10 BİN YILLIK
ÖYKÜ
1965
yılından bu yana yapılan kazılar ve özellikle bu kazılar sırasında Niğde - Köşk
Höyük, Aksaray- Aşıklı Höyük, Nevşehir- Civelek Mağarası’nda bulunan ana tanrıça
heykelcikleri, kadın takıları, renkli seramikler ve çanak çömlek kalıntıları,
bölgenin Neolitik çağlara kadar giden bir tarih-öncesi olduğunu gösteriyor.

KANİŞ VE HATTUŞ’DA
ASUR İZLERİ (M.Ö.3000-1750)
Kapadokya’nın yazılı tarihi, 5000 yıl önce Kuzey Mezopotamya’dan gelerek
Anadolu’da ticaret kolonileri kuran Asurlularla başlar. Kayseri’deki Kültepe
(Kaniş) ve Boğazköy’de (Hattuş) bugün kalıntıları hala duran ‘Karum’lar (Zamanın
büyük ticaret merkezleri, pazarlar) kuran Asurlu tüccarlar, madencilikte doruk
dönemini yaşayan Anadolu Tunç Çağı insanına ihtiyaçları olan kalayı
getiriyorlardı. Anadolu Eski Tunç Çağı’nda madencilikte doruk noktasına erişmişti.
Özellikle çağın son evrelerinde en büyük gelişim, Orta Anadolu’nun kuzeyinde
gözlenmiş. M.Ö. 2000-1750 yılları arasında Kuzey Mezopotamya’da yaşayan Asurlu
tacirler Anadolu’da ticari koloniler kurarak ilk ticaret örgütünü oluşturmuşlardı.
Bu ticaretin merkezi Kayseri’deki Kültepe, Kaniş – Karum. Belgelerde adı geçen
ve yeri saptanabilen karumlardan biri de Karum Hattuş (Boğazköy). Zengin altın,
gümüş ve bakır kaynaklarına sahip olan Anadolu, tunç alaşımı için gerekli olan
kalay açısından fakirdi. Tacirlerin beraberlerinde getirdikleri kalay, çeşitli
kumaşlar ve kokular, bu ticaretin ana malzemeleriydi. Hiç bir zaman politik
üstünlüğe sahip olmayan tacirler yerli beylerin himayesi altındaydılar. Asurlu
tacirler sayesinde Anadolu’da ilk defa yazı görülür. “Kapadokya Tabletleri’”
olarak adlandırılan Eski Asurca yazılmış çivi yazılı metinlerden, tacirlerin
geliş yolları üzerindeki beylere %10 yol vergisi verdikleri, borçlu olan halktan
%30 oranında faiz aldıkları, Anadolu krallarına sattıkları mal üzerinden %5
vergi verdikleri anlaşılmakta.
Yine bu tabletlerde Asurlu tacirlerin, Anadolulu kadınlarla evlendikleri ve
nikah sözleşmelerinde Anadolulu kadınların haklarını koruyacak maddeler bulunduğu
görülür. Asurlu tacirler, yazıdan başka silindir mühürler, madencilik, tapınak
ve tanrı fikirlerini de Anadolu’ya getirmişlerdi. Böylece Anadolu’nun yerli
sanatı, Mezopotamya sanatının etkisi altında gelişerek, kendine has yeni bir
sanat anlayışını ortaya koymuştu. Bu sanat daha da gelişerek Hitit sanatının
temelini oluşturdu.

Eski Pers dilinde “Katpatuka” olarak adlandırılan
Kapadokya bölgesi, ‘Güzel Atlar Ülkesi’ anlamına gelmekteydi.
HİTİTLER SAHNEYE ÇIKIYOR (M.Ö.1750 - 1200)
M.Ö.II.binin başlarında Avrupa’dan Kafkaslar üzerinden gelerek Kapadokya
bölgesine yerleşen Hititler, daha sonra yerli halkla kaynaşarak imparatorluk
kurdular.
