule
Höyüğü’nde yapılan kazılar, bu yörede ilk yerleşmenin Yeni Taş Çağı dönemiyle
başladığını ortaya koymuş.
Bir süre
Asur egemenliğinde kalan yöre, daha sonra Perslerin, M.Ö. 333’te ise Büyük İskender’in
yönetimine girmiş. M.Ö. 66’da Kilikya bir Roma vilayeti olunca, Tarsus’da buranın
merkezi durumuna getirilmiş. Tarsus’da bulunan kitabelerde, buranın özgür bir
kent olduğu yazılı. Tarsus, Roma döneminde Kilikya’nın en önemli ve en büyük
limanı haline gelmiş. 637’de Arapların işgaline uğramış, daha sonra Bizanslılar
ve Araplar arasında sürekli el değiştirmiş. 965’de Bizanslıların, 1082’de
Selçukluların, 1097’de Haçlıların eline geçen Tarsus, 1516’da Yavuz Sultan
Selim tarafından Osmanlı topraklarına katılmış.
Antik yazar
Strabon, birçok filozof, dil bilgini ve şairin Tarsus’da yaşadığını, onların
kültür hayatına olan etkilerini, her konuda büyük bir gelişme içindeki
Tarsus’un bir bilim ve üniversite kenti olduğunu yazmaktadır.
Müslüman
Araplar ile Bizanslılar arasında bir uç kenti olan Tarsus, Antik Çağlarda olduğu
gibi bu dönemde de ön plana çıkmış, İslam kültür ve sanatının önemli bir
merkezi haline gelmiş, birçok İslam bilgini kente yerleşmişti.
Antik
Tarsus bugün tipik Akdeniz mimari özelliklere sahip birçok evleriyle zengin
yeni Tarsus’un 5-6 metre altında yer alıyor. Kentte Roma, Bizans ve Osmanlı
döneminden kalma çok sayıda eseri görebilirsiniz.
TARSUS MÜZESİ

Tabakhane Mahallesi’ndeki yapı, 1557 yılında Kubat Paşa tarafından yaptırılan
medreseden müzeye dönüştürülmüş. Süslemeli bir kapıyla girilen müzenin
avlusunda mermer bir lahit, heykeller, sütunlar ve sütun başları yer alıyor.
Yan odalarda ise Tarsus çevresinde bulunan çeşitli dönemlere ait arkeolojik ve
etnografik eserler sergileniyor.
ST. PAUL KİLİSESİ (ESKİ CAMİİ)

Çarşı başındaki kilisenin M.S. 1102 tarihinde St. Paul Katedrali olarak yapıldığı
söyleniyor. Romen stilinde inşa edilmiş olup kalın ve yüksek duvarları, dar,
derin pencereleri, büyük ve kalın sütunları ile dikkat çekici. Bu kilise M.S.
1415 yılında Ramazanoğlu Ahmet Bey tarafından onarılarak camiye dönüştürülmüş.
Günümüzde ise Müslümanlarca ibadet amacıyla kullanılırken bir yandan da
Hristiyanlarca ziyaret ediliyor.
ST.PAUL KUYUSU

Tarsus’da Kızılmurat Mahallesi’nde Cumhuriyet Alanı’nın yaklaşık 300 m. kadar kuzeyinde, eski Tarsus evlerinin yoğun olduğu bölgede, öteden beri St.Paul’un evinin
yeri olarak kabul edilen bir avluda bulunan kuyu, St.Paul Kuyusu olarak
biliniyor.
Halen çevre
düzenleme çalışmaları yapılmakta olan kuyunun çapı 1.15 m. Ağız taşının silindir biçiminde olmasına karşın, asıl kuyu gövdesi kare biçiminde ve dörtgen
kesme taşlarla yapılmış. Derinliği 38 m olan kuyunun suyu yaz- kış hiç
eksilmiyor. Kudüs’e hacı olmak için yöreden geçen Hristiyanlar kutsal sayılan
bu kuyu suyundan içerler. Bunun yanı sıra yapılan kazı çalışmalarında
St.Paul’un doğduğu ev olarak tahmin edilen evin taş duvarları St.Paul
Kuyusu’nun hemen yanında gün ışığına çıkarılmış.
ST. PAUL ANIT MÜZESİ
Tarsus’ta 1850 yılında yaptırılan kilise, genişçe bir bahçe içerisinde
duvarları kesme taş ile kaplı, kare planlı kagir bir yapı.
