Kutsal
Topraklar
Doğu
Akdeniz kıyıları, Akdeniz’in en az bilinen kumsallarından, keşfedilmemiş
koylarından oluşuyor.

Doğu Akdeniz’in en
etkileyici ören yerlerinden biri olan Uzuncaburç, bir Hitit yerleşimi.
İnsan topluluklarının
yüzyıllar boyu devam eden inanç serüveninin tanığı bu bölge, yeni yerler
keşfetmek isteyenleri cezbedecek çok sayıda özellik taşıyor.
Son derece
zengin doğasına adeta tarih tanıklık ediyor. Öyle ki Mark Antuan’ın Mısır’ın
egzotik kraliçesi Kleopatra’ya evlenme hediyesi olarak bu sahilleri verdiğini
yazıyor tarih kitapları. Ayrıca İsa’nın ilk havarilerinin bu topraklarda
yaşadığını ve Hristiyanlığın ilk tohumlarının bu topraklarda atıldığını,
Akdeniz’in sevimli sayfiyesi İskenderun’un adını Büyük İskender’den aldığını,
Hatay Müzesi’nin dünyanın en önemli Roma mozaiklerine sahip olduğunu da...
Bölgede yer
alan Cennet-Cehennem ve Narlıkuyu mağaraları, Anamur, İskenderun, Yumurtalık
gibi sahil şeritleri ve sayısız tarihi kalıntıları ve her çeşit su ve doğa
sporuna olanak tanıyan yapısı ile Doğu Akdeniz kıyıları, bütün doğal
zenginliklerinin ve renkli kültürünün yanı sıra çok geniş konaklama
olanaklarına da sahip.
KİLİKYA TARİHİ

