|
MARDİN
Fırat
ve Dicle nehirleri arasında Mezopotamya bölgesinde, tarih boyunca pek çok
medeniyete ev sahipliği yapmış. Bir dağın tepesinde kurulmuş olan Mardin ise,
Yukarı Mezopotamya'nın en eski şehirlerinden biri.

Mardin’e büyük şehirlerden
otobüs seferleri düzenlenmekte. İstanbul-Mardin 1448 km, Ankara-Mardin 995 km. Terminale belediye otobüsleri ve minibüslerle ulaşmak mümkün. Mardin’e
demiryolu ile ulaşabilirsiniz. Havayolunu kullananlar için haftanın beş günü
(Pazartesi, Salı, Çarşamba, Perşembe ve Cumartesi) Ankara aktarmalı İstanbul
seferleri yapılıyor.
M.Ö. 3000 yıldan başlayarak
yerleşim yeri olarak kullanılan Mardin; Artuklu, Akkoyunlu, Osmanlı dönemine
ilişkin bir çok yapının yanında Süryani Manastır ve Kiliseleri de bünyesinde
barındıran önemli bir açık hava müzesi. Roma kaynaklarında Maride olarak anılan
kente Persler Marde, Bizanslılar Mardia, Süryaniler Merdo ya da Merdi,
Araplarda Mardin derler.
Mardin,
mimari, etnografik, arkeolojik, tarihi ve görsel değerleri ile zamanın durduğu
izlenimini veren Güneydoğu’nun şiirsel kentlerinden biri aynı zamanda.
Mardin'de, farklı dini inanışlar paralelinde, sanatsal açıdan da tarihi değeri
olan camiler, türbeler, kiliseler, manastır ve benzeri dini eserler mevcut.
MARDİN EVLERİ
Tarihsel geleneğin günümüze dek sürdürülmesinin bir sonucu olarak özgün mimari
karaktere sahip bir yapılaşmayla birlikte anılan Mardin’in, kentle özdeşleşen
kagir evleri, gerek plansal özellikleri gerekse malzeme ve bezemeleriyle
Anadolu konut mimarisinde ayrıcalıklı bir konuma sahip.
Kentin bir
açık hava müzesi şeklinde algılanmasına olanak tanıyan evler, kayalık ve
volkanik bir tepenin güney yamacındaki kalenin eteklerinden ovaya doğru ve
birbiri üzerine yükselen teraslar halinde yerleşmişler.
Geleneksel
Mardin Evleri, U ya da L planlı, geniş avlulu ve 2-3 katlı yapılar. Kentin
mimari kurgusunda kullanılan temel malzeme kolay işlenebilen kalker taşı. Kapalı
yaşam biçiminin tüm özelliklerini taşıyan evler, yükseklikleri 4 metreye varan
duvarlarla çevrili. Dış cephe, kapı ve pencereleri taş oymacılığının en güzel
motiflerini yansıtan evler ön avlu cepheleri güneye bakacak şekilde inşa edilmiş.
Mardin
Evleri, iklimsel koşullar, dayanıklılık ve tasarım estetiği gibi pek çok unsuru
bir arada sundukları ölçüde, kültürel miras bileşenlerimizden biri olmaya devam
edecektir.

Kentin mimari kurgusunda kullanılan temel malzeme kolay işlenebilen kalker taşı.
Kapalı yaşam biçiminin tüm özelliklerini taşıyan evler, yükseklikleri 4 metreye
varan duvarlarla çevrili.
MİDYAT
Mardin gibi bir müze kent olan Midyat, Mardin'den yaklaşık 1.5 saat uzaklıkta
yer alıyor. Mardin'e benzer evlerin, taş konakların, kemerli geçitlerin, minare
gibi yükselen çan kuleleriyle Süryani kiliselerinin bulunduğu Midyat, bir
ortaçağ kentini andırıyor. Bölgeyi Süryaniler’in yavaş yavaş terk etmesi ve göç
almasıyla şehir merkezi 2 km ötedeki Estel'e kaymış. Telkari diye bilinen taş
işçiliğinin en güzel örnekleri Midyat'taydı. Bir kaç telkari ustası Midyat
çarşısında mesleklerini sürdürmekte direniyorlar. Mutlaka izlemelisiniz...


Tarihi İpek Yolu güzergahındaki Mardin’de farklı dini inanışlar çerçevesinde
sanatsal açıdan da tarihi değeri olan camiler, türbeler, kiliseler, manastır ve
benzeri dini eserler yer alıyor.
DARA HARABELERİ
Mardin'in güneydoğusunda 30 km. uzaklıkta Oğuz Köyü'nde yer alıyor. Burası eski
Mezopotamya bölgesinin en ünlü kenti.
Dara kent kalıntıları kayalar içine oyulmuş, çevresi 8-10 kilometreyi bulan
geniş bir alana yayılmış. Buralarda mağara evler var kent kalıntıları içinde
kilise, saray, çarşı ve depoları zindan, tophane ve su bendini halen görmek
mümkün. Ayrıca köyün etrafında kayalara oyulmuş 6-7 tane kadar mağara eve
rastlanıyor. Bunların tarihi Geç Roma (Erken Bizans) dönemine kadar gidiyor.

