Hasankeyf
Güneydoğu’ya
giden bir gezginin uğramadan, görüp de etkilenmeden dönemeyeceği bir kent
Hasankeyf. Yolun iki yanına, tepelerin eteklerine serpilmiş neredeyse tek tip
evlerin yanıltmasına fırsat kalmadan kayaların üzerindeki görkemli kale,
minareler ve muhteşem köprü Hasankeyf’in gerçek kimliğini haykırıveriyor.

Türkiye'nin her yerinden
otobüs seferi ile ulaşmak mümkün. İstanbul-Batman 1463 km, Ankara-Batman 1010 km, Antalya-Batman 1177 km. Batman' dan Ankara, İstanbul ve İzmir'e
uçakla ulaşabilirsiniz.
Hasankeyf’in ne zaman ve
kimler tarafından kurulduğu tam olarak bilinmiyor. Ancak şehir ve etrafındaki
binlerce mağara insanların buraya çağlar öncesinden yerleştiğini gösteriyor. İnsanlığın
en eski yerleşim merkezlerinden biri olan Mezapotamya bölgesinde yer alan
Hasankeyf, içinden Dicle nehrinin akıp gitmesi, korunaklı coğrafi yapısı,
mesken olarak kullanılan binlerce mağarası ile hep dikkatleri çekmiş ve çağlar
boyunca stratejik önemini korumuş bir antik yerleşim.
Yekpare taştan
meydana gelen kalesi nedeniyle “Hısn Keyfa” adını almış. Milattan önceki
dönemlerde Hasankeyf’te nelerin geliştiği tarihin karanlık sayfalarında yatıyor.
Bu konuda yazılı kaynak yok. Milattan sonraki ilk yüzyılda Sasanilerle Bizanslılar
arasında çekişmelere sahne olan Hasankeyf, 4. yüzyılda Bizanslılar’ın
hakimiyetine girmiş.
Bizans
egemenliği Müslümanlar’ın Hasankeyf’i fethettiği 7. yüzyıla kadar devam
ederken, sırasıyla Emeviler, Abbasiler, Hamdaniler, Mervaniler, Artuklular,
Eyyubiler ve Osmanlılar’ın hakimiyetlerine giren Hasankeyf, stratejik önemini
her zaman korumuş.
Bu çalkantılı
tarihinden günümüze, Kale, Köprü, El- Rızk Camii, Sultan Süleyman Camii, Koç
Camii, Zeynel Bey Türbesi, Ulu Cami, Küçük Saray ve Büyük Saray gibi değerli
eserler taşıyan Hasankeyf, bugün ciddi bir tehlike ile karşı karşıya bulunuyor.
GAP'ın bir alt projesi olan Ilısu Barajı ve Hidroelektrik Santrali'nin yapımından
sonra sular altında kalma tehlikesi içindeki Hasankeyf, kurtarılmayı bekliyor.

EL-RIZK CAMİİ
Dicle Nehri’nin doğusunda köprü ayağına yakın bir mevkide yer alıyor. Portal
girişindeki kitabeden eserin, 1409 yılında Eyyubi Sultan Süleyman tarafından
yaptırıldığı anlaşılıyor. Bugün camiden sadece minare sağlam kalmış. Kısmen yıkılmış
portal giriş kapısında yer alan kitabenin altında, bitkisel süsler arasında
Allah'ın 99 ismi yazılmış. Caminin önemli özelliklerinden biri, cami
minaresinin çift yollu olması.
KALE
Kalenin eski çağlardan beri bir iskan yeri olarak kullanıldığı mağara yapılardan
anlaşılıyor. Bizanslılar döneminde kale olarak kullanılmaya başlanmış. Yekpare
taştan ve çok korunaklı olan yapı, üzerindeki tarihi eserleri ve kaleye çıkan
yol üzerindeki zarif, muhteşem taş kapısıyla dikkat çekiyor. Kaleye doğudan
merdivenli bir yolla ulaşılmış. Bu yolun hemen başında bulunan oyma taşlardan
yapılmış kapının Eyyubiler’e ait olduğu üzerindeki kitabeden anlaşılmakta. Bu
yolun üst tarafında da kısmen harap olmuş diğer bir kapı yer alıyor. Kalenin
kuzeydoğu ucunda dev bir kule gibi yükselen Küçük Saray mevcut. Ayrıca kalede
Ulu Camii, Büyük Saray yer alıyor. Kalenin dikkate değer özelliklerinden biri
de, gerek Artuklular gerekse Eyyubiler döneminde buraya su çıkarılmış olması.
Yüzyıllarca kale bu su ile hayat bulmuş. Bu suyun kesildiği olağanüstü
zamanlarda kalenin kuzeyinde yer alan merdivenli yolla nehirden su alınmış.