ESHAB-KEHF MAĞARASI (YEDİ UYURLAR)
Tarsus’un 12 km kuzeyinde bulunan Eshab-ı Kehf Mağarası, Hristiyan ve
Müslümanlarca kutsal bir ziyaret yeri olarak kabul ediliyor. Kayadan oyulmuş
dört köşe mağaraya 15-20 basamakla giriliyor. 1873 yılında Sultan Abdülaziz
tarafından yaptırılan camiye sonradan üç şerefeli bir de minare eklenmiş.
Eshab-ı
Kehf diye adlandırılan ve kutsal kişiler olarak bilinen, Hristiyanlarca 7,
Müslümanlarca 8 evliya olarak kabul edilen Yelmiha, Mekselina, Mislina, Mernuş,
Sazenuş, Debernuş ve Kefeştetayuş adındaki yedi genç ve köpekleri Kıtmir’e ait
söylencenin çeşitlemeleri var. Bazı değişikliklerle birlikte bunların hepsinde
anlatılan ortak söylence ise şöyle:
St Paul’ün
Hristiyanlık kurallarını yaydığı tarihlerden uzun bir süre sonra, Arap
kaynaklarında Takyanus olarak geçen (Diodetianus olduğu iddia ediliyor) Roma
imparatoru Tarsus’a gelmiş ve çok tanrılı dönemde tek tanrıya inandıkları için
bu gençleri huzuruna çağırarak onlara Roma dinine bağlı kalmalarını, aksi
takdirde kendilerini öldürteceğini söylemiş. İnançlarından vazgeçmek istemeyen
gençler, imparator tarafından verilen birkaç günlük zamandan yararlanarak
Tarsus yakınlarındaki bu mağaraya sığınmış ve orada mucizevi bir şekilde 300 yıl
süren bir uykuya dalmışlar. İçlerinden ilk uyanan Yemliha yiyecek almak için
kente gittiğinde, elindeki paranın çok eski ve anlattıklarının akla uygun olmadığını
gören halk, onunla beraber mağaraya gitmiş. Ancak mağarada yedi yavru kuşun
tünediği bir yuvadan başka bir şey görememişler. Bu nedenle bu mağara Yedi Uyurlar
Mağarası olarak da anılır.
ULU CAMİ
Tarsus’ta bulunan cami, 1579 yılında Ramazanoğlularından Piri Paşa’nın oğlu
İbrahim Bey tarafından St. Pierre Kilisesi kalıntılarının üstüne yaptırılmış.
Caminin yanındaki tek şerefeli minaresine Osmanlı ve Selçuklu üslubu hakim.
BAC
KÖPRÜSÜ (JUSTINIANUS KÖPRÜSÜ)
Tarsus kentinin
doğusunda bulunan Justiniaus köprüsüne halk tarafından eskiden şehre girişte alınan
Bac Vergisinden dolayı Bac Köprüsü denilmiş. Berdan (Tarsus) Çayı üzerindeki
köprü, M.S.6. yüzyılda Bizans İmparatoru Justiniaus (M.Ö.527-566) tarafından
yaptırılmış. Birkaç kez ve en son olarak 1978 yılında restore edilmiş.
ROMA YOLU (SAĞLIKLI KÖYÜ)
Tarsus’a 15 km. uzaklıktaki Sağlıklı Köyü’nün yukarı dağlık kısmında ana kaya
üzerinde taş levhalarla döşeli Roma yolu bulunuyor. Roma yolu yüksek bir yerde,
buradan Tarsus ve civarı sahile kadar görülebiliyor. Yolun genişliği yaklaşık 3 metre ve 3 km.lik kısmı sağlam durumda. Yolun her iki tarafında bulunan korkuluk duvarı yol boyunca
devam ediyor. Yol güzergahı üzerinde Roma ve Bizans devirlerine ait mezarlar ve
yolla ilgili yazılı onarım kitabeleri bulunuyor. Ayrıca yolun üzerinde kemerli
bir yapı mevcut. Bu kapının zafer takı ve Kilikya sınırlarının başlangıç yeri
olduğu veya sınır kapısı olarak yapıldığı tahmin ediliyor.
TARSUS ŞELALESİ VE ROMA MEZARLARI
Tarsus’un kuzeyinde Berdan (Kydnos) Çay’ı üzerinde yer alıyor. Berdan nehrinin
bu bölümünde nehir suyu 4-5 metrelik bir yükseklikten dökülerek şelale meydana
getiriyor. Romalılar döneminde şelalenin bulunduğu alan nekropol (mezarlık)
olarak kullanılmış. Şelalenin bulunduğu alanda kayalara oyularak yapılmış
mezarlar nehrin akış yükseltisi altında ortaya çıkmasından sonra oldukça tahrip
olmuş durumda.
