Medeniyetlerin
Kesişme Noktası: Harran
İncil'de,
aynı isimle anılan eski bir kent olduğuna inanılan Harran, İbrahim Peygamber’in
yaşamının bir bölümünü burada geçirmiş olmasının yanı sıra arı kovanını andıran
kübik evleri, en eski İslam üniversitesi, sekizinci yüzyıldan kalma kent surları,
altı çıkış kapısı ve kalesi ile Doğu’nun incilerinden biri.

Şanlıurfa, Arap
ülkelerine geçiş noktasında yer alması ve GAP'ın merkezi oluşu nedeniyle
karayolu ulaşımda önemli rol oynamakta. Şehre birçok otobüs firması sefer
düzenliyor. Urfa’ya tarifeli uçak seferleri düzenlenmekte.
Her yıl binlerce yerli ve
yabancı turist tarafından ziyaret edilen tarihi Harran kenti, kendi adıyla anılan
Harran Ovası merkezinde yer alıyor. Tevrat'ta Hârân olarak geçen yerin burası
olduğu söyleniyor. İslam tarihçileri kentin kuruluşunu Nuh Peygamber’in
torunlarından Kaynana veya İbrahim Peygamber’in kardeşi Aran'a (Haran) bağlarlar.
13.yüzyıl
tarihçilerinden İbn Şeddad, Hz. İbrahim'in Filistin'e gitmeden önce bu şehirde
oturduğunu yazar. Bu nedenle Harran'a Hz. İbrahim'in kenti de denildiğini,
Harran'da İbrahim Peygamber’in evinin, adını taşıyan bir mescidin, onun
otururken yaslandığı bir taşın varolduğunu söyler.
Harran
tarihiyle ilgili en doğru bilgiler arkeolojik kazılardan elde edilen
buluntulara dayanıyor. Harran adına ilk defa, Kültepe ve Mari'de bulunan M.Ö.
2. bin başlarına ait çivi yazılı tabletlerde "Har-ra-na" veya
"Ha-ra-na" şeklinde rastlanmış. Kuzey Suriye'de bulunan Ebla
tabletlerinde ise Harran'dan "Ha-ra-na" olarak bahsediliyor. M.Ö. 2.
binin ortalarına ait Hitit Tabletleri’nde, Hititlerle Mitanniler arasında yapılan
bir anlaşmaya Harran'daki Ay Tanrısı’nın (Sin) ve Güneş Tanrısı’nın şahit
tutulduğu belirtiliyor. Harran, Kuzey Mezopotamya'dan gelerek batı ve kuzeybatıya
bağlanan önemli ticaret yollarının kesiştiği bir noktada bulunmaktaymış. Bu
özelliğinden dolayı Harran, Anadolu ile sıkı ticaret ilişkileri bulunan Asurlu
tüccarların da önemli uğrak yerlerinden biriymiş. Anadolu'dan Mezopotamya'ya,
Mezopotamya'dan da Anadolu'ya olan ticaret binlerce yıl Harran üzerinden yapılmış.
Bu da, burada zengin ve köklü bir kültür birikiminin oluşmasına neden olmuş.
TEVRAT’TA HARRAN
Din ve dilleriyle en eski milletlerden biri sayılan İbraniler, tek tanrıya
inanan bir din anlayışını ilk gerçekleştiren kavim. Kutsal kitaplarda anlatılan
Sami asıllı Yahudi kavmi, Tevrat’a göre Yehova İbranilerini yöneten İbrahim
Peygambere “Kabileni al ve baba evini (Ur şehri şimdiki Urfa) bırak, göstereceğim
ülkeye git. Orada kavmini büyük bir millet yapacağım.” demiş. Yine Tevrat’ta
“Abram Harran’dan gittiği vakit, 75 yaşında idi” deniliyor. Kimi çevrelerce Hz.
İbrahim’in evinin kentin ortasında bulunan höyüğün kuzey eteklerindeki kalıntılar
arasında bulunduğu iddia ediliyor.