Ünlü
coğrafya yazarı Strabon (I. yüzyıl) bugünkü Mersin ve çevresini Kilikya olarak
tanıtmakta ve bölgeyi coğrafi açıdan Ovalık ve Dağlık Kilikya olmak üzere ikiye
ayırmaktadır. Her iki Kilikya’nın da başkenti Tarsus idi. Dağlık Kilikya’nın
sınırları Manavgat Çayı’ndan Limonlu’ya (Lamus Deresi) kadar uzanan bölgeyi,
Ovalık Kilikya ise Limonlu’dan Amanos Dağlarına kadar olan alanı kapsıyordu. Bu
sınırlar kesin olmayıp, Roma imparatorları tarafından yeni düzenlemelerle
yeniden belirleniyordu. Bu bölgeler, bugün Taşeli ve Çukurova adını taşıyor.
Bölgeyi bir
taraftan deniz, diğer taraftan ise sadece birkaç noktadan geçit veren Toros
Dağları çevirmekte. En önemli geçitlerden biri de “Kilikya Kapısı” diye
adlandırılan ve Pozantı Yolu üzerinde bulunan dar bir geçit. Hitit
mitolojisinde bu geçidi Hititlerin denize doğru ilerlemesini sağlamak için bir
boğanın boynuzlarıyla açtığı anlatılır. Romalı Septimus Severus’un, Pescenio
Nigro’yu 194 yılında Issos’ta yenmesinden sonra Kilikya Kapısı’na bir zafer
takı inşa edilmiş. Zafer takısının üzerinde de bir quadriga (dört atlı araba)
anıtı konmuş. Bundan dolayı Kilikya’da her beş yılda bir “Severa Olympia
Epineikia” adı altında oyunlar düzenlenmeye başlanmış.
Bu bölgenin
en eski yazılı tarihi, Luvi, Kizzuwatna, Hitit, Asur ve Babil krallıklarının
tarihleri ile içiçe. Yerel krallık Kizzuwatna M.Ö. 17. yüzyılda Hitit işgaline
uğramış, daha sonraları da sırasıyla, bölge Urartular, Asurlular, Babiller,
Lidyalılar, Persler, Seleukoslar ve Romalılar tarafından işgal edilmiş. Bu
arada da Aiol ve İyonlar bölgenin çeşitli noktalarında ticaret iskeleleri ile
yerleşim birimleri kurmuşlar. Büyük imparatorluklarının yıkılmasıyla
Kilikyalılar, Syennesis hanedanlığı adı altında bir krallık kurmuş. Perslerle
beraber Yunan savaşlarına katılan bu askerlerin yünden yapılmış yöreye ait
giysileri, başlarında miğferler, kollarında ham deriden yapılmış kalkanlar ve
ellerinde ikişer mızrakla bellerinde bir kılıç bulunmaktaymış. O devre ait
yazarlar Kilikya’nın uçsuz bucaksız bir yer olduğunu, bol suya sahip ve verimli
topraklarının, ağaçlar, bağlar ve ekinlerle örtülü olduğundan
bahsetmektedirler.
M.Ö. 333’de
İssos’ta Perslerin yenilgiye uğratılmasıyla Kilikya, Büyük İskender’in
egemenliğine girmiş. İskender’in ölümü ardından bölge, komutanlarından Seleukos
Nicator’un eline geçmiş ve kurmuş olduğu Seleukoslar krallığının bir parçası
halini almış. Yazılı kaynaklar Seleukos kralı III. Antiochos döneminde Kilikya,
sanat ve kentleşmede yüksek bir seviyeye ulaştığını bildiriyor. MÖ 190 yılında
Manisa yakınlarında Romalılara karşı yapılan savaşta yenilen III. Antiochos’un
toprakları yavaş yavaş Romalıların eline geçmiş.
Romalıların
yönetiminde, ünlü hatip Cicero, Prokonsül sıfatıyla Kilikya’ya vali olarak
atanmış. Julius Caesar Tarsus’a gelmiş ve M.Ö. 58 yılında Kıbrıs adasını da
Kilikya bölgesine bağlamış. Caesar’dan sonra, doğu bölgesinin yönetimini üstlenen
Marcus Antonius, Tarsus’ta Mısır Kraliçesi Kleopatra ile buluşmuş.
Kleopatra’nın gemisiyle Tarsus limanına girişi, daha sonra Antonius’la yaşadığı
beraberliği, Antik Çağ tarihinin en çok ilgi çeken olaylarından biri.
Birinci
yüzyılda doğan Hristiyanlık inancı, Kilikya’da hızlı bir şekilde yayılmış. Roma
İmparatorluğu’nun 4. yüzyılda bölünmesinden sonra buraya hakim olan Bizanslılar
devrinde manastırlar ve kiliseler inşa edilmiş. Havarilerden çadır dokumacısı
olan Aziz Paulus’un Tarsuslu oluşu bölgenin önemini arttırmış.
Fakat
ticaretin yeni başkent İstanbul’a kaymasından ötürü, sermayenin büyük bir
bölümü ve tüccarlar oraya doğru yönelmişler, haliyle limanlar ve bu yöre yavaş
yavaş eski canlılığını kaybetmeye başlamış. 7. yüzyıldan Osmanlılar’ın fethine
kadar bu bölge, Araplar’ın, Abbasiler’in, Mısırlı Tulunoğulları’nın,
Selçuklular’ın, Moğollar’ın, Haçlılar’ın, Ermeniler’in, Memluklar’ın,
Ramzanoğulları ve Karamanoğulları’nın eline geçmiş. 16. yüzyıldan itibaren
bölge Osmanlı topraklarına katılmış.
MİTOLOJİDE KİLİKYA

Tarih
yazarı Herodot ve mitolojik kaynaklar, bölgenin Fenike Kralı Agenor’un
oğullarından Kilix’in, boğa kılığına girmiş Zeus tarafından kaçırılan
kızkardeşleri Europe’yi aramaya çıktığını ve bir süre sonra aramaktan vazgeçip
buraya yerleştiğini bildiriyor. Mitolojik kaynaklara göre bölge bu nedenle
Kilikya adıyla anılıyor.
CILICIUM DOKUMASI

Kilikya’da,
adını bölgeden alan ve bütün dünyaya ticareti yapılan Cilicium denilen keçi
kılından kaba dokumalar da üretiliyormuş. Bugün hâlâ bölgede üretilen bu kaba
dokumalar sıcağı, soğuğu ve suyu geçirmediğinden dolayı Türkmen ve Yörükler
tarafından çadır olarak kullanılıyor.