ESKİ KİLİSE
Çarşıbaşındaki kilisenin 1102 yılında St. Paul Katedrali olarak yapıldığı
söyleniyor. Roma sitilinde kalın ve yüksek duvarları, iç kısmı geniş, dışa
bakan tarafı dar, derin pencereleri ve kalın sütunları ile dikkat çekici bir
yapı. 1415 yılında Ramazanoğlu Ahmet Bey tarafından onarılarak camiye çevrilmiş.
Bazı kaynaklarda Ortaçağ’ın başlarına ait bir Ayasofya Kilisesi’nden söz edilir
ve Papa’nın elçisi Mainz Piskoposu Konrad Von Wittelsbach’ın 6 Ocak 1198’de
burada, Ruppenlerden l.Leon’u Ermeni Kralı olarak tanıdığı ve taç giydirmiş
olduğu anlatılır. 1704’de Tarsus’a gelen P.Lucas’da burada bir Grek ve bir
Ermeni kilisesinden söz ederek Ermeni kilisesinin Paulus’un kendisi tarafından
inşa edildiğini belirtir. Kilisenin bahçesine, batı yönde bulunan ve cephesi
oldukça süslü bir kapıdan girilir. Yapı bu bahçe içerisinde yaklaşık 460
metrekarelik bir alanı kapsıyor. Tavanın merkezine rastlayan bölümde, ortada
Hz.İsa olmak üzere doğuda Yohannes ve Mattaios, batıda Marcos ve Lucas’ın
freskleri yer alıyor. Yapının kuzey-batı köşesinde ise bir çan kulesi mevcut.
TARSUS GÖZLÜKULE HÖYÜĞÜ
Şehrin güneydoğusunda bugün park olarak ağaçlandırılmış 300 m. uzunluğunda ve 22 m. yüksekliğinde bir höyük yer alıyor. Tarsus Gözlükule Höyüğü Neolitik Çağda
(M.Ö. 5000) toprak tepe üzerinde kurulmuş ve en eski Anadolu kültürüne ışık
tutan önemli bir yerleşim merkezi. İlk çağda Tarsus limanı olarak kullanılıyormuş.
Burada 1934-1938 ve 1947 yıllarındaki arkeolojik kazılarda, Kalkolitik döneme
ait, içerisinde ölülerin gömüldüğü küpler, testi ve çömlekler bulunmuş. Aynı
mimari tarzda yapılmış üst üste ev tabanları da dikkat çekici. Bunlar Tunç
dönemine ait tunç silahlar, mühürler, dörtgen planlı taş ve kerpiç evler
bulunan ilk mimari kalıntılar. Bu çağda kentleşme ve sınıflaşma ortaya çıkmış,
kent yangından sonra surlarla çevrilmiş. Hitit döneminde Kuziwatna Kralı Isput
Ahşu ile Hitit Kralı Telepinus arasında yapılan anlaşmanın küçük bir bölümü,
Gözlükule’de bu anlaşmayı yapan İsput Ahşu’nun çevresi çivi ile yazılı, ortası
Hiyeroglif bir mührü, Hitit kralı III. Hattuşil’in karısı Hepa’ya ait mühür,
bir arazi bağışı ile ilgili bir çivili yazılı Hitit tableti, bir din adamı
tasvir eden kristal bir heykelcik ve Boğazköy surlarına benzer bir kale kalıntıları
bulunuyor. Gözlükule’de çıkarılan eserler Adana Müzesi’nde sergileniyor.
KLEOPATRA KAPISI
Parkın güneyinde, Mersin yolu üzerinde ve Tarsus girişinde yer alıyor. Mısır’ın
ünlü kraliçesi Kleopatra’nın (M.Ö. 60- 30) sevgilisi Romalı general Antonius
(M.Ö. 83-30) ile Tarsus’ta buluşmak üzere geldiklerinde, o zamanın limanı olan
Gözlükule’de altından geçtikleri kapı. “Kancık Kapı” (Deniz Kapısı) adı ile de
tanınmakta. Tarsus’u kuşatan üç kapılı surların 1835 yılında Mısırlı İbrahim Paşa
tarafından yıktırılmasıyla geriye kalan tek kapı olarak biliniyor. Tek kemeri
ile iki yığma ayağı bulunmakta. Çeşitli büyüklükteki taşlarla yapılmış.