Efsaneye göre Nuh Tufanı sırasında sulara batarak yerle bir olan Urfa (Urha)
sonradan Asurlular tarafından yeniden kurulmuş.
HARRAN EVLERİ
Harran'ın turistler tarafından en çok ilgi çeken yanı, külah biçimindeki konik
tipik evleri. Harran evlerinin oluşturduğu ilginç mimari dokuya dünyanın hiç
bir yerinde rastlanmaz. Harran harabelerindeki antik mimari kalıntılardan
toplanan tuğlalarla, köylüler tarafından yapılan bu evler, kare bir alanın
üzerini örten külah biçiminde bir kubbeden oluşuyor. Yan yana gelen tek
kubbeler iç kısımda kemerlerle birbirine bağlanmış ve içeride geniş bir oturma
mekanı elde edilmiş. Bölgenin iklimine uyumlu olan bu evler yazın serin, kışın
sıcak.
Harran'ın
bu evlerinde tavukların daha çok yumurtladığı, at gibi bazı hayvanların daha
uysal olduğu, kuru soğanların daha çabuk filizlendiği, yiyeceklerin bozulmadığı
halk arasında söylenegelmekte...

Harran; ay, güneş ve gezegenlerin kutsal sayıldığı eski Mezopotamya putperestliğinin
(Sabiizm) önemli merkezi olmasıyla da ünlüymüş. Bu nedenledir ki Harran’da astronomi
ilmi çok ileriymiş.

ŞUAYB ŞEHRİ
Harran'a 45 km uzaklıktaki Şuayb Şehri kalıntıları Roma Devrine ait.
Yüzlerce kaya mezarı üzerine kesme taşlardan yapılar inşa edilmiş. Bu yapıların
bazı duvar ve temel kalıntıları günümüze kadar gelebilmiş. Şuayb şehri
kalıntıları arasında bir mağara, Şuayb Peygamber’in makamı olarak biliniyor.

HARRAN ÜNİVERSİTESİ
M.Ö. 1000'e kadar inen tarihiyle Harran 11. yüzyıla kadar büyük bir bilim
merkeziydi. Abbasi Hükümdarı Harun Reşid’in yaptırdığı, dünyaca ünlü Harran
Üniversitesi buradaydı. İlkçağ felsefe ekolünün merkezi ve daha sonra Arap düşünce
sisteminin kaynağı olan bu üniversiteden bugüne yalnızca gözetleme (astronomi)
kulesi kalmış. Üniversitede sürdürülen bilimsel çalışmalar din, gökbilim, tıp,
matematik ve felsefe olmak üzere beş bölüme ayrılmıştı. Felsefede ağırlığın
Platon, Aristoteles, Plotinos gibi bilginlerde olduğu görülmüş.
İlk çağ
Helenizmi’nin İskenderiye’deki bilim ve felsefe okulu dağıtılınca buradaki
alimler Hz.Ömer zamanında, 7.yüzyılın ilk yarısında, Antakya ve Harrandaki
okullara yerleştiler. İslamiyetten önce varlığı bilinen Harran okulu, İslami dönemde
de ününü devam ettirdi. Harrandaki islam ünüversitesinde Sabiiler,
Hristiyan ve Müslümanlardan oluşan aydın gruplar vardı ve bunlar araştırmalar
yapıyorlardı.
Harran Üniversitesi’nde Farabi’nin de kısa bir süre öğrenim gördüğü bilinmekte.
Bugüne kadar ulaşan toprak üstü kalıntıların çoğu İslamiyet Dönemi’ndendir ve
kazıları hala sürmektedir.