Dara Harebeleri’nin tarihi Geç Roma dönemine kadar iniyor.
MARDİN KALESİ
Diğer adı “Kartal Yuvası” olan Mardin Kalesi, Subari, Sümer, Babil, Mitaniler,
Asur, Pers, Roma, Bizans, Emevi, Abbasi, Hamdaniler, Selçuklular, Artuklu,
Karakoyunlu, Akkoyunlu, Safaviler, Osmanlılar dönemlerini, kimi zaman
zaferleri, kimi hayal kırıklıklarını yaşamış çok önemli bir kale.
MS.330 yılında ateşe ibadet eden ve güneşe tapan Şad Buhari isminde bir kral
gelip Mardin kalesinde kalmış. Hasta olan kral, kalede iyileşince, kendisine
bir kasır yaptırıp, 12 yıl burada yaşamış. Daha sonra kendi memleketi Pers ve
Babil'den birçok asker ve sivil getirip, onları bölgeye yerleştirmiş. Getirilen
halk sayesinde kent zenginlemiş, gelişmiş. M.S.442'daki bir veba salgını kale
halkının sonu olmuş. MS. 542'e kadar Mardin Kalesi boş kalmış.
M.S.975 - 976'da Hamdaniler'-den Bin Abdullah Bin Ham, binlerce yıldır hakim
bir konumda bulunan bu doğal kaleyi bir takım eklemelerle, daha korunaklı bir
hale getirmiş. Kalenin ovadan yüksekliği bin metre kadar. Kalenin bir kısmı
sarp kayaların üzerine oturmuş. Kalenin güney kesiminde bir kule hala ayakta.

Sarp, geçit vermez konumu nedeniyle “Kartal yuvası” diye de anılan Mardin
Kalesi, şiirlere, şarkılara konu olan anıtsal bir yapı.
DEYR-UL ZAFERAN MANASTIRI
Mardin'in 5 km. doğusunda, 4. yüzyılda yapılan bir manastır. Deyr-ul Zaferan,
Yukarı Mezopotamya'nın tarihi yapıtlarından en tanınmış olanlarından biri ve
Süryani Kadim Cemaatinin dini merkezi. Bugünkü Süryaniler’in ataları olan ve
güneşe tapan Aramiler, M.Ö. 2. binden başlayarak 4 bin yıl boyunca burada her
güneş doğuşunda bir ayin düzenleyerek güneşe kurbanlar sunuyorlarmış. İsa
Mesih'ten sonra Hristiyanlığı benimseyip kiliseler kurmuşlar. Manastır kurulduğu
dönemden kalma mozaikler bugün de duruyor. Canlı bir tarih görünümünde olan
manastırın en büyük özelliklerinden biri de içinde 52 Süryani patriğinin
mezarlarının bulunması. Manastırın 1 km kuzeyinde kayalara oyulmuş Meryem Ana
Kilisesi (Theodoros Tapınağı) ve Mar Yakup Manastırı ile Deyr-ul Zaferan bir
üçlü oluşturmakta. Manastırın içinde tarihi bir İncil ve kutsal taş mevcut ve
ilk tıp fakültesinin burada kurulduğu söyleniyor.


Anıtlı (Hah) Köyü ile Karagöl (Derkube) arasında yer alan Hah Harabeleri büyük
bir medeniyetin izlerini taşıyor. Özellikle harabenin orta yerinde yer alan
Meryem Ana Kilisesi taş işçiliği ile dikkat çekici.
MAR GABRİEL MANASTIRI
Midyat'ın 18 km. doğusunda yer alıyor. Yerel adı Deyrülumur. Kuş uçmaz kervan
geçmez bir dağ başında yalnız, müstahkem bir manastır. Süryani Cemaatinin ünlü
ve büyük yapıtlarından olan manastır, yüksekçe bir tepeye yapılmış. Manastırın
temelleri M.S. 397 yılında atılmış ve kısa sürede tamamlanmış. Değişik
tarihlerde manastırın içinde ve dışında ekler yapılmış. Bir kısmı Bizans
mozaikleriyle bezeli. Öteki yapıların çoğu 19. yüzyıl, bazısı yeni.
Cumhuriyet’ten sonra uzun süre terkedilen manastır, şimdiki metropolitin
gayretleriyle yeniden canlandırılmış.

Deyrulumur Manastırı, Süryani çocuklarının dini eğitimlerini de üstlenen
dini bir yapı.
MARYAKUP MANASTIRI
Nusaybin’de yer alan bu manastır eskiden Arun adıyla anılmış ise de Suruçlu
profesör Maryakup'un adıyla tanınmıştır. I. veya II. yüzyılda inşa edildiği
tahmin ediliyor.
MAR İZOZİL MANASTIRI
Yörenin en eski manastırı. Mar Yakup ve Deyr ül Seyde Manastırları arasında yer
alıyor. 4. yüzyılın başlarında yaşayan Şamişatlı Mar İzozil’in ismi ile anılıyor.
Resmi kayıtlarda 18. yüzyıl sonlarına kadar işlevini sürdürdüğü belirtiliyor.

MERYEM ANA KİLİSESİ VE PATRİKHANE
1860 yılında Patrik Antuan Semheri tarafından yaptırılan kilisede; kemer,
yuvarlak taş sütunlar ve avluda korkuluklar yer alıyor. Patriğin oturma yeri
ile İncil vaiz yeri, üzüm salkımlı motiflerinin ahşap el işçiliğiyle bambaşka
bir görünüm sergilemekte.
1895 yılında
Antakya Patriği İğnatuos Benham Banni tarafından inşa edilen Patrikhane ise
bugün müze olarak hizmet veriyor.
ZİNCİRİYE MEDRESESİ
Medrese mahallesinde yer alıyor. 1385 tarihli yapı, dikdörtgen geniş bir alanı
kaplayan cami, türbe ve çeşitli ek bölümlerden oluşmuş. Süslemeleri oldukça
zengin.
|
|