ESKİ HAMAM & ONUR YAZITI
Eski Hamam, Ulu Cami’nin yanında yer alıyor. Hamamın giriş kapısı üzerindeki
kitabeden 1785 tarihinde yapılmış olduğu belirtilmekte. Hamam, klasik Türk
hamamlarının özelliğini taşıyor. Hamamda soyunma, ılıklık, sıcaklık külhan
olmak üzere dört bölüm mevcut. Severus Alexander’in imparator olduğu yıllar
arasında, yani M.S 222-235 yıllarına tarihlenen yazıtın Türkçe çevirisi şöyle:
“Bu heykel imparatorluk tapınağının koruyuculuğunu iki kez yapmak, gerek kent,
gerekse Kilikya eyalet yönetiminde bazı sivil ve resmi işlerde özel sorumluluk
ve yetkilere sahip olmak ve bağımsız eyalet meclisi kurmak gibi pek çok ve
seçkin ayrıcalıklarla onurlandırılmış bulunan Kilikya, İsaura ve Lycaonia
eyaletlerine başkanlık eden, en büyük, en güzel ve en önde gelen başkent olan
Severus Alexander’in Septimus Severus’un Caracalla’nın ve Handrianus’un kenti
Tarsus tarafından dindar ve talihli efendimiz imparator Marcus Aurelius Severus
Alexander’in esenliği için dikilmiştir.”
İNANÇ TURİZMİ

Akdeniz
Bölgesi ve Anadolu; tek tanrılı semavi dinlerin doğuşundan sonra, üç büyük
dinin de kucaklaştığı bölge. Bu topraklar, dünyanın dört bir yanından gelen
inanç sahiplerini ve antik dinlerin meraklılarını ağırlıyor. Suyu yüzlerce yıldır
hastalara şifa dağıtan St. Paul Kuyusu eski Tarsus evleriyle çevrili olarak
hala olduğu yerde duruyor. Ilk Hristiyanların gizli tapınaklarından olan ve
oradan cennete gidileceğine inandıkları için ölülerini bıraktıkları Cennet Mağarası
da St. Paul’un evinin bahçesindeki su kuyusuna pek uzak değil. Antakya’nın 2 km. kuzeydoğusundaki kayalara oyularak yapılmış St. Pierre Kilisesi 1963 yılında Papa Paul VI.
tarafından “kutsal haç yeri” ilan edilmiş. Hristiyan sözcüğü de ilk kez o
kilisede kullanılmış. Kilisenin bugün toprakla örtülü kaçış tüneli St. Piyer’in
ve diğer havarilerin İsa’nın mesajlarını insanlara ulaştırmaya çalışırken, ne
büyük baskılarla karşılaşmış olduklarının göstergesi. Kilisenin içindeki
kayalardan damlayan su yüzlerce yıldır şifalı olarak kabul ediliyor.
Macera Tutkunlarına...
RAFTİNG

ANAMUR ÇAYI (DRAGON)
Anamur (Dragon) Çayı yaklaşık 35 km. uzunluğu ile Toroslar’ın eteklerinden
Çatalyatak, Yellice ve Kızcağız tepelerinden bir yeraltı nehri olarak doğar.
Sugözü Köyü’ne çok yakın bir mesafedeki suyun çıkışı görülmeye değer. Farklı
noktalardan, yüzlerce metre fışkırarak ve uğultu çıkartarak yeryüzüne ulaşan
çay ilginç görüntüler oluşturuyor. Anamur çayı, Kaş, Masat ve Gökçe dereleri
ile birleşerek derin bir yatak içinden Akdeniz’e dökülüyor.
PARKUR
Anamur Çayı, kano ve nehir kayağı sporları için elverişli. Kılıç deresinin
Anamur çayına karıştığı noktadan parkura başlayıp, yaklaşık 10 km. güneyindeki tarihi Alaköprü’de tamamlanabilir.
Parkur başlangıcına,
Anamur - Ermenek karayolunun 12. kilometresindeki Çaltıbükü köyü yol ayrımından
yaklaşık 15 km. sonra ulaşılıyor. Parkur başlangıcından hemen sonra dere yatağındaki
taşlara ve ağaç köklerine dikkat etmek gerekiyor. 1-2 zorluk derecesinde olan
Anamur çayının bazı bölümleri suyun debisinin arttığı dönemlerde 3 zorluk
derecesine ulaşabiliyor.