KALEDEKİ ULU CAMİİ
Eyyubiler’in Hasankeyf'teki ilk eseridir. 1325 yılında bir kilise kalıntısı
üzerine inşa edilmiş. Yapı gibi minaresi de genellikle moloz taşlardan yapılmış.
Minarenin kuzeyinde bulunan alçı süsleme ve kitabe dikkate değer. Cami
minberinden günümüze ulaşan ahşap kitabe, yazısı ve oyma süsleriyle günümüze
ulaşan nadir parçalardan biri.
BÜYÜK SARAY
Kalenin kuzeyinde
Ulu Camii'nin altında yer alıyor. Büyük ölçüde yıkılmış ve göçükler altında kalmış.
Yapının en önemli özelliği, binadan bağımsız, giriş kapısının karşısında
dikdörtgen bir kulenin yükseliyor olması. Burası kesme taşlardan örülmüş,
köprüde olduğu gibi taşlardan madeni kromplarla birbirine kenetlenmiş. Burasının
gözetleme kulesi veya yıldırımlık görevi gördüğü tahmin ediliyor. Genel
özelliklerinden dolayı Artuklular'a ait olduğu tahmin ediliyor.

Her gezgin buruk ayrılır Hasankeyf’ten, buruk ve telaşlı. Bir gün tekrar
gelmeden önce baraj suları yükselir ve yutarsa Hasankeyf’i diye...
KÖPRÜ
Tarihi kaynaklarda köprünün 1116 tarihinde Artuklu Fahrettin Karaaslan tarafından
yapıldığı yazılı. Ancak Hasankeyf'in 638 yılında Müslümanlarca feth edildiği sırada
bir köprüden bahsedilmekte. Bu nedenle köprünün antik bir temel üzerinde yapıldığı
sanılıyor. Yapı, kemer açıklıkları itibariyle Ortaçağ'da yapılan taş köprülerin
en büyüğü. Ortadaki büyük kemeri taşıyan iki orta ayağın arasındaki açıklık 40 metre. Doğu ve batıdaki küçük kemerler dışındaki ortadaki büyük kemerler tamamen yıkılmış durumda.
Araştırmalara göre köprünün en büyük kemerin ortası ahşaptanmış. Düşman şehre
saldırdığı zaman yerinden kaldırılır, düşmanın şehre girişi engellenirmiş. Bu
özellik köprünün ömrünü kısaltmış.
Köprünün önemli özelliklerinden biri de orta ayaklar üzerinde yer alan ve 12
burcu simgelediği tahmin edilen figürler. Bir ikisi dışında hepsi tahrip olmuş
ve şekil olarak ne ifade ettikleri anlaşılmaz hale gelmiş. Köprünün ne zaman yıkıldığı
bilinmiyor.

Köprü, kemer açıklıkları itibariyle Ortaçağ’da yapılan taş köprülerin en büyüğü.
ZEYNEL BEY TÜRBESİ
Kısa bir süre Hasankeyf'de hakim olan Akkoyunlular'a ait tek eserdir. Akkoyunlu
hükümdarı Uzun Hasan'ın oğlu Zeynel Bey'e ait olduğu üzerindeki kitabeden anlaşılmakta.
Türbenin silindirik gövdesi üzerinde turkuvaz ve lacivert sırlı tuğla ve kuşaklar
oluşturulmuş. Bu kuşaklarda sıra ile "Allah, Muhammed ve Ali"
isimleri hayranlık verici bir şekilde yazılmış. İçeriden sekizgen bir özellik
gösteren yapının mezar bölümü açılmış. Hasankeyf'teki birçok eser gibi yıkılma
tehlikesiyle karşı karşıya. Kendi türünün Anadolu'daki nadir örneklerinden olan
türbenin, Hasankeyf'teki diğer eserlerle beraber koruma altına alınması ve
restore edilmesi gerekiyor.

Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın oğlu Zeynel Bey adına yaptırılan türbe yıkılma
tehlikesi ile karşı karşıya.
DİCLE’NİN SULARI
GAP Projesi’nin bir parçası olan Ilısu Barajı su tutmaya başladıktan dokuz-on yıl
sonra Hasankeyf tamamen sular altında kalacak. 1981 yılında korumaya alınan
Hasankeyf’te kazı çalışmaları 1991 yılında tam başlamışken yaşanan terör
olayları nedeniyle ara verilmiş. Şimdi kazı çalışmaları hızla devam ediyor. Ama
nereye kadar? Hasankeyf’te başka bir yere taşınabilecek anıtsal yapı sayısı az.
Esas önemlisi, hala keşfedilmeyi bekleyen yüzlerce cami, kilise ve tapınağın,
yerleşim alanlarının, mezarlıkların bulunduğu antik alanlarda, bir yaşam
biçimini anlatan mağaralarda gizli. İster on ister yirmi yıl sonra olsun bu değerlerin
sulardan önce ortaya çıkartılması ise olanaksız. Binlerce yıllık Anadolu
kültürünün en önemli kentlerinden biri olan Hasankeyf’in kurban edileceği barajın
ömrü ise elli yıl olacak.