Dilleri
Hint-Avrupa dil grubundan. Başkentleri Hattuşa (Boğazköy) olan Hititler’in en
önemli şehirleri Alacahöyük ve Alişar. Kapadokya Bölgesi’nde bulunan bütün
höyüklerde Hititler’e ait kalıntılara rastlamak mümkün. Bunun yanı sıra Hitit İmparatorluk
Dönemi’nde özellikle Kapadokya Bölgesi’nde stratejik açıdan geçitlere ve su
kenarlarındaki yüksek kayalara rölyef olarak işlenmiş anıtlar bulunuyor. Bu
kaya anıtlar sayesinde Hitit krallarının güneydeki ülkelere ulaşmak için geçtiği
yolları saptamak olası. Kayseri sınırları içindeki Erciyes Dağı’nın güneyinde
yer alan Fraktin, Taşçı ve İmamkulu kaya anıtları tanrıların kutsanması, Büyük
Kral’ın (Hattuşili III) ve Kraliçe’nin (Peduhepa) tanrılara minnettarlığını
göstermesinin yanı sıra imparatorluğun gücünün sınırlarını gösteren birer
propaganda anıtları.
GEÇ HİTİT KRALLIKLARI (M.Ö.1200 - 700)
Frigler’in
Orta Anadolu’nun önemli kentlerinin hemen hepsini yıkarak Hitit İmparatorluğu’nu
ortadan kaldırmasından sonra Orta ve Güneydoğu Anadolu’da Geç Hitit Krallıkları
ortaya çıktı. Kapadokya Bölgesi’ndeki Geç Hitit Krallığı ise Kayseri, Niğde ve
Nevşehir’i içine alan Tabal Krallığı. Bu döneme ait Gülşehir - Sıvasa
(Gökçetoprak), Acıgöl, Hacıbektaş - Karaburna Köyü’nde Hitit Hiyeroglifi ile
yazılmış kaya anıtları bulunuyor.
PERSLER KAPADOKYA’DA (M.Ö. 585 - 332)
Kimmerler’in Frig egemenliğine son vermesi sonucu Anadolu’da Medler,
(M.Ö.585)daha sonra da Persler (M.Ö.547) görülür. Persler bölgeyi ‘Satrab’ adını
verdikleri valilerce yönetmişler. º Persler, Zerdüşt dinine bağlı olduklarından
bölgedeki volkanları, özellikle Erciyes ve Hasandağı’nı kutsal saymışlar.
Persler,
Kapadokya’dan geçerek başkentlerini Ege’ye bağlıyan, “Kral yolu”nu geliştirmişler.
Makedonya Kralı İskender M.Ö.334 ve 332’de Pers ordularını arka arkaya bozguna
uğratarak bu büyük imparatorluğu yıkmıştı.
Pers İmparatorluğu’nu
yıkan İskender, Kapadokya’da büyük bir dirençle karşılaşmış. İskender,
komutanlarından Sabiktas’ı bölgeyi denetim altına almakla görevlendirince halk
buna karşı çıkmış ve eski Pers soylularından Ariarathes’i kral ilan etmişti.
Çalışkan bir yönetici olan I.Ariarathes (M.Ö.332-352) Kapadokya Krallığı’nın sınırlarını
genişletmiş.
İskender’in
ölümüne kadar barış içinde yaşayan Kapadokya Krallığı, Roma’nın bir eyaleti
olduğu M.S.17 yılına kadar varlığını korumak için Makedonyalılar’la,
Pontuslar’la, Galatlar’la, Romalılar’la mücadele etmişti.
BATININ
AYAK SESLERİ (M.S.17-395)
M.S.17’de
Tiberius Kapadokya’yı Roma’ya bağlayarak bölgedeki kargaşaya son vermişti.
Romalılar bölgeyi ele geçirdikten sonra batıya bir yol yaparak Ege’ye ulaşımı
sağlamışlar. Bu yol hem askeri hem de ticari açıdan önemliydi. Roma egemenliği
sırasında, yöreye gerek saldırı, gerekse göç biçiminde doğudan gelenler olmuş.
Romalılar bu yeni gelenlere karşı “Lejyon” adını verdikleri askeri
birlikleriyle karşı koymuşlar. İmparator Septimus Severus döneminde ekonomik
bakımdan oldukça canlanan Kapadokya’nın merkezi Kayseri, daha sonraki yıllarda İran’dan
gelen Sasaniler’in saldırısına uğradı. Gordianus III bu saldırılara karşı şehrin
etrafını surlarla çevirtti. Bu sırada Anadolu’da yayılmaya başlayan ilk
Hristiyanlar’ın bir kısmı büyük şehirlerden köylere göç etmeye başladılar.
Kayseri’nin önemli bir din merkezi haline geldiği 4.yüzyılda, kayalık Göreme ve
çevresini keşfeden Hristiyanlar, Kayseri Piskoposu da olan Aziz Basil’in dünya
görüşünü benimseyerek kayalar içinde manastır hayatını başlattılar.