HALFETİ
Urartu yazıtlarında 'Halpa' olarak bilinen Halfeti, Şanlıurfa'nın en eski
ilçelerinden birisi. Üzerinde birçok uygarlık konaklamış. Siyah gülü ile tanınan
bu etkileyici yöre, bölgenin yeşili bol belki de tek yeri. Bu yeşillikleri ona
veren Fırat ise artık sularının acımasızlığını sunmuş insanlara. GAP Projesi
kapsamındaki Birecik Barajı, Halfeti’yi de sular altında bırakmış. Şimdi
Halfeti'nin büyük bir kısmı yok. Yani ilçenin tam ortasında kurulu olan iki
mahallenin 150 evi sular altında kalmış. Evleri, dükkânları su altında kalan
Halfetililere farklı seçenekler sunularak bölgenin 8 km kuzeyine Yeni Halfeti adında yeni yerleşim kurulmuş. Halk bu Yeni Halfeti’ye alışmaya çalışıyor.
Halfeti ile
ilgili ele geçen ilk kayıtlarda kentin M.Ö. 855 yılında Asur Kralı III.
Salmanasar tarafından ele geçirildiği görülüyor. 'Şitamrat' olarak adlandırılan
bu şehir, daha sonra Yunanlılara geçmiş. Arapların istila ettiği şehir Kal'atül
Rum adını almış. Ancak daha sonra 9. yüzyılda Bizanslılar şehri tekrar ele
geçirmişler. Uzun yıllar Hristiyanlar için önemli bir yerleşim yeri olan
Halfeti, Memlüklerin şehri almasıyla İslam kültürüyle tanışmış. Ardından Yavuz
Sultan Selim tarafından Osmanlı İmparatorluğu'nun topraklarına katılarak ve
'Urumgala' adını almış.
HALFETİ EVLERİ
Romalılar tarafından Ekamia, adıyla Fırat nehrinin doğusunda kurulan Halfeti,
Urartu metinlerinde Halpa ismiyle anılmış. Tarihsel bütünlüğünü koruyan Halfeti
ve çevresi geçmişi tarihöncesi dönemlere rastlayan mağaralarla dolu. Tarihi
merkezi oluşturan evlerin her biri, büyük bir avlu çevresinde gelişen planlarıyla,
içe dönük görkemli bir konaklar... Burada taş mimarinin en özgün örneklerini
görebilirsiniz. Teraslar ise Halfeti evlerinin önemli özelliklerinden.

GELENEKSEL URFA EVLERİ
Urfa evleri genellikle “harem” (halk harem der) ve "oda" denilen
selâmlık kısmı olmak üzere iki bölümden oluşuyor. Bazen bu iki bölüm, aralarından
bir duvarla ayrılmış ve sokak tarafından ayrı birer kapıları olan müstakil iki
ev görünümünü verdikleri gibi, bazen de tek kapıyla girilen selâmlık bölümünden
sonra ikinci bir kapıyla harem bölümüne geçilen bir plan gösteriyor.
Eve gelen
erkek konukların ilk olarak ağırlandıkları selamlık bölümünde küçük bir
"hayat" (avlu), bir veya iki oda, eyvan, konukların hayvanlarının barınacağı
büyük bir "develik" (ahır) ve tuvalet bulunuyor. Bitişiğindeki
haremlik avlusunun ve buradaki kadınların görülebileceği endişesiyle genellikle
selamlığın üzerine ikinci bir kat yapılmamış.
Yılın 7 ay
gibi büyük bir bölümünün sıcak geçtiği Şanlıurfa'da ev halkı tarafından bütün
gün boyunca serin bir mekan olarak kullanılan yazlık eyvanlar Urfa evlerinin baş
köşesini meydana getirirler. Gerek mekan ferahlığı, gerek taş süsleme ve
gerekse hava sirkülasyonunu sağlayarak serinlik veren sistemler ile bölgedeki
Artuklu geleneğini sürdüren şadırvanların kullanılmasıyla eyvanlara verilen
önem Urfa evinde hiç bir köşeye verilmemiş.
Urfa’da insanların giyim tarzı bölge iklimi ve kültür mozaiğinin çarpıcı renk
ve biçimlerini taşıyor.
SIRA GECESİ
Urfa’da müziğin gelişmesi ve yaşatılmasında, yeni bestelerin ve sanatçıların
ortaya çıkışında en önemli faktör sıra geceleri. Sıra gecelerinde müzik, sıra
elemanlarınca usta-çırak geleneği içerisinde icra ediliyor. Herhangi bir
enstrüman çalan veya okuyabilen kişilerin oluşturduğu sıralarda müzik, Urfa makam
geleneği içerisinde icra ediliyor. Müzik faslı Rast veya Divan makamından başlayarak,
Uşşak, Hicaz ve gecenin durumuna göre diğer makamlarla devam ederek Kürdi veya
Rast makamıyla son buluyor. Bu makamlar icra edilirken o makama göre şarkı,
türkü okunuyor. Arada ise hoyrat ve gazel atılıyor. Müziğe yeni başlayanlar, bu
gecelerde ustaları dinleyerek müzik bilgisi alıp makamları öğreniyorlar. Bu
yönüyle sıra geceleri “halk konservatuarı” işlevi de görüyor. Her sıra
gecesinde müzik icra edilir diye bir kural da yok. Müzisyenlerin oluşturduğu sıra
gecelerinde bile müzik, gecenin ancak belli bir bölümünde icra edilir. Çünkü sıra
gecesinin esas amacı; sohbet, dayanışma, paylaşma.