GÖKSU NEHRİ
Göksu nehri, bütün akarsu sporları için elverişli geniş bir nehir yatağına
sahip olup, 1-2 zorluk derecesinde bir parkura sahip. Genellikle yavaş akışlı
bir nehir olması nedeniyle raftinge yeni başlayanların deneyim kazanmaları için
son derece uygun. Göksu Nehri’nin akarsu sporları için en elverişli parkur
olarak kuzeydeki Derinçay ile güneydeki Değirmendere köyleri arası
önerilebilir. Bu parkurun uzunluğu yaklaşık 90 kilometre. Parkurun başlangıç yeri olan Derinçay mevkiine Karaman-Silifke arasındaki karayolunun,
Mut ilçesinin 3 km. kuzeyindeki yol ayrımından batıya yönelen karayolu
üzerinden ulaşmak mümkün. Çevresinde fazla uzun olmayan kanyonların da bulunduğu
Kışlakoy ile Kargıcak köyü civarındaki köprüler arasındaki 14 kilometrelik
bölüm, bu parkurun en ilginç peyzajına sahip. Bu bölüm geçildikten sonra,
parkurun Değirmendere köyü civarında bitirilmesi mümkün.
DAĞ TURİZMİ

BOLKAR DAĞLARI
Alp dağlarının Türkiye’deki kanadını oluşturan Bolkar Dağları, güneybatıda
Reşadiye’den başlayıp Anadolu’nun güney kıyılarına paralel olarak uzandıktan
sonra, doğuda İran’ın Zağanos Dağları’na bağlanıyor.
Bolkar dağlarında
3000 metreyi aşan birçok zirve bulunuyor. Bunlardan Medetsiz (3524 m.) aralarında en yüksek olanı. Meydan ise Bolkar dağlarını görmek isteyenler için çok iyi bir
kamp noktası. Meydan’a yaklaşık 45 dakika uzaklıkta, güney batıda bulunan
Karagöl (2650 m.) çok güzel bir kamp noktası ve buraya haziran ayında gidilirse
gölü sarı ağırlıklı çiçeklerin kuşattığı görülür. Ayrıca kökleri Orta Asya’ya
uzanan Yörüklerin arasında, binlerce yıldır bozulmamış geçmişe de yolculuk
yapmanız mümkün.
Yüksekliği 3524 m. olan parkura yaz tırmanışları için en uygun zaman 15 Mayıs-15 Ağustos tarihleri arası, kış tırmanışları
için en uygun zaman aralık sonu, ocak başı ile şubat sonu, mart başı. Kalker
kayalardan oluşan kıvrımlar yaz mevsiminde yer yer kalıcı karlarla kaplı. Değişik
türde orman örtüleri, dağ çayırları ve bitki topluluklarına sahip. En yüksek
doruk olan Medeksiz doruğuna ulaşmak için Ankara-Adana karayolundan Ulukışla-Çiftehan
ve Pozantı-Çamalan’a doğru yol alınıyor. Medeksiz doruğuna tırmanış için
Çiftehan üzerinden Maden köyüne gidiliyor. Yaz aylarında Maden köyünden sonra
Meydan Yaylasına kadar arazi araçlarıyla gidilebilir. Burası aynı zamanda kamp
yeri. Çamalan üzerinden hareket edilmesi halinde Elmalıpınarı’na araç ile ulaşılıyor.
Buradan başlatılacak gezi ve tırmanışlar için her dağcı kendine göre bir çıkış
yolu seçebilir.
DALIŞ

Temiz suları ile Mersin, dalıcılara çok farklı olanaklar sunuyor. Dana adasının
batı burnunda ters dönmüş yük gemisi dalgıçlar tarafından sık ziyaret edilen
batıklar arasında. Kurt burnu, Fok burnu, kuzey batısında batık bir adanın
bulunduğu Dana adası, büyük amphoraların yer aldığı Sıncak Koyu Mersin’in
ilginç dalış noktaları.
YÖRESEL TATLAR

AKDENİZ MUTFAĞINDAN ÖRNEKLER
Mersin’de
çok şık restoranlar bulabileceğiniz gibi salaş ancak temiz mekanlarda
birbirinden lezzetli yemekler ve tatlılar yiyebilirsiniz. Balık ızgaraları,
tantuni, cezerye, kuş gözü, humus, telatür, eya dolması, şırdan, bandırma,
yüzük çorbası, övelemeç özel yöresel yemeklerden sadece bazıları. Özellikle
tantuni yemeden sakın geri dönmeyin. Bir çeşit dürüm olan bu yemeğin üzerine
iyi demlenmiş bir bardak çay içebilir ya da büyük tepsiler içinde pişirilmiş
enfes künefelerden yiyebilirsiniz.