Kapadokya’da İkonoklasm hareketi yüz yıldan fazla sürdü (726 -843).
BİZANS
HAKİMİYETİ (397- 1071)
Roma İmparatorluğu’nun
ikiye bölünmesiyle, Kapadokya, Doğu Roma İmparatorluğu’nun etkisi altında kaldı.
7. yüzyılın ilk yıllarında Kapadokya’ da Sasaniler’le Bizanslılar arasında yoğun
savaşlar yaşandı. Sasaniler bölgeyi 6-7 yıl kadar ellerinde tuttular. 651’de
Halife Osman, Sasaniler’in hakimiyetine son verince bölge bu kez Arap- Emevi
güçlerinin akınlarına uğradı.
Uzun süredir
devam eden mezhep çatışmaları III. Leon’un Müslümanlık’tan etkilenerek ikonaları
yasaklamasıyla doruk noktasına ulaştı. Bu durum karşısında bazı Hristiyan ikon
yanlısı keşişler Kapadokya’ya sığınmaya başladılar. İkonoklasm hareketi yüz yıldan
fazla sürdü (726 -843). Bu dönemde birkaç Kapadokya kilisesi ikonoklasm
etkisinde kaldıysa da ikondan yana olanlar burada rahatlıkla gizlenip
ibadetlerini sürdürdüler.
TÜRKLER GELİYOR (1071 - 1299)
10. yüzyılda
kuzeye doğru yayılan İslamiyet’i kabul eden Selçuklular, İslamiyet’i kabul
etmemiş kavimlerle sürekli mücadele ederek egemenlik alanlarını genişletmeye
çalışmışlardı.
Bizans İmparatoru
Romanos Diogenes’in Selçuk Bey’in torununun oğlu Alparslan’a 1071 yılında
yenilmesi Bizans’ın gerilemesine, Anadolu’da yeni bir dönemin başlamasına neden
oldu. 1075 yılında Anadolu Selçuklu Devleti kuruldu. 1082’de Kayseri fethedilmiş
ve böylece Kapadokya Selçuklu hakimiyetine girmişti.
Hristiyanlığın
önemli yerleşim ve yayılma alanı olan Anadolu, bundan böyle Kuzey Afrika’dan
Ortadoğu ve Yakındoğu’ya kadar uzanan İslam bölgelerine dahil olmuştu.
Anadolu’nun Selçuklu Türkleri tarafından fethi, Patrikhane’nin idari etkinliğini
etkilemedi. Çünkü 13. yüzyıla ait Ihlara Vadisi’ndeki St.George Kilisesi’nin
yazıtlarında Selçuklu Sultanı II.Mesud ve Bizans İmparatoru II.Andronicus’un
adlarından övgüyle bahsedilmekte.
13. yüzyılın
sonunda Anadolu Selçuklu Devleti’nin zayıflaması üzerine Anadolu’nun çeşitli
bölgelerinde beylikler ortaya çıktı. 1308 yılında Moğol kökenli İlhanlılar
Anadolu’yu istila etti ve Kapadokya Bölgesi’nin önemli bir kenti olan Kayseri yıkılıp
tahrip edildi. Selçuklu sultanları Moğol yönetiminin etkisi altında kaldılar ve
bağımsız hareket edemediler. Anadolu’nun artık Türk boylarının kurduğu
beylikler halinde idare edilme dönemi başladı.

OSMANLI
DÖNEMİ
Kapadokya
Bölgesi, Osmanlı Dönemi’nde oldukça sakin. Nevşehir, Damat İbrahim Paşa
dönemine kadar Niğde’ye bağlı küçük bir köy. 18. yüzyılın başlarında, özellikle
Damat İbrahim Paşa zamanında Nevşehir, Gülşehir, Özkonak, Avanos ve Ürgüp’te
imar hareketleri gelişti; camiler, külliyeler, çeşmeler yaptırıldı. Özkonak
kasabasının merkezinde Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim’in doğu seferi sırasında
(1514) yapılan köprü, Nevşehir’deki erken Osmanlı yapısı olması açısından önemli.
Osmanlı
Dönemi’nde de Selçuklu Dönemi’nde olduğu gibi yörede yaşayan Hristiyanlar’a karşı
hoşgörülü davranılmış. Ürgüp/Sinasos’taki 18. yüzyıla ait Konstantin Eleni
Kilisesi, Gülşehir’deki 19.yüzyıla ait Dimitrius adına yapılan kilise ve
Derinkuyu’daki Ortadoks Kilisesi bunun en güzel örnekleri.